21 Nisan 2008 tarihli günümün özeti

  • 12 gibi uyandım, biraz çok uyumuşum.
  • Benim gibi İzmit'e dönen (İzmir'den) kuzen Özgür'le buluştum.
  • Acısu'ya gittik, Yakamoz'a oturduk.
  • Sonra Şive geldi, sonra bir de Ufuk geldi.
  • Bi' ara Nargile Cafe'ye geçtik.
  • Oradan da zaten yakınlardaki Özgür'lerin evine gittik.
  • İşte yazma konusunda sabırsızlandığım madde: Ben saçımdan hep şikayet ederim efendim. Daha doğrusu, ederdim. Şive insanı öyle güzel bir şey yaptı ki saçlarıma, aynısınıbecerebileceğimi sanmıyorum ama sürekli bu modelden kullanmak istiyorum artık. Vallaha da, billaha da süper bir şey oldu saçlarım. Süper yani, o derece. Muhteşem. İnanılmaz. Ohaaa.
  • Televizyonda (Digiturk'te film gösteren kanallardan biri) The Ape adlı film vardı. Yarım yamalak da olsa izledim o filmi. Kötü bir film değil ama öyle muhteşem bir film de değil yani. Güzel.
  • 7'de hem film bitti, hem de biz çıkacaktık zaten, Özgür'le anneannemlere gidecektik. Gittik de.
  • İkimiz de geldik diye sülale yemeği verildi, bizim şerefimize gulucuk. Çok şımarmadık tabii, yemeğimizi yeyip çıktık.
  • Tekrar arkadaşlarımızla buluştuk. Bu sefer aramızda Işıl, Cihan ve Hiko (Hikmet) de vardı.
  • 11'de eve döndüm.
  • 12 buçukta da babamla evden çıkıp tren garına gittik.
  • 1'deki trenime binip Ankara'ya doğru dönüş yolculuğuna başladım.
Bir hatırlatma: Bu yazıyı istediğiniz yerde, istediğiniz gibi yayınlamakta özgürsünüz. Ama verdiğim emeğin hakkını, karşılığını vermek adına yazıyı yayınladığınız yerde, yazının hemen üstünde bu sayfaya bağlantı vermeniz gerekiyor. Şimdiden teşekkürler.
Yorumlar

Sevgili Barış, diğer arkadaşların da yorumlarıyla öğrendiğim şudur ki "yiyip" de olur, hem de daha güzel oluyor... Her ikisi de oluyor yâni...

Evet ama "deyip" deyip de "yiyip" demek çok garibime gidiyor. Bu yüzden artık gereken yerlerde "yeyip" kullanma kararı aldım gulucuk.

Yorum Yap