26 Mayıs 2008 tarihli günümün özeti

  • Önce 9'da, sonra 9 buçukta uyandım.
  • Kahvaltı edip saçımı yıkadıktan sonra okula gittim.
  • Nermin'le beraber Ahlatlıbel'deki Ankara Üniversitesi Gözlemevi'ne gittik. Giderken dolmuştaki hindistan cevizi kokusu yüzünden (Sonradan bir adamın parfümü veya şampuanı olduğu kanısına vardık.) ya kusacaktım, ya bayılacaktım. Çok şükür ikisi de olmadı.
  • Gözlemevine hayran kaldım ben. Bildiğin tatil köyü gibi, tek farkı teleskoplar falan var. Muhteşem bir yerdi.
  • Döndükten sonra kampüsün kantininin sahibiyle görüşüp iş istedik. ADT'deki etkinliklerimiz dolayısıyla bizi tanıdığı için firmanın (Shoppe) merkez şubesine gidebileceğimizi, birazdan bir arkadaşın oraya gideceğini söyledi.
  • O arkadaşı beklemeye başladık. Beklerken pasta yedik, muhabbet ettik falan.
  • 1 buçuk saat sonra geldi arkadaş, bizi merkez şubeye götürdü.
  • Orada pek babacan bir abiyle konuştuk. Kadroları yeterliymiş ama yoğun organizasyonlarda bize ihtiyaçları olabilirmiş, bu yüzden isimlerimizle telefonlarımızı aldı.
  • Nermin eve gitmek üzere Milli Kütüphane durağından otobüsle Kızılay'a geçti, ben de işim gücüm yok diye eve gittim. Sonradan aklıma geldi, deneme sınavına girebilirdim lan Açı Dershanesi'nde!
  • Evdeki üç faturayı yatırayım, bir de para çekeyim dedim, Ziraat Bankası'na gittim.
  • Sıranın bana gelmesi 45 dakikayı buldu.
  • Berk'le dertleşesim geldi, akşam içmeye çağırdım. O da beni ODTÜ'ye çağırdı.
  • 6 buçuk gibi Gökkuşağı durağına geçip dolmuş beklemeye başladım.
  • Dolmuş 7 buçukta geldi. Daha doğrusu boş olan dolmuşlardan biri ilk kez 7 buçukta durdu durakta.
  • ODTÜ'ye bu sefer giremedim anasını satayım. Mecbur geri döndüm eve.
  • Akşam bir delilik yapayım dedim ve deli gibi kendi kendime konuştum. Evet, yaptım bunu. Siz de yapın; özellikle son günlerde birçok olaydan dolayı delirme noktasına geldiyseniz sakinleşiyorsunuz, delirmiyorsunuz.
  • Akşam boyu birkaç Scrubs bölümü daha izledim.
  • Akşam yemeğimi 11 buçukta yedim.
  • İyi geceler.
Bir hatırlatma: Bu yazıyı istediğiniz yerde, istediğiniz gibi yayınlamakta özgürsünüz. Ama verdiğim emeğin hakkını, karşılığını vermek adına yazıyı yayınladığınız yerde, yazının hemen üstünde bu sayfaya bağlantı vermeniz gerekiyor. Şimdiden teşekkürler.
Verilen Tepkiler
1. kh demiş ki; 27 Mayıs 2008, 05:36

iyi güzel yapmışsın da, bunları neden yazdın? hiç mi işin gücün yok? niye benim midemi gece gece bulandırıyorsun?

şimdi sen bu dandik sitene günlük diyorsun değil mi? uyuzun biri sana öğretmiş: wp günlük olarak kullanılır, günlük olayları yazarız, yaşasın. sen de buna inandın ve gün içinde yaşadığın, kimseye hayrı olmayan olayları yazıyorsun değil mi?

şimdi o uyuz tanıdığının yaptığı yanlışı ben düzelteyim:

bir yazının günlük yazısı olabilmesi için, içeriğinin özel olması gerekir. kendine bile zor söyleyebildiklerini günlüğe yazmalısın. dolayısıyla günlüğü, senden başka kimse okuyamamalıdır. ne sevgilin ne eşin, kimse sana o kadar yaklaşamaz. neden yaklaşamaz? çünkü insanların hepsi hayvandır. kötü anlamda değil, normal anlamda hayvandır. neden hayvandır? çünkü içgüdüleri, bilinçaltı vardır. bütün gününü yazmışsın ama masturbasyon yaptığını yazmamışsın veya hangi kızın kalçasına baktığını, kiminle sevişmeyi hayal ettiğini yazmamışsın. seviştiysen onu da yazmamışsın. veya birine zarar vermeyi düşünmüşsündür ama yazmamışsın. kendinle ilgili hiç bir kötü ayrıntı, olay yazmamışsın. sonuç olarak yazın gerçek değil. uyuz, anlamsız, işe yaramaz, 100 yıl sonra okuduğunda değer vermeyeceğin bir yazı olmuş. dolayısıyla bu bir günlük yazısı değil.

nedir bu peki? bu bir çöplüktür. bu bir spamdir.

seo'dan az çok anlıyorsun, belli. peki sorması ayıp, milli kütüphane ifadesini neden kalın yazdın? yazın, milli kütüphane ile mi ilgili? google'da birisi milli kütüphane diye arattığında senin sayfana gelirse utanmayacak mısın? spamci misin sen? evet, spamcisin. interneti kirleten br spamcisin.

sakın anasayfan pr5 diye kaliteli bir siteye sahip olduğunu düşünme. pr5 olma nedeni, eklentilerdir. bir tane wp temasına link koyarak da siteler pr5 olabiliyor. o yüzden, sakın kimseye pr5 sitem var deme. çünkü senin siten kalitesiz, pr5 olmayı hak etmeyen bir çöplük.

peki hangi site hak eder: seobook.com. bu hak eder. neden? çünkü işe yarıyor, bilgi veriyor, spam yapmıyor, çöplük değil.

iyi okulda okuyorsun, değerini bil, kendini geliştir, boş işlerle zaman harcama. okul bitince de hangi amerikan şirketinde kaç liraya çalışacağını düşünüp, devletin parasıyla okuduğunu unutma. bu ülke için çalış. odtüde okuma nimetini sana sunan millete faydalı ol.

aha delirmiş...

cok agır bi elestiride bulunmussun kh. ben bu blogun sahibini tanımıyorum ama yazılarını gayet içten ve güzel buluyorum, vaktim oldukca okuyorum. birine bu denli agır elestiride bulunmak saygısızlıktır. begenmiyorsanız okumazsınız sizi zorlayan bişey yok. yani özetle size ne? dedigim gibi ben bu blogun sahibini tanımıyorum ama bu yazdıklarınıza tepkisiz kalmak elde degil. ayrıca böyle bi internet ortamında insanın günlügüne herseyini yazması zaten mantıksız. siz, genel olarak bloglarda günlük tutma olayına karşısınız anladıgım kadarıyla. oyuzden muhatabınız bu blogun sahibi degil "blog yazarları"dır. bukadar seyi yazmayı biliyorsunuz ama konuyla ilgili muhatabınızın kim oldugunu bilmiyorsunuz. bu da ilginc yani.

4. ferdi demiş ki; 27 Mayıs 2008, 16:40

kh isimli arkadaş,
kimsin necisin, "burası blog" ve günlüğün tutulduğu yer. Bizler(yaşım elli) günlüğü defterlere ayıyorsuk ki hala saklarım. Bu arkadaş da internet ortamında tutuyor günlüğünü. ne var bunda anlamadım.

kh
beyn'e uçan tekme atsaydın daha iyi olurdu

adamı yerden yere vurmuşun

adam normal günlük tutuyo, sanane!

madem site kalitesiz neden yorum yazma zahmetinde bulundun...

özetle anlamsız bir yorum yazmışsın

bende giriyorum hoşuma giden yazı olursa yorumluyorum, gitmeyen olursa bişey yazmadan çıkıyorum.
ama sen hakaret etmişin düpedüz.

hem insanlarla hayvaları ayıran farkları bilmiyosan bu siteye bir daha hiç uğrama.

senin gibi süper zekalıların yorumlarını okuyup sinirlerim gerilmesin.

6. kh demiş ki; 27 Mayıs 2008, 17:28

tansu: evet delirmiştim. çünkü midem bulandı blogu görünce.

algoritmus: eleştirinin ağırı, hafifi, orta hallisi olmaz, eleştiri eleştiridir. blogun sahibi ağlamasın diye "canım ama böyle blog olmaz ki, çok ayıp" mı yazayım? içten olma işe yaramamak mı? ülkeyi şeriat devleti yapmaya çalışan içten insanı ne yapacaksın? çok mu seviyorsun onları? içten olan mars'a araç gönderenlerdir, "sabah dokuzda kalktım, saçımı yıkadım" yazanlar değildir. muhattabım bu ve bunun gibi blogların sahibiydi. ben de birine ders verdim. anlar mı? kendi yazısını kendisi okuduğunda midesi bulanmıyorsa, benim yazdıklarımı da anlamaz. anlamazsa neden yazdım? umut.

ferdi: sizin defterinizde yazılanlarla bunları karşılaştırırsanız, ne demek istediğimi anlarsınız. günlüğe "sabah dokuzda kalktım, saçımı yıkadım" yazılmaz. günlüğe "mervenin göğüsleri fena azdırıyor beni ama selmayı da aldatmak istemiyorum" yazılır.

miray: uçan tekme, cart curt ifadelerini bırakın. bunlar lise çağından kurtulamamış, kendini esprili sanan tiplerin ifadeleridir. daha özgün olun. "sanane" de diyemezsin. düz bir mantıkla bende sana "sanane" derim. bir yazının kalitesiz olması eleştiri yapmayacağım anlamına gelmez. "özetle anlamsız bir yorum yazmışsın" geneli nerede de özetini çıkardın hemen? hoşuna gidenlere yaz sen sadece. hoşuna gitmeyenlere dokunma. sadece alkışla, gelişmesine katkıda bulunma. devam, iyi yoldasın. sinirlerini sevsinler senin.

Beni savunan arkadaşlara ve babama çok teşekkür ederim ama kh'nin haklı olduğu bir nokta var: Eleştirinin derecesi olmaz. Daha doğrusu, olur ama ağır veya hafif olması o eleştirinin derecesini düşürüp yükseltmez. Yine de kh kendisini eleştiri konusunda bir öğretmen, bir ilah olarak görüp ders verdiği sanrısına kapılması da doğru değil.

@kh; öncelikle anlaman gereken bir şey var: Ben burada günlük tutmuyorum, hayatımı arşivliyorum. Yine de günlük tutsaydım bile senin hayal ettiğin gibi azdırıcı seks hikayeleri yazmazdım. Hayatımı arşivlemeyi günlük tutmaya ben de benzetiyorum ama ikisinin arasındaki fark, birinin -senin de söylediğin gibi- daha içten olması, diğerininse gün boyunca yaşanan olayların gerçekten bir arşive bir rapor eklermiş gibi sistematik olmasıdır. Eğer günlük tutuyor olsaydım; yaşadıklarımı maddelemez, duygularıma daha çok yer verir veya en azından "Sevgili günlük..." diye başlardım.

SEO'dan gerçekten de iyi anladığımı söyleyemem. Kavramın varlığının farkındayım ama Beyn'de geçirdiğim iki buçuk yılın çeyrek yılı haricinde SEO için gerçek anlamda uğraşmış değilim. Milli Kütüphane'yi kalınlaştırmamın sebebi onun bir özel isim oluşu ve arşivimin sistematik çerçevesi içerisinde özel isimleri kalınlaştırmam, notların başlıklarının altını çizmem, vurgulamak istediklerimi italikleştirmem, insanların isimleri haricindeki birçok özel ismi etiket olarak da girmem gibi kuralcıklar olmasıdır. PageRank değerim içinse zerre uğraşmadım ama 5 olmasına nasıl sevindiğimi anlatamam.

Son olarak söylemek istediğim şey şu: Eğer midenin bulantısı seni kusturacak noktaya getirmediyse, Beyn'in diğer bölümlerine de uğramanı tavsiye ederim; Hayatımın Arşivi kategorisi Beyn'in tek ve/veya en önemli bölümü değil, Beyn'in başarısında etkili olan tek kategori hiç değil. Beyn'de üzerine titrediğim, en sevdiğim kategorim Böyle Düşüncelerim Var kategorisidir, Hayatımın Arşivi her zaman için ikinci plandadır. Bu bölümü de, hatta Beyn'in hiçbir yerini bile beğenmeyebilirsin ve Beyn'i ziyaret eden, muhtemelen tarafsız bir insan olarak beğenmeme konusunda da kesinlikle haklı bir sebebin vardır.

Yine de bu görüşlerini hakaretlerden arındırarak, daha içten, daha profesyonel bir eleştiri kılıfına uydurarak bildirmiş olsaydın eleştirilerin biraz olsun değer görebilir, dikkate alınabilirdi. Oysa ben sırf sen hakaret ettin diye gözyaşları içerisinde içtenlik hırsıyla Mars'a gönderilecek bir uzay aracı tasarlamaya başladım bile. Neden? Çünkü dersimi aldım ben. İsmini, en azından e-posta adresini verme korkusuyla kıçından birkaç harf sallamış olmasaydın şimdi odamın duvarına yerleştireceğim devasa bir poster yaptırıyor olacaktım, hayat görüşümü değiştirip beni kurtaran şahsi mesihimi anmak için.

kh kusura bakma ama tepki fazla anlamsız olmuş :)

9. kh demiş ki; 27 Mayıs 2008, 19:51

babana neden teşekkür ettiğini anlamadım ama benim yazıma cevap verenlerden birisi olduğunu umuyorum. yoksa gizli bir küfürse, aynen iade ediyorum.

eğer bunu günlük olarak görmüyor, arşiv gibi bir isim koyuyorsan, bu biraz mantıklı. ama bu, blogun anlamsızlığını, çöplüğünü, spamliğini ortadan kaldırmıyor malesef. benim dikkatimi çeken, çöplük olmasıydı. bir üniversite öğrencisinin, sabah kaçta kalktığını yazmasını anlamlı bulmuyorum. zaman kaybıdır.

yazım şeklinle ilgili olarak seo'dan anladığını düşünmüştüm ama söylediğin gibi sebebi bu değilmiş. sebebi, akademik yazım kurallarını bilmemenmiş. akademik yazımda isimler, vb dikkat şekilde yazılmaz. sadece, içerikle ilgili temel sözcükler dikkat çekici şekilde yazılır. bu yazın çplük olduğu için, dikkat çekici şekilde yazılması gereken bir sözcük yok. düz yazmalısın. bu hem akademik yazımın hem seo'nun kuralıdır. yoksa, dediğim gibi, milli kütüphaneyi aratan bu sayfana gelir. bu da hoş olmaz. spam kötüdür. bilinçsizli ya da bilinçsiz olması farketmiyor. akademik yazım kurallarını odtüde öğretmiyorlar sanırım. ama bunları öğrenmelisiniz. mesela bu sayede, "son olarak" diye başlayan paragrafın son paragraf olması gerektiğini bilir, anlamsız bir dizime sahip olmazsın.

sana tavsiye, "kusmak, kusturmak" gibi mide bulandırıcı ifadeleri hiç bir yerde kullanma. günlük hayatta da kullanma. bu sözcükleri ben de bliyorum ama "mide bulanması" demişim, değil mi? bu şekilde kullanırsan, insanların mideleri bulanmaz. "kusmak" dersen, mideleri bulanır.

diğer kategorilerine, en azından başlıklarına baktım. dikkat edersen sadece bu sayfana laf attım(bir çok yazın da benzer). eğer bu yazıları silsen, işe yarar bir site olma ihtimali yükselecektir.

eğer yazılarımda bir hakaret bulursan, belirt, özür dilerim. ama hakaret yok. sıfatları, hakeretle karıştırma. çöplük bir sıfattır, hakaret değildir. anlamı, işe yaramaz, atıktır.

dil bilgini de geliştirmelisin. profesyonel, yaptığı işten para kazanandır. bunun yerine, "geçerli, işe yarar, aydınlatıcı, bilgi içerici" gibi ifadeler kullanabilirsin.

eleştirimin dikkate alındığı da açık. dikkate almıyorsan, yukarıda söylediğim "umut" işe yaramadı demektir.

ayrıca, "kıç" sözcüğünü de kullanma. yakışmıyor insanlara. safsata de, uydurulmuş de, yalan de ama kıç sözcüğünü içeren ifadeler kullanma. yaptığın ve yazdığın her şeyi, babanın, çocuğunun, eşinin, nüfus müdürünün, kazım kanatın, simitçinin, cumhurbaşkanının duyabileceğini veya okuyabileceğini de düşün. saygınlık budur.

e-posta adresimi verme korkum neden olsun? belki de bu çöp sayfada adresimin geçmesini istemememdir. eğer işe yarar, çöplük olmayan, spam içermeyen, mide bulandırıcı sözcüklerden, lisede arkadaşlarına el hareketi yapan çocukların kullandığı "dur lan... benim bu?" gibi espriden yoksun ama espri olduğu düşünülen ifadelerden arındırılmış bir yazın varsa göster, oraya e-posta adresimi yazarım.

babana teşekkür etmeni, yukarıda belirttiğim sebep olarak gördüğümü, e-posta adresimi öğrenme arzunu bir tehdit olarak görmediğimi tekrar belirteyim. eğer böyle değillerse, zaten açık açık yazarsın.

10. Miray demiş ki; 27 Mayıs 2008, 21:48

kh'ye;

sadece şöyle diyeyim.

kendini tatmin çabasında olan ve belkide çocukluğu problemlerle geçmiş bir zavallısın.
Eğer çok bilmiş biriysen ve adamsan git kendine bir alan al ve blog yaz da sözlerle değil, yaptığın işlerle konuş.
Yok benim blogum var ama reklam yapmıyorum triplerine gireceksen de işte o zaman hakikaten seni adam yerine koyduğuma yanarım.
Kendine güvenin varsa sözlerle birilerini eleştirmeyi bırak ve blog nasıl yazılır noktasında bize yaptığın işlerle cevap ver. Biz de "vay be!.. adam haklıymış" diyelim. Laf salatası yapıp asabımı bozma!..

Ayrıca "şimdiye kadar hiç bir eleştirmenin heykeli dikilmemiştir"
Ama böyle gidersen seninkini Bakırköy ruh ve sinir hastalıkları hastanesinin bahçesine dikebiliriz.
Bu sana son cevabımdı.
Hakkımda ne düşünür ve yazarsan yaz artık umurumda değil.
Yaptığın işleri görmeden sana sadece laf salatası yapan ve eleştiri yaparak kendini tatmin etmeye çalışan bir süper zekalı (!) olarak bakıcam.
Vesselam.

Yok, küfür falan etme seviyesine inecek değilim. Babam, yorumcular arasındaki Ferdi'dir.

Hayat arşivlemek sana anlamsız gelebilir, hatta kısa vadede bana bile anlamsız gelebiliyor ama uzun vadede düşündüğümde 10 yılımın, 50 yılımın her gününü tek tek okuyabileceğim fikri beni çok heyecanlandırıyor. Bunun yanında heyecanlanan veya bu hayat arşivini okumaktan zevk alan tek kişi de ben değilim; hayatımı merakla okuyan kişiler de var (Bulabildiğim tek örnek şuradaki, ama daha çok kişi tarafından okunuyorum ve bu beni çok mutlu ediyor.). Bununla da kalmayıp bu konsepti benimseyen ve blog'larında hayatlarını arşivlemeye başlayan kişiler görmeye başladım ki tamamen rastgele gelişen bir fikrimin böyle benimsenmesi, tarifi gerçekten zor bir his.

Elbette çöplük olarak da görülebilir, hatta senden başka kişiler de var bu hayat arşivini internet üzerindeki iğrençliklerden bir başkası olarak gören, ama bunu da ancak ve ancak başka bir görüş olarak görebilirim ve görüşe saygı duymaktan öteye gitmem.

Akademik bir yazı yazıyor değilim. Eğer akademik bir yazı olarak görüyorsan, bu bile yazılarıma bir seviyede değer verdiğimi gösterir ki bu da beni mutlu eden başka bir etmen oldu, teşekkürler. Yalnız bilmediğin bir nokta var: Arama motorları; italikleştirilerek vurgulanan, altı çizilen, kalın yazılan terimleri, düz yazılan terimlerden ayrı tutar. Ufak bir fark yaratıyor olsa da bu terimler arama motorlarınca düz yazılan terimlerden daha fazla önemsenir yani. Ha, bu benim bilerek ve isteyerek kullandığım bir SEO taktiği mi? Kesinlikle hayır; ben okunabilirliği artırmak, kişinin uzun yazılarda satırlar arasında kaybolmasını engellemek, yazının sıkıcılığını bir nebze olsun gidermek için kullanıyorum.

Arşivimi silme fikrine gelince: Öyle bir şey olmayacağını, bu fikrini hiçbir şekilde önemsemeyeceğimi sen de, o cümleyi yazarken tahmin etmişsindir sanırım. Böyle Düşüncelerim Var, Bloglama Denen Hadise veya herhangi başka bir bölümdeki yazıyı okuyan bir kimse; Hayatımın Arşivi kategorisindeki çöp gibi yazıları görünce kendi okuduğu ve işine yarayan yazıyı kötü olarak görmez; dolayısıyla içeriğin kalitesinin düşmesi gibi bir durum sözkonusu olmaz. Kaldı ki bu kategorinin çöplük olduğunu iddia eden de sensin; onun görüşü farklı olabilir.

E-posta konusuna gelince: E-postan gerçekten umrumda değil, zaten hiçbir yorum yazarının göremeyeceği gibi senin e-postan da yönetim panelinden bakan bendeniz haricinde kimse tarafından görüntülenemez. Benim yanıtladığım o sözlerimde değinmek istediğim olay, kendi kimliğini ele veremeyecek kadar korkak olmandı. Kaldı ki hala uydurduğun "kh" rumuzundan öteye geçebilmiş değilsin, bu da beni kimliksiz, kişiliksiz biriyle konuşuyormuşum hissine kapılmama neden oluyor.

Belli ki insanlara ne yapmaları gerektiğini, daha doğrusu ne yapmalarını istediğini söylemeyi pek seven birisin; aksi takdirde "Burası çok kötü, midemi bulandırıyor bu yazılar." gibi sığ yorumlar yazıp "Kıç deme, kusmaktan bahsetme." gibi emirimsi önerilerde bulunmazdın, "Dil bilgini geliştir, şunu yap, bunu et." tarzında insanları küçümseyen cümleler kurmazdın. Zaten sırf bu yüzden eleştirilerin (ve yanında gelen hakaretlerin) beni zerre etkileyebilmiş değil. Başka biri gelseydi ve "Şurası çok kötü ve sebebi de şu; şunu yaparsan daha iyi olur." şeklinde kibar ve yapıcı eleştirilerde bulunsaydı, isterse bütün Beyn'i kötülemiş olsun, o kişinin fikrini önemser ve adamın eleştirilerine göre Beyn'i daha farklı biçimlerde geliştirmeye devam ederdim.

Umarım bundan sonraki yorumlarında en azından isim kullanma lütfunda bulunur ve biraz daha kibar konuşarak eleştirilerini en azından katlanılabilir seviyeye getirirsin. Öyle anamuhalefet partisi liderleri gibi "Şu kötü, o fena, bu bok!" deyip kaçmanla pek etkili olamıyorsun zira.

Not: ODTÜ'lü değilim, birazcık araştırıp hangi üniversiteye kayıtlı olduğumu görebilirsin.

12. Fatih demiş ki; 27 Mayıs 2008, 23:20

Uzun süredir blogunu takip eden bir okuyucun olarak(yaklaşık 1,5 sene....) @hk'ya bazı konularda katılmamak elde değil. Bu noktada kabul edersen , sana bazı tavsiyelerim olacak :

- Her gün, 1 makalenin(konuyu sen seç) çevirisini yapabilirsin.
- Her gün, 1 WP eklentisini çevirebilirsin.
- Eklenti yazabilirsin.
- Linux kullanmaya başlayabilirsin.
- Doctus'dan öğrendiğin bilgilerin üstüne , küçük ilaveler yaparak kendi makalelerini yazabilirsin.(TR ve EN )
- Güzel bir kız arkadaş bulup , hayatına yeni renkler katabilirsin.

Eleştirilere açık olmasın. Senle aynı düşüncelere sahip okurlarınla bir olup ; eleştirmenin eleştirilerine teker teker cevap vermen , senin gibi kaliteli bir insana yakışacak bir davranış biçimi değil. Bu yazıyı " Bana Ulaş" bağlantısından da gönderebilirdim ; ama istemedim.

Daha iyi yerlere gelmen dileğiyle üstadım. Başarılar...

13. Miray demiş ki; 27 Mayıs 2008, 23:27

Ne kadar aklıllı insanlar varmış bizim ülkemizde.
madem bu kadar iyi biliyoruz blog yazarlığını çekip gidin kendi blogunuzu yazın kardeşim
ne işiniz var bu sitede değilmi

@Fatih; dediklerinin bazılarını zaten gerçekleştiriyorum; ama bu tür şeylerin "kişisel" kategorisindeki bir blog'a bir faydası olmaz ki? Bunun yerine "kişisel" kategorisine sığmayan, benimkinden daha iyi blog'ların adreslerini verebilirim istersen. Ama benim Beyn'le yaptığım şey, hayatım ilerledikçe aklıma gelenleri, yazmak istediklerimi yazmak oluyor; Beyn'i daha iyi bir noktaya getirebilmek için hayatımı değiştirmemi beklemeyin benden :).

15. kh demiş ki; 27 Mayıs 2008, 23:58

başlarda belirttiğim "umut"un boş olduğu anlaşılsa da, kendi adıma son bir yorum yapıp, çöplüğü terk edeyim. çünkü burada faydalı olamadığım açık.

10-50 yıl sonra okuduğunda heyecanlanacağın yazılara sahip olmak istiyorsan, benim dediğim gibi yazılar yaz. yani gerçekleri. içinde, beyninde yaşadıklarını. sabah kaçta kalktığında, 10 yıl sonra ilgilenemeyeceksin. şu an neleri düşündüğünle, süleyman demirelle, hocalarınla, türban davasıyla, marsa gidişle, vb ilgili düşüncelerini okumak sana zevk verecek. sabah kaçta kalktığın ilgilendirmeyecek, o bölümleri sürekli atlayacaksın. ve bu şekilde devam edersen, lafıma gelip, blogu sileceksin. çünkü değersiz.

başkaları senin yazdıklarını sevebilirler. bu onların zevki değil, sorunudur. neden sorunudur? çünkü okuyacak başka bir yazı bulamıyorlar demektir. senin sabah kaçta kalktığını okumaktan zevk alıyorlarsa, eminim, yargıçların dinlenmesi veya newage ile ilgili görüşlerini okumaktan kat kat daha fazla zevk alacaklardır. ama böyle yazılar yazmadığın için, dolmuş muhabbetlerini okuyorlar. sen de buna sevgi diyorsun.

ayrıca, senin blogundan daha büyük çöplük varsa, o da sourtimestır. espri yapmak için birbirleriyle yarışan, "ben espri yapabiliyorum" diye bağıran zevzeklerin çöplüğüdür(zevzek hakarettir, hak ediyorlar). o yüzden, onların zevklerini önemseme. ben senin mesihin değilim ama yazdıklarımı sakin kafayla tekrar oku. sahip olduklarını savunman, her zaman seni ileriye götürmez. bazen sahip olduklarını silmen gerekir. bu blog gibi.

yazılarını akademik yazı olarak göremiyorum ama senin akademik yazım kurallarına uyman gerektiğini düşünüyorum. üniversitede okuyan birisi bu kurallara uymuyorsa, kimsenin uymasını bekleyemeyiz. öncü olmak, senin gibilerin borcu. akademik yazım nedir bilmiyorsan da, sana anlatıyorum. diyorum ki, kalın, italik, vb şekilde ilgi çekici yazımları sadece içerikle birebir ilgili söcüklerde ve cümlelerde kullan. bu sayede yazıların spam olmaz.

arşivini silsen, özel bir insan olurdun. sana bu şansı verdim ama reddettin. artık silemezsin burayı. silersen, sebep ben olurum. kendi başına karar verebilmiş olmazsın. sana verdiğim şansı harcaman sana çok şey kaybettirdi, bundan emin ol. fight club'ı izle. ne demek istediğimi anlarsın. vazgeçtim, anlamazsın.

"bendeniz" gibi güzel konuştuğunu sanan yaşlıların sözcüklerini de kullanmamalısın.

kendi kimliğini açıklamamak korkaklık değildir. seni, kimliğimi verecek kadar önemsemiyorum demektir. admin@google.com yazsam ne değişecekti? sen yazdıklarıma bak, kim olduğumu boş ver. say ki hz. isa'yım.

"kimliksiz, kişiliksiz" işte bunlar hakarettir. altyapıları bulunmadıkları için de önemsenmezler. burada yazılanları okuyan, lise eğitimi tamamladığının farkında olanlar, kimliğim veya kişiliğimle ilgili değil, yazılarımla ilgilenmen gerektiğini bileceklerdir. keşke sen de bunu anlayabilsen.

kullanmaman gereken sözcükleri kullanmaman gerektiğini bahsediyorum ama sen kendini korumaya dalıp, onları ve daha beterlerini kullanmaya devam ediyorsun. mesela sonlarda kullandığın sözcüğü, bırak yazmayı, aklımdan bile geçiremiyorum. bloguna bu kadar sahip çıkan birisi, kullandığı her sözcüğe dikkat etmeli ve kirletmemelidir.

ilk yazımdan beri sürekli neyin nasıl olması gerektiğinden bahsediyorum. ama sen hala, "şu şöyle olsa daha iyi" gibi ifadeler kullanıyorsun. sana diyorum ki: sana ve hiç kimseye faydası olmayan, senin ve hiç kimse için değeri olmayan "sabah 9da kalktım" gibi yazıları yazma. işe yarar, yarın okuduğunda, bugün ne hissettiğini, ne düşündüğünü hatırlayabileceğin yazılar yaz. ya da doğrudan, fatihin dediği gibi, bilgi verici içerikler oluştur.

ismimi yine yazmayacağım. bu da intikam olsun. senin çöplük blogunun midemi bulandırmasına karşılık olarak, bu çöplükteki her yeni yorum denetiminde "acaba yine kh yazmış mıdır", "kh tanıdığım biri miydi, kimdi acaba" diye merak et.

en kısa sürede, kimseye çaktırmadan, çöplük ve spam içeriğini temizlemen dileğiyle, xhmtl ve css valid blog sahibi.

16. Tansu demiş ki; 28 Mayıs 2008, 00:03

Barış,
Bu kh'nın fikirleri benimkilere benziyor biraz. Hani kimse bilmez de sen bilirsin. Ben değilim ha bu.

İlk paragrafını okuyup, bu yorumu yazıp, yorumunu okumaya devam edeceğim.

Güle güle @kh, iyi ki gidiyorsun. Gerçekten de en ufak bir faydan dokunmadı, bunu fark etmen çok hoş. Ama bunun sebebi benim inatçılığım veya yazdıklarını kabullenememem gibi şeyler değil; senin kendini, kendi yorumlarında ilahlaştırma çaban ve her şeyi bilen ukala tavırlarınla "Onu yap, şunu et, şöplük bura" tarzı sığ yorumlarını muhteşem eleştiriler sanman. Yorumlarında kullandığın son derece stratejik kelimelerle kendini o kadar muhteşem, o kadar "olmuş" bir insan olarak tanımlıyorsun ki, eğer ortalama zeka düzeyine erişebilmiş bir insan olmasaydım gerçekten dediklerine inanır ve bu isimsiz mesihime övgüler düzerek Beyn'i yerle bir ederdim. Ama aptal değilim ve dediklerini hiçbir şekilde önemsemeyeceğim. Ne şimdi, ne de daha sonra.

Güle güle @kh; inan bana hayatımda, şu yorumlarımla seni ezip geçmemin inanılmaz iyi hissettirmesi haricinde, hiçbir şey değiştirmedin. Sağlıcakla kal.

@Tansu; yok abi, sen dayanaklı eleştirilerde bulunuyorsun. Hem IP'lerden kim kiminle aynı, ayırt edebiliyorum.

Ek: Hayatımı değiştiren bir cümle okudum şimdi:

diyorum ki, kalın, italik, vb şekilde ilgi çekici yazımları sadece içerikle birebir ilgili söcüklerde ve cümlelerde kullan. bu sayede yazıların spam olmaz.

Ehehehe, şaka mısın sen @kh?

18. ümit demiş ki; 28 Mayıs 2008, 01:41

kh seninle tanışmak istiyorum:D

19. E. Ali demiş ki; 28 Mayıs 2008, 03:04

Sevgili Barış, hayretle okudum. Bu yaşta bu kadar olgunluk gösterebilmene şaşırdım.
KH rumuzlu kişinin tek bir sözüne bile katılmıyorum.
Müsaade ederse bizim de bildiğimiz bir şeyler var ama tek tek değinmek istemiyorum. Zaten yazsam da o yine kendi bildiğini okuyacak. :)

Fatih adlı yorumcu "Eleştirilere açık olmasın." demiş. Daha ne yapabilirdin ki? Bu durumda sana şunu deseydi daha iyi ederdi: "Her eleştiriyi bu derecede kale almamalısın. Eleştirilere bu kadar açık olma."

Tansu adlı yorumcu "ben değilim ha bu" demiş. Söz konusu kişinin imlâsı düzgün olduğu için ve diğer bazı sebeplerden dolayı ben de aynı şeyi demeyi düşünmüştüm gerçi ama dedim ki Barış beni tanımıştır bu kadar takıntılı olmadığımı iyi bilir. :)

Kim bilir KH rumuzlu kişi belki de senin değindiğin bazı konulara fazla sinirlenmiştir, o konulara değinirse senin o konularda daha fazla yazabileceğini düşünerek öfkesini sana başka şekilde aksettirmeye çalışmıştır. Hatta aklısıra şeytani zekasına güvenmiş seni bitireceğini sanmış olabilir. Bu tipleri zerre kadar kale alma yorumlarını da yayımlama. Ya gerçek derdi neyse adam gibi yazsın ya da sil gitsin.
Son olarak:
Çeşitli görüşlerimiz ve inanç değerlerimiz farklı olduğu halde saygımı kazanmıştın. Burada okuduklarımdan sonra sana daha fazla saygı duyuyorum.

kh seninle tanışmak istiyoruz.

21. yasin demiş ki; 28 Mayıs 2008, 09:13

khfanclub açalım :)))

22. tansu demiş ki; 28 Mayıs 2008, 09:16

Amerikalıların bir lafı var, bildiniz mi?
"Don't feed the troll!"

23. salih demiş ki; 28 Mayıs 2008, 11:08

Barış.. ben bu blogu hep okurum.. ilk defa yazıyorum.. 43 yaşında biri olarak baba öğüdü gibi değerlendirebilirsin..Gerçekten çok amaçsız yaşıyorsun. Güzel bir okulun var ve orayı bitir. Bu kadar amaçsız yaşanmaz. Daha gençsin ve okuduklarıma baktığımda hep aynı şeyleri yapıyorsun. Gerçekten bırak artık şu evde oturup oyun oynamayı. Bir sevgili bul kendine. Okuluna başla. Onunla dolaş gez eğlen. Gençsin daha! ve hayatta daima bir amacın olsun.. Gerçekten okudukça bu kadar asalak hayatı yaşayan gençler olduğunu görüp üzülyorum... Artık bir yere yönelmenin vakti gelmiş. Bu kadar boş yaşanmaz

Salih

24. tansu demiş ki; 28 Mayıs 2008, 11:28

Salih Bey,
Neyse ki ben çocuğunuz olacak yaşta değilim, rahat konuşabilirim :)
Aslında önce Barış'a bir şey söylemek isterim, madem ki hayatını arşivliyorsun, hayatına dair eleştiriler gelmeye başlaması iyi bir gelişme. Ancak mevzubahis hayat olduğunda eleştirilerin, "ben opera kullanıyorum, en iyi tarayıcıdır" başlıklı bir yazıya yapılan "opera en dandik tarayıcı, IE anasını beller onun" tarzı eleştirilerden daha edepli olması gerekir. Aksi halde kan çıkar.
Hayıtının arşivinde, hayatına yapılan eleştirilere de bir okuyucu olarak cevap verme hakkım olduğunu düşünüyorum.
Salih Bey'e dönersek, sizi temin ederim ki Barış, yaşıtlarının genel seviyesi ve uğraşları içerisinde hayatını en verimli ve en bilinçli yaşayanlardan biridir.
Hatta benim tanıdığım en iyilerden biridir bu konuda. Hele hele "asalak hayatı" yaşaması benim kaç yıldır hiç bir şekilde tanık olmadığım ve asla da tanık olmayacağıma emin olduğum bir çevredir Barış için.
Ve diyelim ben dingilim, ben de "Barış gibiyim" de o yüzden bunları söylüyorum. Gerçekten hayatını boşa geçirmemiş ve "profesör, doktor, başkan vb" sıfatları isminin önüne haketmiş insanlardan da, Barış'la birebir görüştüklerinde aynı tepkiyi aldım.
Ancak şöyle bir hikaye vardır:
Yaşlı bir adam minibüste gidiyormuş, gençten bir oğlan buna bir tokat atmış. Herkes adamın karşılık vereceğini beklerken adam şöyle demiş;
Sen bana bu tokadı attın, belli ki hak ettim. Şimdi söyle o zaman neden hak ettim?
Yani demek ki Barış hayatını anlatırken bir yanlışlık yapmış burda ki, birden bire doğrudan hayatına dair haksız eleştiriler almaya başladı. Umuyorum bir art niyet yoktur bunlarda, o zaman Barış hayatını arşivleme konusunda çıtayı yükseltecektir.

25. Fatih demiş ki; 28 Mayıs 2008, 19:32

Sitendeki ve hayatındaki şu monotonluğa , güzel bir gol atma zamanı artık gelmedi mi sence? Ben o golü atamayanlardanım. :)

Eleştirilerime eleştiri yapılması sevindirici bir gelişme. Kimse kaba tabirle "iplemediği" bir insanı eleştirmez. @E. Ali , eleştiri konulu paragraf sorularını çözmekle , ne dediğimi daha iyi anlayabilirsiniz. En azından ben , eleştiri konusundaki bilgilerimi o engin ve derin bir içerik yüklü kitaplardan edindim. :))

kh benim midem kaymak olan herşeyden midem bulanır bu yüzden bende kaymaklı birşey yemem bence sende midenin bulandığı yerde fazla durma seni buraya kimse zorla sokmuyor gel demiyor kolundan mafyalar tutmuyor bu ne celal

27. Nalan demiş ki; 29 Mayıs 2008, 00:39

Yapılan bu olumlu ve olumsuz eleştirileri okuduktan sonra, Barış'ın annesi olarak, ben de iki çift laf etmek istedim izninizle.
Öncelikle şunun altını çizmek istiyorum ki, oğlumun yazdıklarını (ve yazmadıklarını) zaman zaman ben de eleştiriyorum ve "kh" nin yazdığı gibi, bazı monoton hale gelmiş, ve bana (bize) gereksiz gibi gelen, hani "kh" nin son derece obsessif bir şekilde verdiği "9da kalktım" örneği gibi bölümler zaman zaman sıkıcı geliyor olabilir. ama burası onun blogu, ve bu tarz onun tercihi. üstelik de bu yazılar dışında yazdığı o kadar akıllıca yazılar var ki ciddi olarak araştırıp, üzerinde kafa yorduğu yazılar. bunun dışında daha başka konularda, kimi zaman espri yeteneğini gösterdiği, kimi zaman başka bloglardan bağlantılar verip, hem okumak hem okunmak isteyenlare yardımcı olduğu yazılar. şimdi oturup tüm kategorileri özetlemeyeceğim. benim söylemeye çalıştığım, beğenmediğimiz sıkıcı yazıların dışında, çok da kutlanacak yazıları oluşu (hatta ben bir anne sezgisiyle iddia ediyorum ki, Barış ne okursa okusun, çok iyi bir araştırmacı gazeteci-yazar olacak). yani sözün özü, bence eleştiri yapanlar kendi kişiliklerini ortaya koyuyorlar. Hani "bardağın dolu tarafını ve boş tarafını" görenler örneğindeki gibi. Kendi yetersizliklerini saklandıkları rumuzlar arkasında başkalarını asıp keserek gidermeye çalışan kişiler, ya da 19 yaşındaki bir genci yapıcı eleştirileri ile motive ederek daha iyiyi yapmasına yardımcı olan kişiler. peki siz hangi gruptasınız???
Fatih bey, inanın bana, Barış'ın yapılan son derece çirkin eleştirilere verdiği yanıtlar ve bu yanıtlardaki olgunluk beni bile şaşırtıyor. Şu yukardaki şahsın yazdıklarına ben (belki siz de) aynı şekilde sakin yanıtlar varemezdim sanıyorum.
Her birinizin yaptığı olumlu ve olumsuz eleştirilerde haklı yanlarınız olabilir. Ama sizler hiç 19 yaşında olmadınız mı??? Hep, birilerinin (anne-baba bile değil) "onu yap, bunu yapma, şunu yap" dediklerini mi yaptınız??? Doğrusu ya, babası ve ben çocuğumuzu bir muhallebi çocuğu olarak değil de, kendi düşünceleri olan, ve kısa zamanda kendi ayakları üstünde duracak olan bir genç yetiştirdiğimiz için çok mutluyuz. Ve şu anda ne düşünürseniz düşünün, ama Barış Ünver'in adını aklınızın bir köşesine yazın, ileride bir gün, ben bu adam zamanında çok haksızlık etmişim diyeceksiniz. :))
Seninle gurur duyuyoruz oğlum.

Ehehe, yarın da ablam gelir yazar, tam bir aile kucaklaşması olur :D. Anne, teşekkürler ama bir yandan baba koruması, bir yandan anne koruması falan acayip oldu biraz.

29. E. Ali demiş ki; 29 Mayıs 2008, 03:01

Barış kardeşim ben tamamen tarafsız olarak dışarıdan bakıyorum ve de annenin yazdıklarına katılıyorum. Yazdıkları bir anne koruması gibi görülmemeli.
Ayrıca senin şimdiye kadar değindiğin konuları biliyor, gerçekçi bir savunmada bulunmuş. Meselâ Salih adlı kişi kafadan atmış. İddiası iftira niteliğinde olmuş. Ya da eğer senin yazdıklarını uzun zamandır gerçekten okumuşsa şunu demek istiyor: Siyasetle, ülke gerçekleriyle uğraşma. bir kıza takıl eğlencelere dal uyumana bak... "amacın olsun" demesi de bu durumda olsa olsa "para kazanmak" yönündedir.
Yorumculardan diğer birisi de kız arkadaş tavsiye etmiş. Muhaliflerine kız arkadaş tavsiye etmeleri yeni bir taktikleri olsa gerek. Kendi davadaşlarına da bunu yapıyorlar mı acaba? Okullardaki karma eğitime bile karşı olurlarken...

30. Nalan demiş ki; 29 Mayıs 2008, 20:02

Teşekkürler E.Ali. Barış'ın yazdıklarını ara sıra okuyanlar bile, anne ya da baba korumasına ihtiyacı olmadığını görüyorlardır zaten.

Arkadaşın eleştirileri biraz agır kaçmış gerçekten. Bu siniri yüzündende ifade etmek istediği doğru şeyler olmasına karşın haksız duruma düşmüş.

Barış hocam arkadaşın rahatsızlık duydugu ve benimde hak verdiğim konu şudur ki gerçekten bazı kelimelerinizde ince bir seo ayarının olduğu.

Siteye ziyaretçi çekmek gerçekten önemlidir ancak RH'inde dediği gibi sitene gelipte umduğunu bulayamayan bir ziyaretçi ne sizin için ne diğer siteler nede sizin için hoş olur.

Ben sizin bu yönde bir girişiminizin olmadığını anladım, zaten bunlar küçük şeyler .

Sadece arkadaş biraz daha sakin ifade etse herşey daha güzel olacaktı.

32. şafak... demiş ki; 12 Ağustos 2008, 13:55

Bu yazılanlar, kılavuzluk, tavsiyeler vs. doğru olsa bile (yerinde - ölçüsünde - dozunda olup olmadığından bahsetmiyorum) özelde geçmediğinden, gövde gösterisine dönmüş.
Tek kişilik tabi...
Daha çok, can yakmak, kendini tatmin etmek için yazılmış etkisi uyandırdı bende.
Hakkaten (ki bu kelimeyi böyle kullanmayı seviyorum. Bkz:Hakikaten) nedir bu?
"İyi şeyler yap arkadaşım" cümlesinin uzun şekli mi?
Dövmekten beter olmuş.
Tartışmayı başlatan kişi, hiç alâkanız/bağınız olmayan blog sahibini uyarma yolunuz böyle iken çocuklarınız bir hata yaptıklarında elektrik falan mı veriyorsunuz?

Tepki Ver