AKP kapatılmadı, demokrasi kazandı (mı?)
- AKP kapatılmadı, hazine yardımının yarısından yoksun bırakılma ve ihtar cezaları verildi.
- Anayasa Mahkemesi'nin 11 üyesinden 6'sı "Kapatılsın." dedi, 4'ü "Hazine yardımının yarısından yoksun bırakılsın." dedi, 1'i de "Kapatılmasın." dedi.
- Bir başka deyişle 6 kişi kapatılmasını, 5 kişi de kapatılmamasını istedi.
- Alınan karar doğrultusunda AKP'nin laiklik karşıtlığı tescillenmiş oldu.
- Oylar şu şekilde:
Haşim Kılıç - Red
Osman Paksüt - Evet
Fulya Kantarcıoğlu - Evet
Mehmet Erten - Evet
Necmi Özder - Evet
Şevket Apalak - Evet
Zehra Ayla Pektaş - Evet
Sacit Adalı - Hazine yardımından mahrum bırakılsın
Ahmet Akyalçın - Hazine yardımından mahrum bırakılsın
Serdar Özgüldür - Hazine yardımından mahrum bırakılsın
Ferruh Kaleli - Hazine yardımından mahrum bırakılsın
Fark ettiniz mi bilmem, 6 kişinin dediği değil de, 5 kişinin dediği oldu. Sinirlenip, bağırıp çağırmadan önce bir de bunun sebebini anlamak istedim ve Haşim Kılıç'ın açıklamasından şu cümlelerle karşılaştım:
Burada kapatma kararı çıkmamıştır Anayasa'daki bu sayıyı yani 7 sayısını tutturamamış olmasından dolayı kapatma kararı çıkmamıştır ama bu kararın sonucunda bu partiye bir ihtar kararı çıkmıştır, ciddi bir ihtar kararı çıkmıştır. Bu sonucun değerlendirileceğini ve gereğinin de yapılacağını umut ediyorum, tahmin ediyorum.
Neden 7 kişi gerektiği hakkında net bir bilgim yok ama yanlış bilmiyorsam nitelikli çoğunluk denen bir kavram, bu kararın oylanmasında üye sayısının (11) en az üçte ikisinin (7,333...'ten 7) aynı oyu vermesini gerektiriyor, aksi takdirde yeterli çoğunluk sağlanmamış kabul ediliyor... ve azınlığın dediği oluyor.
Benim anlayamadığım nokta bu son kısım işte: Nitelikli çoğunluk sağlanamadığı takdirde neden niteliksiz azınlığın dediği oluyor? Yalvarırım AKP'yi seven de, sevmeyen de düşünsün: Ülkenin kaderini değiştirecek bir karar alacaksınız ve 11 kişiden 6'sı aynı fikirdeyken, nitelikli çoğunluk kavramına uyulmuyor diye 4 kişinin hemfikir olduğu karar kabul ediliyor. Böyle saçma bir şey olur mu, bu mudur demokrasi? Benim düşünceme göre (Gerçi halkın düşüncesini önemsemeyen bir demokraside benim düşüncemin önemseneceğini sanmıyorum.) bir kararda nitelikli çoğunluk şartı varsa ve bu nitelikli çoğunluk sağlanamadıysa, direkt olarak "öbür karar"ı kabullenmek yerine kararı tartışmaya (Kötü anlamda "tartışmak" değil.) devam etmek daha mantıklı.
Demokrasi dedim de, birkaç tahmin geldi aklıma. Onları da yazayım, gerçekleşirse süper olur: Bu olayı demokrasi zaferi olarak ilan edecek olan AKP'liler ve AKP'ciler, yazının başında kırmızıyla belirttiğim gerçeği görmezden gelerek durmadan yola devam edecekler. Nitekim Recep Tayyip Erdoğan da bir saat kadar önce yaptığı konuşmada şöyle mesajlar vermiş:
- "Hiç bir zaman laiklik karşıtı hareketlerin odağı olmayan Ak Parti bundan sonra da Cumhuriyetimizin temellerini korumaya devam edecektir."
Bu ne anlama geliyor, biliyor musunuz? Anayasa Mahkemesi'nin bu kararını da görmezden geldiklerini söylüyor Tayyip! 11 üyenin 10 tanesi AKP'nin laiklik karşıtı hareketlerinin odağı haline geldiğini açıkça bildiriyor ama başbakanımızın salladığı yok tabii. Konuşmanın sonunda da "Durmak yok, yola devam!" sloganını tekrarladı. Yola devam edeceğini zaten biliyoruz, engelleyemeyiz de. Ama AKP'nin yapması gereken durmadan değil, iki dakika durup düşünerek yola devam etmesidir. - Anayasa Mahkemesi'nin gerekçeli kararı geldiği zaman kurumlarımız kararı değerlendirip gereğini yapacaktır. Bu karardan herkes üzerine düşen sonucu çıkarmalıdır.
Bu, ilk mesajıyla çelişiyor. Eğer bu verdiği mesajı uygulayacaksa çok güzel, ama ilk mesajı uygulayacaksa AKP, bir davayla daha karşılaşacağından emin olsun. - Türkiye'nin yolu bellidir. Bu yol Atatürk'ün sözünü ettiği çağdaş uygarlık yoludur. AB yolundan bizi kimse döndüremez.
"Demokrasi bir amaç değil, araçtır. Amacımıza ulaşana kadar demokrasiye bağlıyız." diyen bir adamın Atam'ı diline pelesenk etmesinin samimiyetsizliği bir yana, Atatürk'ün sözünü ettiği çağdaş uygarlık yolunu yanlış anlayıp AB yolu sanan bir adamın ülkemizde başbakan oluşunun acısıyla bir süre daha yaşayacağız. Benim bu mesajdan anladığım budur.
Gelelim, kararı açıkladığı metni okuduktan sonra aldığı ilk soruya göğsünü gere gere "Ben ret oyu verdim arkadaşlar." diyen Anayasa Mahkemesi başkanı Haşim Kılıç'ın verdiği mesaja:
Ben bu sonucun çok iyi tahlil edileceğine, değerlendirileceğine, analiz edileceğine ve ilgili siyasi partinin buradan alması gereken mesajı alacağı temennisinde bulunmak istiyorum.
AKP yandaşı bir kişilik bile bunu diyebiliyorsa, ortada gerçekten dikkat edilmesi gereken bir şeyler var demektir. AKP "Biz dersimizi aldık, bundan sonra daha dikkatli davranacağız." derse, yerel seçimlerde de fark atar, diğer seçimlerde de. Ama "Biz laiklik karşıtı değiliz, yok öyle bir şey!" deyip kargaları bile kendine güldürmeye devam ederse inandırıcılığını kaybeder. Kaldı ki bir başka kapatma davasıyla karşılaşmaması gerekiyor çünkü nasıl bir lisede bir öğrenci, aldığı ihtar cezasından sonra hareketlerine devam ettiğinde okuldan atılırsa, AKP de benzer şekilde kapanacaktır.
Sonuç: Gönlümden geçen karar çıkmadı ama beynimden geçen çıktı, yani beklediğim karar zaten hazine yardımının kesilmesiydi - kesilen yardım da 22.3 milyon dolar bu arada; eminim yarınki grup toplantısında göbek atacaklardır böylesine ufak bir cezayla yırttıkları için. İyimser olarak bakarsak çıkaracakları yaygaraları çıkarıp ülkeyi daha da gereceklerine, savaş gazisi tripleri yaparak olayı bir demokrasi zaferi olarak nitelendirecekler. Temennim bunu haftalarca gündem malzemesi yapacaklarına, aldıkları ihtarın önemini fark ederler ve bir aydınlanma (gerçek bir aydınlanma) yaşayıp ülkeyi iyi bir noktaya getirmek için biraz olsun çaba sarf etmeye başlarlar.
Ek (31 Temmuz 2008, 17.41): Bir yanlış anlaşılma var gibi, gidereyim: AKP'nin kapatılmamasını hazmedemediğimden dolayı yazmadım bunu. Gönlümden geçen karar kapatılması yönündeydi, yukarıda da yazdım. Ama yukarıda yazdığım diğer şey aklımdan geçenin ise bu alınan karardı. Siyasi konularda siyasetçi olsun olmasın kimse duygularıyla konuşmamalı, yazmamalı. Eğer bu yazıyı duygularımla yazmış olsaydım emin olun AKP'ye binlerce kez küfretmiş, hazmedemediğimi tüm okuyanlara açıkça ilan etmiş olurdum. Ben bu yazıyı aklımla, aklımdan geçenlerle yazdım ve kurduğum mantığa göre de bu karar oldukça iyi ve yeterli. Lütfen sizler de yorumlarınızı kalbiniz doğrultusunda değil, mantığınız doğrultusunda yazın ki, ortak paydalarda buluşabilelim ve kısır döngü içerisinde kavga edip birbirimize hakaretler yağdıracağımıza, aynı fikirde olduğumuz konularda birbirimize hak verip "daha huzurlu" bir ortam yaratalım.
Verilen Tepkiler
Sayfalar: « 1 2 3 4 5 [6] Tümünü Göster
:D
AKP ile alakalı bir konunun taşındığı yerlere bakarmısın.En son ergenekonda kalır dedim ama Fetullaha kadar geldi.Fetullahcılar kim onları da açıklayalım ..
Sadece güldüm ama tutamadım kendimi... bu blog hacklense ne olur acaba. üzülürmüyüz... Sakın beni hacker sanmayın ki değilim ki her MSN patlatan kendini hacker sanıyor. Sadece merak ettim.. Boşverin şimdi AKP CHP yi...
Vakit gazetesinde de Danıştay saldırısı öncesi kışkırtıcı yazılar yazmışlardı, ona benzettim ben :D. Gerçi birinde cinayet, bunda ise ezik bir tipin "Seni hack'lerim." tehdidi var ama yapısal olarak benziyor. Yazık sana Ömercik, acıyorum sana. Hadi ananı al da git buradan.
Bu block hacklenmez zannımca ama sen hacklenebilirsin.Nasılmı ;
Yazı yazdığın blockta ip adresin nereden yazıyorsun herşeyin görünüyor.Bilgisayarına kadar girer blog sahibi.Gerçi Barış yapmaz o ayrı ama şansını da fazla zorlama derim ben :P
Siz harbi malsınız... Ben hackden mackden anlamam, hacklenirse barış beyin psikolojinisi merak ederim, demek istemişim çıkmışsınız neler diyorsunuz. Aynı Baykal kafası... Zıt dersin Zut anlar dır dır baş ağrıtır.
Ve Şahin bey, çok cahilce... Her IP yi bilen birinin bilgisayarına girebilse idi...... Çok mu basit sanıyorsun. Barış anasını alıp gelse bile benim bilgisayarıma giremez.... Bırak anasını tüm yandaşlarını alsın gelsin...
İşte bir öfke sanatı daha! Hem gizliden tehdit et (Kusura bakma da ortada hiçbir şekilde bahsi geçmemişken "Senin Beyn hacklense n'olurdu acaba?" demek gizliden tehdittir, eğer bu Baykal'lıksa nefret ettiğim adama -çok şaşıracaksın biliyorum ama Baykal'dan kıl kaparım ben- saygı duymaya başlarım.), hem de üstüne hakaret et.
Hack denen şeyi bilmem ama korunmasını bilirim canım. Yerse saldır, her türlü saldırıya karşı güvenlik önlemim mevcut. Ben bilgisayarlara girmeyi bilmem, bilsem bile senin bilgisayara girmeye tenezzül etmem, manyak mıyım ben? Ha, doğru, malım ben.
Hakaretle bir yere gelinmez Ömer Faruk, bunu anlamadan büyüyemezsin.
Not: Hakaretlerine devam ettiğin sürece yorumlarını da yayınlamayacağım, bilesin.
1-Her netscan programını bilgisayarına indirenin kendini hacker (bilgisayar korsanı) sandığı bir ülkede yaşıyoruz ki adamın yazdığını sanırım anlamamışsınız...adam sadece hacklense demiş....
2-Bir şey sormak istiyorum:
AKP kapatılsaydı ve ekonomi birbirine girseydi AB bize kapıyı gösterseydi mutlu olacakmıydınız...
3-Konunun CHP ile alakası yok diyenlere sormak istiyorum...sizce Anayasa mahkemesi başsavcının siyasi görüşü nedir....ve acaba siyasi görüşünü mesleğini yaparken baz aldığını düşünüyormusunuz...ve iddianameyi hiç okudunuzmu ? ( bu suali belki iddianameyi okursunuz diye soruyorum...çünki bazı şeyleri ancak okursanız anlarsınız...birilerinin size bölük pörçük bilgiler aktarmasıyla değil )
4-Eğer konunun CHP ile alakalı olduğu kavramını anlıyabildiyseniz şunu da sormak istiyorum ...özellikle CHP li arkadaşlara: Sizce CHP İktidara gelebilmek için çaba sarfediyormu...eğer sarfediyor diyorsanız kendi parti programlarında bile öncelikli sıralarda yer alan yerel yönetimler yasası meclise geldiğinde neden blok halinde red oyu verdiler...ve neden yetkilerin Ankara'nın elinden alınıp yerel meclislere verilmesine karşı çıktılar
Sonuç: Akp nin kapatılması davası bürokrasinin neredeyse her seviyesinde ki CHP sempatizanı bürokratlar tarafından istenen bir şeydi...ancak AKP kapatıldığında çıkacak kaos öyle büyük olacaktıki onlar bile buna cesaret edemedi ...işte size işin özü
Komedi ya, adam CHP sempatizanı diye (ki o bile kesin değil, Ayhan efendinin desteksiz iddialarından biri) davayı CHP açmış oldu :D. Durmak yok, yola devam Ayhan, süper gidiyorsun.
Peki bir milli eğitim bakanı için eğitim yılı açılışında "Allah sizlere zihin açıklığı versin " dedi diye 5 yıl siyaset yasağı istemek te süper değilmi sizce....
Senin desteksiz dediğin şeyler den bir kaç örnek hemde acayip desteksiz:
Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik’in, ortaöğretimde 2005-2006 eğitim ve öğretim yılında uygulanacak din kültürü ve ahlak bilgisi dersi müfredatında, camide abdest, namaz ve mezarlık ziyareti gibi uygulamaları içeren etkinliklerin mecburi olmadığını belirtirken, "Müfredat hazırlanırken laiklik ilkesinden kesinlikle taviz verilmedi. Aksine laiklik ilkesini pekiştirmek esas alındı. Müfredatın içinde yer alan bir cümleden hareket ederek eleştiri yöneltildi. Müfredatlarda esas olan ana konulardır. Sonra öğrencilerin bunlardan ne kazanacağıdır. Şerh anlamına gelebilecek bir açıklamadan, bir cümleden yola çıkarak, bütün bu dersler sanki camilerde yapılacakmış gibi, laiklik ayaklar altına alınmış gibi bir propaganda başladı. Öğrenciler camilere götürülecek, abdest alınacak... Bunlar öğretmenin ne yapabileceğini anlatan bir cümledir. Bu bir mecburiyet değildir. Ama önemli olan sizin ne dediğiniz değil, iletişimde karşı tarafın ne anladığıdır. Bu meseleye ben de muttali olduğum zaman arkadaşlarıma dedim ki 'Bunları çıkarın'. Talim ve Terbiye Kurulu da çıkardı." diye konuştuğu, (Ek.85)
5) 2005 yılı Kasım ayında Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik’in, AİHM’in Leyla Şahin kararı ile ilgili olarak sorulan soru üzerine; “Karar, hukuki olmaktan ziyade siyasidir. Avrupa tarihinde benzeri kararlar vardır. Bu, bir çeşit Dreyfus Davası’dır. Genelleştirilmesi sıkıntılar doğurabilir. İnsanları öteki, beriki şeklinde ayırmak tehlikelidir. Başörtüsü takanların radikal fundamantalizmin birer temsilcisi olarak görülmesini sağlar. Bu da vahim bir sonuçtur… Eğer bu kararı genelleştirirseniz, çok ciddî sıkıntılara yol açarsınız. Çünkü daha önce de Doğu ve Güneydoğu’da ‘terör ortamında mağdur olduğunu’ beyan ederek AİHM’e müracaat eden insanların durumunu da yine bu şekilde genelleştirirseniz, burada da büyük sıkıntılar çıkarırsınız… Bu karar, hukuki olmaktan ziyade siyasi bir karar mahiyetindedir… Leyla Şahin’in kocası kendisiyle aynı dünya görüşüne sahip olmasına rağmen, kocası üniversiteye gittiğinde herhangi bir engel çıkartılmayacak. Böyle değerlendirdiğiniz zaman karar, kadınlara karşı ayrımcılığı teşvik eden bir karardır. AİHM’in Leyla Şahin ile ilgili verdiği kararı genelleştirirseniz, evdeki hanımların, tarlada başörtülü hanımların, bütün Müslüman başörtülü hanımların radikal fundamantalizmin birer sembolü, temsilcisi olduğu gibi yoruma varırsınız. Bu da son derece vahimdir. Mahkeme, Leyla Şahin davasında son noktayı koymuş olabilir, ama hak, hukuk son nokta tanımaz.” dediği, (Ek.86)
6) Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik’in, 2005 yılı Kasım ayında TBMM Genel Kurulu'nda yaptığı konuşmada: Başbakan Erdoğan'ın ''ulema'' açıklamasıyla ilgili sözlerinin ''tefsire gerek olmayacak kadar açık'' olduğunu belirterek, ''İnancım gereği yapıyorum diyen insanın yaptığının dinde olup olmadığını tartışmak, size düşmez'' …''Yapılan, dini inançlardan dolayı yapılıyorsa, tesettür dinin emrine göreyse buna inanır veya inanmazsınız. Niçin 5 vakit namaz …''İsterseniz İslam dininden değil, Hıristiyan dininden örnek vereyim'' …''Laik devletin tanımı, 'devletin icraatlarına dini esasları karıştırmayan' devlettir. Bu, Hıristiyan, ateist, Budist olur, şu veya bu din olabilir. Sihler başlarına sarık sarıyor. Kanunlar yasaklayabilir ama 'inancımız gereği takarız' demiş ve takmışlar. Başbakan'ın söylediği de bu... Öyle kabul etmek zorundasınız. Hâkim, hukuk kararlarıyla bunu yasaklayamazsınız. Türkiye Cumhuriyeti'nin, demokratik, laik, sosyal, hukuk devletinin sahibi biziz. Hiç kimsenin uyarısına ihtiyacımız yok.'' şeklinde beyanda bulunduğu, (Ek.87)
Çocukluğumda dümeni kırık, pusulasız, sisten yararlanarak İngiliz zırhlılarını atlatacak kadar da becerikli olan Bandırma Vapuru'nda, kaptanla baş başa soğuktan titreyen bir Mustafa Kemal düşünürdüm. Çünkü bana böyle anlatılmıştı. Gemideki diğer kurmay heyetinin varlığından bile söz edilmemişti.”…”Kimsenin küçümseme gibi bir küçüklüğü gösteremeyeceği, bitmiş tükenmiş bir milletin şahlanışı olan Milli Mücadele'de "Atatürk yedi düveli denize döktü" diye körpe beyinlere telkinde bulunursanız ve günün birinde işgalcilere karşı vatanperverlik örnekleri veren Şahin'ler, Sütçü İmam'lar takdir edilmekle beraber İngilizlerin, Fransızların ve İtalyanların hiç de öyle ordularla, silah zoruyla çıkarılmadıkları öğrenildiği zaman, tarih kitaplarında anlatılan Milli Mücadele şaibe altına girmez mi? “…”Atatürk'ü her türlü beşerüstü vasıftan arındırarak anlamak ve anlatmak zorundayız. Onu sevapları ve günahlarıyla, her türlü art niyet ve karalamanın dışında ele almak aklın gereğidir.”…”Atatürkçü Düşünce Derneği Kadıköy Şubesi, Cumhuriyet Bayramı (2000) dolayısıyla 24 saat kesintisiz Nutuk okuttu. Sabah gazetesi yazarı Can Ataklı, Topkapı Sarayı Mukaddes Emanetler Dairesi'nde Yavuz Sultan Selim 'den beri kesintisiz Kuranıkerim okunmasına bir çeşit nazire olarak yapılan bu faaliyeti kınayan yazılar yazdı. Ataklı haklı olarak, "Nutuk Kuran değil, Atatürkçülük de din değildir" dedi.”…”Atatürk büstlerinin önünde esas duruşa geçip saygı duruşunda bulunurken, özel defterlere yazdığımız yazılarda neredeyse onun ruhaniyetinden istimdat ederken bizim yaptığımızın adı nedir Allah aşkına? Halk ne yaparsa cehaletinin gereğidir, ama biz ne yaparsak ayn-ı hikmettir, öyle mi?”…”Dünyanın hiçbir yerinde ülkesini kurtarmış bir liderin öldükten sonra kanunla korumaya muhtaç hale getirildiği görülmemiştir.”…”Hele son yıllarda Atatürkçülük askeri darbelerin ilham kaynağı ve ideolojisi olunca büsbütün fikri ve kültürel zeminden uzaklaşıp dogmatik ve ideolojik bir mecraya sürüklenmiştir. Hatta Türkiye'nin itilmek istendiği laik-antilaik kamplaşmasında muharrik güç olarak Atatürkçülüğün kullanılması tesadüfi değildir. Türkiye'de iyi saatte olsunları çağırmayı düşünen insanların her defasında Atatürkçülüğü çıkış noktası yapmaları da düşündürücüdür.”…”Atatürk'ü sevmek için geçmişi ayaklar altına almak zorunda olmadığımız gibi bu ülkede yaşayan herkesi ille de Atatürk'ü sevmek zorunda bırakmak gibi bir mecburiyetimiz de yoktur. Zorladığımız zaman o insanları takiyyeci ve ikiyüzlü yaparız.
işte desteksiz iddialarımdan bir kaçı...
belki biraz flood oluyor ama :D aklıma geldi ...ben 9 eylül mezunuyum ...ve inkılap tarihi dersinden nasıl geçtim biliyormusunuz....
soru:Atatürk samsuna çıktıktan sonra sırasıyla hangi kongreleri yaptı ( gibiydi yanlış aklımda kalmadıysa )
El cevap: Ulu önder , en büyük Türk, Gazi Mustafa Kemal Atatürk 19 mayıs 1919 da, (devamı o tarihteki bir galatasaray fenerbahçe maçıydı)
ve ben o sınavdan 95 almıştım...sınav açıklandıktan sonrada fakülte öğrenci işlerine itiraz dilekçesi vermiştim...( hani ben bu notu haketmedim gibisinden)
itiraz dilekçesinin sonucumu ne oldu :D
Aldığım not 97 olmuş :D:D:D
işte Türkiye böyle Atatürkçü öğretim görevlileri sayesinde buralara kadar geldi....
Ve Şahin bey, çok cahilce... Her IP yi bilen birinin bilgisayarına girebilse idi...... Çok mu basit sanıyorsun. Barış anasını alıp gelse bile benim bilgisayarıma giremez.... Bırak anasını tüm yandaşlarını alsın gelsin...
Çok cahilcemi :) Senin gibilere bu iş cahilce geliyor demek.Bilgin yoksa insanların bildiklerini de yabana atma.Neyse sonunda en sevmediğim karakter deniz baykala da benzetildik.Konunun dışına çıkmayı çok iyi beceriyorsun helal olsun.Zaten birşey bilmiyorsun sadece laf olsun diye saçma sapan şeyler yazıyorsun..
@Ayhan:
Bir AKP mevzusu içinde hack muhabbeti neden açılır?
Bir internet sitesi durup dururken neden hacklenir?
Bir konuşmada kelimeleri kendine yediremeyen birisi durup dururken ''Bu blog hacklenlense ne olur acaba.Üzülürmüyüz...'' dese ne anlarsın???
atma ayhan atma din kardeşiyiz.attığın nerden mi belli, itiraz dilekçenin kabul edilip üstüne notunun yükselmesinden
Benim desteksiz dediğim iddia, Abdurrahman Yalçınkaya'nın CHP'yi destekleyip desteklemediğiydi. Kaldı ki desteklese bile bu, davayı CHP'yle ilişkilendirmez. CHP'ye resmen kayıtlı (örneğin bir milletvekili, örneğin bir belediye başkanı, örneğin bir parti üyesi) biri olmadığı sürece bir partiyi, partiyi destekleyen adamın yaptığı şeyden dolayı suçlayamazsın. Örnek vereyim, AKP'li Konya Büyükşehir Belediyesi başkanı "Kısmetse türbanı kamu kuruluşlarında da serbest bırakacağız." dediğinde bunun suçlusu AKP olur, çünkü belediye başkanı AKP kaydıyla, AKP adına Konya B. B. başkanı olmuştur.
Ayrıca evet, "flood" yapıyorsun. Milli eğitim bakanı ne alaka, senin inkılap tarihi sınavından bana ne? 5 yaşındaki çocukların taktiğidir bu, destekleyemediği konularda alakasız cümleler kurarak saldırmak :). Örnek: - Evladım neden kırdın vazoyu? // - Ama Ömey de masayı çizdiieeee!
Israr etmeyin canlarım, CHP'yle alakası yok bu konunun. Tayyip'inize sorun, o da aynı şeyi söyleyecektir. İlla CHP'ye çamur atmak istiyorsanız başka yollar deneyebilirsiniz. AKP'nin bu kara lekesi de tarihe işlenmiştir, oturun ağlayın şimdi.
AKP hükümeti de iktidarda kalır ve leke dediğin bu olayı bastırmasını ve unutturmasını da iyi becerir...
Unutturmak için seçtiği yöntemleri, hatalarını telafi olursa ben de sevinirim ama AKP'nin dünüyle bugünü aynı kaldıysa unutturmak için ancak "şirin gözükmeyi" becerebilirler.
Şirin gözükerek hatalarını (varsa tabi) telafi etmeye çalışacak kadar düşecek bir hükümet değildir.Onlar gene yenerlerse ancak ağırlığı ile yener.Dilimize dolanan bu ''%47'' lafı bana soracak olursanız daha da yükselecek.Yeterki uğraşmasınlar..
Nitelikli çoğunluk denen "saçmalığa"(!) kızıyorsun , o zaman mecliste de 250 millet vekilinin dediği olsun . Cumhurbaşkanlığı seçiminde neden 367(sanırım) çoğunluk arandı ?
sen fethulahçı diyorsunda sen nesin genelde senin gibi bilmediği k,şileri yerenler ergenekoncu çıkıyu
Ehehe, evet daha önce de Ergenekoncu yaftası yapıştırmışlardı bana - hem de bir Fethullahçı tarafından :). Şimdi iki oldu.
Daha önce bu yazıyı okumak isterdim aslında. O zamanlar daha çok sinirliydim gerçi, çok daha fazla tepki verebilirdim. Şimdi durumu kanıksamış oldum en azından. Ancak şunu söyleyebilirim, konuyu çok güzel tahlil etmişsiniz diyecek pek bir şey bırakmadınız bana... "Niteliksiz azınlık"ın dediğinin olması bu ülkede alışmış olduğumuz bir şey... Mağduriyeti oynadılar gerçekten de bu da daha önceden tahmin ettiğimiz bir şeydi ve partinin kapatılmaması da... Dediğiniz gibi gönlünden geçen farklıydı birçoğumuzun; ancak aklımızdan geçen oldu ve ne yazık ki laiklik karşıtı hareketlerde bulunan AKP kapatılmadı. Asıl ilginç olan da davanın görüşüldüğü günlerde çıkan bir haberdi; sanırım benim kadar herkes şaşırmıştır ve sinirden mahvolmuştur o günlerde. "Laiklik karşıtı hareketlerin odak noktası olduğu gerekçesiyle kapatma davası açılan bir partinin başkanına; yani Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’a Bosna Hersek Üniversitesi’nde laiklik doktorası verilmiş(!!!) Üniversitenin hazırladığı raporda “Efsanevi Kemal Atatürk’ün yolunda laik devletin gelişimini hedeflediğini açık olarak ilan etmesi, Sayın Erdoğan’ın Türkiye’nin modern tarihindeki rolünü göstermektedir” denilmiş. Üniversitenin kurucuları ise Başbakanın yakın çevresindeki AKP’li kişiler ve yine bir zamanlar Başbakanın çocuklarının yurt dışında okuması için gerekli olan bursu temin eden kişiler…"
Maalesef bizim ülkemiz çelişkiler ülkesi, laiklik karşıtı olduğu apaçık belli olan birine laiklik doktorası verilmesi rezaletten başka bir şey değil sanırım. Bu durumda zaten partinin kapatılmamasına da şaşırmamak lazım...








