AKP'ye açılan kapatma davası hakkında
Bugün akşam saatlerinde Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Abdurrahman Yalçınkaya, Anayasa Mahkemesi'ne AKP'nin kapatılması için, laikliğe aykırı fiillerin odağı haline geldiği gerekçeli, tam 17 klasörlük bir iddianamesi olan bir dava açtı. Bu sırada AKP genel merkezinde MKYK toplantısı sürüyordu. Recep Tayyip Erdoğan toplantı sırasında böyle bir haber alınca toplantıyı ivedilikle sona erdirip hukuk kurmaylarıyla beraber bir toplantı başlattı. Basın gibi konuşursam olağanüstü toplandılar.
Öyle "Hobaaa, şahane oldu, süper oldu, kapatılacak, oley!" diye sevinç gösterisi yapacak değilim - aslında yapmam gerekir ama daha davanın kabul edilip edilmeyeceği bile belli değil, erkenden sevindiğim işlere uğursuzluk getiriyorum ben, ehe. Ciddi olayım: Daha dava kabul bile edilmeden herhangi bir yorumda bulunmam acemilik olur. Zaten bu konularda yazmada acemiyim, yine de biraz daha düzgün yazmak adına erken yorumlarda bulunmak istemem.
Show TV'nin ana haber bültenini başından beri izliyorum. Ergun Özbudun (yeni anayasayı hazırlayan mimarlardan biri, AKP destekçisi) çıktı, Özdemir Özok (Türkiye Barolar Birliği başkanı) çıktı, İbrahim Kaboğlu (Anayasa hukukçusu) şu anda konuşuyor, arada sırada AKP genel merkezine canlı yayın bağlantıları yapılıyor, Abdullah Gül'ün açıklamasına yer verildi, vesaire, vesaire. Kısa sürede, akşam akşam gündem oluştu kısacası. HaberTürk'ten de yapılan açıklamaları takip ediyorum. Diğer haber sitelerinde de geziyorum, Ekşi Sözlük'e bakıyorum... Elime geçen tüm bilgileri uzunca bir yazıda birleştirmek istedim.
Ergun Özbudun'dan gelen açıklamalar şunlar:
- "Bu, ideolojik bir harekettir." Bu cümlesiyle sayın Özbudun, Yargıtay'da ideolojik bir kadrolaşmanın var olduğunu iddia ediyor; başka türlü anlaşılamaz bu cümle. Yanlış; herkes, destek olduğunuz grup kadar kadrolaşma meraklısı değil sayın Erbudun. Hatta yanlış bilmiyorsam AKP'nin Yargıtay haricinde kadrolaştığı çok az devlet kurumu kaldı.
- "Dünyanın hiç bir yerinde böyle sudan sebeplerle parti kapatma davası açılmaz." Sayın Özbudun'un hukuk bilgisini sorgulayacak değilim ama verdiği demeçlerin otomatik tepki, refleksimsi cevaplar olduğu o kadar belli ki! Bahsettiği sudan sebep, AKP'nin laikliğe aykırı fiillerin odağı haline geldiği.
- "Anayasa Mahkemesi'nin böyle bir davayı reddedeceğini düşünüyorum." Bu söz doğru, ama bu sözü doğru yapan yine AKP'nin bir alicengiz oyunu sonucunda çıkardığı, parti kapatmayla ilgili yasa düzenlemesi. Şöyle ki, artık bir partinin kapatılması için 11 kişilik Anayasa Mahkemesi heyetinden 7 kişinin kabul oyu vermesi gerekir. Telefonla Show TV'nin ana haber bültenine konuk olan, adını hatırlayamadığım bir adamın dediğini de hesaba katarsak AKP'nin getirdiği sözde demokrasi kavramının çarpıklığını daha net görmüş oluruz: "Eğer Anayasa Mahkemesi'nden 6 kabul, 5 ret oyu çıkarsa, 5 kişinin dediği, azınlığın dediği kabul görmüş olacaktır."
- "En iyi ve sağlam yol halkı kapatmaktır. Uzaydan halk getirmektir." Şahane bir laf, inanılmaz bir halk yalakalığı. Cümleler şu cümlelerle aynı kapıya çıkıyor: "Bu parti halkın içinden, halkın yüzde 47 desteğiyle çıktı. AKP kapatılırsa yeniden, farklı bir isimle açılır." Haklı da aslında.
Abdullah Gül ise şu açıklamayı yaptı:
- "Meclis'te bu kadar çoğunluğu olan bir iktidar partisine karşılık böyle bir yaklaşımın, Türkiye'ye ne kazandırcağını ve ne kaybettireceğini herkes çok iyi düşünmeli." Abdullah Gül'ün özel kalem müdürü, dünyanın en zeki insanı olmalı. Yemin ederim saygı duyuyorum zekasına adamın (özel kalem müdürünün). Her şeye rağmen Abdullah Gül'ün AKP'nin tam zamanlı noteri, destekçisi olduğu bilgisini; hazırlanan demeçlerinin alt metinlerinde verebilmek her özel kalem müdürünün harcı değildir.
Özdemir Özok'un ve İbrahim Kaboğlu'nun söylediklerini unuttum maalesef. Onların açıklamalarını birkaç güne kadar internette bulabiliriz sanırım.
Okuduğum genel tepkiler ise şunlar:
- "2008 Türkiye'sine yakışmıyor." Doğru. Eğer parti kapatılırsa ve verilen 71 kişilik listenin tamamının (Anayasa Mahkemesi başkanının açıklamasına göre siyasi engel konması istenen; Abdullah Gül, Recep Tayyip Erdoğan ve Bülent Arınç ilk üçte olmak üzere 71 isimli bir liste var.) siyasetle uğraşmasına yasak getirilirse, ülkenin başbakanı, cumhurbaşkanı falan mahkemelerde hesap verecek... AKP'nin hesap vereceğini düşünürsek harika bir olay, ama gerek ülkemizde yaşatacağı kaos (Şu zamanlarda AKP destekçilerinin partilerini ülkücüler, aşırı solcular kadar şiddetli savunduklarını görebiliyoruz.), gerekse ülkemizin imajının tüm dünya (Yalnızca Avrupa veya Amerika'dan bahsetmiyorum, tüm dünyadan bahsediyorum.) üzerindeki imajının sarsılacak olması açısından fena bir olay olarak bile nitelendirilebilir. Benim gönlüm kapatılmasından, 71'ine birden siyasi yasak getirilmesinden yana, ama bu işlem bir kaosa yol açacak, Avrupa ve Amerika'dan "Ne kadar ilkeller, cık cık cık..." şeklinde Batı'lı yorumlar gelecek ve bizim Batı'lı aşığı, AKP hayranı, ülkede dinleyeni çok olan, söz sahibi aydınlarımız "Bakın azar işitiyoruz dünyadan, Türkiye böyle olmamalı, utanıyorum burada yaşamaktan!" şeklinde ağlayacaklar, Feto da timsah gözyaşlarından birkaç litre daha akıtırken Türkiye yine rezil olacak. Tabii AKP kapatılırsa.
- "Kapatılması bile onlara yarar." Bu hem doğru, hem yanlış bence. Doğru kısım şu: Kapatılan partilerinin azıcık montajla, kadro değişiklikleriyle tekrardan karşımıza çıktığını benim gibi o dönemlerde yaşamamış veya o zamanlarda politika hakkında görüş sahibi olamayacak kadar küçük kişiler bile bilir. İki ihtimalde de onlar kazanıyor:
- Eğer parti kapatılırsa yeniden açılır, "Küllerimizden doğduk!" kampanyalarıyla daha da fazla oy alabilirler. "Kesin alırlar." diye iddia edemez ama alabilirler, küllerinden yeniden doğabilirler.
- Eğer parti kapatılmazsa daha da beter olur, "%47'yi engelleyemediler! Kapatamadılar bizi! Demokrasi kazandı!" kampanyaları başlar, yurt çapında yapmacık sevinç gösterileriyle birlikte gündem birkaç hafta daha meşgul kalırken on-on beş yasa daha geçer meclisten.
Gelelim yanlış olan kısma. Dava daha kabul edilmedi bile. Süreç şöyle:
- Dava açılırken verilen iddianame Anayasa Mahkemesi'nce incelenecek.
- Eğer iddianamede bir eksik yoksa dava kabul edilecek.
- İddianame AKP'ye iletilecek, AKP bir ay süre içerisinde ön savunmasını hazırlayacak. Ek süre talep edebilecek, ek süre talebini de Anayasa Mahkemesi (Ulan kısaltma kullanmak istiyorum, kullanamıyorum, küfür oluyor.) inceleyip talebin kabulüne veya reddine karar verecek.
- Davacının (Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı) esas hakkındaki görüşü davalıya (AKP) gönderilecek. Sonrasında, belirlenecek bir tarihte davacı sözlü açıklama, davalı da sözlü savunma yapacaklar.
- Bu süreç ardından esas hakkında ayrıntılı rapor hazırlanacak.
- Ardından Anayasa Mahkemesi'nin yapacağı toplantı sonucunda 11 kişilik heyetten bir karar çıkacak. En az 7'si "Kapatılsın." kararına varmışsa AKP'ye veda temalı şarkılar besteleyeceğiz. Burada tekrar hatırlatmak isterim: AKP'nin getirdiği sıradışı demokrasi anlayışına göre bu adımda çoğunluğun fikri her zaman kabul görmeyebiliyor. Örneğin 6 kişi kabul oyu vermişse, ret oyu veren 5 kişinin kararı kabul görüyor. İlginç tabii.
AKP'ye yaramayacak kısım ise şu: Bu, uzun ve gergin bir süreç olacak - olmalı da. Bu süreç içerisinde yasaları geçirmeye bile korkabilir AKP, zira yukarıdaki adımların sonuncusundan bir öncekinde hazırlanacak raporun hazırlanma sürecinde davacı da, davalı da ek delil sunabiliyor. Bu süreç içerisinde, Recep Tayyip Erdoğan'ın oğlunun genel müdürü olduğu Çalık Grubu'nun sahip olduğu Sabah gazetesi ve ATV kanalı haricindeki medya desteği yok olabilir. Özellikle AKP'ye karşı muhalifleşmeye başlayıp Aydın Doğan'ın ve alt yöneticilerinin yalakalık imajından yavaş yavaş kurtulmaya başladığı bu son zamanlarda AKP'ye açılan ve kabul edilmesi muhtemel bu dava, Aydın Doğan medyasını iyice AKP'den uzaklaştırabilir, birazcık tarafsız medyaya benzeyebilir. Ayrıca çocukça savunmalar yapan AKP'liler ve AKP destekçisi aydınları gören halk kesimindeki bilinçsiz AKP sempatizanı, AKP'nin düştüğü bu durumu görünce sempati gösterdiği partiyi sorgulayabilir, gözü biraz açılırsa karşı tutum bile alabilir. Kısacası, partinin kapatılması da, kapatılmaması da, hem AKP'ye yarayabilir, hem AKP'yi öldürebilir.
- "İşlemler demokratik değil." Hee, değil. Devlet üniversitelerine ve hatta aşamalı olarak devlet dairelerine dini ve/veya siyasi simge sokmayı demokrasi olarak görebiliyorsak, bu işlemleri sorgulamayı da demokrasi çerçevesinde değerlendirebilmemiz lazım. Kaldı ki partinin kapatılması için açılan dava hem Atatürk'ün öğütlediği demokrasi anlayışına, hem 1980 sonrasında bozulan demokrasi anlayışına, hem de 2002 sonrası AKP'nin iyice kuşa çevirdiği demokrasi anlayışına uygun.
Sonuç olarak bence bu dava ülkenin gündemini üç türban gündemi gücünde sarsacak, meşgul edecek. Türban gündeminden farklı olarak bu süreçte AKP son derece modern, laik, özgürlükçü, halkçı, milliyetçi, zartçı, zurtçu kimliklere bürünüp kendini tüm halka iyi göstermeye çalışırken,
- Feto'cular AKP'ye yapılanların haksızlık olduğunu gözyaşlarıyla haykıracak;
- Avrupa hayranları bu kadar ilkel bir hukuk anlayışı sonucunda ülkesinden utanacak;
- Amerika hayranları büyük ihtimalle sessiz kalacak (Türkiye'yi İran'a düşman etmek isteyen Amerika; başımıza getirdiği AKP, ülkemizi İran'a benzetmeye kalkınca biraz bozulmuş sanırım.);
- CHP ve MHP, verdikleri (hele hele Bahçeli ve Baykal'ın verdiği) demeçlerle kendilerini iyice yerin dibine batıracaklar;
- Anayasa Mahkemesi karar verene kadar da olan Türkiye'nin tamamına olacaktır.
Anayasa Mahkemesi karar verdikten sonra da,
- Eğer karar sonucunda AKP kapatılırsa ülke iyiden iyiye karışacak, büyük bir kaos ortamı olacak ama şu anki b.ka batmışlık seviyesinden daha aşağıya inmemiş olacağız. Hükûmetin istifasının sonrasını ise Allah bilir, ya daha da fena batarız ya da biraz olsun yükseliriz bataklığımızda.
- Eğer karar sonucunda AKP kapatılmazsa ülke daha fena karışacaktır. Medyanın desteğini büyük ihtimalle kaybedecek olsa bile AKP; gerek elindeki medyayla (ATV ve Sabah), gerekse bu kapatılmamanın verdiği onurla iyice gaza gelip ülkeyi yabancılara teslim ederken şeriata yaklaştırma konusunda daha büyük adımlar atmaya kalkışacaktır.
Kısacası AKP'nin kapatılması ülkenin hem yararına, hem zararına; kapatılmaması ise sırf zararına olacaktır. Tabii bunlar benim görüşlerim. Sizinkileri de almak isterim. Eğer yanlışlarım veya eksiklerim varsa buyrun beraber konuşalım.
Verilen Tepkiler
Sayfalar: « 1 2 3 4 5 6 7 [8] Show All
erdal bey oldukça sakin bir insanım sadece bir çok hukukçuda olduğu üzre haksızlığa daynamıyorum
sorun klavyemde yani kızgınlığımdan filan değil
yazdıklarınız bana bu sitede hakarete uğrayan birinin bir sözünü hatırlattı bir kitabından hatırladıklarımı yazıyorum aynen alıntı değil diyorduki toplum bir gemideki insanlara benzer üstteki insanlar alttakiklerle suyu paylşmazsa alttakiler yanılıp gemide bir delik açıp su edinmeye kalkarlarsa alttakiler de üsttekiler de batar bilgi de böyledir şimdi biz de öyle yada böyle bir şekilde birbirimizi benimsemeliyken saldırıya geçiyoruz
çünkü biribirimizi tanımıyoruz
işte tüm nifak tohumları böyle ekiliyor
ben bahsettiğiniz düşmanları üniversiteye gelince tanımadım emin olun o bahsedilen sınavlardan çok daha fazlasını verdim verebilirim ben burada kaç defa daha özgürlüklere saygı diyeceğim acaba bunu söylerken aysel tuğluk gibi söylemiyorum cidden saygı duyuyorum herkes saygı çerçevesinde neden fikirlerini belirtemesin voltaire in çok sevdiğim bir sözü vardır söylediklerine kesinlikle katılmıyorum ama söyleyebilme hakkını sonuna kadar desteklerim diyor neden biz öyle olamayalım hakaret neyi çözer ben öfkeli olarak algılanıyorum ama bir de aynaya bakmalı değil mi amacım laf yarıştırmak değildi beyefendiyle ama işi sonunda hakarete kadar döktü ben bahsedilen kişinin avukatı değilim fakat akıl var mantık var onca yapılan iş var neden bizim değerlerimize sarılarak ilerleyemeyeceğimiz dşünülür sarılarak ilerleyebileceğimiz düşünülemez ulaşabilirmisiniz bilmiyorum ama bi alman profesörünün tarihimiz avpupa ve görüşlerimiz hakkında söylediklerini okuyabilmenizi isterdim benim yurdun bir çok yerinde şehit dedelerim var kimbilir sizin de öyledir yani bu türkiye hepimizin neden paylaşamayalım öyle yada böyle herkes birşeyler yapmaya çalışıyor ama rica ederim artık özgürlükleri anlayalım sadece belli kişilere tanınmaz özgürlük ve yaşamadığımız sorunlar hakkında ahkam kesmeyi bırakalım siyasi simge diye takmış kafayı herkes ya bıçak adam öldürmek içinde taşınır ekmek kesmek için de kim nerden biliyor bu kızların başlarını neden örttüklerini sınırlamak hakkın önüne set çekmek demek yani komik olmaz mıydı öyle bir ihtimal var diye bıçak taşımak yasaktır demek
hadi siyasi simge olmuş diyelim o neden yasak olsun bu da anayasal hak mhpli bıyığıyla giremeyecek miydi yaa bir başkası başka bir simgeyle basit şeyler bunlar cidden çok komik duruyor
bu demokratik toplumlara yakışır bir şeymi
Banu hanım tekrar merhaba.
Yanıtınız için teşekkür ederim.
Sizi anlıyorum. Bakış açınızda haklılıklar ve isabetler de gördüğümü şahsen itiraf ederim.
Sözünü ettiğiniz Alman profesörün ismini verebilirseniz okumak isterim. Gerçi, BİZİM tarihimiz ve BİZİM görüşlerimiz hakkında -profesör ünvanlı da olsa- tespitleri BİZDEN birilerinin tespitlerinden değerli değil nazarımda. Ha, Avrupa için tespitlerini değerlendirmeye alabilirim. Nede olsa kendisi AVRUPALI(!)
Öte yandan, sizin ısrarla "başörtüsü yada türban" odaklı bir fikir alışverişine yöneliminiz, öncelikleriniz içerisinde birincil sırada bu konuyu bulundurduğunuz izlenimi veriyor. Gerçekten de öylemi? Yani, sizin için bugün birincil olarak çözümlenmesi gereken sorun inançlarınızı yaşayamamanız mı?
Benim için sorun olarak algılanamayacak kadar küçük bir "karşılıklı anlayışsızlık" söz konusudur o konu. Eğer ki, toplumsal barışı oluşturmak yönünde birlikte hareket edilebilecek düzeye ulaşılsa; başörtüsü serbestisi yada diğer özgürlük kısıtlayıcı saçma "dışarıdan hormonlu" yasakları iki günde çözeriz.
Ama, birey ve toplum algı(idrak)mızı öylesine kontrol altına almışlar (kimlerin aldığını, talep geldiği takdirde buradan paylaşabilirim) ki, toplumsal bölünmüşlüğümüzün üzerine inşa edilen gelecek VAHİM senaryolarını görmemizi engellemektedirler.
Tarihin en temel ve en eski yönetim biçimi "BÖL VE HÜKMET" şeklinde bilinir.
Bizi yönetmek için kurgulanmış ve sadece bir kez (Mustafa Kemal Atatürk önderliğinde, o dönemin perişan Türk Halkı tarafından) sekteye uğratılabilmiş Batı Emperyalizmi'nin kurgusu, sadece 1920-1938 yılları arasında kesintiye uğramış korkunç bir oyundur. 1938 den itibaren de kaldığı yerden sürdürülmektedir.
Bu oyun 1834 yılında fiili olarak sahnelenmeye başlanmış ve şu satırları yazdığım ana kadar da, bahsettiğim ara 'nefes alma' dönemi hariç, devamedegelmiştir. Kabaca hesaplanırsa 174 yıllık bir dışsal saldırıyla karşı karşıyayız. Neredeyse iki asırlık saldırı (genellikle psikolojik saldırı) boyunca hep ayni sinsi hamlelerle birliğimizi bölmüşler ve bugünkü bölünmüşlüğün ötesinde "PARÇALANMIŞLIK" seviyesine getirtildik.
Yazımın çok uzamasından rahatsızlık duyuyorum ama konu bütünlüğü bozulmasın diye biraz daha devam edeceğim.
Emperyalistlerin bizden ne istediklerini öncelikle bilmemiz gerekir:
1) Emperyalizme karşı kazanılabilmiş yegane "bağımsızlık savaşını" biz, Türk Ulusu gerçekleştirdik. Onların dünya İmparatorluğunu kurmalarının önündeki "YEGANE" engel de HALEN bizleriz. Buna inanın!
2) Yaşadığımız coğrafya, emperyalistlerin gücünü devam ettirebilmesi için hayati ihtiyaçları olan "ENERJİ KAYNAKLARI" nın menbaı (kaynağı) dır. Bu kaynağı ele geçirememeleri halinde imparatorluklarının bu asrın sonuna kadar sona ereceğini biliyorlar.
3) Türk Ulusu, iman ve vatan sevgisini bir arada yaşatabildiği için şanlı Kurtuluş Savaşını kazanabilmiş ve kirli oyunu -bir süreliğine de olsa- durdurabilmiştir. Oysa ki, yalnızca dini inanç temelinde yaşayan diğer Müslüman ülkelerin nasıl bir TESLİMİYETÇİ yol tuttuklarını ve başındaki idarecileri haricinde halklarının perişanlık yaşadığını görüyoruz. (Bu arada İran Halkını da istisna tutmakta yarar var. Onlarda da bizdeki gibi İKİLİ manevi güç birleşimi söz konusudur -defalarca ziyaret ettim-).
Yukarıdaki nedenlerden dolayıdır ki; Küresel Sömürgeciler (emperyalistler) ülkemizin etrafında bir ateş çemberi oluşturmak gayretindedirler ve bu ateş çemberini yakarken de malesef bizi yönetsin diye seçtiğimiz kişilerden bir kısmını "işbirlikçi" haline getirmiş ve yanlarına bölgenin en itibarlı Müslüman ülkesi olan Türkiye'yi de almış GÖRÜNMEKTEDİRLER.
Sizce bunun sebebi nedir? Neden Türkiye'yi yanlarında (müttefik) göstermeleri bu kadar önemlidir?
Cünkü; diğer ezilen, yağmalanan, katledilen ve sömürülen müslüman ülkelere MÜCADELE ve KURTULUŞ umudu ve örneği olabilecek yegane ülke Türkiyedir. O'nu müttefik gibi göstermek, diğer ülkelerdeki direnebilecek güçlerin bütün direnme güçlerini ve morallerini yok etmekte ve kolaylıkla ezmek için yeterli bir gözdağı vesilesi olmaktadır. "Türkiye'yi dize getiren güç bizi hayda hayda ezer geçer" gürüşü yaygınlaştırılmaktadır.
O kadar çok yazılacak, paylaşılacak şey var ki. Şimdilik burada ara veriyorum.
Hepinize Sevgiler ve saygılarla,
Erkal Şekerzade
N O T > Dini inançların radikal boyutlara geldiği takdirde, her üçünün de "söylemdeki" amacı "insanlığı kurtarmak" olduğu halde dünyayı yaşanmaz bir hale getireceğinin belgeselini şu aşağıdaki adreslerden izleyebilirsiniz.
Din Savaşçıları
Museviler : http://www.cnnturk.com/VIDEO/index.asp?blid=435
Müslümanlar : http://www.cnnturk.com/VIDEO/index.asp?blid=442
Hristiyanlar : http://www.cnnturk.com/VIDEO/index.asp?blid=450
web adresi : http://www.cnnturk.com/metinler/index.asp
Benim web sitem'e de göz atmanızı, beni tanımak açısından yararlı görüyorum : http://www.toplumsalbilinc.org/forum/index.php
merhaba erdal bey
kastettiğiniz oyunların ben de farkındayım
böl yönet yut politikasının bir çok toplum üzerinde oynandığını ve sabırla bekleyen o akbabaların her zaman başarılı olduğunu biliyoruz
fakat bizim üzerimizde oynanan başka oyunlarda var
bizi sadece laz kürt ermeni diye bölmeye çlıştılar ama tam anlamıyla olmadı çünkü ağır aksak ilerliyoruz
kalkıp kapı komşumuzu vurmuyoruz
hala bir inanmışlık var hala bir bağlılık söz konusu
atatürk milliyetçiliğinin vurguladığı üzre türk olanda olmayanda bu vatanı benimsediğini gösteriyor
çok taktir ettiğim bir çağı aşan insan olarak fikirlerini sonuna dek savunabileceğim biri kürtler için şunu diyordu bu insanların ellerinden dinleri alınırsa onları artık türklere bağlayan çok az şey kalır gerçekten bir düşünelim toplumları birbirlerine bağlayan ne vardır dil desen çoğu türkçe bilmiyor tarih desen sizce dili bilmeyen bunu nasıl bilecek ki bizim türk çocuklarımız bile bilmiyor onca bölücü olouşumdan da sonr ne kalıyor birleştirecek söyleyin
bir dikkat edelim kürtler ne zaman değiştiler neyle birlikte değiştiler yada biz ne zaman başkalaştık ne kazandık elalem sıfırdan başlayarak mı geldi yönetiyor dünyayı bir avuç insan şu dünyanın tüm para politikasını madenlerini hükümetlerini yönetiyor buna hiç bir zaman ara vermediler ve her şekilde kullanmaya devam ediyorlar
benim başlıca sorunum ne başörtüsü ne de ona yapıştırılan başka bir isim sorun özgürlükler sorun birbirimizi tanımak ve beraberliği başarabilmek kim ister vatanım başkalarının ayağı altında kıvransın kim ister demokrasi varken gelsin başıma başkası otursun kim ister laiklik elden gitsin afedersiniz aptal mı bu millet kim kazandığı parayı geri veriyor ki kazandığı hakkı geri versin deniz baykal söylemleriyle birileri hayatlarını idame ettirmeye çalışıyorlar doğu perinçek safsataları önüne gelenin ağzında bir kısmı nasıl olsa ben şuna güvendim ne yaparsa arkasındayım diyor bazı düşünenlerde birbirini yiyor
böyle bir komedi yok dünyada biz yine iyi dayanıyoruz bence gençliğin haline bakar mısınız
yani kaldırıp yarısını çöpe atsanız şu ülkenin kaybedeceği hiç bir şey olmayacak
biz eğitimi anlayamamış bir toplumuz osmanlıyı ne osmanlı yapmıştı acaba biz tüm mirasla birlikte tüm mazimizi hatıralarımızı övünçlerimizi de sildik attık oysa hatalardan ders çıkaracak yada ilerlemeye eşik yapacak çok şey vardı tabi osmanlıyı lale devrinden ibaret sanan zavallılar için o kadar kolay ki tarih
ben sadece anlaşmak istiyorum
siz taş atarsanız karşınızdaki de atar ama siz anlamaya çalışırsanız o da anlatır
muhakkak herkesin iyi bir yönü var gördüğünüz üzre ufak bir adımla usluplar ne kadar değişiyor değermi şu güzelim vatanda hep birlikte yaşamak varken av olalım
ben baştaki insan benim düşündüğüm gibi düşünmesede bakın şöyle şöyle bir şey daha var lütfen göz önünde bulundurun diye ulaşmaya çalışırım kendimi anlatmaya çalışırım orada burada bağırmakla sokaklara dökülmekle ne halloldu bu ülkede sorarım ne olduk şimdiye kadar en kolay milletvekiline ulaşılır bu ülkede hiç kimsenin kapısını çalıp dert anlattınız mı haklarımızı bilmemekten kaynaklanıyor herşey oysa çok rahat yasa çalışmalarına bile katılabilirsiniz ne diye o zaman bu ülkenin taksisinden kahvehanesine kadar her yerde bir devlet kurulup yıkılıyor derler ya bekara karı boşamak kolay diye aman iktidar bende olsun da ne olursa olsun anlayışı işte
yaaa bu ülkede temsili vekalet var
o senin partin olmayabilir ama senin hükümetin sen de fikir ver ne olacak taş attın da kolun mu yoruldu sanırım öncelikli problemimi biraz anlatmış oldum bir çok koldan saldırıyorlar ama en çok işe yaramaz bir toplum oluşturmamıza sebep oldular bu oyunu bozmak gerek tıpkı diğerlerini de olduğu gibi en azından konuşabilekle yola başladık sayılır diye düşünüyorum ne dersiniz
İnsanoğlunun doğasından mıdır nedir, olumsuz tepkilerimizi çok çabuk veriyoruz da, olumlu tepkilerde biraz cimri davranıyoruz galiba.
Ben her zaman olduğu gibi, çok kısa bir şekilde, genelde alışık olmadığımız bir şey yapmak istiyorum: Sn. Erkal Şekerzade'yi kutlamak istiyorum. Kendisi sadece çok akıllı ve bilgili, aynı zamanda da araştıran ve sorgulayan biri olduğunu gösteren yorum ve paylaşımları ile değil, empati kurmasını bilen, uzlaşımcı ve kibar tutumuyla da hem Barış gibi gençlere, hem de benim gibi daha ileri yaşlardaki insanlara çok iyi bir örnek olduğu için teşekkür ediyor ve bir kez daha kendisini kutluyorum. (Çok uzun bir cümle olduğu için özür dilerim). Bir gün sizi ve sizin gibi insanları "olmanız gereken" yerde görebilmek dileğiyle..
Öncelikle Nalan Hanım'a, hak ettiğimin ötesindeki övgüsü için teşekkür ederim. Zamanımı ve bahşedilmiş yetilerimi doğru kullanmaya ve elde edebildiklerimi de paylaşmaya gayret ediyorum. Barış kardeşim sayesinde de burada paylaşım imkanı buldum. Kendisine müteşekkirim.
Banu Hanım,
eğer ki, teknolojinin sağladığı bu yazmaç (klavye), ekran ve modem düzeneği sayesinde değil de yüz yüze konuşuyor olabilseydik; yukarıda yazdığınız son yazınızdan sonra yapacağım tek şey uzanım alnınızdan öpmek ve teşekkür etmek olurdu. Sağ olun, var olun.
Sizin ne kadar 'dolu' ve yapıcı olduğunuzu vurgulaması açısından yazınızdaki birkaç noktayı genişletmek ve büyüklerimiin(!) ısrarla kaçındığı doğru davranışın ne olması gerektiğini sayenizde yinelemek isterim.
Toplumsal yapımızın tüm olumsuzluklarının (eğitim yanlışları, iletişim yanlışları vb.) yanında, bizleri yönetmeye talip olan ve bir şekilde bu fırsatı ele geçirmiş gerek iktidar gerekse muhalefet görevlerinde bulunan "siyasi" kadroların bilgisizlikten kaynaklanan beceriksizlikleri eklenince malesef "iki yanlıştan bir doğruya ulaşılamayacağı" bariz biçimde karşımıza çıkmaktadır.
Demokratik çarkların sağlıklı işlediği toplumlarda (ki malesef bu tür toplumların en yakın örneklerine sadece batı devletlerinde rastlayabiliyoruz), seçilenlerin denetleyicisi seçmenler iken; bizde esas görevini yapmayan/yapamayan/yaptırılmayan "seçmen" yani halk olmaktadır. Bir örnekle daha anlaşılabilir hale getirelim: Seçmen olarak şu yada bu şekilde güvenerek oyumuzu verdiğimiz bir siyasetçi! (aslında belirli bir ülke yönetim tarzını ifade ifade eden prensipleri savunan siyasi görüş tercihi yapılması gerekirken, bizde oylar kişilere verilmektedir), almış olduğu oyların "şahsına" verildiği gibi bir yanlışa sürüklenmekte ve kendisini adeta 'seçilmiş hükümdar' gibi görmeye başlamaktadır. İster iktidara yeter oy alsın, isterse 1000 kişinin oyunu alabilmiş olsun netice değişmemekte ve esas olarak DEMOKRASİNİN yaşatılması gereken siyasi parti ortamlarında demokrasi prensiplerinin toplu katliamı ile neticelenmektedir. Bugün için hangi siyasi partiyi ele alırsanız alınız; gerek parti temsilcilerinin (vekil adaylarının) tespitinde, gerekse örgütsel hiyerarşinin oluşturulmasında çok bariz anti-demokratik yapılar gözler önündedir. Parti teşkilatına (lidere) kayıtsız şartsız bağlılığını ıspatlamış kişiler ilelebet tercih edilmekte ve bu liderin tercihi olduğu için de almış olduğu görevi süresince LİDER sözünden çıkamamakta, tabiri caiz ize "emir eri" olmaktadır.
Hal böyle iken; demokratik prensiplerin hayat şansı tanınmadığı bir parti bünyesinde sivrilip milletin vekili seçilen! lişilerden demokratik ahlaka, etiğe uygun adaletli, saygılı ve özgün davranış beklemek boşunadır. Bu insanların yer aldığı yüce meclis çatısında örneklerini gördüğümüz "sokak kabadayısı davranışları" kimseyi şaşırtmasın. Onları bizler seçtik ve "meclis milletin aynasıdır".
Karşıt düşünceye saygısızlık örneklerinden tutunuz da; özeleştiri eksikliği başta olmak üzere "lider sultası" altındaki kadroların bu ülkenin gerçek menfaatlerini koruyup kollaması ve iç denetim fonksiyonlarını yerine getirmesini beklemek kabul edersiniz ki hayalcilikten öte anlam taşımamaktadır.
Netice olarak; vekillerimizin başaramadığı yada daha doğru bir ifadeyle 'BECEREMEDİĞİ' uzlaşmacı, yapıcı ve bütünlükçü bir örnek tutumun bizler, toplum ileri gelenleri, tarafından üstlenilmesi gereken hayati görevlerimizden birisi olduğu düşüncesindeyim. Onlar bizlere kötü örnek olmaya devam ededursunlar, bizler onların farkında olmadığı gerçekleri görebildiğimiz ölçüde ülke çıkarlarımızı ve neslimizin bekâsını sağlayabiliriz.
Kürt ırkına mensup Türk vatandaşlarımız için söylediğinize de katılıyorum. Asırlardır zayıflatılan bağlarımız içerisinde halen geçerliliğini sürdüren yegane bağ islami inanç birliğimizdir. Oysa ki; bu bağ ne kadar güçlü olursa olsun diğer bağlar (dil, tarih, mekan, istikbal ve paylaşım ortaklığı) ile desteklemenediği takdirde bölünmenin önünde yeteri kadar dayanamayacağını endişeyle hissediyorum.
Aydınlı ortak geleceğimize omuz omuza yürüyebilmek dileğiyle.
Selam ve sevgilerimle,
Erkal Şekerzade
sen kimsin de FETTULLAH GÜLEN e hayvan diyorsun aşağılık hayvan sen hayvan bile olamzsın size s....n yaranıyo adamın suçu ne adam gerçekleri söylüyor diye mi suçlu sende onun kadar olda görek hamde AKPARTİ nin kapatılması bu kadar mi sevindirdi olsun ak parti gider hak parti gelir bu TÜRKİYE Yİ sizin gibilerine teslim etmeyiz siz bu ülkeyi bir duble rakıya satarsınız atatürkü de boş sözlerinize alet etmeyin parolamız TEK MİLLET TEK VATAN TEK YÜREK TEK TÜRKİYE HERŞEY TÜRKİYE İÇİN
şu chp lilere sesleniyom artık şu zihniyetten vazgeçin ne lan bu türban derler anayasaya koş ne lan bu her seferde ilkokul çocuğu gbi ya anayasa mahkemesen yada ataya koşuyonuz bırakında adam rahat uyusun cumhuriyet mitingleriyle iş olmaz akp işinize gelmedi demi ulan dedelerinize bile maaş bağlar iftarlarınıza gelir adam yerine konuldunuz chp sizi yıllardır kandırdı sızin oyunuzu aldığı halde hizmeti bizden yana kullandı çünkü biliyo onlara yaransam da yaranmasamda oyu bana kendinize gelin artık anlayın bunu ATATÜRKÜ de kötü amellrinize alat etmleyin ne kadar da atatürkçü olmasamda adamı sizin elinize teslim etmeyiz kediye ciğeri teslim ederimde atatürkü teslim etmem
Yazılan yorumlarınızı okuyorum; sn. banu ve sn erdal şekerzade sizlerin yazdıklarınız gerçekten toplumun olumlu, olumsuz tüm yanlarını çok güzel biçimde dile getiriyorsunuz.(doğru söylemek gerekirse bakış açılarınıza hayran kaldım) Bu siteye girdiğimde bütün yorumları okudum ve siz sorunlarınızı dile getirirken, yapıcı çözümler de buluyorsunuz.şuanda oldukça yaşım küçük.Ancak sizin sayenizde yeni şeyler öğreniyorum.Teşekkür ederim.
Sevgili Lale,
Başımıza gelenler çoğunlukla bu yaşları güzel değerlendirememiş yaşlılardan geliyor. Bende çok büyük sayılmam ama hak ettiğimi düşünmediğim övgün için yine de teşekkür ederim.
Merhaba Erdal Bey,
Bakın bişeyler değiştirebiliyoruz galiba! :)
Belki bişeyler başalatabiliriz diye düşünüyorum. Öyle bir platformda buluşsak ki kimse kimseyi aşağılamadan, gerçekten temsil etmek istediği değerleride arkasına alarak; kendini anlatabilse, özgürce ve cevap istercesine kimseyi kırmadan, kalp acıtmadan insanları anlamaya çalışarak düşüncelerini paylaşabilse. Daha çok şey öğrenebileceğimiz, her şeyi paylaştığımız bir yer bir paylaşım ortamı olsa ne dersiniz?
Rica ederim bu yazıyı okuyanlar önerilerde bulunsunlar. Bakalım ortak akıllarımızla neler yapabiliriz. Bunun için şimdi bir hesap açtım. Önerilerinizi 'herkesesozhakki@gmail.com' a bekliyorum. 'Öneri' başlığı ile atın lütfen.
klavyemden dolayı sıkıntı yaşıyorum demiştim. O yüzen okumak biraz sıkıntı oluşturuyordu mutlaka. Sorunumu aştım sabredenlerden özür dilerim. Fikirlerinizi bekliyorum.
Anayızın a**na kına yakarsınız artık
(Barış'ın notu: Tepki süper de sansürlü tepki verseydin keşke be Totti. Neyse, ben sansürledim.)
Merhaba Banu hanım,
verdiğiniz e-posta adresine fikrimi gönderdim.
Sevgiyle,
Erkal Şekerzade
(Benden önce zırvalayan kişinin yazdıkları, görüşümü buraya yazmama engel oldu :( )
Barış Bey,
Amacım kesinlikle sizinle saçma sapan bir laf kavgasına girişmek değil. O yüzden rica ederim efendice ve küçümsemeden, saygı duyarak cevap verin.
Önünüze gelen, beğenmediğiniz yada ne bileyim hakkında pek hoş fikirlere sahip olmadığınız herkese 'Fetocu' etiketi yapıştırıyorsunuz?
vaktim olmdığı için size kallavi bir savunma yapmamıştım hala arzu ediyorsanız kafanıza takılanları sorabilirsiniz. Ama benim de sizden duymak istediklerim var. İnanın ki sadece birkaç soru. Derdim sizin yaptığınız gibi aşağılamak ve sınava çekmek değil kesinlikle aksine fikirlerinize sizin açınızdan bakma şansı yakalamak istiyorum.
1. Bu ülkeyi en iyi kim yönetir?
2. Bu adayı halkın ne kadarı benimsemiştir?
3. Bahsedeceğiniz kişiyi, bize neden en iyi yönetici olduğunu gösterecek şekilde tanıtır mısınız?
4. Fethullah Gülen neden bu kadar kötü bir isim sizin için? Kendisini hangi kaynaklardan araştırdınız? Kitaplarını incelediniz mi?
5. Demokrasi sizin aynanızda nasıl görünüyor?
6. İfadelerinizde ki hiç yumuşamayan keskinlik ve kesinlik neden ileri geliyor? Bu konuda haklı olduğunuzu mu düşünüyorsunuz ve eğer öyleyse neye dayandırıyorsunuz?
7. Bize biraz kendinizden -sakıncası yoksa- söz edebilir misiniz?
Bu soruları tüm iyiniyetimle soruyorum doğru tahlil ypmak için ihtiyacımız olduğuna inanıyorum.
Cevapların uzun süreceğinin farkındayım. Teker teker da yanıtlayabilirsiniz. Fakat size krşı koruduğum üslubu rica ederim sizde bana karşı koruyunuz.
İyi günler diliyorum.....
Banu hanım, öncelikle bu sakin ve insancıl tavrınız için teşekkür ederim. Yine de şu yorumunuzdan bu yorumunuza gelmeniz dolayısıyla son derece yapmacık bir tavra büründüğünüzü de görmediğimi(zi) sanmayın lütfen. Benden bile saldırgan sözlerinizin yanında büyük/küçük harf ve noktalama işaretlerini kullanmamanızı bile klavyenizdeki bozuklukla açıklarken, (sanırım) yeni bir klavyeyle tavır sorununuzu da halletmişsiniz. Bunları bize yaşattıktan sonra lütfen benim tavrımın keskinliğini sormayın. Tavrımı asla değiştirmem ama eğer tavrımda bir bozukluk, yanlışlık varsa da önceki tavrım için özür diler, öyle değiştiririm tavrımı.
Ama ayrıntılara takılmak istemiyorum yine. Anladığım kadarıyla siz de ülkemizi benim kadar seven ve onun hep daha iyiye ulaşmasını isteyen birisiniz - sadece yanlış yönlendirilmiş, kanıtlanmış gerçekleri gözardı edecek kadar beyni yıkanmış biri olarak söylediğim her şeye karşı çıkma dürtüsüne sahipsiniz. Bu yüzden sizinle tartışma olanağım olduğunu düşünmüyorum; önyargınız sizinle iletişim kurmamı engelleyecek gibi.
Yine de sorduğunuz 7 soruyu yanıtlamaya çalışayım:
1. Bu ülkeyi en iyi yönetecek kişiyi bilmem ama özelliklerini isterseniz; ne sağcı, ne de solcu DEĞİL, hem sağcı, hem de solcu bir yöneticiye ihtiyacımız olduğunu düşünüyorum. Şu ana kadar Mustafa Kemal Atatürk dışında böyle bir lider görmedi Türkiye, orası ayrı. (Sanırım bu cümlelerim de herhangi bir partinin taraftarı olduğumu düşünen yorumculara da yanıt olmuştur.) Ayrıca bu yöneticinin hiçbir şekilde farklı akımların temsilcisi olmasını istemem; yalnızca ve gerçekten kendi görüşünü savunmalı.
2. Bu adayı halkın, veya şöyle diyeyim, seçme yetkisini kullanan halkın çoğunluğunun benimsemesi YETERLİ OLMAZ. Demokrasi, halkın çoğunluğunun yönetimine dayalıdır ama benim düşündüğüm ve büyük ihtimalle ütopik sayılabilecek yaklaşımım, yöneticinin halkın TAMAMINA YAKINI tarafından benimsenmesi gerektiği. Hiçbir şeyin mükemmel olmaması gibi bir yönetici tüm halkın sevgisini asla kazanamaz; yine de mükemmele olabildiğince yaklaşmak gibi hedefler konabileceği gibi halkın tamamının kendisini sevmesine çalışmak gibi bir emele sahip olmalı bu yönetici. Örnek vereyim: Tayyip ikinci kez başa geldiğinden beri kendisini padişah sanarak, %47'yi kutsal bir yüzde gibi benimseyip halkın geri kalanını olabildiğince aşağılıyor, hiçbir şekilde saygı duymuyor. Gaflete düştüğü nokta, aşağıladığı kesimin yüzdesinin %53 olduğu. Buna oy kullanmayan, oyları geçersiz sayılan vb. halkı da eklersek çok tehlikeli hareketlerde bulunduğunu söyleyebiliriz.
3. Yukarıdaki iki yanıtta bu soruyu da yanıtladığımı sanıyorum.
4. Kendisini şu sıralar iki kitap ile, Fethullah Gülen'in 40 Yıllık Serüveni (devam ediyorum) ve Fethullah Müslüman Mı? (henüz başlamadım) takip ediyorum. İlk kitapta direkt olarak kendi ağzından, belgelenmiş sayfalar da yer almakta ve hiçbir şekilde deforme edilmemiş bu sözlerde bile herifin iğrençliğini görebiliyorum. Ha, tabii yalnızca bu iki kaynaktan öğrenmiyorum kendisini ve zihniyetini; internet üzerinden de bol bol araştırma yapıyorum. Mesela en son YouTube'da bol bol zırlamaya çalıştığı bir videoyu gördüm de, adamdaki yapmacıklığı bir kez daha keşfettim sanırım. Normalde ağlayan bir insanın değil de ağlama taklidi yapan bir insanın yapacağı hareketlerden bazılarını (cümle sonlarını uzatma, kesik kesik konuşma olayını abartma, sarsılma olayında çığır açma...) yapması çok güzel olmuş.
5. Bakın işte bu sorunuzda bile bir ayrımcılığı fişekliyorsunuz; "sizin aynanızda" diyorsunuz. Demokrasinin tanım ve özelliklerinin kişiden kişiye değişmesi mümkün değildir - ha, Tayyip son zamanlarda padişahlık hadisesini demokrasi sanarak pek çok icraatını demokrasiyle özdeşleştirmiş, kendisine karşı HERHANGİ BİR SÖYLEMDE bulunanı anti-demokratiklikle suçlamış olabilir; bu onu haklı çıkarmaz veya demokrasiyi kişisel bir kavram olarak göstermez.
Yine de demokrasinin hiçbir şekilde yorumlanamayacağını söylemiyorum, benim bahsettiğim olay yanlış yorumlanması. Örneğin ben demokrasinin şu an için en iyi yönetim şekillerinden biri olduğunu söyleyebiliyorum ama ısrarla YETERSİZ bir yönetim biçimi olduğunu da söylemekten çekinmiyorum. Bu şekilde demokrasi kavramını değiştirmiyor veya karıştırmıyor, varolan demokrasi kavramı hakkında yorumlarda bulunuyorum. Benim aynamda böyle gözüküyor demokrasi.
6. Herkes kendini, düşüncesi yanlış çıkana kadar haklı görür; kimse haksız olduğunu bildiği halde konuşmaya devam etmez. Siyasi anlamda değil de dini anlamda örtünen herkese saygım yoktu geçmişte, Erkal Şekerzade arkadaşımız yaptığım bu saçmalığı ortadan kaldırarak bana yardımcı olmuş, haksızlığımı göstermiş oldu. Bu örnekte dikkat çekmek, altını çizmek istediğim nokta; ifadelerimin keskinliği ve kesinliğinin varlığının yanında sabit fikirli olmadığımdır.
7. Şurada ufak bir özeti var, ötesini anlatmak istemiyorum çünkü çok çok çok çok çok genel bir soru bu.
Yorumların tamamını okumaya vakit ayıramadım. Gereği de yok zaten. Kimse benim yorumumla fikrini değiştirmeyecek ama yine de kısaca söyliyeyim:
AKP'li değilim, Tayyip'i sevmem, Erbakancı da değilim. Zaten siyasetle organik bir bağım yok. Benim tepkim insanların AKP'yi sevmemesine değil yani. Benim tepkim insanların saman altından yürttükleri "İslam düşmanlığı"nı AKP'ye olan nefretleriyle kusmalarına.
Benim tepkim insanların kendileri gibi olmayanlara "önümüze gelene bir tekme" mantığıyla yaklaşmalarına. Hangi taraftan olursa olsun!...
Barış Bey,
Ben oldukça iyi niyetli idim. Sadece tanımak için çabalıyordum. Ama siz yine hakaretlerinizi belge kılığına büründürdünüz. Aşağılamadan cevap veremez haldesiniz. Sabrımı zorluyorum ama siz yine insana 'Acaba kendini ne zannediyor bu adam?' diye sordurtuyorsunuz.
Bana imla dersi verirken siz resmen argo konuşuyorsunuz. Ne kadar basitçe olduğunun farkında mısınız? Nicedir yazıyorum ama size sizin gibi mukabele etmek bana hala tuhaf geliyor.
Yazdıklarınızdan sabit fikirli görünme endişeniz olduğu anlaşılıyor. Aslına bakarsanız haklısınız da. Başka bişey düşünmeyi zorlaştırıyorsunuz. Neyse ben belki kalıplarınızı zorlayabilirsiniz diye düşünmüştüm ama siz buna pek elverişli değilsiniz. İnsanların iyiniyeti altında da başka şeyler arar olmuşsunuz. Bu niyet okuyuculuğun pek hayır getireceğini sanmasam da siz devam ediyorsunuz; olsun sizin seçiminiz.Yine de cevap verdiğiniz için teşekkür ederim.
Efendim bu ne resmiyet? Bu sayfaya yazdığınız ilk yoruma bakalım:
işte siz ve sizin gibilerin özgürlük anlayışı
bu ülkede sizin gibi 90 yıldır ileri düşünmeyi başaramayanlar oldukça daha neler kaçar elimizden bir gün güzel ya da çirkin ne olursa onu da ancak biz yaparız anlayışınız yüzünden kıvranıyor bu ülke utanın be
gecede ne kadar para kaybettik ne kadar itibarımız sarsıldı expo kaçtı hala utanmadan düşüncesiz düşncesiz konuşuyosunuz bu ne vatan sevgisi bu ne laiklik ne Atatürkçülük ne mantık ne de iyi olan başka bişey bu sizin bu ülke için ne dilediğiniz siz bu ülkeyi hak etmiyorsunuz
Benim dikkat çekmek istediğim nokta imla hatalarınız değildi; imla hatalarınızı yüzünüze vurmak gibi bir niyetim olsaydı açıkça dalga geçerdim. Düşüncelerimi veya yapmak istediklerimi saklamaya çalışan bir insan değilim.
Benim göstermek istediğim şey, ilk yorumunuzdan bu yana "gelişerek değişmiş" olmanız. Merak ediyorum, Erkal Şekerzade bu sayfayı yorumlamasaydı, sizin yorumlarınıza olumlu ve yapıcı bir şekilde yanıtlar vermemiş olsaydı, en son yorumunuzda belirgin bir şekilde düzelen üslubunuz yine var olacak mıydı, yoksa yine noktalama işaretlerini, klavyenizdeki Shift tuşunu kullanmaya üşenmeye devam mı edecektiniz? Eğer düzgün üslupla yazmaya devam edecek olsaydınız neden ilk baştaki sert, hakaret dolu ama samimi tavrınızı kullandınız ki, direkt olarak yapmacık bir resmiyete bürünseydiniz, son yorumunuzdaki gibi?
Tekrar tekrar küçük ayrıntılara takılmayı istemiyorum ve -lütfen bunu hakaret olarak algılamayın- karşıt görüşleri olan her bireyle tartışmak da ayrıntılara takılmaktır. Eğer siz de ülkenin durumundan benim kadar şikayetçiyseniz ve karşıt görüşlere rağmen bir birliğin olması gerektiğine inanıyorsanız, birbirimize attığımız tüm lafları geri alalım derim. Özellikle bu konudaki düşüncelerimi Tepkisizlik - 2 adlı yazımda açıklamaya çalıştım, o yazıyı da okumanızı isterim.
Sevgili arkadaşlar; bir önceki ortaklaşa kurulmuş olan hükümetin inanın bana bu hükümetten daha ileri olduğunu söyleyebilirim. Söylemiş olduğunuz sözleri temele dayandırmanız gerekmektedir. Demokrasi her zaman için kurallar içinde işler. Kurallar yok olursa demokrasi yoldan çıkmış demektir. Kusura bakmayına arkadaşlar akp nin
elle tutulur bir politikasını görmüş değilim. Yapmış olduğu tek iyi şey anadolu liselerinde eğitim dilini Türkçe yapmak olmuştur. Onuda 4 yıla çıkararak becerebilmişlerdir. Ey halkım iyisini göster derseniz bana size hiç bir şey diyemem ama şunu size diyebilirim; akp Türkiye Cumhuriyet'inin görmüş olduğu en işbirlikçilerden biridir. Bop eş başkanıyım demek, milli kuruluşları devretmek, öyle her karar için ikide bir abdye gitmek ve içerde konuşulanları söylememek beni bu şüpheye düşürmüştür. Söylemek isterim ki eğer oy vermişseniz, oy verdiğiniz şahsiyet sizden konuştuklarını saklamamalıdır. Saklıyorsa orada dolap dönüyor demektir. O dolapta siz varsınız, ben var, geleceğimiz olan çocuklar var demektir. Bunu farkediniz. Bu arada dünya dediğiniz yer avrupa ve abd değildir. Farkındaysanız siz buralara rezil oldunuz. Hiç onların tarihinde rezillik yok. Bizimkisi en medeni olanı; onlar birde meclisi basıyorlar hükümetleri indirmek için, her türlü pisliğe bulaşıyorlar, insana kıyıyorlar bunlar rezillik değilde bir yasadışı partiyi kapatmak mı rezillik. Sorarım yurttaşlarım sorarım; bu insanlar bize hiç bir şey getirmedi, getirdiyse ne getirdi söyleyin. Borcumuzu ülkeyi satarak mı ödeyecekler yoksa çalışarak mı. Telekom'u satmak bu günü kurtarır yarın ne olacak? Petkim'i satmak bu günün faizini kurtarır ya borcu hangi kuruluşun karı ödeyecek? Türban yasasını çıkardılar üniversiteler şimdiden karıştı benim çocuğumu kim koruyacak? Kusura bakmayın yurttaşlarım bu parti ne isteklerinizi yaptı ne de geleceğinizi sağlama aldı. Sizi ve geleceğinizi şu an ki ve geçmiş ki durumdan daha da tehlikeye atmış durumdadır. Okuduğunuz için teşekkür ediyorum.
Üzgünüm ama siz asla değişmeyeceksiniz. Size acıyorum Barış Bey. Allah fikirlerinize doğruluk, anlayışınızda ki zayıflığa da bir deva versin başka birşey diyemiyorum. Esenliklerle......
Pek muhterem Yargıç Bey; ben taraf değilim. Taraf olabilecek bir insan da değilim. Ben aldığım eğitimle, görmüş olduklarımla ATATÜRK'çü bir insanım. Öyle rozette ATATÜRK'çü olanlardan değil benim ki benim ki gerçek olanlardan.
Benim okumayı seven bir insan olmamdan kaynaklıdır ki, pek çok beyinsel ve düşünsel akımı bilirim. Laiklik, siyasi bir kavram olduğu için insan için kullanılamaz. Kullanan laikliği bilmiyor demektir. Yazınızda laiklik insan için kullanıldığında ataist anlamı çıkar yazmışsınız; ben birazda ona tepkiliyim. Ya güzel Türkçemizi bilmiyorsunuz, ya da bilmeyerek yazmışsınız. Ben ikincisini temenni ederim. Ayrıca baş örtmek bir Türk kültürü değildir. Bakınız Orta Asya'dan geldiğini söylüyorsunuz. Orta Asya'da ki hanımlar atlara binmiyorlar mıydı? Atlara binen hanımların yürüyene göre daha çok vücut hatları belli olur. Ayrıca biraz olsun bu konuda okumadığın buradan anlaşılıyor ki; bu konu hakkında bir İslam gezgininin bir sözü vardır. Gezginin adını şu an için hatırlamıyor olsamda, gezgin Orta Asya'daki medeniyetleri inceleyen bir gezgindir.
Söz aşşağı yukarı şöyledir: Burada bir kavim vardır. Ata iyi binerler, çok iyi ok atarlar; çokta güzel kılıç kullanırlar. Kavimde ki hatunlar vücutlarını örtmezler; zina, fuhuş nedir bilmezler.
Söz edilen kavim; Türk Kavmidir. Biraz araştırırsanız haklı olduğumu anlarsınız. Birazda Anadolu insanının taktığı bir şey demişsiniz. İslamiyet 571'de ortaya çıktığına göre; 1071'de biz Anadoluya girerken de İslamiyet varmış. Şimdi sevgili kardeşim, Anadolu kadını bu örtüyü takmış olabilir ama bunun atadan gelenek olduğunu söylemek mümkün değildir.
Takana sözüm yok. Öyle sanmışlar, sanmışlar öyle takıyorlar. Benim sözüm bunu kullanana, kullandırana ve hatta bunun üstüne yatanlaradır.
Kimse demesin ki fikirlerimde hata yoktur. Benim fikirlerim hata doludur. Yazdıklarımı okuyup beni düzeltmenizden hoşnut kalırım. Şahsen söylemek isterim ki, ben tartışmaya giripte bir tek AKP yandaşı birisinin bir tek sözünden dahi vaz geçirememişimdir.
Bunun neden kaynaklandığını anlamış değilim. Bir insanın içini biz ancak söyledikleriyle anlarız. Sayın Başbakan'ın yakın tarihe kadar söyledikleri örütbağda(internette) mevcuttur. Tam metin açıp okuyunuz. Bir söz çok şeyi değiştirir. O sözden yüzlercesi bulunmaktadır.
Ben laik düzenden sıkıntım yok, laik düzeni öyle her babayiğit çıkıpta bozamaz. Kolay değildir. Yüce insan MUSTAFA KEMAL o güzel gençliğe hitabında cumhuriyeti bana ve benim gibi gençlere emanet etmiştir. Benim gibi gençler derken, benim gibi düşünen değil; BENİM GİBİ TÜRK OLMAKLA ÖVÜNEN TÜRKİYE CUMHURİYETİ VATANDAŞI OLMAKLA ÖVÜNEN GENÇLİKTEN BAHSETMEKTEYİM.
Şimdi uzun yazımın sonunda söyleyecek bir kaç parça sözüm daha var. Ben bundan 6 yıl öncesini de hatırlıyorum. Allaha şükür o kadar küçük değilim. Şimdi söyleyeceklerim bir çok kişiyi kızdırabilir ama gerçeklerden kaçmam.
Bana sorarsanız bu düzeni kim değiştirir diye, cevap veremiyorum size. Neden? Çünkü böyle bir kişi olmadığından değil, hiç bir parti ya da parti başkanı göremiyorum ki abd ve ya ab kucağına oturmamış ya da oturtulmamış. Görmüş olsaydım kesin cevabım olurdu.
Bu uzun yazımı okuduğunuz için bir kez daha teşekkür ederim.
Başörtüsünü gelenek olduğu için örtenleri bilmem ama ben örtseydim kesinlikle İslamın emri olduğu için örterdim.Tarih bilgim biraz kıttır.Yanlış söylüyorsam özür dilerim ama o türk kavminin hangi kavim olduğunu ya da ne zaman varlığını sürdürdüğünü söylerseniz sevinirim.Çünkü 1071 de Alparslan anadoluya girdiğinde zaten müslümanlardı.yine de yanlış biliyorsam özür dilerim ve aydınlatmanızı rica ederim.
Hani yazının sonunda benim fikirlerim bunlar, sizinkileri de merak ediyorum demişsin ya başlayayım(bu arada ara bilgi vereyim blog sayfana geldiğimden beri özellikle Türkiye gündemi ve siyasi yazılarını okuyorum, o yazılara odaklanmam ve yorum yapmam bundan,yanlış anlaşılmasın tarafından);
(...)Devlet üniversitelerine ve hatta aşamalı olarak devlet dairelerine dini ve/veya siyasi simge sokmayı demokrasi olarak görebiliyorsak (...)
Bir kere bunu geçin artık... Yasası çıkmış olmasına rağmen hala bi halt değiştiği yok, benim gibi başıörtülüler ya başını açıp okuyor, ya peruk takıp palyaçoya dönüyor, ya açıköğretim okuyor, ya yurtdışına gidiyor, yada internet üzerinde uzaktan eğitim alıyor. Özetle anamızdan emdiğimiz burnumuzdan geliyor. Biz, biz olmaktan çıkıyoruz. Böyle adaletin,demokrasinin ben neresine tükürsem bilemiyorum.. neysee... Ha bi de okuduk diyelim, istediğim gibi çalışma hakkım niye bu kadar çok batıyor? Bela okuyorum, geçiyorum, aslında oturup dua etmem lazım, bu zihniyet, bu tahammülsüzlük, bu din-devlet işine karışmaz safsatası, bu birşeylerin arkasına sığınıp siyaset yapma durumları artık bitsin diye, hata bende ne bela okuyorumki?!
Şu siyasi simge olayı çok komik, ama olaya bir de "siyasi simgedir" tarafından bakalım: ülkücü bıyığı siyasi simgedir, deniz gezmiş gibi giyinmek siyasi simgedir -devrimci gençlerin büyük çoğunluğunun giyim şekli- gizliden gizliden devrimci-aydınlıkçı(!) zartçı zurtçu dergiler dağıtanlar başlı başına birey olarak siyasi simgedir -Ege ünv.de bu dergilerden almayan bir arkadaşım tehdit edilmişti, üniversite içinde hemde bak bak bak!- Solcu büyüklerin çoğunun bıraktığı o pis bıyık (şekil olarak tarif isterseniz; üst dudağı kapatan,yemek bulaşması muhtemel, dudak kenarından sarkan bıyık şekli) bunların hepsi siyasi simge. O zaman biz şey yapalım, üniversiteye de ilkokul usülü gelsin. Kızlar-erkekler formalı olsun, kızlar saçlarını yandan 2 kurdele ile örsün dibiş yapsın, erkeklerin saçları kısacık, sakal-bıyık olmasın sinek kaydı olsun. ohhhh herkes rahat eder, benimki de siyasi simge seninkide nasılsa dimi? Kimseye batmayız böylece. Adalatin bu mu Türkiye deriz, cevabını hepberaber veririz ilk okul ağzıyla "EVEEEEİİİTTTT ÖĞĞRETTMEENİİİİİMMMMMM"
Bana tahammülsüzlere biraz tahammülsüzlüğüm var.
herkesın kendısıne gore dogruları war ama bassavcı yaptıgın yanlısın farkında degıl yazıklar olsun....
Değerli Ebrar arkadaşım; Türk Kavmi derken kastım Türk Milletiydi. Türk Milleti göçebe değildir aslında; bu günkü eğitim sisteminde iki kol var:
1. si Doğru olan gerçekler, 2. si ise ÖSS'nin gerçekleridir. Biz hep ÖSS gerçeklerinde göçebe bir kavim olduğumuzu okuduk. Sizde yanılmıyorsam kavimden anlamış olduğunuz şey kökeni. Kökeni hakkında ne yazıkki bir bilgim yok ama Türk ırkına ait bir gerçek olduğunu hatırlıyorum.
Gelelim Uğur arkadaşımızın yapmış olduğu yoruma; değerli kardeşim, elbette herkesin kendine göre bir birikimi vardır. Elbette herkes kendince bir şeylerde uzmandır. Ben öğrenciyim mesela şimdilik uzmanı olduğum bir şey yok. Yani o yanlış bu yanlış diyecek derecede olmama rağmen konuşabiliyor olmamın sebebi, bir şeyler hakkında önemli bilgilere ulaşabiliyor olmamdır. Ben okumuş olduklarımı, duymuş olduklarımı yorumluyorum. Siz bu konuda uzmansanız lütfen isminizin başına mesleğinizi yazında, bu konuda atıp tutan birisi olarak sizi görmeyeyim. Mantık çerçevesinde konuşma yapmak şarttır. Ben örnekler veriyorum. Düşüncemi örnek vererek kanıtlıyorum ya da aksine örnek vererek. Bu Matematikte olan bir kavram lütfen sizde fikrinizi kanıtlayınızda bizde yazınızı ciddiye alıp bir şeyler yazabilelim.
Okuduğunuz için teşekkürler.
minicik bir sorum var akp yönetimi ve rte hükümdarlığı var olduğundan bu yana Türk mallarının 100% de kaçı yabancıya satıldı gebze-izmir telekom bunlar sadece benim son zamanlarda gördüklerim birde bir listesini hazırlayacak olursak herhalde giden toprak sayısı çıkacak bir savaşta yabancıların topraklarını ve fabrikalarını kapamasıyla Türk ekonomisini çöküşe geçirtecektir.Tamamen ülkeyi zarara sokma gibi bir hevesleri var akp düşüncesi işte burada başlıyor.Gelen paralar çok muş gibi o gelen paralar dış dorçları kapamaya yetmiyor ama babalar gibi satarım lafınıda eksik etmiyor.Görüden anlayın bu akp'nin bu ülkeye yararımı dokundu zararımı
ayrıyetten rte ve yandaşları babalar gibi satarım diyor ülkemizin içine yabancı elinin deymesine izin verdirtiyor ama nedense biz yurt dışına birşey yapmak istesek bize izin yok ancak yatırım yapılan yerler gelişmekte olan ülke sıfatını bile alamamış ülkeler ki buradaki yatırımlarda topak alımı değil sadece feto okullarıdır.
turklerklani demiş )KARDEŞ GÜZEL ANLATIYORSUNDA. bu savcılar bunları göremeyecek kadar körmü,, ki de,bu konuda dava acmayıp,abuk,sapık,kelimeleri toplayıp,tümüne bakarsanız,gibi dava acıyor.ülke elden gidiyor diyenler, mitink yapanlar, ecevit, kırizinde,insanlar intihar ederken, bankalar hortumlanır ken,kap kaclar artanken,ülke teksas a dünmüş eline silah alan banka soymaya giderken, nerdeyidiniz. şimdi kıyametler kopuyor.fetocular-fetocular-senin devletinin yapamadıgını,dünyanın her yerine okul acarak başarmış,kişi o fetocU, dünya devletler bundan dolayı saygı duyarken sen ne anlatıyorsun.senin gibileri bilirim,aklı sıkıştırılmış,herzaman kendi inanc kültüründen olmayana saldır,saldırda böyle ancak aptalların inanacagı dilden olmasın, gecerli ikna edici olsun , bunuda sen degil gene acıgını bulursa, savcılar, ve asker yapar.herzaman haklı olana inanılır,devam----- neymiş oglu gemi almış devam ---ülke satılmış, yolsusluklar varmış senin, tayyib, ine bir şihirden dava acanlar,anayasa kurallarını hice sayıp fetva veren savcılar nerde söyle nerde. sevsekte sevmesekte bu gün secim olsun ak 100-60 -oyüzden tam anlamıyla siyasetten yasaklamak istiyorlar.başbakana helal olsun, bukadar saldırıdan korkmadan yılmadan orda,mücadele veriyor. sürekli, saray entikası gibi , suni gündem oluşturuyorlar, cıban başı mhp , chp yi sevmem ama ,en azından oldugu gibi görünüyor. secim dediler yetmedi kıriz var diye yaygara koparttılar,hani inanayım dedim ama gecmişte yaşananlara bakarak bu günüme şükrediyorum.iki senedir, eflasyon artışta sebep, kıriz var diyen şerrefsizler. ve diyorumki ---yassak lar kalksın diye. AVRUPA birligi, kadınlara özgürlük olsun diye ve evlenmeden ayarlaya bildigim kızı becermek , mec bur kalmadıkca, evlenmeden özgür yaşamak, icin AVRUPA BİRLİGİ.
Sevgili Satanic rumuzlu arkadaşım: cevap bana mıydı bilmem ama olmasada cevaba karşılık bir iki şey yazmak istedim.
Ne yazık ki senin aklından geçenlerin bu ülkeye tek bir yararı dokunmayacaktır. Ben a ya da b partisi mensubu değilim. Gerek mevcut iktidar partisi olsun gerekse diğer partiler olsun kadrolarında bir çok çürük insan bulundurmaktadır. Mevcut iktidarın başındakiler ise çürüklerin bir nevi karması gibi bir durumdadır. Biz kimseye ikna etmeden vurmuyoruz efendim. Her yerde bunun tartışmasını yapabilecek seviyedeyim. Üstelik yaşımın çokta büyük olmamasına rağmen.
Mevcut istikrar borca dayalı istikrardır. Neden millet borçtan konuşurken düşünmüyorsunuz. "İşte bilmem kaç milyar dolardan bilmem kaç milyar dolara yükseldi" lafları safsata değildir. Düşününce de gayet mantıklı geliyor. Mevcut partiden çıkmış bir vekil "Turan ÇÖMEZ" diyor ki; mevcut iktidarın yapmış olduğu hiç bir şey yoktur ve devam ediyor, sağlanan istikrar tamamen dışarıdan alınan borçlara dayalıdır. Sizce mantıklı değil mi? Sayın Kemal Derviş bu ülkeye geldiğinde yapmış olduğu tek icraat Türkiye'ye borç para bulmak değil miydi? Kemal Derviş borçları bulduğunda Ecevit yıkılmış yerine Tayip çoktan geçmiş bulunuyordu. Sizce Tayip bu borcu ne yaptı?
Ne yaptı Tayip o kadar parayı? İşte sizin gözünüzü o parayla boyadı. İstikrar safsatası bu şekilde ortaya çıkmıştır. Şimdi ise zamlara başladılar. Bahane üretme mekanizmasıda başladı. Neymiş dünyada böyleymiş. Yalan efendim yalan. Fransa'da zam yapalım dediler millet birbirine girmedi mi? Siz hala bu yalanlara inanın. Ekonomi ise piyasada gezen sıcak paraya bağlanmış. Yabancılar için dünyanın en karlı piyasası durumuna getirilmiş bir borsamız var. Ne mutlu bize değil mi? Faizleri düşürmeye kalksalar bu ülke ekonomik krizin içine batar. Korkuyorlar çünkü bir ince tel üzerinde duruyor ekonomi, kopmaya hazır. Önüne gelende tehdit ediyor ülkeyi... Nasıl mı? Ekonomi sıcak paraya bağlı diyorum ya bir iki para babası borsadan parasını çektiği zaman ne olacak? İşte kriz senaryosu böyle yazılır. Ülkende üretim yok. Esnaf sinek avlıyor. İtalat patlamış durumda. Bütün bunlara rağmen ülke ekonomisi ayakta. Tekrar söylüyorum işte tek sebep SICAK PARA. Eğer düşünürsen biraz anlarsın.
Gelelim şu kapatma davasına...
İcraat dokunulmazlığı olan bir ülkede kapatılması gereken bir parti için bahane aranır. Bulunan bahanede laiklik olmuş. Laikliği geçtim ben ülkeyi ekonomide batırdıktan sonra ne kaldı ki. Bir ülke tam bağımsızlığını daima tam bağımsız ekonomisine borçludur. Ekonomisini batırdığı ülkede ayakta duran hiç bir parti yoktur. Gelin görün ki icraat dokunulmazlığı diyorum ya bu ülkede olduğundan dolayı Tayip'in ayakta. Sen sanıyorsun ki ülke Ecevit döneminden daha iyi durumda. Daha kötü olduğunu yukarıda belirttim. İçeride aç kalmayı mı yeğlersin yoksa dışarıdan tehdit yiyip taviz vermeyi mi? Tayip'in sattıklarını buraya yazacam bol bol okursun da anlarsın ne olduğunu. Ülkenin para kazanan kurumları satılıp borcu ödenmez hale getirildi bu ülke 5 sene boyunca.
Besbelli satanic sen ezberden konuşuyorsun. Biz Tayip'in ciğerini biliriz; çünkü okuyoruz. Yazılanları çizilenleri okumakla sabahlıyoruz biz örütbağ (internet) başında.
Son yazdığınada bir şey yazmak isterim. Acaba biri senin kızkardeşini ayarlayıp becerse senin tepkin ne olurdu? Bu arsız konuşmanı bu soruyla cevaplar ve seni biraz olsun düşünmeye davet ederim. Bu ülkenin kültürünü bu şekilde yozlaştırmak, ve ırk kavramı içerisinde doğru dürüst insanlar yetiştirmek açısından son yazmış olduklarını şiddetle kınarım.
Sabırla okuduğun için teşekkürler.
davayı acanın Allah belasını wersın kapatılsın dıyenınde Allah belasını wersın Allah herzman doğrunun yanındadır Allah R.T. ERGOĞANIN yar we yardımcısı olsun....Allah büyüktür
Uğur isimli kepazeye mesajımdır. Senin gibi düşünmeyenlerin düşüncelerini "Allah belasını versin" diyerek karşıladığn için, Allah senin belanı vermiş olmalı ki sen bu kadar zayıf ve aciz olmuşsun. AKP nin kapatılıp kapatılmaması değil, senin gibilerle ayni toplum içerisinde yaşıyor olmaktan utanç duyuyorum. Allah'ın büyüklüğü, yetim hakkını pervasızca gasp edenleri cezalandırmasıyla ıspatlanacaktır.
Pek sevgili uğur arkadaşım senin nerede ve nasıl yetişmiş olduğunu tahmin etmekteyim. Zira hiç düşündün mü akp'nin aksine konuşmamış olduğunu. Robot gibi yaşamaya alışmış insanların konuşma tarzıdır. Zira insanda bir robottur yeterki onu ayarlamasını bilin.
Şimdi söylemek istediğim bir kaç söz daha var: o kadar ALLAH yazmışsında bela okumanın sana düşen bir iş olmadığını anlayamamışsın. Yazıklar olsun ki ülkem senin gibilerle dolu. Ne dinden haberiniz var, ne tarihten ne de günümüz dengelerinden. Tek yapabildiğin şeyide söylim az önce yapmış olduğun gibi bela okumak ya da aşşağılamaktan başka bir şey değildir. Din, din, din diye ortalıkta gezenler, dindar diye başını örtüp başbakanlık konutunda başbakanın eşi diye gezenler 50 bin liralık baş örtü takarda ben burada borç ödersem -sana yemin olsun- benden korkacaklar.
Akp'nin kapatılmamasının vermiş olduğu bir nevi sinirle konuşmaktayım ki suçları ağırdır. Cezalarını er ya da geç çekecekler. Temennim erken olmasından yanadır. Teşekkürler.







