Beni de kovun, ey başbakan!
Cihan Demirci'nin blog'undaki bir yazı:
http://damdakimizahci.blogspot.com/2007/08/beni-de-kovun-ey-babakan-bakn-ben-de-bu.html
Tamamına katılıyorum, ayakta alkışlıyorum. Yazının sonunda da:
Benim gibi başka insanlar da çıksın ve “BENİ DE KOVUN, EY BAŞBAKAN” desin diye yazdım bu yazıyı… Bekir Coşkun'un bu ülkede yaşadığı o korkunç yalnızlığın ortağı olduğum için yazdım bu yazıyı... Bakalım bu sesime eklenen yeni sesler çıkacak mı?.. Birbirini hep yanlış anlayan bir toplum olduğumuz için bakın bu sözlerim yanlış anlaşılmasın, birileri kovacağı için gideceğimiz yok bu ülkeden. Sadece durumun vahametine dikkat çekmektir derdimiz. Gelinen vaziyet o kadar vahimdir ki, bu sadece ülke boşluğuna atılmış insani bir çığlıktır… Benim ki belki de kovulacak insan sayısını ortaya çıkarmak, şu ülkede kaç kişiyiz kovulması gereken, onu bir görebilmek… Gerisi kovmayı düşünenlere kalmış… Bilmem anlatabildim mi?..
demiş. Farkında olmadan bu yazıya başladığımda yazdıklarımı sildirecek bir mim dalgasını başlatmış :).
Cihan Demirci'nin başlattığı bu mim dalgasına kapılan ilk blog yazarı olarak tekrarlıyorum: Beni de kovun, ey başbakan!
Şimdi mim dalgalarında genellikle mim başkalarına paslanır. Fakat bu biraz hassas bir konu, pas verilen her kişi aynı düşünce yapısına sahip olmayabilir. Bu yüzden pasımı orta sahada boş bir yere atıyorum, yani isteyen alabilir, benden gördüyseniz "Barış beni mimledi.", Cihan Demirci'den gördüyseniz "Damdaki Mizahçı tarafından mimlendim." diyebilir.
İlk politik mimimiz hayırlı olsun efendim :).
Not: Yazacağınız mimde yazının kaynağını ve yukarıdaki alıntıyı unutmayın efendim.
Mim dalgasına kapılanlar:
- Cihan Demirci (başlattı)
- Alisko.org (mim dalgasından bağımsız bir yazı)
- Beyn (ben)
- Tunacan
- Melinda
- Can Elçin
- ... (güncellenecek)
Verilen Tepkiler
Teşekkürler melinda :) Senin ikinci bir blog'un mu vardı yav?
Hayranı olduğum Cihan Demirci'nin yazısını okuduğumda gene hislerime tercüman olmuş dedim. Aynen katılıyorum. Bu dalgayı bir arkadaşım sayesinde fark ettim ve bende bu dalgaya katılmak istedim. Bizi de kovun ama Cihan Demirci'nin dediği gibi gideceğimiz yer adam gibi bir yer olsun:)))))
Başbakan savunma yapınca saldırıya geç!Yazıklar olsun bekir coşkun gibi sözde gazetecilere!Size sormak gerekir sen neden fransız olan karını alıp ta fransaya gitmiyorsun!Fransaya git orada ermeni kardeşlerine yardımcı ol,işte seçilecek cumhurbaşkanı da nasıl olsa senin cumhurbaşkanın olmayacak!
sarhoş fransız cumhur başkanı senin cumhurbaşkanın olur.
"başbakan savunma yapmamıştır. bu ülkeden bekir çoşkunu kovmuştur. bekir çoşkun nasıl bir insan olursa olsun bir başbakan kimseye öyle bir şey söylemez. söylersede kendi seviyesini belli eder ki bunu belli etmesinede gerek yok kanımca. Bence bu ülkenin daha fazla bekir çoşkunlara, emin çölaşanlara ihtiyacı var."
Alisko'nun bu yorumunu aynen kopyalıyorum, zaten okumamış olsaydım da aşağı yukarı aynı şeyleri söylerdim.
Ben bu yazının tamamını "Damdaki Mizahçı" sitesinde yayınlandığı gün okudum. Bu ülkeyi yüzyıllar öncesine, tamamı cahillerden oluşan bir topluma çevirmek isteyen gerici zihniyetle çağdaş bir toplum isteyenlerin mücadelesidir bu aslında. Başbakan kimseyi kovamaz, diktatörlerin bile ülkelerinden insan kovamadığı bir dünyadayız artık, bunu savunan insanlar bu ülkenin tamamen batmasını sağlayacaklar ve bugünleri bile arayacaklar. Mustafa Kemal Atatrük'ün kemikleri sızlarken "BENİ DE KOVUN" a aynen destek oluyorum, evet beni de kovun, o kadar kolaysa!!!!
Hem okuru olduğum, hem de ki
taplarıyla ilgili geçmişte yazılar yazdığım Cihan Demirci'nin o doğrucu ve dürüst sesine ben de sesimi katıyor ve beni de kovun diyorum!..
İşte bende çıktım ve Cihan Demirci'nin başlattığı bu sesi sürdürüyorum.Bu ülkeden gideceğimiz filan yok ama yaşanan faşizmi göstermek adına ben de "BENİ DE KOVUN" diye sesimi ekliyorum. Yanınızdayım sevgili Demirci.
Geçmiş zamanlardı, Bekir Amca. Nazenin genç kızlar yurtlarından çekip gitmek zorunda kaldılar. İstemeye istemeye. Ayaklarını sürüyerek gittiler. Analarını son defa koklayarak. Çekip gittiler. Babalarına bir daha sarılamama korkusuna sarılıp gittiler.
Genceciktiler. Kelebek gibiydi kalpleri. Al aldı yanakları. Moldova’ya gittiler, meselâ. Dillerini anlamayan ve dinlerini bilmeyen adamlardan medet umdular.. Romanya’ya uçtular. Hollanda’da hasret çektiler. Orta Asya’nın demir perde artığı soğuk ve suskun şehirlerine çekildiler. Viyana’ya çekip gittiler. Niye mi? Dillerini bilen, dinlerini bilen, Bekir Coşkun amcaları gibi taze mısır ekmeğinin mis gibi kokusunu seven büyüklerinden, kırılgan hayallerine analık etmelerini bekledikleri kadınlardan, tazecik umutlarına babalık etmelerini umdukları adamlardan çektiler. Varlıkları, yere göğe sığmayan bir ayıpmış gibi sınıftan uzaklaştırıldılar. Sınavdan kovuldular. Umutlarını nokta nokta dizmeye hazırlandıkları kurşun kalemlerini gözyaşları içinde çektiler kâğıttan. Başları önde, çekip gittiler.
Çekip gitmesini bildi o incecik kızlar. Rantiye hesaplarının üzerine perde olarak çekilen laik-Müslüman çekişmesinin gerilimini 13-14 yaşlarındaki dal gibi kızların saçlarının ucuna bağladılar. Kızlar da “Bana mısın!” demediler, çektiler. Çekip gittiler. İhale takipçilerinin aç gözlerine sürme yaptığı “irtica geliyor!” tehditlerinin kapkara dehşetini 17’lik kızların omuzlarına yıktılar. Kaçmadı kızlar. Kaçamadılar. Çaresiz, çektiler. Ağlayacak gibi olsalar da, belli etmediler. Boylarını aşan hıçkırıklarını içlerine çekip gittiler.
Bazıları, okul kapısında bir kuytuya çekildi. İlk defa ulu orta. İlk defa herkesin göreceği yerde. Ak duvağının arkasına koymak üzere cevher gibi sarıp sarmaladığı saçlarını yağmalatırcasına. Sadece helâlinin bakışına sakladığı zülüflerini çamura yatırırcasına. Her defasında ilk defa yapıyormuşçasına gibi ezilerek. Utanarak. Çekinerek. Sıkılarak. Yutkunarak. Ağlayarak. Ağlamıyormuş gibi yaparak, başından örtüsünü çekti. Çekip gitti sınıfa. Bazıları da elini eteğini çekip gitti. Okuma hayallerini kirli bir mendil gibi katlayıp, köşelerine çekildiler. Şimdi, ülkenin aydınları olarak çıkacakları üniversite kapılarının önünden, başını örterse, kızını nerede okutacağını kara kara düşünen “oku(tul)mamış ev hanımları” olarak iç çeke çeke geçiyorlar. Yaralı geçmişlerini, ezilmiş gençliklerini hatırlıyorlar: Arkadaşlarının yanında aşağılanmışlardı, utandırılmışlardı. Kardeşçe sarmaş dolaş oldukları, sırdaş edindikleri başı açık arkadaşlarıyla aralarına s/ağır mı s/ağır setler çekmişlerdi. Başı açık olanlar da çekmişti. Onları da utandırmışlardı. Yanı başından kaldırılan arkadaşının ardından sınavı terk etme “delikanlılığı” ile sınavı verip okulu bitirme “pısırıklığı” arasında, vicdanları yalım yapalak bir oraya bir buraya çekilmişti. Okul kapısında bekletilen “kanka”larının yüzüne bakamadan, kendilerini en çetin hesaplara çekip de gitmişlerdi amfiye.
Kimisi hazırlık sınıfına başlayamadan. Kimisi diplomasına birkaç ay kala. Çekip gitmişti. Bekir amcalarının güzelce tarif ettiği o yeri, kendisi ya da eşi başörtülü ya da başörtüsüz olsa da, kendisi ya da anası/kızı/kız kardeşi çarşaflı yahut dekolte olsa da, “her insanın asla kovulamayacağı, kovuldukça kalacağı, gönderilmek istendikçe yerleşeceği, atıldıkça geleceği” o yeri arayıp durdular. Her defasında, karşılarında, “kamusal alan” uydurması etrafına çekilmiş dikenli teller buldular. Ülkelerinin orta yerinde, habire genişletilen ve nerede kardeşlik umudu varsa üzerine sünger çeken o dikenli tellerde kanadı hayalleri.
Dün ben de çekip gittim. Kamusal alandan rahmetsel alana attım kendimi. Medine’deyim. Başını örteni de, örtemeyeni de, örtmek istemeyeni de, örteni istemeyeni de huzuruna alan Muhammed-i Emin’in [asm] huzurundayım. Kin ve nefret çöllerinden kardeşlik vahaları yeşerten Sevgili’nin yurdundayım. Çekip gelse, Bekir Coşkun’u da R. Tayyip Erdoğan ve Abdullah Gül kadar sımsıkı kucaklayacakları, kırk yıllık dost gibi ağırlayacakları, teklifsiz sofraya buyur edecekleri yer burası. Çekip gitmiş kızların, kendilerine çektiren büyüklerini görecek olsalar, ömürlerinde görmedikleri içten bir sevgiyle, her şeyi unutarak kucaklayacakları yer burası. Kardeşler arasına ayrıkotları dikenlerin ayakları altına gül dikenlerin bağı burası. Misilleme, rövanş ve intikam duygusunu yanağında serinleten O Gül’ün [asm] gülüşleri çoğalttığı yer burası. İstanbul’un sokaklarına serin huzurların taştığı pınar başı burası. Ankara’da komşuyu komşuya sevdiren sırrın doğum yeri burası. Bekir’i, Abdullah’ı, Tayyip’i birbirine kardeş yapan muhabbetin mayalandığı yer burası. Benim ülkemi de baştan başa dost sıcağıyla ısıtan Muhammedî medeniyet güneşinin doğduğu yer burası.
http://elitby.blogcu.com/
çok ayıp etmişler bu memleket nerelere gidiyor böyle.







