Cucina Makkarna daveti ve izlenimlerim
Restoranın sahibi Kaan Küce ısrarla "Burası öyle elit, pahalı restoranlardan değil." dese de ben yazıya şöyle başlayacağım: Hayatımda ilk kez böylesine "büyük" bir yere davet edildiğim için hafif şımardım diyebilirim .
Elbette bu cümleyi kurma niyetim olumsuz değil. Aksine, gerçekten de menüsü öyle acayip derecede pahalı olmayan, hakikaten "elitlerin gittikleri restoranlar" kadar aristokrasi kokmayan bir yer. Sıcak bir atmosferi var ama biz nasıl diş fırçalarımızı İsviçreli bilim adamlarının deneylerine göre seçiyorsak, restoran İtalyan restoranı olduğunda da otomatikman biraz ağırlık kazanıyor. Ben bile restoranı ararken karşıma dev tabelalı bir bina çıkacak sanıyordum. Karşıma çıkan restoran, bildiğimiz restoran büyüklüğünde olunca biraz rahatladım.
Beni ve Ece'mi, süpersonik sosyal medya insanı Tolga Özek ve bizi davet eden sevgili Başak Temel karşıladı ve hafif loş ışıklı, sade bir dekorasyona sahip restorana adımımızı attık. Masamıza oturduktan sonra da restoranın sahibi, işletmecisi ve menüdeki yemekleri ilk pişiren "şef" Kaan Küce karşıladı. Kalkık kaşlı, abartılı jest ve mimiklerle konuşan bir restoran işletmecisi yerine genç ruhlu, acayip sıcakkanlı ve samimi bir "abi" görünce bir kez daha rahatladım. Kendisi önce bize restoranı tanıttı ve getirttiği menülerdeki yemeklerden bahsetti. (Buradaki ayrıntılar için Tolga abinin yazısını incelemeniz daha güzel olur.) Bize özel, ayrı bir menü hazırlattığını hatırlattıktan sonra da yanımızdan bir süreliğine ayrıldı.
Önce zeytinyağları ve zeytinli ekmekler, ardından -Akdeniz yemek kültürüne uygun- büyük bir kase salata, sonrasında da birer kadeh Fransız şarabı geldi. Benim "şarap dağarcığımdaki" şarapların fiyat sınırı 20 lirada kaldığı için önüme konan şarabın tadı, bildiğim şaraptan öte bir tada sahipti . Tolga abiden öğrendiğim kadarıyla bir Fransız şarabı olan içtiğimiz içkiyle beraber anladım ki, şarap öyle acı olması gereken bir şey değilmiş.
Ardından "çift tada sahip" makarnalarımız geldi. Görünce bu şahane rastlantı karşısında gülümsedim çünkü gelen makarnaların şekli, tepeden görünen bir beyni andırıyordu:

Fena halde yoğun bir tada sahip "limonlu makarna"nın (tabağın sağ tarafı) tadına bir türlü alışamasam da Kaan abinin bahsettiğine göre bu makarnanın bağımlıları varmış, her hafta bir tabak yemeden duramıyorlarmış. İnandırıcı geldi çünkü benim damak tadım pek iyi değildir ve damak tadı iyi olanların bu acayip makarnayı acayip sevecekleri fikri de olası geliyor.
Yine yoğun ama bu sefer çalıştığım yerden çıkan (yani "damak hafızamda" bulunan) "üç peynirli makarna"yı (tabağın sol tarafı) ise çok beğendim. Kaan abi ısrarla peynirlerin ne olduğunu söylemeyince oradan bir peynir muhabbeti açıldı. Ben, favorilerim olan "Ezine peyniri" ve "otlu peynir"den söz açtığımda Kaan abi bu peynirlerin de kullanıldığı salata ve mezelerden bahsetti.
Yanda gördüğünüz sevgilimin güzelliği de sanıyorum epey dikkat çekmiş olmalı ki; biri Sabah gazetesinden, öteki de bir kadın dergisinden olmak üzere iki fotoğrafçı, Kaan abi de masadayken bol bol fotoğraf çektiler. Kendimi önemli biri gibi hissettiğim, en şımarık an fotoğraflar çekildikten sonraydı .
Tabii asıl "önemli biri gibi" hissediş sebebim, Cucina'nın bize böyle bir daveti gönderme ileri görüşlülüğü. "İleri görüşlülük" diyorum çünkü blog yazarlarının gelecekte şu anda "basın mensupları" olarak tanımlanan kitleye dahil olacağı bir gerçek ve Cucina Makkarna'nın gazeteciler ve iş adamlarının yanında blog yazarlarına da davet göndermiş olması sadece "ileri görüşlülük" ile tanımlanabilir. İnternet ve Blog Yazarları Derneği olarak amaçlarımız arasında yer alan "blog yazarlarının itibarının yükseltilmesi" maddesiyle paralel bu davranış için ayrıca teşekkür ederim.
Sonuç olarak, şaşırtıcı bir deneyim ve muhteşem bir akşam oldu. Davet için sevgili Başak Temel'e ve Kaan Küce "abime" çok teşekkür ederim.
2. duruşmamdaki savunmam
Kendime not: Tanımadığın insanlara yardım etme
Ankara'nın en güzel yerini buldum
Çocukluğumdan beri unutamadığım 5 şımarıklığım