26 Mayıs 2007 tarihli günümün özeti
Hava aydınlandığında yattığım için buraya yazmayı akıl edemeyecek kadar uykusuzdum:
- Sabah normalde koro çalışmasına gitmem gerekiyordu, ama önceki gün son anda bir palyaçoluk işi çıktığından dolayı çalışmaya gidemedim.
- Saat 11'de Duygu diye yeni tanıştığım, birlikte çocuklara şebeklik edeceğimiz biriyle Ulubatlı Hasan İlköğretim Okulu'na gittik. Oradan da servisle Gölbaşı'na, Akalın Tesisleri diye bir yere gittik.
- 150 çocuğa karşı 2 tane zavallı palyaçonun halini düşünün! Hepsini kontrol etmemiz mümkün değildi, biz de elimizden gelenin en iyisini yaptık. İsimlerimiz Elma (ben) ile Portakal'dı (Duygu) bu arada, bulamadık isim
. - Programa dans ile başladık ve uzun bir süre zıplaya zıplaya dans ettik.
- Devamında yüz boyama vardı. Zaten kalitesiz boyalar verilmişti çocukların yüzlerine sürmek için, bir de renk seçenekleri azdı: Görünmez turuncu, görünmez yeşil, az görünür beyaz, az görünür mor, orta görünür pembe ve görünür mavi renklerimiz, bir de simimiz vardı. Çocuklar da inadına olmayan renklerden bir şeyler yapmamızı istiyordu ama haklılardı da: Galatasaray ve Fenerbahçe ile ilgili isteklerini gerçekleştiremememiz (rap yaptım) bizim değil, bize o dandik boyaları verip harikalar yaratmamızı bekleyen okul aile birliğinin suçuydu! Grraaahhhh!
- Programın sonlarına doğru da çocukların fena halde şarkı söylemek istedikleri hakkında bir tiyo alıp şarkı yarışması düzenledik. İki palyaço da jüri olduk: Ben Armağan Çağlayan oldum, Duygu da Deniz Seki
. Yalnız yarışmaya başlarken kulaklık arayan ben, yarışmaya başladığımızda bu önyargımın saçmalığını anladım: İki çocuktan birinden inanılmaz güzel sesler çıkıyordu! Neredeyse her çocuk şarkı söylerken Duygu'yla ben bakışıp "N'oluyo lan?" edalarıyla kamera arıyorduk
. - 4 buçuk gibi program bitti, servislerle Bahçelievler'e döndük. Dönerken de bize yer yoktu diye bir minivanın bagaj kısmına attılar bizi, öyle eşya gibi dönüverdik
. - 6 buçuk - 7 gibi de başka bir animasyona gitmiş olan Dilber ile paralarımızı alıp çıktık bürodan. Bir kitapçıya girip bol bol kitaplara baktık, sonra ben Dostoyevski'nin Yeraltından Notlar'ını ve Gazi Mustafa Kemal'in Nutuk'unu, Dilber de yine Dostoyevski'nin Yeraltından Notlar'ını, bir de şu an hatırlayamadığım başka bir kitabı aldı, çıktık. Hemen yakındaki McDonald's şubesinden de o bir adet külah dondurma aldı, ben de bir adet orta boy vanilyalı milkshake aldım, tiki tiki devam ettik yolumuza
. - Eve döndüm, geceye kadar ilginç bir şey yaşamadım.
- Gece Makina vardı. Nasıl anlatayım arkadaş, muhteşemdi. Gürgen Öz ve grubunun doğaçlama & canlı yayın skeçlerinden tutun, Cem Adrian'ın insanın içini titreten performansına kadar her şey mükemmele yakın gidiyordu ki günün yorgunluğuyla uyuyakaldım -sanırım- 4 buçuk gibi.
- Hava aydınlandığında uyandım tekrar ve televizyonla bilgisayarı kapatıp uyudum. Günümün özetini yazmaya mecal bulamadım.
Not: Bakın üzerinden bir gün geçmiş, uyumuşum falan, ne kadar ayrıntılı yazıyorum
. Övünmek için demiyorum, Beyn tutmanın hafızayı ne kadar geliştirdiğini kanıtlamak istiyorum. Siz de bir Beyn tutun!
Bir hatırlatma: Bu yazıyı istediğiniz yerde, istediğiniz gibi yayınlamakta özgürsünüz. Ama verdiğim emeğin hakkını, karşılığını vermek adına yazıyı yayınladığınız yerde, yazının hemen üstünde bu sayfaya bağlantı vermeniz gerekiyor. Şimdiden teşekkürler.












