Engin Ardıç ve biz psikopat blog yazarları
http://www.aksam.com.tr/yazar.asp?a=101297,10,2
Bazı köşe yazarları; alınan maaşın dolgunluğunu, ilgili kişinin üstün bilgi ve tecrübesine bağlıyor sanırım. Öyle olmasa yazacak bir köşe bulmuş Engin Ardıç, yazılarından herhangi bir gelir beklemeyen biz blog yazarlarının tamamına çamur atmaya kalkmazdı.
Şaka yapıyorum, bunu Engin Ardıç bile yapmaz. O zaman neden okuduğu tek tük blog'lardan kocaman genellemeler çıkardı bu Engin insan? Hemen açıklıyorum: Osman Seyit Börütecene'ye sinirlendi diye! Osman'ın yazılarına bakıyoruz:
- Engin Ardıç’ı Engin Ardıç usulü eleştirmek
- Engin Ardıç ve bilmeden, düşünmeden köşe yazısı yazmak
- Engin Ardıç çılgınlığı tam gaz sürüyor
- Engin Ardıç eleştirilerim üzerine
Yazıları okuduktan sonra görüyoruz ki Osman gayet yerinde eleştirilerle Engin beyin (sözde) tespitlerine yanıtlar vermiş. Buraya kadar bir problem gören var mı? Var: Engin Ardıç.
Yine bazı yazarlar (yalnızca köşe yazarları değil) eleştirilere tahammül edemiyor efendim. Yazılarını eleştireren kesime çamur banyosu yaptıran Engin Ardıç da bu bazı yazarlardan biri. Son derece profesyonel bir üslupla Osman Seyit Börütecene'yi aşağılamaya kalkmış.
Hakaretlerine de değineceğim ama benim dikkatimi çeken olay şu: Engin Ardıç, yalnızca tek bir blog yazarını değil, tüm blogküreyi hedef almış. Bunun sebebine de değineceğim. Veya iki konuya birden şimdi değineyim, Engin Ardıç'ın köşe yazısından alıntılarla yazısında bilmeyip, salladıklarına yanıtlar vereyim:
- "Internet çıkalı, mertlik bo... zulmadı da, bozulmasına çeyrek var. Yok, haber sitelerinin birbirlerinden ve basından haber araklayıp dayamalarını kastetmiyorum. [...] Yorum olduğunu sandığı abuklamalar gönderen “okur kitlesinden” sözediyorum. Azıcık içi dolu olana “blog” diyorlar."
İlk genellememiz okurlarına verdiği saygıyı belirten bir tanım: Engin Ardıç'a yapılan her olumsuz yorum bir abuklamaymış, azıcık içi dolu olana da blog deniyormuş.
Yazı boyunca devam eden genellemelerin en hafifinin hemen altına bir not düşmek istiyorum, Osman'ın blog'unda da dedim bunu: Sırf dikkat çekmek, gündemde kalmak için; bilmediği, anlamadığı konular hakkında yazan birçok köşe yazarı var. Engin Ardıç da bu türün en güzel örneği. Engin Ardıç, yalnızca Osman'ı hedef almak yerine tüm Türk blogküresini hedef alıyor ki tüm blog'lar ondan bahsetsin, gündemde kalsın ki ünlü gözüksün. Reklamın iyisi kötüsü olmaz, değil mi?
- "Sanal ortamda birşeyler çiziktirip göndermek son derece kolay, doğru dürüst “imla” bilmek bile gerekmiyor. Ciddi siteler böyle bir koşul arasalar ve yanlış yazılmış bu tür metinleri yayımlamasalar, “tıklama” sayıları nasıl küt diye gider başaşağı..."
Osman dahil tanıdığım birçok blog yazarı yazım kurallarına sizden daha fazla dikkat ediyor, üsluplarıyla laf cambazlığı yaparak okurlarına beyazın siyah olduğunu inandırmaya çalışmak yerine doğru dürüst yazılar yazıyor Engin bey. Ama tabii sizin lafınız bütün blogosfere; bu yüzden yazım bakımından içler acısı olduğunu kabul ettiğim blog'ların çoğunluğunun sizin tanımınıza uyduğunu itiraf ediyorum. Yine de genellemeye tüm blog'ları katmanız saçmalığın daniskası. Biz "Engin Ardıç'ın bütün yazıları bok gibi." diyor muyuz? Yalnızca bazı yazılarınızı eleştiriyoruz o kadar - ama tabii bu, biz blog yazarlarına lanetler yağdırmanız için yeterli bir sebep, değil mi? - "Psikopatlara sağlanan ikinci kolaylık, “anonim yazabilme” olanağı. Yani gizlilik. Gözüne bir “rümuz” kestiren, sallıyor abuklamasını..."
Bahsettiği psikopat da ismini, resmini, hayatını, her şeyini anlatıyor blog'unda. Ama Engin Ardıç bahsettiğim süpersonik taktiğiyle bu yaptığı tanımı da genellemesine bağlayabiliyor ve bir "rumuz"u olan ve bir blog'da yazan herkesi hedef alıyor. Ne yazık ki benim gibi, Hakan Demiray gibi, Osman Seyit Börütecene gibi, Tansu Günay gibi, Barış Atasoy gibi, daha birçok blog yazarı gibi insanları da kalemiyle idam etmeye kalkıyor. Tabii bizden bahsetmesi de mümkün değil, zira içimizden birinin ismini verse, ettiği hakaretlerden dolayı dava açılabilir kendisine. Yazık be. - "Elbette herkes “saçmalama özgürlüğüne” de sahiptir, suç kapsamına girmediği sürece.
Fakat insanlarda da “okuduğuna inanma eğilimi” vardır, bu çok doğaldır ve atılan çamurun izi de, bir şekilde kalır."
Bak bu konuda çok haklı Engin abimiz. Yalnız fark etmediği bir nokta var: Cümleleri blog yazarlarından ziyade kendisini anlatıyor. Suç kapsamına sokmadığı sürece istediği gibi saçmalayan da Engin Ardıç, blog yazarlarına attığı çamurları kendisinden okuyan okurları kendisine inandıran da Engin Ardıç. - "Ne yazık ki bu toplumun ruh sağlığı son derece bozuk, bu da yalnızca maçlara değil, buralara da yansıyor."
Bu genellemeye ya kendisini de kattığını fark etmiyor, ya da Engin amcamız o kadar elit bir amca ki, kendisini bu toplum'a yakıştıramıyor ve tüm toplumu ruh hastası maç manyakları olarak yorumluyor.
Tansu Günay da bu yazıdan bahsetmiş, şimdi okudum. Siz de okuyun. Tansu'nun değindiği güzel bir nokta var: Engin Ardıç, kendisine yapılan yorumları istediği gibi şekillendirebiliyor, istediği gibi tanımlayabiliyor. Yukarıda örneği var: Hoşuna gitmeyen her yorumu abuklama olarak tanımlayabiliyor. Oysa çamur atıp durduğu biz psikopat blog yazarlarının çok büyük bölümünün yazılarının altına yorum eklemek serbest. Bazıları blog'a üyelik istiyor, bazı blog'larda yorumların yazar onayından geçmesi gerekiyor ama yapılan yorumlar, yorumu yazanın ağzından çıkıyor, blog yazarının ağzından değil.
Her gün köşesini doldurmak için zırt pırt paragraf açıp yazısını uzun gösteren yazarların en anlamazı ve anlaşılmazı Engin Ardıç'ın genellemelerini toparlarsak:
- Bütün blog yazarları anonim olarak yazıyor!
- Bütün blog yazarları psikopat!
- Bütün blog yazarları abukluyor!
- Bütün blog yazarları ruhlarındaki pislikleri internete döküyor!
- Bütün blog yazarları yazım kurallarından bihaber!
- Bütün toplumun ruh sağlığı bozuk!
Bu genellemelerin sebebinin altında da, Engin Ardıç'ın kendisine dava açılması korkusu yatıyor olmalı. Yoksa adam gibi çıkar, "Osman Seyit Börütecene diye bir herif bana bok atmış, yapılır mı bu ulan?!" derdi. Demez ama; o zaman Osman dava açar. Hatta yazdığım yazı yüzünden Engin de bana dava açabilir. Ama olay öbür yanağı çevirmekte, yapılan eleştirileri ve hatta hakaretleri sakin bir dille yanıtlayabilmekte biter. Eğer bunu her blog yazarından daha geniş bir okur kitlesine sahip herhangi bir yazar yapamıyor ve bunu yapabilen yazarlara saldırmakta sakınca görmüyorsa, ben bu yazara yazar demem. Psikopat derim. Eğer bu yazar, yazdığı köşesinde e-posta adresini bile veremeyecek kadar yoruma ve eleştiriye kapalıysa, ben bu yazara psikopat da demem. Korkak derim!
Bu konu hakkında konuşanlar (kronolojik):
- Tansu Günay
- Osman Seyit Börütecene
- Ben (bu yazı)
- ... (Yeni yazılardan haber aldıkça listeyi güncelleyeceğim)
Benzer Yazılar
Rastgele Yazılar
Verilen Tepkiler
Çok güzel yazmışsınız elinize sağlık.
Bu köşe yazarı!
Engin ARDIÇ'ın e-postasını ararken rastladım sitenize.
13.12.07 tarihli "piramidleri sen mi çaldın şerefsiz" köşe yazısı e-postama gelince merak edip bir baktım ne olmuş diye. Köşesine yazdığı internet gazetesinde okudum tekrar. Bakınız ilk cümlesinde ne demiş;
-"Bir televizyon kanalının bir sohbet programında yayınlanmış, kaçırmışım tabii: Youtube’den izledim." diyor.
Eğer merak ederseniz adresi: http://www.youtube.com/watch?v=_NkXoZRwoNc
Ben de izledim. Kaçırmışım dediği tv programı 1996 yılında yayınlanmış tam 12 sene önce. Engin bey! kaçırdığını yeni farkediyor. Ve içi doldurulmuş kıytırıktan bir tv programını "işte milletimizin hali" edasıyla köşesine taşıyor.
Sizin söz konusu yazar ile ilgili bu yazınızdan sonra biraz daha bilgilendim.
Bu ve türevi yazarların ne oldukları hakkındaki bilinçle okuyan bir topluma kavuşmak dilegiyle iyi çalışmalar.
Engin Bey'e de WP tabanlı bir blog kursunlar da, o da keyfine baksın :)
Ayrıca aksam.com.tr gibi bir sitenin adresi altında yazıyı yazan ister editör ister köşe yazarı v.b. olsun, "bok" gibi bir kelimenin kullanılıyor oluşu çok komik :)
"Internet çıkalı, mertlik bo... zulmadı da, bozulmasına çeyrek var." lafını kullanmış olduğu "bok" ve "bok atmak" kelime ve çiftleri ile kanıtlamış bir nevi :)= Eminim gerçek dünyada çok mert biridir kendileri :)
ey engin ardıç..
Çalık'a rafineri sözünden de bahsetsene, ey ucuz kahraman seni! işine geldiği zaman karşındaki gazeteci muhatabına "kendi patronunun şu'sunu bu'sunu" yaz diyorsun ya; aynen kendin de dediklerini uygula!
önce anap'lıydın, sonra uzan'cı oldun ve şimdi de akp'yi yalıyorsun. sn. Nihat Genç'in de dediği gibi senin ne olduğun belli değil. halkçı mısın, halk düşmanı mısın? emekten yana mısın, yoksa sermaye kıçı öpücüsü mü? (bak malumatfuruş, mi leri ayırdım yazarken..)
kendi kendini tekrar eden, fasit bir çembere sıkışıp kalmış birisisin. anormal küfürbazlığından dolayı almış olduğun tepki yüzünden hakareti azalttın, ama şimdi de "Atatürk'e saldırmak, icraatlarıyla taşak geçmek, itibarını direkt-endirekt zedelemek" gibi kendine yeni tutunacak dallar buldun; şeriatçıların gönüllerini de okşayarak.
anap zamanı tv ve gazete köşelerinde yapmış olduğun İSKİ, CHP ve vs. şantajlardan dolayı kazanmış olduğun paralar sana yetmiyor mu? alt tarafı senede 2 kere paris'e gidiyorsun yahu.. tayyip amcan onlardan (diğer entel-liboş'lardan) daha mı çok besliyor seni? bak.. şimdi onların da kuyruğuna basılınca bağırmaya başladılar. yarın öbürgün sizin gazetenize de saldırmaya başlarlarsa, bu sefer tekrardan tetikçi rolüne mi soyunacaksın?
bu kadar mı değer yoksunusun? bu kadar mı keyif düşkünü ve memleketi ipinde bile olmayan bir adamsın? yok "isterse kıbrıs halkı rumlarla yaşar, bizi ilgilendirmez" türünde zırvanalar, yok "kürtler isterse ayrılabilir" demeye gelen, ama maçan yemediği için de bunu -tıpkı senin tabirinle- cümle arasında hap yapıp yutturman?
hiç mi sıkılmıyorsun? hiç mi utanmıyorsun? sokağa çıktığın zaman -her ne kadar eskisi kadar seni tanımasalar bile- insanların yüzüne bakmaya utanmıyor musun?
yazıklar olsun.. Galatasaray Lisesi ve Boğaziçi Üniversitesi gibi okulların diplomaları da insan olmaya yetmiyormuş demekki. okumak sadece cehalet alıyormuş ama başka şeyler baki kalıyormuş!
nefret ve tiksinmelerimle..
...
Aman dikkat edin beyler bu hıyar blog yazarlarını mahkemeye veriyor ve burunlarından fitil fitil getiriyormuş. Yaşasın ENGİNAR ağbimiz.
Tarihe iyice irdeliyelim:
Arapların başına geçip birçok ülke kurup geride büyük yapılar bırakan Türkler değil midir? Hatta tek mirasları Türklerin sayesinde yapılanlardır. Türkler medeniyet ürünleriyle medeniyetsizlik yapan milletlerin üstüne binip medeniyetsizliklerinin cezalarını vermiştir.
Günü gelmiş onlar medeniyetin gerisinde kalan Osmanlıya cezasını vermiştir; ancak hiç unutmayın ve sizin gibiler kafasına yazsın ki, medeniyetten uzaktan yakından ilgisi olmayan bir biçimde davranmışlardır. Zaten Avrupalı iki duvar yaptı diye, iki tahtadan köşk
yaptı diye medeni oluyorsa medeniyet taş devrinde başladı o zaman tüm görkemiyle; İngiltere deki koca taşlar (stoneage) mesela..
Onun dışandakiler zaten Türklerde vardı, hemde en kralı. Karakterden yaşam biçimine ordan yasalarına kadar.. Müziğine, dansına, kurdukları teşkilata, ordu düzenine kadar. Doğayla barışık insan zekasının en güzel örneklerinden biri olan Türk çadırlarınıda unutmamak gerekir; onların üstündeki işlemeleri de unutmayın, o çadırların diğer çadırlardan farklı yanını zaten anlamaları beklenmez. Türklerin savaşta ve barışta hiç kimsenin olmadığı kadar medeni olduğunu bilmemekte, bunu görememekte at gözlüğü ister; hani engin ardıç takıyor ya..
Bugün hala kullanılabilen ve Asya’da bir uygarlık harikası olan yer altı su kanalları belli bölgelerde yerin 110 metre altına kadar inmekte ve toplam uzunluğu beş bin kilometreye ulaşmaktadır. Tanrı Dağları’ndan Turfan şehrine su getirmek amacıyla Uygur Türkleri tarafından yapılmıştır. Bu haliyle Çin seddinden daha önemli bir yapı olduğu ortadadır.. Bu konuda sayın Dursun Özden’in yapmış olduğu tespitler Türk Tarihi ve medeniyeti açısından çok önemlidir.
“Orta Asya’da bulunan antik uygarlık harikası olan Karız su kanalları Tanrı Dağları’ndan ve yeraltı kaynaklarından Turfan’a su getiren çölün altında 110 metre derinlikte ve toplam 5 bin kilometre uzunluğundaki yeraltı su tüneli Türklerin yaratıcılığını özetliyor. Karız harikası;
Orta Asya’daki yerleşik yaşam kentleşme kültürü mimari planlama haritacılık ve bir teknoloji harikası olarak insan yaratıcılığının doruklarından biri. Şimdiye dek batının Avrupa merkezli tarihçilerin ve kimi Türkologların yazdıkları; “Asyalılar hiç bir zaman yerleşik olamadı. At üstünde çadırlarda ve su başlarında sürekli göçebe toplum biçiminde yaşarlardı…” şeklindeki savları çürüten bir tarihi gerçek olan Karız Su Tüneli Çin Halk Cumhuriyeti’nin Uygur Özerk Bölgesi’nde bulunan ve Tanrı Dağları’ndan Turfan şehrine kadar yer altında uzanan ve Çin Seddi’nden sonra dünyanın ikinci uygarlık harikası olarak
değerlendiriliyor. Bu gün olduğu gibi dün de “Avrasya Uygarlığı” hep vardı ve öndeydi.”
“Karız” sözcüğü; kehriz lağım ve yeraltı su yolu demektir.
“Karız deniz seviyesinin altında kalan tarım alanlarına köylere ve yerleşim merkezlerine suyu taşımaya yarayan yatay ve düşey yeraltı su tünelleri - galerileridir. Bu kanalları yaklaşık 100 metre yeraltında konumlandırmanın amacı güzergahın geçtiği çölde ortalama +40 derecenin bulunduğu hava koşulları düşünülerek sızıntı ve buharlaşmadan kaynaklanan su kayıplarını azalmaktır. Bir karız tamamen yer çekimi kuvveti ile işlemektedir. Bu şekilde tasarlanıp kendi içindeki eğim dikkate alınarak suyun doğal eğimi ve akar kotu iki karız arasında eğim hesabı ile yapılmış olup pompa gereksinimini ortadan kaldırmıştır.
Örneğin: Turfan’a bağlı Piçan ile Dalankarız ilçeleri arasındaki karız uzunluğu 8 km. olup 190 adet kuyu bulunmaktadır. Kuyular arasındaki kot farkından anlaşılacağı gibi karız içinde suyun doğal akar eğimi en az %1’dir…”
Anadoludaki medeniyetlerden en büyüklerinde Türk izleri görüldüğüde bir gerçektir.
Beyinsizler geyik yapacak kimse ciddiye almayacak.. Artık alıyoruz
yoksa iktidara geliyorlar ve Ülkeyi öküzler ve öküze tapanlar yönetiyor.
Aynı zamanda anlayacağınız dilde.. İki deli bir kuyuya taş atıyor bin
akıllı çıkaramıyor, neden; çünkü onlar gibi basit düşünmek gerekir, ilk
kez düşünüyormuş gibi, kelimeleri daha yeni telafuz ediyormuş gibi.
Tarih ve Medeniyet iki tane tştan örülü, birkaç yüz kişide kavga ediyor,
al sana bu yazarların anladığı tarih ve medeniyet.. Böyle anlayışın
içine edilir. 3 kuruşluk adamlar milletin düşünce dünyasına etki
ediyor.
Ha bu Engin Ardıç gibi basit söylemleri olan yazarlar şöyle mi cevap
verecek; ''Ancak Türk diye kastetiğimiz Selçuklu Osmanlı'' ve bilmem
kim.. Bizde bu mantıksızlığı yedik. Ya tabi Avrupa dediğinde batı
dediğinde Fransa ve Roma İmparatorluğu adındaki iki elamandı. Avrupa
dediğindeki ülkeleri say bakalım sonrada 100 kere tahtaya yaz!.. Sonrada
batı neye deniyormuş bunu öğren ve diğer ülkeleride yaz. Buraya kadar
tamam herhalde. Şimdii o kuş beyninizi biraz çalıştırmanız gerekecek:
Batıya medeniyetler kurdu dediğin tarihteki ülkelerin adlarını ve geriye
bıraktığı eserleri say bende sana Avrupa ülkesi olupta, batı olupta
bırakmayanları sayayım.. nasıl sevinirsiniz demi? Belki adam olursunuz.
Türkler diyince sadece bildiğin ve kafanda takdir ettiğin ülkelere Türk
diyeceksin, Avrupaya gelince sınırsızca medeniyeti dağıtacaksın ha hödük
böyle mi sizin anladığınız gerçek, bu musunuz yani.. Nası soydan nasıl
bir soptansınız, kaç kişinin çocuğusunuz, kaç beyniniz var sizin. Laf
salatasıyla kendiniz gibi dangalakları uyutursunuz.
Milliyetçinin Ülkesini ve değerlerini savunduğundan daha beter ve
yobazca aptallığınızı ve soysuzluğunuzu savunuyorsunuz. Bizim
savunduğumuzda bu merak etmeyin, herkes anlayacak keriz olduğunuzu
sıkmayın tıkanmış beyninizi daha fazla ne de olsa ülkenin düşünenleri,
beyinlerisiniz.
Anadoludaki uygarlıkların ve Avrupa daki Uygarlıkların kalıntılarını
okuyan eski Türkçe yazıları bilen araştırmacılarımızı bir dinleyin
bakalım, Batılılar bu dilleri neden sökememişler?
Bazı alıntıları aktarayım:
'' Ülkemizde bulunduğu halde bugüne kadar her nedense okunamamış
“Yazılıkaya” anıtındaki yazının da doğrudan doğruya Türkçe bir yazı
olduğu bu nedenle 5000 yıllık Sümer tabletlerini çözebilen batılı ilim
adamları bu anıttaki yazıyı okudukları takdirde Türklerin Anadolu’ya
gelişlerinin çok eski tarihlerde gerçekleştiğini istemeyerek ispat etmiş
olacaklarını düşünerek kıskançlıklarından bu yazıyı okumadıkları kanaati
gittikçe kesinlik kazanmaktadır. Ancak ne kadar uğraşırlarsa uğraşsınlar
gerçekleri sonsuza kadar saklamak mümkün değildir. Bugün olmazsa yarın
ama mutlaka bir gün bütün bunlar sağlam delillerle Türk’ü inkar eden
dünyanın gözüne sokulacaktır. Tıpkı Sümer tabletlerinin okunmasından
sonra ortaya çıkan gerçekleri kimsenin inkar edemediği gibi.
Sümer Türkleri Mezopotamya’ya geldiklerinde orada yaşayan yerli halkın
ne durumda olduklarını bakın ne kadar açık anlatmışlar:
“Yemek için ekmeği bilmezlerdi. Giyinmek için elbiseleri bilmezlerdi.
İnsanlar toprak üzerinde uzuvlarıyla (yarı sürüngen) yürürdü. Hayvanlar
gibi otu ağızlarıyla yer hendeklerin suyunu içerlerdi.” (Prof. Leonard
Wooley-Sümerler)
Birde bunlardan daha kanıtlaması zor olanlarıda vardı, ancak bu yazarlar
gibi bir düşünce tarzıyla düşünürsek dünyaya tüm medeniyeti getirenin ve
aslında dünyayı yaratanın Türkler olduğunu ve aslında Türkten başkada
dünyada bir canlının olmadığını “Hayvan Engin” ciler in muhakeme şekline
uygun düştüğü söylenebilir. Tabiki ortada bir gerçeklik yok sadece
taraftarlık var bu zatlarda doğruyu değil sadece renkleri tutuyorlar; bizim gazetede öküzde olsa, koyunda olsa bizden diyorlar..
devamı:
http://engin-ardic-enginardic.blogspot.com/2009/01/engin-ardc.html
bu basit adam, cevap veremediği Hıncal üstada, şimdi de "öküz" filan diyerek belden aşağı vurmaya çalışıyor.
herkes kimin ne olduğunu biliyor; ey eski anap'lı, bugünün akp yalayıcısı ve istikbalde kime satılacağı belli olmayan gudubet!



