10 buçukta uyandım. İşimi gücümü halledip, internette biraz gezinip, bir de ütü yapıp dışarı çıktım. AŞTİ'ye yürüyüp, oradan Esenboğa Havalimanı otobüslerine bindim. Havalimanında Safa ve Hakan'la buluştum. Uçakla İstanbul'a geçtik. 4 buçukta İstanbul'a indik; 5 buçukta da Nişantaşı'ndaydık. City's Nişantaşı...
11 gibi kalktım. 1'e kadar işimi-gücümü hallettim, Kızılay'a geçtim. Gama İş Merkezi'nin önünde Safa'yla buluştum, Hakan'ı bekledik. Hakan ve kardeşi Ertan geldiler; Ertan bizi Esenboğa Havalimanı'na götürdü. Saat 3 uçağıyla İstanbul'a uçtuk. Taksim'e geçtik; Bambi Büfe'ye oturup ıslak hamburger yedik....
11'e doğru kalktım. Öğle vakti ATİ Bilgisayar Kursu'na, stajıma geçtim. Akşama kadar oradaydım. Akşam eve döndükten sonra haberleri izleyeyim dedim; Anayasa Mahkemesi'nin kararını beklerken uyuyakalmışım. Haşim Kılıç tam konuşuyorken uyandım, kararı dinledim. Ya yeni uyandığım için ya da hakikaten karmaşık...
Aslansın Melih! başlıklı yazımda bizi kobay gibi kullandığı için Melih Gökçek'i eleştirmiştim, ama bizi kullanması dışında bir sorunu yok gibiydi. Sonuçta adam bize temiz su veriyordu... sanıyorduk en azından. Hakan Yamanoğlu'nun bildirisi, acı haberi verdi. Kızılırmak suyu ishal yapmıyormuş. Oleeey!...