Yok artık: Kadrolu yobazlar?

ÇOK ÖNEMLİ ÖNNOT: Yazıyı okuyup sondaki notu okumayanlar için başa da bir not girmek zorundayım. Dini için örtünenlere sözüm yok, bu yazıda bahsedilenler siyasi amaçlarla örtünenler. Yorum yazmadan önce iki kere düşünün.

Annemden gelen bir forward-mail. Normalde anneminkiler dahil forward-mail'lere iki buçuk saniye kadar bakıp silerdim fakat bu e-postayı çok ilginç buldum. Harflerine falan dokunmadan yapıştırıyorum:

Sevgili arkadaşlarım, yaşanmış bir olayı aktarmak istiyorum.

İstanbulda annemlerin bir komşusunun kızı okulunu bitirmiş iş aramaktadır. Birileri aracı olur ve belediyelere iş yapan ve iktidar destekli bir firmaya iş görüşmesi için randevu alınır.

Bu kızımız görüşme sırasında öz geçmişini ve referansını açiklarken görüşmeci şahıs kızın sözünü keserek; bırak şimdi bunları diyerek yan tarafında yığınla duran kara çarşaflardan bir tanesini alıp kıza uzatır.

Bunun yanısıra kıza bir tane AKBİL (tren-otobüs- metro ve vapurda geçerli akıllı bilet) vererek, 'senin işin bu çarşafı giyinerek akşama kadar tren,otobüs,vapur v.s. bineceksin ve meydanlarda görüntü vereceksin' der. Aylık 500 ytl maaş+sigorta+yemek vaadi ile işe alınacağı söylenir.

Anlayacağınız gibi kızımız işi kabul etmediği için konu bizlere kadar ulaştı.

Ben ö zellikle Üsküdar meydanında bu görüntülerin artışına anlam veremiyordum, cevabını öğrendim ve sizinle paylaşmak istedim.

Ayrıca bir gazetede çıkan yazıda türban kullanımının son dört yılda beş kat arttığı belirtiliyor.

Bence bu araştırma çarşaf konusunda yapılmalı.

Güzel günler umudumuz olmasın geleceğimiz olsun diyorum.

Ö. Oğuz TOPÇUOĞLU

Şimdi bu e-postanın, pek de zeki olmayan bir ana muhalefet partisi yanlısından çıkmış olma ihtimali yüksek, bunu biliyorum. Çünkü fikir ve hikaye öylesine absürt ki, olmasının mümkün olmadığını düşünmek istiyor insan. Fakat kara çarşafı geçtim, ben bu siyasi simgelerin artışlarını Ankara'ya geldiğimden beri çok rahat bir şekilde gözlemleyebiliyorum.

Ankara'ya gelmeden önce İzmit'te bu siyasi simge kullanımı zaten yeterince artmıştı ve siyasi simgeler fena halde rahatsızlık verici bir görüntü oluşturuyordu - hala oluşturuyor. Bu yüzden Ankara'ya yerleştiğimde bu siyasi simgelerin yokluğu beni pek hoşnut etmişti, sevinçliydim siyasi simgelerden arınmış bir şehre geçtiğim için. Fakat iktidar bir kez daha iktidar olduktan sonra nedensiz yere bu siyasi simgelerin Ankara'da da hızla arttığını görmüş, şaşırmıştım. Bu e-posta sayesinde paranoyakça olsa da bir varsayımım olmuş oldu.

ÇOK ÖNEMLİ NOT: Başörtüsüyle siyasi simge arasındaki farkın farkındalığıyla yazdım bu yazıyı. Başını, dini gerektiriyor sandığı için örtenler kesinlikle üstlerine alınmamalı bu yazı yüzünden. Hatta bu siyasi simgeler onların da imajlarını zedeliyor. Başını, dini gerektiriyor sananlarla "Velev ki siyasi simge, suç mu şimdi bu?" diyenleri ayırt etmek, bu siyasi simgeciler yüzünden giderek zorlaşıyor. Bu yüzden başını dini gerektiriyor diye örtenler bizim gibi bu siyasi simge taraftarları tarafında yer almalı diye düşünüyorum.

Hemen ek (16.15): Bir iddia daha buldum:

Çarşaf değil ama türban için bunun gerçek olduğunu biliyorum.
Bizzat iş bulup çalışmasına olanak sağladığım biri, kapanma karşılığında maaşa bağlandı ve şu anda türban ve pardesü ile dolaşıyor. Yaklaşık 500-550 YTL maaşı teperek bu işe başladı. Kaç para aldığını bilmiyorum. Mantıken 550 YTL'den fazla olması gerekir.

Bir ek daha (16.32): Bir alıntı daha:

Yolcu indirme yeri ilk olarak Bornova idi. Elindeki çantası ile aşağıya indi tuvalete girdi o sırada bende dışarıda dolaşıyordum ki birden o sadece elleri görünen muavinin elindeki suyu bile eli eline değecek diye kabul etmeyen gözlerine kadar kara çarşafın içersinde kendini saklayan tıpkı Ninjaları andıran bayanı gördüm. Çarşaflı kadın gitmiş yerine modern görünüşlü pantolonlu tişörtlü birisi gelmişti.

Bir hatırlatma: Bu yazıyı istediğiniz yerde, istediğiniz gibi yayımlamakta özgürsünüz. Ama verdiğim emeğin hakkını, karşılığını vermek adına yazıyı yayımladığınız yerde, yazının hemen üstünde bu sayfaya bağlantı vermeniz gerekiyor. Şimdiden teşekkürler.
Şu an 1721 kişi Beyn'e abone. Yani Beyn'e bir yazı yazıldığında anında haberleri oluyor. Sen de abone olsana? (Tabii ki ücretsiz.)
Verilen Tepkiler

Sayfalar: « 1 2 [3] Tümünü Göster

34. Barış Ünver demiş ki; 20 Ağustos 2008, 15:12

Nur Suresi'nin biri tarafından yazılmasını bekliyordum ben zaten @bardas :). Elmalılı'nın tercüme ve tefsirinde geçene bakalım:

"baş örtülerini yakalarının üzerine vursunlar"

Nedir? İnen ayette, örfle örtünen başın açılması ve son yılların moda terimiyle "degaje" kısmının kapanması emrediliyor, başın örtülmesi değil. Bunun dışında edep yerlerinin örtülmesi isteniyor, şehvete mahal yaratmamak için. Ayetteki "ayak vurma" olayı da, göğüslerin sallanıp kıyafet içinden de belli olmaması için söylenmiş.

Ben burada baş örtmeyle ilgili bir emir göremiyorum. Gördüğüm şey baş örtüsünün açılıp edep yerlerinin örtülmesi. Sizin gördüğünüz nedir?

Konuya ortadan girmiş gibi olacağım ama bekliyordum ben de Barış bey "Nur suresinin yazılmasını bekliyordum zaten" desin diye. Gayet açık bir ayet üzerine tartışmak için değil,kendi gördüğüm şeyi belirtmek için bunu yazıyorum.

Ne mi görüyorum?

Birilerinin ısrarla hakikati ve ayeti görmek istemediğini ve kabul etmediğini görüyorum. Dertleri nedir işte onu ne görmek ne de bilmek istiyorum.

Ufakta bir bilgilendirme olsun, başı örtmek başörtüsünün sadece baş üzerine bırakılması değil omuz ve göğsü de örtmesiyle olur. Takvayı bilir misiniz? Takva nedir bilir misiniz? Elmalılı'nın da açıkça yazdığı ayet üzerinden kafanızdaki yorumları çıkaracağınıza ayetlerin, hadislerin ışığında bir de asıl makbul olan takvaya da bir bakın. Örnek almamız gereken insanlar (paygamberimiz zamanında) nasıl uygulamış bir bakın. (Bu cümlemin sonundan gelebilecek onlarca karşı savunmayı da bilmiyor değilim....)

Teşekkürler Leyla!

36. Barış Ünver demiş ki; 20 Ağustos 2008, 15:39

@Leyla, iyi de konuşup duruyorsun, bir ayeti, bir hadisi alıntılamış değilsin. "Ben de böyle bir şey bekleyeceğini bekliyordum." gibi çocukça kelime oyunları yapacağına öğret bana, hangi hadiste "Kadınların başı örtüle!" denmiş, hangi ayette "Kadının edep yerlerinden biri de kafasıdır." yazıyormuş? Kuru kuru laflarla olmaz, sözlerini delillerle desteklemediğin sürece neden söylediklerine inanayım, güveneyim?

Not: Bu yorumum değil de yazacağım herhangi bir yanıta da "Evet, bu savunmayı bekliyordum işte, ehin ehin." şeklinde bir yanıt vereceksen hiç verme, çocuklara ayıracak vaktim yok.

Dedikleriniz doğru "Çarşaflı kadın gitmiş yerine modern görünüşlü pantolonlu tişörtlü birisi gelmişti." bu gidişle bu tipler dahada artacak...
---
Siyasi amaçla örtünenler bir yana birde zevk için örtünenler var... Sokaklara çıkıp "Başörtüsüne uzanan eller kırılsın" diyenler..........(diyecek bir şey gelmedi aklıma)
---
Barış Ünver dediklerinizin çoğuna hak veriyorum...(bazı kısımlar hariç)...
---
Örtünen örtünür açılan açılır beni ilgilendirmez... Özgürlük olsada Dünya'nın hiçbir yerinde tam özgürlük olamaz...(insanlar işin cılkını çıkarır) Yasaklar olmak zorunda...

Teşekkürler sunguralp!

38. İzmit'li Teyze demiş ki; 12 Eylül 2008, 17:38

Para karşığı siyasi amaçlı örten lafını ben de çok duyuyorum ama sağlam kaynaklara dayanmadığı için bu konuya şüphe ile yaklaşıyorum henüz.
Başörtmek konusunu ben dini açıdan anlatmak istiyorum müsadenizle:
İslâm dini ilk insan ve ilk peygamber Hazret-i Âdem Aleyhisselâm ile başlamış, zamanın akışı içerisinde ve her peygamber gelişinde en mükemmele doğru daima bir gelişme kaydetmiştir.
Hazret-i Musâ Aleyhisselâm’a indirilen İslâm,
Hazret-i Nuh Aleyhisselâm’a indirilen İslâm’dan daha geniş ve daha mükemmeldi.
Hazret-i İsâ Aleyhisselâm’a gönderilen İslâm, Hazret-i Musa Aleyhisselâm’a indirilen İslâm’dan daha şümullü ve daha mükemmeldi. Muhammed Aleyhisselâm gelince de kemâlini buldu ve son şeklini aldı.
Allah-u Teâlâ Âyet-i kerime’sinde:
“Bugün sizin dininizi kemâle erdirdim, üzerinizdeki nimetimi tamamladım ve size din olarak İslâm’ı beğendim.” buyuruyor. (Mâide: 3)
Artık İslâm’dan sonra kıyamete kadar yeni bir din, yeni bir peygamber gelmeyecektir.
Bir Âyet-i kerime’de ise şöyle buyuruluyor:
“Allah katında din İslâm’dır.” (Âl-i İmran: 19)
Çağlar boyunca insanlığın maddî mânevî bütün ihtiyaçlarına cevap verebilecek bir özelliğe sahiptir.

Ve başörtüsü farzdır. Diyanette şu linkte:

http://www.haberinyeri.net/Siyaset/Basortusu-on-sart-degil_9596.html

dikkatle okuyun lütfen "değildir" demiyor. "gerekliliktir" diyor.
ancak, bu kadar söyleyebilmiş.
yukarı tükürse bıyık,aşağı tükürse sakal çünkü.
diyanet serbest bir kurum değil, laik devlete bağlı bir birim.
devlet politikasına aykırı laf edemez ve devlet -sadece- akp iktidarı demek değildir.
işte bu yüzden bu kadar söyleyebiliyor. mesela faiz haramdır, piyango haramdır diyebiliyormu???

evet ,iman eden kimsenin bütün kuralları yerine getirmesi
"kendi nefsine" kalmış bir şeydir.

linkte bunu özellikle vurgulamış ki doğru, uymak uymamak kişiye kalmış.
--------------------------
Başörtüsü her zaman vardı,Adem Aleyhisselamdan beri.

2o. yüzyıla gelinceye kadar "KÖLELERİN" başı açık olurdu. başörtüsü kadının hür olduğunun işareti idi aynı zamanda.
bak dönem filmlerine, yahudi kadınlarının başında küçük üçgen siyah arkadan bağlı eşarp olur. hristiyanlarda da keza öyle.Bu "hür kadın" demekti.
kölelerin ise mükellefiyeti yoktur.
açın bir ilmihali: mesela zekat,hac gibi farzların yerine getirilme şartlarına bir bak. hepsinde şartların biri "hür olmaktır"
(yalnız: avrupa hristiyanları "20. yüzyıldan önce" başörtüyü sadece rahibelerle kısıtlayıp, diğerleri genelde şapka kullanmak sureti ile örttüler başlarını)

şimdi bana "artık kölelik yok" demeyin. o her zaman var,şekil ve isim değiştirdi sadece. .
---------------------
ayrıca geçen gün bir program seyrettim:
"Bu çağın modern kadınları kozmetik sektörünün kölesidir.ve köle olduğunun farkında olmayan kişiyi özgür bırakabilecek bir efendi de yoktur." diyordu.:))

Neyse sadede gelirsek:
yani "zaten başlarında olan örtüyü" omuzlarından aşağı indirerek ziynet taktıkları yerleri de kapamaları emredildi.

insanların yıllar içinde giysi biçimleri değişti Ama Kuran'ın emri biliyorsun ki kıyamete kadar baki.
Ve bu 20.yüzyıla gelinceye kadar da hiç sorgulanmadı.

şimdi insanlara örtü zor geliyor, Zekeriya Beyaz gibi ahir zaman alimleri de milletin gönlüne göre fetva veriyor.

şimdi diyeceksiniz ki: Allah bugünlerin geleceğini bilmiyor muydu, ayeti daha açık niye bildirmedi?
Biliyordu tabi işte bu yüzden :
"Ve onları, halkı ateşe çağıran imamlar (rehberler) yaptık ve kıyamet günü de yardım edilmez onlara." Kasas:41
gibi ayetler ve:
"Ümmetim için saptırıcı imamlardan korkarım(Müslim)" gibi de Hadisler var.
Bunlar da önemli alıntılar:
1:
Safiye binti Şeybe şöyle der:
Hz. Aişe'nin (r.a) yanında bulunduğumuz bir sırada, bazı kadınlar Kureyş kadınlarından ve onların üstünlüklerinden söz ettiler. Bunun üzerine Hz. Aişe şöyle dedi:

"Kureyş kadınlarının (yani Mekke'li) üstünlüğü inkâr edilmez, ama Allah'a andolsun ki,
Ensar (Medine'li)kadınlarından daha iyi Allah'ın kitabını tastik edene, indirilen hükümlere daha iyi inanana rastlamadım.
Nur suresindeki
"Baş örtülerinin uçlarını yaka altlarına kadar sarkıtsınlar" ayeti

inince kocaları, yanlarına dönüp yüce Allah'ın indirdiği ayeti okudular.
Her koca, karısına, kızına, bacısına ve yakınlarına, bu ayeti okuyordu.
Onlardan hiçbiri, Allah'ın kitabında indirdiği ayetleri tastik etmek
ve imanını vurgulamak için fistanını başına sarmadan oturduğu yerden kalkmadı.
VE sanki başlarında bir karga varmış gibi örtünerek (yani siyah örtülere bürünerek) sabah namazında Hz. Peygamberin arkasında yer aldılar." (Ebu Davud)

Önemli NOT:(Bak Peygamberimiz erkeklere "kadınlara ayeti yanlış aktamışsınız " dememiş)

2.not: bu ayet Medine döneminde indi.

2:
Yine Hazret–i Âişe validemizden dinleyelim:
"Bir gün kız kardeşim Esma, ince bir elbise ile Allah Resulü'nün huzuruna girmişti. Rasûlullâh yüzünü başka tarafa çevirdi ve şöyle buyurdu:
"Ey Esma! Şüphesiz kadın erginlik çağına ulaşınca, onun şu ve şu yerlerinden başkasının görünmesi uygun değildir."
Hazret–i Peygamber şu şu yerleri derken , yüzünü ve ellerini işaret etmişti."
3:
Yine bir gün Medine de Hazreti Aişe validemizin yanına, ince Başörtülü bir gelin getirilmişti. Onun örtü ve giyimini beğenmemiş ve şöyle demişti:
"Nûr Sûresine inanan bir kadın böyle örtünmez."

Teşekkürler İzmit’li Teyze!

39. a.kadir demiş ki; 26 Kasım 2008, 10:36

ayette geçen baştır ve de baş örtüsüdür.Ordaki baş sözcüğünü göremeyeceksen körsün.

Teşekkürler a.kadir!

40. Barış Ünver demiş ki; 26 Kasım 2008, 11:24

Evet, "baş örtünüzü yakanıza indirin." yazar. Bunu göremiyorsan da sen körsün.

41. Caglar demiş ki; 07 Ocak 2009, 17:36

1) Eski fotoğraflara bakın, annenizin anneannenizin gençlik fotoğraflarına. İster doğulu ister batılı olsunlar hiçbirisinde Türban yok. Başörtüsü varsa da bir yaştan sonra başlanmış.
2) Türban ile baş örtüsü arasındaki farka bağlama şekli ve moda demişsiniz fakat "Kapanma'nın" asıl amacı dikkat çekmemek belli etmemek göstermemek değilmidir? E o zaman neden fosforlu, pembe mor turuncu, güneş ışığı çarptığında gösleri kamaştıran Türbanlılar var?
3) Mustafa Kemal Atatürk'ün halk ile beraber resimlerine bakın kapanma nasıl olurmuş o dönem nasıl geçmiş, Şulebaş gibi bir laf duydum geçenlerde bu bağlama şeklinin fikir anasıymış :) işte ondan sonra değişti gibi geliyor bütün işler. Ha birde Köürle çalışan iktidar partisiyle.

Teşekkürler Caglar!

42. salako11 demiş ki; 07 Ocak 2009, 18:20

Basortusu,Carsaf,Turban...
Amac sacin kapanmasidir,bazilari sacla birlikte yuzun bir kisminin kapanmasinida buna dahil etmistir.Neticede bunlar tesetturle ilgili orneklerdir.Isteyen Allah in emri oldugu uzere ortunur,istemeyen acik sacik gezer varsa hesabini ahirette verir.Kimsenin bir basksinin inanci ile ilgili ,''Siyasidir'' veya ''politiktir'' veya ''dinidir'' diyerek itham etmeye hakki yoktur.Bu konuda ozellikle kendilerini ''LAIK'' olarak goren veya oyle zanneden kesimin basortulu insanlari magdur etmeleri ve savas acmalari ne demokrasiye nede cumhuriyetimize yakisir.
Din yasanis noktasinda cok genistir,bunu isteyen insan Allah rizasi icin daha da genisletebilir.Insanin kendisine hayat hakki tanimamaya hakki vardir,kendi secimidir.Ebedi bir cennet icin buradaki 60-70 senelik hayatini feda edebilir.Isterse basini seccadeden kaldirmaz isterse harama bakmamak icin disariyada cikmaz.Bu onun icin en buyuk ozgurluktur.Fakat bunu anlamak istemeyenler icin
(ki zaten herkezin anlayabilcegi bir mevzu degildir) YOBAZLIK tir...

Teşekkürler salako11!

43. Barış Ünver demiş ki; 07 Ocak 2009, 20:09

@salako11; pek iddialı bir yorum yazmışsın ama Kur'an, iddiası olanların kanıtlarıyla gelmesini de ister. Nerede yazıyormuş bakayım bu başı ve yüzün bir kısmını örtme hadisesi?

44. salako11 demiş ki; 08 Ocak 2009, 18:48

Ben tesetturler ilgili birkac ornek verdim,@Izmitli Teyze bukonuda detaylica yorum birakmis.

Sahsen Basortulu olanlarin islamiyeti gerektigi gibi temsil edebildikleri soylenemez,bunu gecmiste Merve Kavakci da oldugu gibi gunumuzde Kevser Cakir gibilerinde zaten goruyoruz.Basortusu kullanip devlete,anayasaya ve mevcut duzene karsi cikan kurallari cigneyenleri tasvip etmiyorum.Fakat bununla beraber Asker annelerinin torenlere alinmamasi,universiteye basortululerin girememesi gibi durumlari da kabullenmek zor.

Ortunme ayni zamanda bir vicdan mevzusudur.Kimi bacaklarini gosterdigi halde bunu sorun olarak gormez kimisi kollarini dahi gostermekten utanabilir.Bu ne siyasetle ne de politika ile ilgilidir.

Ayrica Kuran da 'dinin emirleri ispatlanmalidir' diye bir ayet yoktur,bulduysan paylasmani isterim.Zira dinin emirleri akil ve mantikla ispatlanabilseydi inanmaya gerek kalmazdi...

Teşekkürler salako11!

45. Barış Ünver demiş ki; 09 Ocak 2009, 00:17

Dinin emirlerini değil, kendi iddiasını ispatlamak isteyen kanıt getirsin der Kur'an. Saffat Suresi'nde (157), Bakara Suresi'nde (111) direkt olarak söylemese de, iddiası olanın kanıt getirmesi gerektiğini işler.

Ve hala kanıt getirmiş değilsin. "Isteyen Allah in emri oldugu uzere ortunur,istemeyen acik sacik gezer varsa hesabini ahirette verir." şeklindeki acayip iddianı açıkla. Kur'an'da, nerede yazar örtünmenin gerekliliği ve nerelerin örtünmesi gerektiği belirtilir? İpucu vereyim sana: Nur Suresi ve Ahzab Suresi.

46. Salako11 demiş ki; 09 Ocak 2009, 21:26

Izmitli Teyze nin bu konuda yazdiklarina bakabilirsin demistim,art arda ayni seyleri tekrar etmeye gerek yokki.Sen onun yazdigini kendin inanmak istedigin gibi algilarsin,baskasi baska turlu algilar.Bunun nedenide senin veya benim yeteri kadar arapca bilmememiz ve orjinalini yorumlayamamizdir.Bunun icinde Diyanet gibi veya Dini referans olarak kabul edilen,cilt cilt tefsir kitaplari yayinlanan Alimlerin goruslerine bakmak gerekir.Onlarin(ornek ELMALILI HAMDI YAZI) bu konudaki yorumlarindan birini asagida gorebilirsiniz;

''Ayet 31 NUR SURESI-
Önce erkekler hakkındaki bu emir(30.Ayet) ve ihtardan sonra müslümanlar, şimdi de kadınlar hakkındaki şu emre dikkat etsinler.

Müminelere de, yani mümin kadınlara da söyle: Gözlerini indirsinler, helal olmayan erkeklere bakmaktan sakınsınlar, zira bakmak, zinanın postacısıdır, derler. Ve avret yerlerini korusunlar, tamamiyle örtüp, zinadan korunsunlar. Ve zinetlerini teşhir etmesinler. Kadının zineti denince örfte, taç küpe, gerdanlık, bilezik ve benzeri takılar, sürme, kına ve benze r leri ve elbise süsleri gibi şeyler akla geliverir. A'râf Sûresi'nde "Ey Adem oğulları! Her mescide gidişinizde zinetli elbiseler giyin" (A'râf, 7/31) âyetinde zinetin elbise demek olduğu da geçmişti. O halde bu zinetleri açmak bile yasaklanmış olun c a, bunların mahalli olan vücudu açmak öncelikle yasaklanmış olur. Yani vücudlarını açmak şöyle dursun, üzerlerindeki zinetleri bile açmasınlar. Bununla birlikte bir kısım âlimler, burada zinetten maksadın, zinetin takıldığı, kullanıldığı yer olduğu fikri n i kabul etmişlerdir ki, yüz, sürme ve allık yeri; baş, taç yeri; saç, örgü ve büklüm yeri; kulaklar, küpe yeri; boyun ve göğüs, gerdanlık yeri; el, yüzük ve kına yeri; bilekler, bilezik yeri; pazular, pazubent yeri; baldırlar; halhal yeri; ayaklar da, ell e r gibi kına yeridir. Bunlardan başka vücudun kısımları da aslında açılmaz.

Bu âlimlerden bazıları muzaafın hazfi veya zikr-i hâl, irade-i mahal ile "ziynet yeri" takdirinde bir mecaz gözetmiştir. Buna delil olarak da, kadının vücudundan ayrı olduğu zaman o zinetlere normal olarak bakmak ve alıp satmak ittifakla caiz ve mübah olduğunu ifade ve kabul etmişlerdir. Bazıları da

yine bu delil ile, kadının asıl zineti, vücudunun güzel yaratılışı, zinet yapmaktan gaye de vücudun süslenmesi olduğunu kabul ederek bu zinetten maksadın, yalnız vücut olduğunu kabul etmişler ve kadınların birçoğu yapmacık zinetten uzak bulunmakla zaten zinetli oldukları halde yaratılış zinetinin zaten hepsinde bulunması ve her kadın bedeninin özünde bir zinet olması hükmün genelliği hakkını yerine getirme noktasından bu tahsisin bir destekleyicisi olduğunu söylemişler ve buna göre şu mânâyı vermişlerdir: Kadınlar yaratılıştan zinetleri demek olan vücudlarının hiçbir tarafını açmasınlar.

Doğrusu, doğal olan güzelliklere, zinet denilmekten çok "cemal" denilmesi daha yaygın ve zinet tabiri yapma şeylerle süslenen takılarda meşhur ise de "Kadınlardan, oğullardan, yığın yığın biriktirilmiş altın ve gümüşten...aşırı sevgi ile bağlanılan bu gibi şeyler insanlar için bezenip süslend i" (Âl-i İmrân, 3/14) âyetinin delaletiyle zinet kavramının yaratılıştan olana da sonradan yapmaya da şâmil olduğunda şüpheye yer yoktur. Zinet ve güzelliğin hakkı da meydana çıkarılmasını kendi sahiplerine tahsis edip başkalarından gizlenmektir.Ancak görünen kısımları müstesna, O zinetlerden dışa gelen örtülse bile görünmesi doğal olanı, bu hükümden müstesna ve başka bir hükme tabidir ki, bunlar örtünün dış tarafıyla el ve yüz zinetleridir. Çünkü örtünün kendisi de kadının bir zinetidir. Tabiîdir ki, bunun dışı görünecektir. El ve yüzün de, namazda görünmesi adettir. Ebu Davud'un Müsned'inde rivayet edildiği üzere, Peygamber (s.a.v) Hz. Esma'ya "Ya Esma, kadın bülûğa erince ondan görülebilecek olan ancak şudur." buyurmuş ve kendi mübarek yüzüne ve avuç içlerine işaret etmişlerdir. İş yaparken, gerekli eşyayı tutarken ve hatta örteceğini örterken bile elin açılması gerekli olduğu gibi ,zarurî olan bakma ve nefes alma sebebiyle yüzün diğerleri gibi örtülmesinde zorluk vardır. Bir de şahitl i kte, mahkemede, bir de nikahta yüzün açılmasına ihtiyaç vardır. Bundan dolayı zaruretler kendi miktarınca takdir olunmak üzere bunların açılmasında sakınca yoktur. Fakat bunlardan geriye kalanlarının açılması, görülmesi, bakılması haramdır ve nâmahremden örtülmesi gerektir.

Buyuruluyor ki ve baş örtülerini yakalarının üzerine vursunlar, başlarını, saçlarını, kulaklarını, boyunlarını, gerdanlarını, göğüslerini açık tutmayıp bu şekilde sımsıkı örtünsünler ve o halde bu emri yerine getirebileck baş örtüsü kullansınlar. Tefsircilerin nakline göre cahiliye kadınları da hiç baş örtüsü kullanmaz değillerdi. Fakat yalnız enselerine bağlar veya arkalarına bırakırlar, yakaları önden açılır, gerdanları ve gerdanlıkları açığa çıkardı, zinetleri görünürdü. De m ek ki, son zamanlarda asrîlik sayılan açık saçıklık böyle eski bir cahiliye âdeti idi. İslâm böyle açıklığı yasaklayıp baş örtülerinin yakalar üzerine örtülmesini emir ile tesettürü farz kılmıştır. Görülüyor ki, bu emirde tesettürün yalnız vacib oluşu değ i l, özel bir şekli de gösterilmiştir ki, kadın edeb ve temizliğinin en güzel ifadesi budur.''

Yukarida ''Ve avret yerlerini korusunlar, tamamiyle örtüp, zinadan korunsunlar'' cumlesi bile bir bayanin CARSAF giymesi gerektigini cikarmasi icin yeterlidir...

Islamda Avret kavraminin ne oldugunu Ilmihal kitaplarina bakarak gorebilirsin.

Teşekkürler Salako11!

47. Barış Ünver demiş ki; 09 Ocak 2009, 22:21

Kur'an dışında hiçbir yazıyı referans kabul etmediğimden (Hadisleri de Kur'an mantığına göre yorumluyorum, Kur'an mantığına uyuyorsa kabul ediyorum.) ve zaten öyle emredildiğinden "avret" kelimesinin neyi temsil ettiğini şu örnek vermediğin ilmihal kitaplarından öğrenecek değilim. "Avret" kelimesi, sözlük anlamıyla "edep yeri" demek olduğuna göre ve (saç teli görüp tahrik olan fetişist mahlukatlar haricinde) saçın başın edep yerleri arasında yer aldığını akıl sahibi hiçbir insan kabul etmeyeceği için İslam'da başı örtme gibi bir hadise yoktur. Buyur, kendi verdiğin örnekle kendini yanlışlamış oldun - tabii kadın saçından tahrik olmuyorsan?

Verdiğin örnek, İslam konusunda verilebilecek en sağlam kaynak (Kur'an-ı Kerim) ve o kaynağın iyi bir tefsiri. Ama senin yorumun yine çarpık arkadaş! Senin "avret yeri"nden anladığın nedir? Kadının uyluğu, dirseği, saç teli falan senin için cinsel objeler mi ki avret yerlerini örtecek giysi olarak çarşafı seçiyorsun?

Kur'an "avret yeri" demiş ve orada bırakmışsa, tam olarak hangi uzuvların kapanacağını belirtmemişse anlaşılması gereken şey avret yerini bulunulan ortamın şartlarına göre insanın belirlemesi gerektiğidir. Örnek vereyim: Asrısaadet döneminde, daha doğrusu oradaki (Arabistan, Mısır ve civarı) ortamın koşullarına göre şu anda bile kafanın örtünmesi gereklidir zira kum fırtınaları falan o kafayı heder eder. Bu yüzden o bölgelerde sırf kadınlar değil, erkekler de kafalarını örterdi ve hala örtüyor yanlış bilmiyorsam.

Ender bir şey (herhangi bir şey) her zaman heyecan yaratır, konu insan olunca cinsel heyecan da yaratabilir. Buna dayanarak soğuk iklimlerde insanların kalın giyinmesi gerektiğinden yola çıkarak soğuk iklimlerde örtünmenin daha sıkı olmasını gerektirir, dolayısıyla örneğin Iğdır'da görünen bir kadın beli, Anlatya'da görünen bir kadın beline göre daha tahrik edicidir - tabii o bölgelerdeki insanlara göre.

Tabii sadece coğrafi konum ve iklim değil; moda, o dönemde kabul edilen dünya görüşü gibi kavramlar da örtünmenin kıstaslarını belirleyicidir. Örneğin yaşadığımız dönemde mini etekli kadınlar çekici gelirken ve bacağın üst kısmı bu dönemde erkekleri tahrik edebiliyorken, bundan 200 yıl kadar önce bacağın alt kısmı da şimdiki kadar tahrik ediciydi çünkü kadınlar neredeyse çoğu zaman eteklerini bilek seviyesinde tutuyorlardı. Farklı bir açıdan yaklaşırsak, bazı Afrika kabilelerinde kadınların üstsüz dolaştığını biliyorsundur. Bu kabilelerde sence millet deli gibi zina mı ediyor? Alakası yok, memeler orada cinsel yönden tahrik edici uzuvlar değil.

Kur'an'da pek fark edilmeyen/hatırlanmayan mucizelerden biri de bu zaten: Her ortama, zamana ve duruma uygun bir kurallar bütünü. Yani ister Antarktika'da, ister Türkiye'de, ister Amerika'da kullan Kur'an'ı, kuralları tüm ortamlara uygun ve ayetleri yanlış yorumlamadığın sürece de her yerde aynı. Ama sen "avret yeri"ni "edep yeri" olarak algılamazsan, "edep yeri"ni de açıklar ve bunu da Kur'an hükmü olarak gösterirsen başta Allah'ın kuralını değiştirmiş olursun ki bu sana düşmez ve şirke girer. O yüzden gözünü aç, kendi dinini kendin yorumla ve kendi hayatını kendin yaşa.

48. salako11 demiş ki; 10 Ocak 2009, 01:42

@Baris Unver,

Edep yeri veya avret yeri insandan insana degisen birsey degildir,avret yerinden kastin neresi oldugunu zaten vermis oldugum ornekte(iyi bir kaynak dedigin yazida),el ve yuz harici kadinin heryeri oldugu yazilidir,demekki gayri ciddi ve ogrenme degil elestiri eksenli okumus onuda yarim okumussun...Istersen en yakin cami imamindan tut diyanette gorevli herhangi bir imama kadar sor sana 'avret' yerini ogretsinler.

Kaldiki bunu sen bu sekilde algiliyor veya yorumluyosun diye bu dogru demek olmuyor,bunu farkli yorumlayanlara saygi gostermek zorundasin.Yada dedigim dedik caldigim duduk diyerek kendi bildigini oku,yaz dur.

Teşekkürler salako11!

49. Barış Ünver demiş ki; 10 Ocak 2009, 02:12

Aynı hataya düşüp duruyorsun. Kur'an'da "avret yeri" demiş, ötesinde bir şey dememiş. Sen tutmuşsun, bir insanın, bir beşerin sözünü "avret yeri" kavramının tek tanımı olarak gösteriyor, Allah'ın sözüyle insanın yorumunu bir tutarak inanılmaz büyük bir hataya düşüyorsun, şirke koşuyorsun!

Kendi iddianı doğru olarak göstermeye çalışmayı bırak da aklına ve mantığına dayanarak düşün: Saçın başın edepsiz ne yönü var be adam? Sapık insanları, azgın fetişistleri falan hariç tutarsak kim tahrik olabilir saçtan, baştan? Gözünü seveyim bırak başkalarının düşüncelerini kopyalamayı da kendin düşün azıcık!

Kur'an sana sorgulamayı, düşünmeyi emreder; başkalarının düşüncelerini sorgulamadan kabul etmeyi değil. Senin yaptığın bağnazlık, tutuculuktur ve Kur'an'ın bile yasakladığı bir sapkınlıktır. "Bunlar Kur'an'ın neresinde var?" demeyi de bırak, açıp oku.

Bir daha da bana "Bak şu ilmihalci şöyle demiş, bu şeyh böyle demiş..." diye gelme, Kur'an'ı göstererek gel. Gösterdiğin kaynak, Kur'an'ı yorumlayan Elmalılı Hamdi Yazır'ın eseridir ve Elmalılı Hamdi Yazır ne kadar iyi bir tefsirci olursa olsun nihayetinde onun yazıları da yorumdan öteye geçemez ve Kur'an yerine örnek gösterilemez!

50. salako11 demiş ki; 10 Ocak 2009, 02:45

Kuran i kerim de hukumlerin hepsi ACIK verilmemistir.Peygamberimizin uygulamalari ve sonrasinda gelen sahabilerle birlikte Alimler bugune kadar islamin nasil yasanmasi gerektigini bizlere ogretir.

Senin benim aklim kuran-i kerimi okuyup anlamaya yetseydi 124.000 peygamber gonderilmezdi!

Bu arada Elmalili Hamdi Yazir in yorumlarini begenmeyip benim yorumum daha ustundur,mantiginida sorgulamaliyiz dimi???

Edille-i Şeriyye Nedir?

Edille-i Şeriyye, şerî deliller demektir ki; Kitap, sünnet, icmâ-i ümmet ve kıyas-ı fukahâ olmak üzere dörttür. İslam fıkhının ve hukûkunun dayandığı asıl deliller bunlardır.(DIKKAT SADECE KURAN-i KERIM DEGILDIR)

Kitaptan maksat, Kurân-ı Kerîmdir.

Sünnet; :sevgili Peygamberimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) Efendimizin mübârek sözleri, fiilleri ve görüp de menetmeksizin tasvip mâhiyetinde sükut buyurmuş olduğu şeylerdir. Keza, evvelce menetmiş olduğu bir şeyi görüp de ona karşı sükut buyurmaları da, o şeyin meşrû olduğunu gösterir.

İcmâ-i ümmet;: bir asırda bulunan bütün müctehitlerin bir meselenin şerî hükmü hakkında ittifak etmeleridir. Resûlullah (s.a.v.) Efendimiz, Ümmetim dalâlet üzerine toplanmaz. Müslümanların güzel gördüğü bir şey, Allah indinde de güzeldir buyurmuşlardır. O bakımdan, bir devirde bütün müctehitlerin bir mesele hakkında aynı görüş ve kanaatte bulunmaları, Müslümanlar için o hususta şeran mûteber bir delildir.

Kıyâs-ı fukahâ;: bir meselenin-hâdisenin Kitap, sünnet ve icmâ-i ümmet ile sâbit olan hükmünü, aynı illete, aynı sebebe, aynı hikmete binâen o hâdisenin tam benzerinde de ortaya koymaktan ibarettir. Diğer bir ifadeyle; müctehitlerin, Kitap ve sünnette açık delil bulunmayan bir meseleyi, delil bulunan hükme kıyas ve tatbik etmesidir. Bu ikinci hâdise veya mesele hakkındaki hüküm de, güzelce düşünüldüğünde anlaşılacaktır ki; yine Kitap, sünnet veya icmâ ile sâbittir. Müctehid ise yaptığı kıyas ile herkesin görüp farkedemediği bu hükmü ızhar etmiş, meydana çıkarmış oluyor.

Kıyâs-ı fukahâ bir ictihad meselesidir. Bunun meşrûiyeti Kitapla sâbittir. (... Ey akıl ve basîret sahipleri, siz (bundan) ibret alın)1 âyet-i kerîmesindeki emirle, Kıyâsın da şerî bir huccet-delil olduğu kabul edilmiştir.

...

Teşekkürler salako11!

51. Barış Ünver demiş ki; 10 Ocak 2009, 03:37

Hala İslam'ı anlamak için Kur'an'dan başka kaynaklara bakılması gerektiğini savunuyorsun. Bir başka açıdan bakarsak Allah'ın ayetlerini yetersiz buluyorsun. İçinde bulunduğun bu gafleti sen görmediğin sürece ben sana yardım edemem kardeşim. Allah'a emanet ol.

52. salako11 demiş ki; 10 Ocak 2009, 14:56

Tam tersine,Dini olmasi gerektiginden de fazla yasayan(takva sahipleri) peygamberlerden sonra gelmis buyuk zatlar tarafindan yorumlanarak bizlere iletilmesine ihtiyac oldugundan bahsediyorum.Kaldiki bizler kuran-i kerimdeki ACIK hukumlerde bile(icki,namaz,oruc vs) zaafiyet gosterirken kalkip diger hukumleri yorumlama hatasina dusuyoruz...
Mezhepler ne icin vardir,mezhep imamlari kimdir nedir?.
Itikatta ve ameldeki mezhep imamlarimizi bile arastirma zahmetine girmeden,din uzerinde ahkam kesmeye calisiyoruz.Ustelik devletimizin Diyanet isleri baskanliginin gorusunude yok sayarak koca bir dini kucucuk beynimizle sorgulayip icinden cikacagimizi saniyoruz...

Senin mantiginla yaklasacak olursam bana kuran-i kerimdeki hicbir hukmu kabul ettiremezsin :)...

Iste bu yuzden burda devreye Vicdan ve Inanc mekanizmasi girer...

Teşekkürler salako11!

53. merve demiş ki; 15 Mayıs 2009, 03:05

Bütün yorumları okudum ve açokçası çok üzüldüm. Sayın Barış Bey neden bu kadar zorluyorsunuz anlamadım.Başörtüsü farzdır.Ama örtünmeyene de zorla örtün denecek hali yok.İslamın diğer düsturlarından biri de zorlamanın olmamasıdır.Ancak tebliğ de farzdır.Ayetler inkar edilemez.Şimdi siz diyeceksiniz 'ben inkar etmiyorum öyle okuyorum'. O halde başınızdaki örtüyü çıkarıp yakanızı örtün de demiyor.Başörtüsü hep vardı zaten başlardaki örtüyü yakayı kapsayacak şekilde kullanılması gerektiğinin uyarısıdır ayetteki.İslam tarihi okumanızı tavsiye ederim.İslam Hz.Muhammed ile değil Hz.Adem'le başlamıştır.Hz. Muhammed dönemi İslamın son halidir.Kimse kimseyi boşuna hor görmesin.Sadece biraz daha sağduyu.Teşekkür ederim.

Teşekkürler merve!

54. Barış Ünver demiş ki; 15 Mayıs 2009, 03:12

Eheh, başörtüsü farzmış. Tabii öyle; hatta saçının telini gösteren kadın cehennemde 40 bin yıl yanacakmış - bir arkadaşım da böyle derdi.

O değil de, Kur'an'dan bir söz söyleyeyim size Merve hanım: Eğer sözlerinizde doğru iseniz, lütfen delillerinizle geliniz! Hangi Tanrı kadını erkekten daha düşük bir seviyede tutmuş, ona cinsel obje gözüyle bakmış da onun daha fazla örtünmesini istemiş, delillerle açıkla bakalım.

55. merve demiş ki; 15 Mayıs 2009, 04:11

Yok öyle 40bin falan işte bu uydurulmuş bir şey. Hangi tanrı diye başlayan sorunuz da hayli ilginç.Allah bütün yarattıklarının fıtrat özelliklerini sizden de benden de daha iyi bilir.Nefs denen birşey var.Üstelik Allah bunu kendisi için istemiyor değil mi.Cinsel obje mi dersiniz bilmem ama o şekilde gören kuldur.Diğer bir husus zaten bahsettiğim şeyler Kur'an'dan biraz siz okusanız.Var olan şeyi ne şekilde ispatlamamı isterdiniz.Bakın size birşey diyeyim müslümanım diyorsunuz ama yalnızca bir ayette şüpheniz var bu hayli enteresan. Biraz özeleştiri yapıp bu soruyu kendinize sorun.Neden bu ayet.Propaganda olabilir mi acaba.Sizi rahatlatacaksa söyleyeyim erkekler de göbek diz arası örtünmelidir. Bu arada yazmış olduğunuz ayet müşrikleri hedef alır.Ne müşriğim ne de Kur'an'dan şüphem var.İnanmayan ben değilim dikkatinizi çekerim.(belirtmek isterim:burdan size müşriksiniz dedim anlamı çıkmaz.çok şükür haddimi bilirim)

Teşekkürler merve!

56. Barış Ünver demiş ki; 15 Mayıs 2009, 07:48

Maalesef bu yanıt bir delil değil. Delil istiyorum ben delil; başörtüsünün FARZ olduğunu kim nerede demiş onun delili. Politikacı gibi lafı oraya buraya çekme veya yanlış söylediğini kabul et. Heheh, etmezsin ki.

57. Enes demiş ki; 15 Mayıs 2009, 11:05

"Baş örtülerini, yakalarının üzerine (kadar) örtsünler. " (Nur 31)

Burada baş örtülerini dendiğine göre bir baş örtüsü var ki yakaya kadar kapanması emrolunuyor.

Teşekkürler Enes!

58. merve demiş ki; 15 Mayıs 2009, 20:40

sizin için hiçbirşey cevap değil.delil isteyip duruyorsunuz.Delilden kastınız nedir.Hayır ben tam 4 yıldır ispat yapıyorum da bütün ispat yöntemlerini biliyorum.Keşke gözlüklerinizi bıraksanız bir yere.Kur'an-ı Kerim apaçıktır.Anlamamakta ısrar etmeyin.politikacı olan sizsiniz.bir tek siz doğruyu biliyorsunuz değil mi. bunca senedir gelmiş herkes gerizekalı bir tek siz doğrusunuz.bu tür konularda dahi dalaga geçme hakkını nasıl kendinizde görüyorsunuz.heheh demekle olmaz biraz düşünürseniz ağlamanız gerektiğini görürsünüz.Size daha fazla sözüm yok.Bir ayetle sonlandırayım bu tartışmayı:'leküm diniküm veliyedin'.Anlamını ve suresini verme gereksinimi duymadım herkesten çok biliyorsunuz ya. Allah'a emanet olunuz.

Teşekkürler merve!

Barış Kardeş*,

Kuran roman okunur gibi okunmaz. Öyle olsaydı Kuran'ı her okuyan müslüman olurdu. Kuran ona bir değer verip, iman ışığıyla okunduğunda hayat bulur. Niye inançsızlar vardır ki, Kuranı defalarca baştan sona okumuş ve her okuduğunda kendince daha fazla hata bulmuştur. Zira okuma maksadı ve yaklaşımı baştan bellidir. Tesettürle ilgili ayeti önceden kafadaki bazı yargılarla okuyup onlara delil olsun diye okursan, onlara delil olurlar. Zira Kuran'da her meselenin "buzdolabı kullanma kılavuzu" gibi madde madde geniş açıklamalarla tarif edilmesi makul olmayacağından, her meselenin özü oradadır. 1400 yıldır okunan ve hala insanları etkileyen bir kitap da ancak böyle olabilirdi zaten. Bunun dışındaki "ayrıntı"lar ise Peygamberimizin hayatında açıklanmıştır. Aynı zamanda hayatını Kuranı tam olarak anlamaya adamış bir çok velinin ciltlerce tefsirleri vardır. Bu kişiler bir ayetten bir kitap yazacak kadar ince manalar çıkarmıştır. Bunlar da başvurulması gereken kaynaklardır. Çünkü insan bilgisi derecesinde manalandırabiliyor çevresini. Ben birkaç sene evvel okuduğum romanları şimdi tekrar okuduğumda farklı şeyler keşfediyorum... Evet, Kuran en büyük delildir. Ancak bu delil bir "dünya kullanma kılavuzu" değildir.

Bunun yanında; ayetteki "baş örtülerini yakalarının üzerine vursunlar" şeklinde yazılmış meal bazı yerlerde "vursunlar" şeklinde değil "sarkıtsınlar, salsınlar" şeklindedir. Dolayısıyla -hemen her tefsirde yapıldığı gibi- ayetten anlaşılan "boyunlarını örtsünler, başlarına gerek yok" değil, "başlarıyla birlikte boyunlarını da örtsünler"dir. Ayrıca konuyla ilgili hadisler de mevcuttur:

Hz. Âişe (r.a) “Allah ilk muhacir kadınlara rahmet eyleye! Allah “Mü’min kadınlar başörtülerini yakalarının üzerine salsınlar!” ayetini indirince onlar eteklerinden (bir rivayette en kalın olanı) kesip onunla başlarını örttüler.” der.

Buhari Nûr Suresinin tefsiri 13. bab, Ebû Dâvûd, Libas Kitabı 32. bab, Beyhâki 88.

Hz. Âişe (r.a)’den: Şöyle demiştir: “Rasûlüllah (s.a.v) bileklerinin dört parmak yukarısını işaret ederek “Allah’a ve ahiret gününe inanan bir kadın ergenlik çağına varınca yüzü ve şuraya kadar elleri dışında herhangi bir yerini açması helâl değildir!” buyurdu.

Buhari, Kitabü’l-Kader, 8. bab, Müslim, aynı kitab 5. bab, Ebû Davud, Nikâh, 4. babta, Ebû Hüreyre, (r.a)’den.

Ancak bilinen birşey daha var ki malesef gözden kaçırılmaktadır: Tesettür imanın şartlarından biri değildir. Tesettür islamın şartlarından biri de değildir. Yani mesela bir "kaza ve kadere iman" veya "meleklere iman" kadar önemli bir konu değildir. Aslında imanın şartları konusunda memleketimizde çok daha vahim durumlar vardır. Bir çok "müslüman" meleklerden bahsedildiğinde peri masalı dinler gibi dinlemekte. Her olayda başına gelen musibete isyan etmekte, "ben nerede hata yaptım" demek yerine "Allahım, neden ben, ne istedin bizden" diye isyan etmekte. Bununla birlikte bu başörtüsü mevzusu sanki dinin en önemli kriteri gibi tartışılmaktadır. Bu da maksatlıdır. Başörtüsünü yasaklatmak isteyenlerin derdi başörtüsünden daha derinlerdedir. Başörtüsünün bir siyasi sembol olması bizzat başörtüsü yasakçılarının çabaladığı bir hedeftir. "Başörtüsüne izin verilirse bunlar daha fazlasını ister" diyenler, "başörtüsü yasağına tepki gösterilmezse bunlar daha başka şeyleri de yasaklayacaklar" düşüncesine neden hak vermemektedirler?

Başörtüsü takmamak insanı dinden çıkarmaz, ancak "başörtüsü takmak dinde yoktur" demek, hakkında ayet ve hadisler varken, -kitaplara iman şartından ötürü- tehlikeli sularda gezinmektir. O yüzden bir kardeşiniz olarak(Ayet:"Mü'minler ancak kardeştir. O halde kardeşlerinizin arasını buluşturun..." Hucurat 10) size daha mutedil olmayı öneriyorum. Düşünen ve çevresindeki yanlışlardan rahatsızlık duyan erdemli birisiniz. Ancak heyecan ve endişenizi kontrol etmenizde fayda olduğu inancındayım.

Saygılarımla...

Teşekkürler Murat Çorlu!

60. Murat Beydağı demiş ki; 10 Haziran 2009, 23:25

İnsan olan ile insan olmayan arasındaki farkı nasıl anlarım biliyor musunuz? Şöyle anlarım:

İnsan olan Rabbini bilir, insan olmayan Rabbini değil atasını bilir. Rabbini bilen Rabbinin sözlerini çarpıtmaz, adam gibi yaşar. Rabbini bilmeyen de atalarının sözlerine göre yaşarken, Rabbinin sözlerini kendine uydurur.

Velhasıl; Bu sitede insan olanlar da yorum yazmış, insan olmayanlar da... (NOKTA)

NOT: Arif olana bir işaret yeter., Sözün tamamı aptallara söylenir...

Teşekkürler Murat Beydağı!

61. Fatih H. demiş ki; 11 Haziran 2009, 12:11

@Murat Beydagi

Bazen bazi sozler ters teper veya yanlis anlasilabilir,daha dogrusu yoruma acik birakildigi takdirde hasar da verme ihtimali yuksektir.Bunu zaman zaman hepimiz yapiyoruz..

Ozaman sorarim sana insanin Atasi Rabbini biliyor ve kili kirk yararcasina kulluk ediyorsa ve o insan atasinin izinde gidiyorsa insan olmaktan cikarmi ?
Veya dinden cikarmi?

...

Teşekkürler Fatih H.!

62. sedat tatal demiş ki; 06 Ekim 2009, 15:13

ya allah rızası için gülüyorum sizlere neyin tartışmasını yapıyorsunuz her koyun kendi bacagından asılacak üzmeyin tatlı canınızı inananda inanmayanda vakti zamanı gelince yaradana dönecek elbette hesap vereceğiz ne söylerseniz söyleyin bu tatlı hayat bitecek yinede allah hepimizi korusun

Teşekkürler sedat tatal!

63. merve demiş ki; 06 Şubat 2010, 08:11

Her koyun kendi bacağından asılır anlayışı yahudi anlayışıdır. yanlışları düzeltmek her müslümanın da görevidir. ama sedat kardeş haklısın her nefis ölümü tadacaktır. asıl hesap günü gelip çattığında pişman olmak için inşaallah çok geç olmaz.kim ne derse desin ayet bellidir. başörtüsü de farzdır.

Teşekkürler merve!

Sayfalar: « 1 2 [3] Tümünü Göster

Tepki Ver


   ÖNEMLİ:
  • Art arda yorum yapmak yasaktır.
  • Türkçe kurallarına uymayan yorumlar silinecektir.

 
Bilgisayar Kursu
İnternet ve Blog Yazarları Derneği
 
Yukarı Çık XHTML CSS WordPress Alastyr