Mim: Temiz Türk Blogküresi

Bir aydan daha uzun bir süre önce Fikirbozan'dan mim gelmişti de ÖSS bahanesiyle ertelemeyi seçmiştim. Şimdi bahane edecek bir şeyim yok, yazayım bari :D. Şaka yapıyorum, böylesine güzel bir mimi yanıtlamamak olmazdı.

Mimde kural Türk blogküresindeki sorunlarla ilgili 5 saptamada bulunmak ve bu saptamaları iyice açıklamak, uzun uzun görüş belirtmek. Derhal başlıyorum:

1. Yazarın ruhunu SEO'ya satması

Böyle bir şey gerçekten var ve bence Türk blogküresindeki en fena hata. Kişi, blog yazmaya başlar başlamaz binlerce ziyaretçinin kendisinden haberdar olmasını bekliyor ve bu dileğini yerine getirebilecek arama motorlarına yaranmak için öylesine hareketlerde bulunuyor ki, ziyaretçi sayısının istediği gibi artmasına karşın yarattıkları yüzünden asla ve asla beğenilmiyor.

SEO'nun tamamen zararlı, iğrenç bir şey olduğunu iddia edecek değilim. Ama kaliteli blog'un yalnızca çok ziyaretçiden oluştuğunu zanneden blog yazarlarının SEO'nun dozunu kaçırması yüzünden şu anda ortalık dizi özeti blog'larından, ünlülerin resimlerini barındıran hayran blog'larından geçilmez oldu. (Bu konuda Amacından sapan SEO adlı bir yazım var, okumanızı isterim.) Kişinin, yerleştirdiği reklamlardan biraz daha para kazanmak için, açılalı üç gün olan blog'una günlük bin ziyaretçi çekmek istediği için yaptığı hareketler blog'u ziyaretçiler için olmaktan çıkıp arama motorları için yazılmış bir hale getiriyor.

Çözüm basit: sabretmek. Binlerce ziyaretçi almanın bir sitenin itibarını belirlemesi olayı 2005'in falan gerisinde kaldı. Web 2.0 anlayışını benimsemişseniz (ki bir blog tutuyorsanız çoktan Web 2.0 akımına kapılmışsınız demektir) kaliteli bir blog'a sahip olmak için blog'unuzun kaliteli bir içeriğe sahip olması gerektiğini anlamalısınız. Kaliteli içerikle de, yavaş da olsa sağlam bir kitleye ulaşmanız mümkün. "İyi bir blog"a sahip olmak yerine "Çok ziyaret edilen bir blog"a sahip olmak daha çok işinize gelirse, keyfiniz bilir.

2. Katledilen Türkçe

Bu da Türkiye'deki blog yazarlarının yaptığı en acı yanlışlardan biri. Kişisel ve en basit görüşümü sorarsanız, "dahi" anlamındaki -de ekini ayırmayı bilmeyen; ısrarla "takdir" yerine "taktir" diyen; -mi ekini, -ki ekini birleşik yazmaktan zevk alan; üç noktayı eksiltilmiş cümlelerde kullanmak yerine duygularını daha ifade etmek istediği cümlelerde kullanan; daha da fenası yan yana iki nokta diye, hiç var olmamış bir noktalama işaretini ısrarla kullanan kişilerin blog yazmasına karşıyım. Bu cümleyi kurdum diye, bu yanlışları yapan birçok arkadaşımın gözünden düşeceğim belki ama aynen böyle düşünüyorum. Yazarlık bu kadar alçak çıtalı bir meşguliyet olmamalı efendim! Türkçe konuşmayı beceriyorsan ama Türkçe yazmayı beceremiyorsan, ufacık bir dilbilgisi dağarcığına sahipsen ya GELİŞECEKSİN, ya da YAZMAYI BIRAKACAKSIN! Gelişmekten üşenen veya kendini yeterince gelişmiş sayan (sanan) insanlar gelip burada bana "Sen kimsin de bize yazmamayı emrediyorsun?" veya "Sen ki blog kelimesini ısrarla kullanan insan, bize ne sıfatla Türkçe öğretiyorsun?" şeklinde yorumlar yazabilirler. İkisine de cevaplarım hazır. Birincisi; ben Türkçemi bilen ve koruyan bir insanım. Haliyle koruduğum şey uğruna da insanlara dil uzatırım. Yaptığım ahlaki açıdan yanlış olabilir ama Türkçeyi katleden kitleden daha kötü bir şey yaptığımı sanmıyorum. İkincisi; tabii ki ben de "blog" kelimesini çevirmek ve o çeviriyi her yazımda kullanmak istiyorum. Var olan çevirilerin "blog" kelimesini tam anlamıyla tanımlamadığından, yeterince iyi çeviremediğinden şikayetçi olduğum için "blog"a "blog" diyorum. Bu konuda geçen yıl bir yazı yayımlamıştım, onu da okumanzı isterim. (Ha, ben çevirmeye çalıştım mı? Çalıştım tabii, "yazıt" kelimesini önerdim. Bu konuda bir yazı üzerinde çalışıyorum, yan menüdeki taslaklarımda görebilirsiniz.)

3. Kişisel'in her kategoriyi kapsadığı sanrısı

Beşinci maddede de bahsedeceğim bu olay da pek fark edilmese de Türk blogküresini, tabiri caizse kısırlaştıran bir fenalık. Yaygınlaşmış ve kimlerin yaygınlaştırdığını bilemeyeceğimiz "Kişisel blog'lar her konu hakkında yazı girebilir." gibi bir kanı yüzünden yeni blog yazarları kendilerini direkt olarak kişisel blog ilan ediyor.

Bahsettiğim kanı tamamen yanlış değil ama yanlış anlaşılmalardan dolayı blogküremizi çöplüğe döndürebiliyor. Kişisel kategorisinde yazan yazarlar gerçekten de her konu hakkında yazabilir... kişisel görüşlerini belirttikleri sürece. Sen oturup YouTube kapatılınca YouTube'a nasıl girileceğini anlatmaya başlıyorsan (Evet, kendi hatalarımdan birini örnekledim :D.) o yazın Kişisel kategorisine girmez efendim. YouTube'un kapatılması hakkındaki fikirlerini ön plana çıkaran, yazının sonlarına doğru da YouTube'a alternatif giriş yollarını yazarsan bu yazı kişisel görüşünü belirttiğin bir yazı olduğu için yazdığın kategoriye uygun bir yazı olur. Veya ne bileyim, teknolojiye meraklıysan ilgini çeken ürünleri yorumlarsın, tanıtırsın ama asla ve asla onunla ilgili haberleri yazmamalısın. "Asus'un Eee PC'si çok güzele benziyor, almayı düşünüyorum." diyebilirsin ama "Asus'un Eee PC'si çıktı! Özellikleri şöyle..." diye başlayan bir haber girmemelisin blog'una. Eğer Kavak Yelleri'ndeki güzel kızlardan biri hakkında yazacaksan kızın fotoğraflarını yayımla tabii ama öncesinde kız hakkında düşündüklerini yaz uzun uzun, aksi takdirde bir hayran sitesi sayfası olur senin o yazın. Hele bir de "Kavak Yelleri - Pelin Karahan fotoğrafları" diye arama motorlarına yaranmaya çalışan bir başlık atarsan ceviz ağacından odunlarla kovalanırsın inşallah!

Özetle bu konudaki görüşüm şudur: Kişisel görüş ön planda tutulduğu sürece Kişisel kategorisinde yazan herkes istediği her konuda yazabilir.

4. Kaynak göstermemek

Ortada yadsınamaz bir gerçek var: Türkiye'deki internet kullanıcıları, "emek" kavramını k.çından anlıyor. Paylaşım forumlarında bir sanatçının bütün eserlerini yasadışı yollarla yayan ergen (veya hala gelişini tamamlayamamış) arkadaşlar, konu 150 kere görüntülenmiş ama 3 kişi teşekkür etmiş veya 5 kişi +rep vermiş diye "Bu forumda emeğe saygı yok!" diyor, hayata küsüyor. Yine forumlarda üyeler, bir başkasının yazdığı bir yazı veya haberin yazarının emeğine saygı göstermek adına yazının sonuna "Alıntıdır." ifadesini yerleştiriyor ve bu şekilde vicdanı rahatlıyor - hatta bunu bile yapmayanlar var! "Alıntıdır." cümlesi, yanında asıl yazar falan belirtilmediği sürece "Bu yazıyı ben yazmadım." ile aynı anlama gelir. Yanına yazarı da yazarsanız ve hatta yazının yayımlandığı sayfaya bağlantı verirseniz, "Yazıyı şuradan alıntıladım, yazarı da şu kişidir." anlamına gelir. Nedense bazı ufak beyinli internet kullanıcıları bu şekilde alıntılamayı kendilerine hakaret olarak görüyorlar veya üşeniyorlar, ne bileyim?

Blog yazarlarının bazılarında da bu kaynak göstermeme huyu, forumlardaki alışkanlıklarının devamı gibi gözüküyor. Bu yarım akıllıların yapıştırdıkları yazıların kaynaklarını belirtmemelerinin başlıca üç nedeni olduğuna inanıyorum:

  1. Ruhunu SEO'ya satan yazarların dışarı bağlantı vermek istememeleri
  2. Yazının yazarını bulma konusundaki üşengeçlik
  3. "İnsanlar beni oradan buradan kopyalayan bir tip olarak görmesin, bu yazıları kendiminmiş gibi göstereyim" zihniyeti

Özellikle üçüncü maddedeki zihniyet, bu gerizekalıca tutumlar arasında en fenası sanırım. Bir de bunun daha acayibi var: Şu "Alıntıdır." ifadesini yerleştirip öylece bırakanların da "Kopyaladığım yazıların yazarlarına olan saygım yüzümden yazıların sonuna 'Alıntıdır.' ifadesini yerleştiriyorum. Ben çok iyi bir insanım." düşüncesini düstur edindiklerini düşünüyorum. Korkunç.

Bu sorunu çözmenin maalesef tek bir yolu var, o da zihniyetleri değiştirmek. Bunun da iki yolu var: Birincisi bu şekilde alıntı yapacağım derken çalıntı yapanlara yaptıkları hatayı bir bir anlatmak; ikincisiyse "Bir musibet bin nasihattan iyidir." misali adamlarla yasal yollarla savaşmak. Son bir-iki yıldır sitelere yapılan saldırılar, birkaç yıl öncesine kadar çok azaldı çünkü bu konuda örnek, ibret olacak davalar ortaya çıktı. Bu belki zor bir yöntem ama herkese tek tek anlatmaktan daha etkili olacağı kesin.

5. Yorum yapmaya üşenmek

İtiraf edeyim, bu konuda ben de hatalıyım :).

Okuduğumuz blog yazılarına yorum yapmak isteyip de üşendiğiniz oldu mu hiç? Olur elbet, bana çok oluyor mesela. Yorum yazacak gibi oluyorum ama sonra bir başka sayfaya geçme isteğim ağır basıyor ve yorum yapmayı falan unutup geçiyorum diğer sayfaya. Biliyorum, ayıp ediyorum. Aslına bakarsanız bu hatamı şimdi fark ettim ve düzeltmeye çalışacağım. Benim de yaptığım bir hata olduğu için de ukala ukala yazıp çizmeyecek, burada bırakacağım. Utandım biraz.

Mim Pasları

5 kişiye paslamam gerekiyormuş. Mimi paslayacağım kişiler:

İnşallah hiçbiri kırmaz beni :).

Bir hatırlatma: Bu yazıyı istediğiniz yerde, istediğiniz gibi yayımlamakta özgürsünüz. Ama verdiğim emeğin hakkını, karşılığını vermek adına yazıyı yayımladığınız yerde, yazının hemen üstünde bu sayfaya bağlantı vermeniz gerekiyor. Şimdiden teşekkürler.
Şu an 2128 kişi Beyn'e abone. Yani Beyn'e bir yazı yazıldığında anında haberleri oluyor. Sen de abone olsana? (Tabii ki ücretsiz.)
Verilen Tepkiler

Çok teşekkür ederim Barış. Sen çok yaşa emi :)

Teşekkürler fikirbozan!
 
2. Barış Ünver demiş ki; 13 Temmuz 2008, 13:15

Ben teşekkür ederim, mimi başlatan olarak mimlediğin için :).

Teşekkürler Barış Ünver!
 

Üçüncü madde olan Kişisel'in her kategoriyi kapsadığı sanrısında çok haklısın.Bunu ben de yapıyorum.

Teşekkürler Kerem!
 

ben de 1 ay ertelersem şaşırma :) ama en kısa zamanda yazmaya çalışacağım, teşekkürler...

Teşekkürler Mücahit!
 

Türkçe 'nin katledilişi olayına canım ne kadar sıkılıyor anlatamam, kelimeler "kifayetsiz" :)

Bir web sitem var, ücretsiz ingilizce öğretme çabaları içindeyim ama yazılan yüzlerce yorumu okuyunca, "yahu siz Türkçe'yi öğrenememişsiniz daha, İngilizce için 10 fırın ekmek yemeniz lazım" diyesim geliyor, ama "müşteri"yi kaçırmamak için kendimi zapt ediyorum :) Dil bilmek şart, ama önce anadili bilmek kaydıyla... Saygılar

Teşekkürler Fikret!
 

Merhaba. Güzel analizlerde bulunmuşsunuz. Özellikle hit uğruna yazılan yazılar ve başlıklar maalesef seviyeyi düşürüyor. Yorum yazmama konusunda da kesinlikle haklısınız. Her alanda olduğu gibi bu konuda da emeğe ne yazık ki saygı gösterilmiyor. Okuyan kişi beğense de, işini görse de okuduğu yazı bir teşekür bile etmiyor maalesef.

Teşekkürler mahmut!
 
Teşekkürler Süleyman SÖNMEZ!
 
8. Barış Ünver demiş ki; 25 Temmuz 2008, 12:16

Teşekkürler Süleyman abi :).

Teşekkürler Barış Ünver!
 
Tepki Ver


   ÖNEMLİ:
  • Art arda yorum yapmak yasaktır.
  • Türkçe kurallarına uymayan yorumlar silinecektir.

 
 
XHTML CSS WordPress