Mr. Brooks (2007)
Beğenmediğim filmlere giriş yazısı yazmak kolay oluyor ama beğendiklerime yazamıyorum bazen. Bu da yazamadıklarımdan. Aslında yazdım, ilginç de oldu ama yazamadım da. Her şey olabilir.
Dikkat: Yazının bundan sonraki bölümü deliler gibi spoiler içerir. Okumadıysanız okumayınız. Size yardımcı olmak için şimdi bir Devamını Oku bağlantısı koyduruyorum.
Koydurdum. Devam edelim:
Efendim bu filmimizde öldürme bağımlılığına sahip bir şizofren seri katil görüyoruz. Manyağın bi' hayal arkadaşı var (Marshall diye isim bile koymuş!) ve bu hayal arkadaş artık adamcağızın bilinçaltının tamamını ele mi geçirmiş, n'apmış ama öldürme hadisesi onun yüzünden. İki yıldır Adsız Alkolikler toplantılarına giden seri katil, bu şekilde öldürme bağımlılığından kurtulmaya çalışıyor - gerizekalı yani biraz. Yine de nasıl yapmışsa devasa bir şirketin sahibi ve hayvan gibi para kazanıyor. Hayvan gibi para kazanınca, öldürdükten sonra iz bırakmamak için cillop gibi giysilerini, ayakkabılarını falan yakması problem olmuyor tabii.
Yalnız bir cinayetinde perdelerin açık olduğunu fark etmiyor salak. Sonra hayal arkadaşına "Belki de yakalanmak istiyorumdur, kimbilir?" diye karizmatik bir savunma (daha ziyade karşı saldırı) yaparak kendini haklı çıkarıyor ama biz adamın embesilliğinden böyle bir şey yaptığını anlayabiliyoruz. Sonuçta Marshall da adamın hayalinin ürünü, eli mahkûm, hak verecek adama. Adam adam diyorum da adamın ismi Earl, Mr. Earl Brooks. Neyse işte, öldürürken perdeler açık kalınca, öldürdüğü çift de perdeler açık sevişip milletin izlemesini seven bir çift olunca bir fotoğrafçı cinayetin fotoğraflarını çekiyor.
Daha sonra bu fotoğrafçı Earl'ü buluyor. Ama fotoğrafçı daha psikopat çıkıyor, Earl'den bir sonraki cinayetinde kendisini de yanında götürmesini, aksi takdirde polise gideceğini falan anlatıyor. Normalde Earl adamı zart diye öldürebilecek kabiliyette -zaten konuştuklarının gecesinde adamın evine gidip adamı uyandırıp yapabileceklerini gösteriyor- ama Marshall kanına giriyor ve Earl de "Tamam lan." diyor.
Sonra Earl bu adamı ekip duruyor zira başkasını öldüresi geliyor. Sonra o oluyor bu oluyor derken film bitiyor. Spoiler var dedim hala okuyorsun, manyak mısın? Git izle filmi, adama bak.
Yorumlar
Shoot ‘Em Up (2007) » Beyn sayfasında bu yazıdan bahsedilmiş, süper!
kızının bıçakla kahramanıza saldırdığı sahne ürkünçtü. Genler çekiyor tabi 
neyse teşekkürler barış filmi izlemiş kadar olduk 
Amerikan Sapığı'nı (American Psycho) izlemediyseniz onu da tavsiye ederim. Christian Bale'nin harika oyunculuğyla az önceki filmle benzer özellikler taşıyor. Hatta filmi dublajsız izleyip onun müthiş aksanına da şahit olabilirsiniz. Filmin en güzel tarafı katilin/psikopatın gözünden anlatması olayları. Neyse Mr. Brooks'ta ise en sevdiğim konu katilin şizo oluşunu daha filmin başından vermesiydi. Yani sıradanlığın biraz üstünde olmasıydı. Hatta hasta olduğunu kendisinin de kabul etmesi filme güzel bir boyut kazandırmış. fotoğrafçının (smith'ti galiba adı) durumu biraz bu filmlerden hoşlanan biz izleyiciler gibi. Yani biz de bu tür filmleri izlerken haz alabiliyoruz yani cinayet sahnelerinden değil, tabi ki olayın kurgusundan. Fotoğrafçı da öyle günlerce katilin peşinden "ne zaman ne zaman öldüreceğiz" diye dolanıp duruyor ama iş cinayete gelince beceremiyor. Kevin Costner'ı çok sevmesem de hatta filmi ilk izlememe sebebim o olsa da geçtiğimiz günlerde dayanamayıp izledim ve 10 üzerinden 8 lik bir cinayet/gerilim/dram filmi olduğuna karar verdim. Tabi Demi Moore'u da hesaba katmak gerek puanlamada 
American Psycho'yu izlemedim, hayır. Ama tavsiyen üzerine izlemeyi düşünebilirim, ilgimi çekti
.
BU film izledim sakin bir hayat yaşayan bir piskopatın filmi ne zevk alıyor öldürmeden anlamadım ama güzel bi film hoşuma gidenler filmlerden biri...













