Neden bunalıma giremediğimi buldum!

Cidden bak, günlerdir düşünüyordum "Neden ben depresyona giremiyorum lan?" diye. Az önce böyle aydınlanma gibi bir şey oldu, uyandım duruma. Hazır yazının başındayken kafanıza gerçekten mutlu olduğumu sokmak istiyorum. Yazı boyunca kötümser bir ifade takınmaya çalışacak olsam da yazıyı zaman zaman ifadesiz, zaman zaman gülen bir yüzle yazacağım konusunda sizi temin ederim.

Bunalıma girme isteğim, yalnızlık. Kronik yalnızlık. Benim gibi şahane bir insanın (Bilerek abartıyorum, evet.) toplamda üç kısa ve boktan ilişkisinin olmasının sebebini yıllardır düşünür dururum. Yıllardır dediysem ergenliğin ortalarından beri, lisenin ilk yıllarından beri yani.

O yıllardan beri aradığım ve/veya bulduğum kızlar ya beni sevmiyor, ya da benimle böyle oyuncak gibi oynuyor. Oynayanların hiçbirisiyle ilişkim olmadı tabii. Bilinen, yaygın yöntemler kullanan kızlar yapıyor bunu. Buna rağmen, yani kullanılan yöntemleri sonradan anlamama veya önceden biliyor olmama rağmen flört sırasında (ki bu iki kelimeyi yatık yazmamın nedeni de olayın kız açısından flört olmadığını bilmemdir) elektrik alıyormuşum hissi yaşıyorum. Bu elektrik alma hissi uzun sürdüğünde, sürece giderek daha taraflı yaklaşıp, her olay sonrasında olayın muhakemesini yaparak (daha doğrusu olayı kafamda pek romantik, süper bir olaya dönüştürerek) kıza daha çok bağlanıyorum. Şu paragrafın başından beri kullanmak istemediğim kelimeyi, süreç boyunca da kullanmak istemiyorum ama sonunda aşık oluyorum. Kaçış yok. Sürecin sonlarına doğru delilikle normallik arasında gidip geliyorum, ara sıra ağlıyorum, duygusal şarkılar dinleyip bunalımımı güçlendiriyorum. Sürecin sonu ise çoğunlukla açılma ve sonrasında reddedilme oluyor. Özellikle hoşlanma > aşık olma > bunalım > açılma > reddedilme şeklindeki süreç çok fena. İki kere yaşadım, hatta son yaşadığım olay, bu iki süreçten biriydi.

Üç boktan ilişkiye gelince, hakikaten boktan onlar. Birincisi internetten başlayan, bir buçuk ay süren şehirlerarası bir ilişkiydi (tabii bir kere buluşmayı ihmal etmedim, zaten ondan sonra vazgeçtim); ikincisi iki etaptan oluşan, ilk etapta ilk öpücüğümü yaşadığım (ve sonrasında başka bir kızdan hoşlandığım için bir şekilde kızı reddettiğim), ikinci etabın ise ilk öpücüğümü yaşamamı sağlayan kıza sarhoş bir zamanımda geri dönme hamlesi sonrasında başladığı ve fakat bir buçuk ay sonra, sevgililer gününden hemen önce bir "Olmuyor." ile biten bir ilişkiydi; üçüncüsü ise yalnızca altı gün sürdü. İlkinde bitiren bendim, diğer ikisinde ise ben bittim - yanlış anlaşılma olmasın; ikincisinin yası dört saat sürdü, üçüncüsünün yası olmadı.

Bu da bizi, benim neden bu konuda bunalıma girmediğim konusuna getiriyor: Ben adam gibi bir ilişki yaşamadım ki, onun özlemini çekeyim? Bunalabildiğim zamanlarda (aşık olduğum zamanlar, yalnızlığı önemli bir sorunmuş gibi algıladığım zamanlar vb.) düşündüğüm hayali ilişkilerde aklıma gelen güzel şeyler; el tutma, öpüşme, en gereksiz işleri bile beraber yapma, yan yana bulunmaktan bile mutlu olma gibi muhtemelen pek az kişinin yaşadığı, bir anlamda ütopik şeyler. Yine de hakkını vereyim, bir kızın elini tutmak bile (yine adam gibi bir ilişki yaşamadığımdan olsa gerek) içimi ısıtmaya yetiyor.

Bu tarz konularda yaşadığım, daha doğrusu yaşayamadığım şeyleri anlatmak ne kadar utanç verse de beni yargılayacak, beni yadırgayacak, beni küçümseyecek veya bana acıyacak insanın yapacağını benim istediğim ve benim düşündüğüm şekilde yapması fikri bana anlatmak istediğimi çekinmeden anlatma gücü veriyor.

Bahsettiğim gibi, oyuncak gibi oynanmak konusunda çok uygun bir yapım olmalı ki karşıma çıkan her kız beni rahatça peşine düşürebileceğini sanıyor - bazen başarıyorlar da. Son yaşadığım olay feciydi: Aylar boyu (Mart 2008 ile Ekim 2008 arası) kurguladığım her şeyin yanlış olduğunu öğrendim. Sonucu sinir kriziydi, Allah'tan kızın önünde yapmadım bunu. Ama kurguda bir tek benim imzam yoktu, kızın da imzası vardı ve bu aylar boyunca yaşadığım ve hissettiğim her şeyi anlattığım arkadaşlarım da bunu onaylayacaktır. "Gönül eğlendirme" kavramıyla ikinci kez tanıştığım bu olayda geçirdiğim sinir krizinin sebebi reddedilmek değildi ama. Sebep, kızın reddetmekten zevk alıyor oluşuydu. Benim halimi bir noktadan sonra net bir şekilde anladığını inkâr etmedi, savunması "Sana zarar vermemek için söylemedim." şeklinde oldu. Sonuç itibarıyla itibarım zedelenmişti, laubali ifadelerle reddedilmiştim ve açılan ben olduğum için üste çıkma imkânım yoktu, olayı hafızama mecburen "küçük düşürüldüğüm bir anı" şeklinde kaydedecektim. O günkü delirişimi Beyn'e yazmadım, geçiştirdim. Şimdi bakıyorum da, benzer süreci de (ilki) aynı şekilde geçiştirmişim.

Neyse, çok uzatmayayım: Bu olay sonucunda, genel olarak bu aşk meşk olaylarına tepkim değişti. Boşverdim. Boşverdim ama üzülerek değil, daha ziyade sinirlenerek. Bir hafta kadar yolda karşıma güzel bir kız çıktığında karşı tarafa geçme gibi abes davranışlarda bulundum. Sonraki 15-20 gün güzel kızlardan yine kaçarken çok güzel kızlar gördüğümde bu davranışı unutmaya başladım. Şimdilerde normale döndüm, konuşma imkânım olduğuna konuşuyorum bile.

Ama boşvermişlik hissi bir şekilde devam ediyor yine. Olacak gibi olduğunda kendimi sabote etmeye çalışıyorum şu günlerde. Kafamda "Olmayacak." cümlesini bilerek tekrarlayıp duruyorum. Veya ne bileyim, yalnızlığımı hatırlatan şarkılar dinleyerek bunalıma girmeye çalışıyorum, yalnızlığımı kabullenmek istiyorum. Yalnız çelişkiye bakın ki yalnızlığımı da kabullenemiyorum; hep denemek, yenileceksem de yenilmek istiyorum. Yenildikten hemen sonra yenileneceğimi de biliyorum çünkü. Bunun sebebi de bazen dezavantaj, bazen avantaj olarak karşıma çıkan özelliğim: dikkat dağınıklığı. En şiddetli, en hıçkırıklı ağlamalarımda bile araya kapının rengi, bilgisayarın kasasından çıkan acayip ses girebiliyor. En taze örneği vereyim: Bu yazıyı yazarken biraz daha duygusal olayım diye Emre Aydın'dan "Ve Gülümse Şimdi" adlı şarkıyı dinliyorum ama tam duygulanıyorken az önce "Kokunu bırakma, çok sevdim kokunu // Bilemezsin, götür kokunu" sözlerindeki "kokunu" kelimesini "kukunu" diye düşünüp yarılıyorum 5 dakikadır, ehehe.

Bir de, bunu neyin tetiklediğini bilmiyorum ama, 2008'in başından beri bir şekilde hayata çok olumlu bakıyorum. Ama öyle böyle değil, fazla iyimserim ve bundan zerre gocunduğum yok. Sadece arada sırada çok kötü olaylarda olumlu yanlar bulduğumda garip gözlerle karşılaşıyorum veya kendi kendimi garipsiyor, yadırgıyor, "Adam gibi üzül lan işte?" diye düşünüyorum. 2008 yılı benim için ziyadesiyle boş ama diğer yıllardan daha mutlu geçiriyorum.

Sadede geleyim: Aşk meşk konularında bu kadar başarısız bir insan, böylesine ümitsiz bir vaka olmama rağmen gerek dikkat dağınıklığım, gerekse bu gereksiz mutluluğum sayesinde bunalıma giremiyorum. Yani giriyorum ama iki günde çıkıyorum abi, olmuyor. Yalnızlığı kabullendiğimi düşünüyorum ama bahsettiğim gibi, yalnızlığımı baltalayacak flört denemelerine girmekten de kaçınmıyorum. Her şeye rağmen istediklerim şunlar: Bana sevgiyle bakan bir çift göz, benim ellerimi de ısıtabilecek sıcak eller, sevgiyle gülen bir ağız vesaire. Yani hala aşık olmak istiyorum ama bunun olmaması da beni rahatsız etmiyor. İçinden çıkamadığım çelişki de bu zaten.

Çok parçalı, çok dağınık bir anlatım oldu. Güzel bir yazı yazayım diye gaz gelip yazmaya başlarken bunu tahmin etmemiştim. Olsun, içimi dökmüş oldum, iyi geldi.

Bir hatırlatma: Bu yazıyı istediğiniz yerde, istediğiniz gibi yayımlamakta özgürsünüz. Ama verdiğim emeğin hakkını, karşılığını vermek adına yazıyı yayımladığınız yerde, yazının hemen üstünde bu sayfaya bağlantı vermeniz gerekiyor. Şimdiden teşekkürler.
Şu an 1816 kişi Beyn'e abone. Yani Beyn'e bir yazı yazıldığında anında haberleri oluyor. Sen de abone olsana? (Tabii ki ücretsiz.)
Verilen Tepkiler

Çok saçma gelecek belki ama, acaba en büyük aşkını (bilgisayar / internet) biraz bir kenarıya koymayı düşündün mü hiç adam akıllı farklı bir dünya yaşayabilmek için.. 15 gün mesela hiç bulaşmasan? O kadar güzel geliyor ki başarabilirsen..

Teşekkürler Burak Doğan!

2. Barış Ünver demiş ki; 18 Kasım 2008, 12:45

O konuda bir sıkıntım yok Burak. Denemelerim oldu ve gördüm ki bilgisayar olmayınca krize girecek kadar fenalaşmıyorum, hatta eksikliğini bile pek hissetmiyorum. Yani "en büyük aşkım" değil :).

Barış fena sayılmazsınlan abi , yakışıklısın aslında nasıl aşk , meşk hayatın böyle kötü geçmiş hayret. :)

Senin girmeye çalıştığın şeyden millet çıkmaya çalışıyor abi ! Amacın ne. Bırak herşeyi akışına , nasılsa birisi çıkar karşısına o zaman görürsün bunalıma girmeyide ,çıkmayıda. (:

Teşekkürler Burak Özdemir!

4. suken demiş ki; 18 Kasım 2008, 15:10

belkide bunalimda oldugundan..

Teşekkürler suken!

Senin problemin bence fazla mantıksal olmandan kaynaklanıyor olabilir. Sen aşkı bile rasyonelize etmeye kalkışabilecek bir adamsın sankim hım yanılıyor muyum :) Yani açılımı sana senin zıttın olan bi kız lazım baya duygusal ve romantik olup kendini feda edebilecek bi kız. Ancak böylesiyle uzun bir süre beraber olabilirsin malum zıtlar birbirini çeker :)

Teşekkürler Çilekli Süt!

Tam ben diyecektim ki suken demiş. Şu anda bunalımda olmadığına nasıl bu kadar emin olabilirsin ki. (Buraya ünlem koymayacağım)

Yaklaşık 1,5 sene önce aynen senin gibi bunalıma girmeye çalışıyordum. Gel görki zaten bunalımda olduğumu, aslında günlük hayatın mecburi koşuşturması yüzünden kederlenip, bir köşeye çekilip adam gibi muhasebe yapamadığımı anladım.

Bana göre çaresizliğin bir ürünü olarak, hayaller kurmak, hele de bir kişiyi o hayallerin tam ortasına yerleştirmek bir süre sonra zaman kaybından başka bir şey olmadığını anlamızla sonuçlanıyor. Bunları haybeden söylemiyorum, burada bazı kırıntıları var.

Nasıl bir kişiliğe sahip olduğunu bilemiyorum fakat eğer benim gibi aşk kelimesinin bu kadar ucuza düştüğüne inanıyorsan -ki yazında böyle bir detay var- emin ol işin zor :)

Ne kadar garip bir insanlık halidir bilemiyorum ama birine ilgi duymaya başladığımızda o kişi gözümüzde öyle bir büyüyor öyle bir büyüyor ki an gelince bizi kör ediyor ve mecnun mecnun gezmemize sebep oluyor. Hani Mecnun'un Leyla'nın peşinden dağları deldiğini söylüyorlar ya, o Mecnun'un kör olmasından kaynaklanıyor da bunu kimse kabullenmiyor. Sonra açılma aşamasına gelince ve reddedildiğimizde de (burada hayaller başlıyor) duvara, dağa tosluyoruz. O gözümüze bile sığmayan, bizi gerçekleri görmekten alı koyan kişi bir anda insan halinde görünmeye başlıyor ve belki de reddedildiğimizden kusurlarını görmeye başlıyoruz, baştan beri var olan ama bizim göremediğimiz kusurlarını...

Sonra, sonrası yok işte... Bir sürü şey aklıma geliyor ama okunacak bir yorum olması gerek.

Teşekkürler MaFiAMaX!

Abi bunu buraya yazana kadar git bi kıza anlat... Daha faideli olur :)
Ha tabi okuyosa bilemem..
Yok yok okuyosa da git anlat...

Teşekkürler tansu!

8. Barış Ünver demiş ki; 18 Kasım 2008, 23:18

@suken ve @MaFiAMaX;

İnandıramadım yav :). @MM, gerçekten kafa yordum ben bu konuda yalnız. Benim hayatımda pek koşuşturma da yok, hem zaten çoğu geceler uykum gelmiyor, bilgisayar başında istediğim kadar düşünecek vaktim oluyor. Kaldı ki bu yazı da üç saatlik bir düşünme sürecinin eseri.

Cidden arkadaşlar, hayatım şu anda iyi bir durumda. Tek eksiğim, yazıda da belirttiğim gibi, elimi tutabilecek şirin bir sevgili fakat onun yokluğu da kafamı çok meşgul etmiyor. "Hiç meşgul etmiyor." demiyorum ama fazla kafa yormuyorum bu konuda. Ama yormak istiyorum işte :).

Bu arada @MM; Mecnun dağları delmedi, o Ferhat'tı :D. Mecnun çölleri aştı.

@tansu; eheh, şu anda bir kız yok. Olsa da okutsam, halimden anlar belki :D.

@Çilekli Süt; doğrusun, onu ben de düşündüm. Ama tersini de beceremiyorum, aşık olmak istiyorum ama mantık çerçevesinde :D.

9. Dj.turkmaster demiş ki; 19 Kasım 2008, 22:30

Gel lan kafayı çekelim yine :D

Teşekkürler Dj.turkmaster!

:)) Vallahi yorumu yazarken Ferhat yazıp, neden sonra Mecnun yazdım :))

Teşekkürler MaFiAMaX!

11. Onurr demiş ki; 21 Kasım 2008, 20:20

Abi boşver ya ölümlü dünya, bu kadar düşünme bunalım yapar diyecem ama zaten problem bunalım olmaması di mi? Sen yinede boşver.

Teşekkürler Onurr!

Senin ruh halini okumak istedim , ama bana beni anlatan bir içerikle karşılaştım .

Bu aslında kendmizden bile çok sevebileceğimiz birisini hayatımıza sokamamanın verdiği bir sıkıntı , kendi adıma konuşuyorum ama emin ol yazından seninde egozist bir kişiliğe sahip olduğun sonucu ortaya çıkıyor.

İlişkilerimizin kısa süreli olması , karşı taraf için kendimizden feraget etme gerekliliği ortaya çıktığında ve bunu bilinç altına kabullendirememek gibi bir sürece işaret ediyor.

Teşekkürler Fikirzede!

13. Recep Kütük demiş ki; 21 Kasım 2008, 21:27

Kusura bakma doktor, o blogdan bu bloga zıplarken denk geldim yazına, kişisel olarak tanımıyorum seni ama bu yazıyı okuyunca tanımış kadar oldum ve derdinin devasını da çok iyi biliyorum: Hemen askere git hacı! (Tabi henüz gitmediysen) Valla garanti veriyorum bak, bunalımlardan bunalımlara koşacan, geniş bi yelpaze içinde..

Teşekkürler Recep Kütük!

14. mal doktoru demiş ki; 22 Kasım 2008, 04:25

bunu buraya yazmak için 3 saat düşünmüş.Bu gerizekalılıkla senin zor birader kız felan işi.boşver sen yazı yaz günlük tut koroya felan git ya.

Teşekkürler mal doktoru!

15. akılfikir demiş ki; 11 Aralık 2008, 14:28

dostum senin ilişki sayın 2, 3 değil msn üzerinden olan ilişki değil :) en fazla yakınlaşma birbirini anlama olabilir. bide mal doktorunun dediklerine de harfi harfine katılmaktayım. kal selametle

Teşekkürler akılfikir!

16. Proofhead demiş ki; 24 Aralık 2008, 22:31

:D Birgün Eskişehir'e geleceksin Çiğdem'le buluşmaya. O gün tanışacağım seninle ve soracağım sorulardan biri de senin özenle adını yazmaktan kaçındığın o Turuncu'nun gerçek adını sormak olacak. İnşallah cevap verirsin :)

Teşekkürler Proofhead!

17. Barış Ünver demiş ki; 24 Aralık 2008, 22:58

Gülizar'dı onun adı yav, yazdığımı sanıyordum ama yazmamışım hiç :).

Şu ko(u)konu olayı bende de çok oluyor, çok beter birşey. En kötüsü derste falan olması. Genelde yanımdaki arkadaşa söylüyorum onunla birlikte kopunca normal karşılanıyor ama ona söyleyemeyecek kadar kopunca doğal olarak deli damgası yiyorum. :D
Bunalıma gelince de üç ilişki yaşamışsın, çok bile. Ben daha bir tane bile yaşamadım, çünkü yaşamak istemiyorum, gereksiz. :) Sonucunun ne olacağı belli değil, etrafımda örnek evliler var, onlar gibi olmaktan korkuyorum. Bir de normal olarak takıldığım bazı kız arkadaşlarım var onlarla bir süre zaman geçirsen evlenmeme yemini bile edersin. O nedenle bunalımlarla benim de aram iyi değil. Zaten bilgisayarların da kızlardan çok farkı yok, onunla idare et.

Teşekkürler FeRHaD!

19. serkann demiş ki; 31 Ocak 2010, 16:20

ben depresyonun sebebini buldum arkdaşalrr ve ne kadar cabuk iyleşcenide

Teşekkürler serkann!

Tepki Ver


   ÖNEMLİ:
  • Art arda yorum yapmak yasaktır.
  • Türkçe kurallarına uymayan yorumlar silinecektir.

 
 
Yukarı Çık XHTML CSS WordPress Alastyr