Oğul mu, vatan mı?
Oğlum olsa askere göndermezdim.
Gündemi az biraz takip edenler, yukarıdaki sözün kime ait olduğunu zaten biliyordur. Bilmeyenlere de söyleme gereksinimi duymuyorum ama onları küçümsediğimden değil, sözün kendisine dikkat çekip de medyatik bir isme bağlı bir yazı yazmak istemediğimden dolayı.
Sözden anne sevgisi anlamı çıktığını düşünenler olabilir. Kısmen çıkıyor, evet. Askerde ölme ihtimali, bir şirketin muhasebe departmanında ölme ihtimalinden daha yüksek, kabul. Bir anne, kendisinden var olan, kendi içinden çıkan ve mecazi değil, gerçek anlamıyla canından olan bir varlığı kaybetmeyi istemez. Ama aynı anne, kendi oğlu, kendi annesi, eşi, çevresi... bu vatanda yaşamayı, ülke alenen parça parça bölünüyor diye askere çağırılan oğullara borçlu.
Kurtuluş Savaşı'nda her anne oğlunu askere gönderdi ve eminim tamamına yakını da oğlunu askere göndermekten gurur ve mutluluk duymuştur. Eh, kendi vatanın gizlenmeden paylaşılıyorsa, sen bir ana olarak bile askere gitmek istemez misin? Nitekim öyle de oldu; anneler oğullarına cephane taşıdı savaş boyunca. Tüm dünyaya, bize karşı savaşan veya bize yapılanları uzaktan seyreden herkese dayanışmanın gücünü gösterdik o yıllarda.
Ama bize karşı savaşan devletler, biz onları yurdumuzdan kovduktan sonra "Vay be, en iyisi bu Türklere saygı duyalım, onların vatanlarını ele geçirmeye çalışmayalım." demediler. Tarih kitaplarında Kurtuluş Savaşı, hak ettiği şekilde ihtişamlı bir zafer öyküsü olarak anlatılırken, ardından ulu önderimizin yaptığı devrimler anlatılırken, bize karşı savaşan devletlerin savaş sonrası tutumları yazmıyor zaten. Bu devletler bir sürelik afallamadan sonra yeni planlar yaptılar - zaten düşman zeki olunca her şeyi bekleyebilirsin ondan. 50 yılı aşkın süredir bizim yanımızda görünerek, bizi dost edinmiş gibi yaparak, bize müttefik sıfatıyla onurlandırarak kuyumuzu kazıyorlar. Çok mu paranoyakça geldi? Kullandığımız kurşunların üretim yerine bakın; üstüne bir de PKK'nın, 24 yılda 30 binin üstünde canımızı alan terör örgütünün kullandığı kurşunların üretim yerine bakın!
Şu andaki durum farklı. Ülke açıktan bölünmüyor, gizliden bölünüyor. Yine de açıktan da bölünmek isteniyor (Bugünün Amerika Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice: "BOP ile Türkiye dahil 22 ülkenin sınırları değişecek!"). Gizlice bölme isteği özelleştirme adıyla yansıtıldığı, açıktan parçalama merakı ise neredeyse yansıtılmadığı için vatanı için seferber olacak bir halk yerine, vatanını korumaktan kaçmak için akademik kariyer yapan veya açıkça parasını ve bağlantılarını devreye sokan oğulları olan bir halk var.
Ben, bir annenin oğlu ile vatanı arasında seçim yapması gerektiğinde gönlünden geçen kararı bilemem. Bir baba olsam yani benim de bir oğlum olsa, yine bilemem çünkü o oğlu yaratmak için 9 ay karnında taşıyan da ben olmayacağım, eşim olacak. Yine de madem önemli bir söz söyleyip gündem yaratma telaşı içerisindeki travestiler bu konu hakkında yorum yapabiliyor, ben de yapayım:
Oğlum olsa askere gönderirdim. Ben bir anne olsam...
- İçinde bulunduğum ülkenin ekonomisini Kurtuluş Savaşı ile kurtulduğumuzu sandığımız devletler yönetiyorsa,
- İçinde bulunduğum ülkenin kâr getiren veya getirmeyen tüm devlet kurumları, günü kurtarmak adına satılıveriyorsa,
- İçinde bulunduğum ülkenin cumhurbaşkanı, laiklik ve Atatürkçülük hakkında umut veren konuşmalar yapıyorsa ama geçmişinde laikliğin, ülkenin bütünlüğünü tahrip ettiğini söylemişse (kaynak)
- İçinde bulunduğum ülkeye şeriat, artık belli edilerek getirilmeye uğraşılıyorsa,
- İçinde bulunduğum ülkenin yönetimine dini tarikatlar söz geçirebiliyorsa,
...oğlumu askere göndermekten gurur ve mutluluk duyarım, hatta ona ve diğer oğullara cephane taşımak için ben de giderim askere. Oğlumu, ülkesini, ülkemi kurtaracak bir kurtarıcı olarak görürüm. Onun ölmesinden elbette korkarım, o ölmesin diye elbette dua ederim ama ölürse de vatanı için öldüğünü bilir, Allah'a göre peygamberlerden sonra geldiğini hatırlar, yine mutlu olurum.
Yorumlar
Bu sözlerle ifade edilmek istenen savaş karşıtlığıdır. Askerlik karşıtlığı değil. Ama bazxı insanlar bunu nedense böyle algılamak istiyorlar.
Kurtuluş savaşının mimarının şu sözleri bence yeter de artar: "YURTTA BARIŞ DÜNYADA BARIŞ"
kurtuluş savaşının ilk zamanlarında bir anne oğlunu "askere" gönderecekse, oğlunun gireceği ordu osmanlı ordusu olurdu belki de? oldukça farklı bir zamanla günümüz arasında tam örtüşen bir benzeşim kurmaya çalışmak sağlıklı değil...
her durumda, o zamanlar, savaş zamanıydı ve anneler de zaten savaşın içinde yer aldılar; göndermek-göndermemek bir yana...
ayrıca, "ben anne olsam oğlumu askere gönderirdim, çünkü:" listenizdeki tüm maddeler, mevcut yönetimin yanlışları olarak değerlendirilecek şeyler... eğer bunları ordu'nun değiştirmesi gerektiğini düşünüyorsanız bile "bir askeri darbe" için "askerliğe çağrı" yapılmayacaktır; muhtemelen tüm anneler ve herkes bir sabah garip bir güne uyanacaklardır...
hayatını döllenme çalışmalarına adasa bile başarılı olma ihtimali düşük bir trans-seksüel vatandaşın empati kurayım derken "attizlik" yapmasına rağmen, insanların "inandıkları bir uğurda" canlarını tehlikeye atmakta tereddüt etmeyeceklerini düşünüyorum. elbette annler'e rağmen...
senin gibi bir oğul'a sahip olduğum için gurur duyuyorum.
Efendim öncelikle, her askeri mücadelemiz özellikle de şu vakitlerde sürdürülmekte olan kurtuluş savaşının bir uzantısı değildir. Arada önemli ekonomik ve politik farklar vardır. Öyle gibi gözükse de bir kurtulma, bir refaha erme güdüsüyle yola çıkılmamıştır. Bahsettikleriniz, iç ferahlatmak için ortaya konmuş en basit milliyetçilik anlayışının söyleminden ibarettir.
Yazıda belirtildiği gibi:
Bu ülkenin cumhurbaşkanı cumhuriyeti tahrip ettiğini söylemiş ise, başbakanı BOP projesinin eş başkanı olduğunu açıklamış ise ve en önemlisi bu ülke bir başka ülkenin menfaati için hayatı topu topu 20 sene yaşamış evlatlarını savaşa gönderiyor ise, bir anne de oğlunu ölüme göndermeyi reddebilmelidir.
Orada olan bir kurtuluş mücadelesi kesinlikle değildir, maşa olmaktır. Ortadoğuyu karıştırıp petrol fiyatlarını yüseltmek, başkaları için zemin hazırlamak, borç alınan birilerine kan ile ödeme yapmaktır. Hiçbir anne de vatanını kemirenlerin borcunu evladının canıyla ödemek zorunda bırakılmamalıdır.
Bu savaş ülkemizi bölüp paylaşmak isteyenlere karşı yürütülen bir kurtuluş savaşı değil. Aksine onların menfaati adına yapılan bir savaştır. Her türlü sonucu lehlerine sonuç veren bir savaştır. En başndan ıbu şekilde başlamıştır, anlamsızdır. Özetle; benim oğlum olsa kimse alıp öyle boku bokuna ölüme götüremez.
Bana da bu durumu Kurtuluş Savaşına benzetmek yanlış geliyor. Yani şuan Kurtulmuş durumdayız (gerçi her an kurtulmak isteyen bir millet olabiliriz ama.) ve Cevval Portakal'ın söylediği gibi başka bir ülkenin menfaatleri için savaşıyoruz. Savaşı biz kazanırsak bize bir yararı olacak mı? Olacak ama az. Hatta kazanılması durumunda daha sonradan gelecek zarar o "az yarar" ın önüne geçecek bence. Ben anne veya baba olsam bu durumda oğlumu askere göndermezdim.
puhaa senin oğlun olur mu lan! topsun sen!
Türkiyenin dört bir yanından giden o askerlerin hepsi kınalı kuzulardır. (kınalı kuzudan kastım kınalı ali ve aileleridir. anlamını bilmiyorsanız http://www.anadolu.be/2005-05/35.html adresindeki yazıyı okuyun)
DTP de destek veriyormuş!
--konu dışı----
asterx ;
İnsanları kimliklerine veya tercihlerine bakarak eleştirmen hele hele "top" gibi bir tabir kullanman hiç de hoş değil.
Küçük bir örnek ilerde senin çocuğunda bir hormon buzukluğu yüzünden böyle bir duruma düşse "gel oğlum" yerine "gel topum" diyebilecek misin?
Biraz daha seviye lütfen...
--konu dışı--
vatanına, milletine, devletine saygılı olmayanlar saygıyı haketmiyor. eğer bu saygıyı hakedecek bir düzeyde olsaydı başka türlü tartışılıyor olurdu.
Allahtan gelen, insanın kendi tercihi olmayan her türlü kusura saygıda kusur etmemeye çalışırım. kimse kusursuz değil.
Öncelikle söylenen sözden alıntı yaptığın bölüme dikkat çekmek gerekir. Çünkü burada yalnızca oğlu olsa askere göndermeyecek birinden değil, açıkça son operasyonla ilgili olarak başkalarının yararına olan, masa başı oyunlarla ayarlanmış bir çarpışmaya oğlumu göndermezdim, diye birisinden bahsediyoruz. Keşke daha kapsamlı bir alıntı yapıp yazını onun üzerine inşaa etseydin.
Hepimize tarih derslerinde öğretilen şöyle bir şey vardı: Her olay olduğu zamanın koşulları içinde değerlendirilir. Kurtuluş Savaşı'ndan bahsediyorsak, sanırım o dönem için yenik bir ülkeyi, yapılan can alıcı, hatta ulusu yok edici antlaşmaları ve çok gelişmiş emperyalist devletlerin topluca işgalini göz önüne almamız gerekir. Fark edilebileceği gibi şu an bu durumların fiziksel olarak hiçbirinin içinde bulunmuyoruz. Ancak ekonomik ve siyasal anlamda bu koşullara gayet benzer bir hale düşmüş durumdayız. Fakat biz olası bir çözümün kilit oyuncusu durumundayken, yani bu ekonomik ve siyasal kuşatmadan çıkmaya çabalaması lazım olan ülke iken; bu terör örgütünü besleyen tüm AB ülkeleri ve ABD'ye tepkisini göstermesi gereken ancak aksine onlara yanlış davranmamak adına kendi halkımıza, değerlerimize pek çok yanlış yapan ülke iken, üzülerek söylemeliyim ki çözümü operasyonlara, daha çok askere, daha çok ölüye bağlayarak yanlış yolu seçmiş durumdayız. Bu yolun yanlış olduğunu düşünenlere soruşturmalar açarak da sadece daha komik hallere düşüyoruz, başka bir şey olmuyor. Halkın askerlikten soğutulmaya çalıştığını düşünenler biraz olsun halkın neden askerlikten soğuyabileceğini düşünmedikçe de bu iş böyle gideceğe benziyor.
Sanırım hepimize düşen sırasıyla senin de aslında yazının çoğu yerinde bahsettiğin ülke yönetimi ya da diğer ülkeler olsun, güçlü odak noktalarına yönelmek, halklarımızla barışmak ve kutsallıkları bu kadar sömürmekten vazgeçip vatandaşlarımızın "insan" yönleriyle de tanışmaya çalışmaktır. Eminim o zaman her çeşit insanın ne demek istediğini daha iyi anlarız.
Gözgöre göre evlatları toprağa gömüldüğünü söylüyor. TSK sanki askerleri ölüme götürüyor. Sanki işini bilmiyorda.. Show TV de giydikleri kıyafetlerin, botların hangi şartlara göre yapıldığı apaçık gösteriyor. İnsanlarımızın içini rahatlatabilmek için.
Varmı böyle saçma söz ya. Ozaman bizde çanakkalede 250 bin şehit vermeseydikte çocukları toprak yerine esir kamplarına, ilerde de sömürge altına verseydik..
Bilmiyormu Türkiyenin hassasiyetini. Bir basın açıklaması yapıcak ona bile 1 saat geç kalıyor. Vatan duyguları reyting uğruna kullanılacak bir duygu değildir. Gündemi boşa meşgul etmesin..
Ben Bülent Ersoy'un fikri görüşüne tamamen saygı duyuyor ayrıca destekliyorum da.
Onun demek istediği, "savaş yerine çözüm" idi. Ama söylediği zaman ( yani bu savaş başlamış vaziyette) ve söylediği ortam pek de müsait değil di
Bunlar çok hassas ve bence bir yerde Bülent Ersoy kadar bir Ülkeye gereksiz konulardır. Ama her insan tabiî ki kendi çöplüğünde fikrini dileği gibi paylaşır. Bazı konularda arkadaşlar barış çözüm yerine geçmez. Barış imkânsızlıkla eş değer alam taşır. Bülent Ersoy’u iki sefer iş icabı ayrıca en son 2001 de Antalya’da görüp yakın bir şekilde tanışma mecburiyeti yaşamıştım. İrkildim ne oluyor ya dedim. Bu ne böyle. Neyse Bülent Hanım saçma sapan hatta salak saçma konuşan biridir. Kendini buna inanın Türkiye’de bir numara sanan tuhaf bir insandır. Ayrıca hani bazı arkadaşlarımız yukarıda ki yorumlarında demişler. Bülent Ersoy un demek istediği savaş değil barış çözüm olması gibi.
İki oğlum var en kral şekilde askere öleceklerini bilsem de gönderirim. Böyle bir konu için bile tartışıyoruz. Bunun tartışılacak neresi var ya. Şimdi deseler gel askere ne mutlu bana. Bakın arkadaşlar bu Ülkede Asker çok şey ifade ediyor emin olun Ülkemiz her karanlığa yaklaştırıldığında bu Ülkeyi aydınlığa Asker çıkartır. Yoksa bu Ülke şimdiye kadar on defa İran yüz defa adını bile zikretme ihtiyacı duymadığım başka bir yer olurdu.
Ayrıca Bülent Ersoy un kafası pek çalışmaz onun sağ olsun iki çok akıllı menajeri var emin olun o gece söylediklerinden her konuya kadar birçok şeyi onlar karar veriyorlar. Kendisi küfür etmekten başka bir şey bilmez çünkü.












