Kategoriler: Hayatımın Arşivi
  • 12 buçuğa doğru uyandım.
  • Anneler Günü vesilesiyle annem bir öğlaltı ("brunch" kelimesine karşılık arıyorum.) tertiplemişti, anneannem ve teyzelerim de katıldı.
  • Öğla... olmuyor, olmuyor! Brunch'tan sonra dışarı çıkıp Efe Tur'dan ablam ve kendim için birer bilet aldım.
  • 5'e doğru ablamı İstanbul'a yolcu edip kanepeye uzandım, uyumak için.
  • Uyandığımda saat sekiz buçuğu geçiyordu.
  • Bir ara gözüm HaberTürk'ün kanalındaki bir programa takıldı - konuk Abdüllatif Şener, kendisini sorguya çekenler de dört gazeteciydi. Eğlenceli bir programdı, Abdüllatif Şener'e biraz sempati duymamı sağladı. Valla bak.
  • 1'e yirmi kalaya kadar başka pek bir şey yapmadım.
  • 1'e yirmi kala Efe Tur'un servisine, 1'i çeyrek geçe de Ankara'ya giden otobüsüme bindim.
  • 1 buçukta yola çıktım. Akşamüstü bol bol uyuduğum için ilk mola yerine kadar uyuyamadım.
  • Gece 4 buçuk gibi uykuya daldım.
Kategoriler: Hayatımın Arşivi
  • 7 buçukta kalktım. Banyo yapıp, kahvaltı falan edip 8 buçukta evden çıktım.
  • AŞTİ'ye gidip 9'da kalkacak olan İstanbul otobüsüne girdim. Pamukkale Turizm'in otobüsleri de Efe Tur'unkiler kadar iyiymiş, onu gördüm.
  • Yol boyunca uyudum, müzik dinledim, Kırmızı-Beyaz (TGB'nin yayın organlarından biri) okudum, bi' de bir ara muavinin televizyona koyduğu Maskeli Beşler: Kıbrıs filmine göz attım - 5 dakikayı aşmadı gözlerimi kaçırıp müzik dinlemeye devam etmem.
  • 3'e 10 kala Alibeyköy'de indim, 20 dakika sonra servise binip Beşiktaş'a doğru yola çıktım.
  • 4'e yirmi kala Beşiktaş'taydım. Konferansa 20 dakika kaldığı için koşarak 15 dakikada Galatasaray Üniversitesi'ne vardım.
  • Blog Konferansı ve Blog Ödülleri kısmını buradan okuyabilirsiniz. Muhteşemdi gulucuk.
  • Ödül töreni de bitince ablamla, karşılaştığımız Erhan Yakut ve Hakan Demiray'la beraber taksi paylaştık, Beşiktaş'a geçtik. Orada Erhan Yakut ve Hakan Demiray'a veda edip motora bindim ablamla.
  • Karşıya geçip Efe Tur'dan İzmit'e, 11 otobüsüne bilet aldık.
  • McDonald's'a geçip dondurma ve patates kızartması yiyerek ve ödül törenini konuşarak zaman öldürdük gulucuk.
  • 11'de otobüsle İzmit'e doğru yola çıktık, 12'yi 10 geçe gibi vardık.
  • Babam bizi indiğimiz yerden alıp aile dostlarımız Meral teyzelerin evine götürdü - annemler ve babamlar, dostlarıyla beraber böyle düzenli aralıklarla toplanırlar, muhteşem bir şey. Orada da ödül aldığımı falan açıklayıp, tebrik alıp şımardım gulucuk. Bu arada ödüller arasında Troya adlı dans gösterisine bilet de vardı (iki kişilik), onları da Anneler Günü ve Babalar Günü hesabına annemlere verdim gulucuk.
  • 3'e doğru eve döndük ailecek.
  • 3'ü yirmi geçeye doğru da uyudum. Hayatımın en güzel günlerinden biriydi.

Blog Ödülleri ödülüm!Yıllardır, gerçekten yıllardır, yemin ederim ki yıllardır, kalıbımı basarım ki yıllardır beni en mutlu hissettiren gün, 10 Mayıs 2008 tarihli gün oldu! Ciddiyim, zaman zaman sinyallerini verdiğim ama olabildiğince gizlemeye (sizden değil, kendimden) çalıştığım hafif bunalık halimi zotark diye söküp atan bir gündü! Günümün diğer kısımlarını özetleyeceğim yazı farklı olacak tabii ki, burada üniversiteye varışımdan sonraki kısımdan üniversiteden çıkışıma kadar olan bölümü ayrıntılarıyla anlatacağım. Herkesi adı, soyadı ve blog adresiyle tanıtacağım, önceden tanıdıklarım "Len beni niye beyefendi gibi soyadımla falan tanıtıyorsun?" demesin lütfen gulucuk. Zaten birkaç gün geç kaldım, hemen başlayayım:

Üniversiteye (Galatasaray Üniversitesi) girer girmez Eray Endeş'le (Blog Ödülleri'nin arkasındaki ilk isim) karşılaştım. Konferansın nerede olacağını sorup yönlendirmesiyle beraber hemen oraya, Coşkun Kırca Salonu'na geçtim. Türk Blog Yazarları'nın ilk Ankara buluşmasında tanıştığım Mustafa Türksavaş'ı, daha sonra yine aynı toplantıdan Mücahit Yılmaz'ı görüp ortamda tanıdıkların bulunmasıyla rahatladım. Daha sonra birçok blog yazarıyla daha tanıştım - yazının en sonunda tanışma fırsatı bulduğum herkesi yazacağım.

Konferans başlarken ben de kendime (ve sonradan gelecek olan ablama) yer aradım. Bulduğum yerde de Ali Altuğ Koca'yla tanışmış oldum, hemen yanımda oturuyordu gulucuk. Konferans boyunca da bol bol geyik yaptık zaten, ehehe.

Konferansın ilk konuşmacısı, Galatasaray Üniversitesi'nin bir öğretim görevlisi olan Vedat Çakmak oldu. Beş dakika falan konuştu ama keşke daha çok konuşsaymış, aceleye getirilmiş gibi gözüken bir sunumla beraber konuşmuş olsa da son derece sağlam ve yapıcı düşünceleri vardı. Vatandaş Gazeteciliği denen kavramla tanıştırdı çoğumuzu.

Ardından Microsoft'un Teknoloji Pazarlama Yöneticisi Nuri Çankaya geldi sahneye. Bir önceki Blog Konferansı'nda olduğu gibi gibi 45 dakika Microsoft ürünlerini tanıtmadı, 1,5-2 dakikalık güzel bir sunumla bitiriverdi. Bu sefer de pek mi kısa oldu ne? gulucuk

Hemen sonrasında Nuri Çankaya, sahneyi Eray Endeş'e teslim etti. O da ufak bir konuşma yaptıktan sonra mikrofonu Mehmet Doğan'a bıraktı.

Mehmet Doğan da hem ortalığı yararak, hem de adam gibi oturup gerçek hayatımızla sanal hayatımızı farklı kefelerde tartmamızı sağlayarak muhteşem bir konuşma yapmış oldu, Altı Üstü Tasarım'ı bırakmasının son derece geçerli sebeplerini uzun uzun anlattı.

Ardından Kişisel Başarı Öyküleri başlığı altında, Yüce Zerey moderatörlüğünde Pınar İlkiz, Gökçen Karan, Mehmet Subaşı ve Burak Bayburtlu, 5'er dakikalığına kendi blog'larını ve başarılarını anlattılar.

Sonrasında verilen arada ablam geldi konferans salonuna. Ayırdığım yere oturturken de Volkan Yılmaz geldi gulucuk. Önce biraz gerildim, soğuk davranmak istedim falan ama ne yalan söyleyeyim, sempatik biri çıktı Wolkanca gulucuk. Merush hadisesini falan konuştuk. Burayı okuyan bazı insanlar dumur olabilir, 180 derece dönüş yaptığımı falan sanabilir, yok öyle bir olay. Wolkanca'nın blog olayını kavrayışı benim açımdan hala yanlış, ama gerçek hayatta da iyi bir insan olduğu kanaatine varmam da pek kısa sürdü.

Ara bitince önce Zeynep Özata, Bloglar ve Pazarlama başlığıyla çok güzel bir sunum yaptı, sonrasında Komünite Blogları Nasıl Oluşur? isimli eğlenceli bir bölüm geldi gulucuk. Bu bölümün sahipleri Bigumigu'nun yaratıcıları Aygül Pembecioğlu ve Yalçın Pembecioğlu'ydu. Konferansa damgasını vuran espri, emin olmamakla beraber Tunç Kılınç'tan geldi: Bigumigu'daki iki karakteri tanıtırken konuşma kedilerine falan gelince arkalardan gelen "Bırakın bu işleri ya, çocuk yapsanıza?" cümlesiyle salondakiler uzun süre kendine gelemedi gulucuk.

Bu iki konuşmadan sonra Tunç Kılınç yönetiminde bir başka Kişisel Başarı Öyküleri bölümü geldi. Bu seferki panelistler Emrah Doğan, Selçuk Koyuncu, Burak Büyükdemir ve Bünyamin Ayar oldu.
» Yazının tamamı için tıkla

Kategoriler: Hayatımın Arşivi
  • 7 buçukta uyandım. Evet, 7 buçukta.
  • Ders çalışmadım yine. İptal oldu gibi o olay. Fena oldu.
  • Banyo yapıp dışarı çıktım, okula gittim.
  • Okulda arkadaşlarla (Fatih, Nermin, Emre) buluşup Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi'ne gidip Necdet hocamızla tekrar görüştük. Ankara Üniversitesi'nin Atatürkçü düşünce toplulukları hakkında güzel haberler ve kararlar aldık.
  • Oradan kendi fakültemize geri döndük, bir masa açıp TGB'nin yapacağı devasa bir eylem için katılım bekledik.
  • 4'e doğru toplandık, ben eve gittim.
  • Güya sonra Attila İlhan Kültür Merkezi'ne geçecektim ama Beyn'e yapılan ufak bir saldırı nedeniyle bir buçuk saat kadar defans oynadım. İşin ilginci kim olduklarını söylemediler. İyi ki de söylememişler gerçi, bi' b.k yapamadılar gulucuk. Beyn, toplamda 25 saniye falan kapalı kaldı. Dreamhost'u seviyorum.
  • Akşam yemeği için Çıtır Simit'e gidip babaanneme ve bana 5 simit, iki dilim pasta ve 10 tane de içinde elmalı marmelat bulunan küçük kurabiyelerden aldım. Ağzı sulanan vatandaşlıktan çıksın.
  • Akşam 9 gibi Buket'in çağırdığı Gazi Üniversitesi'nin bahar şenliklerine katıldım.
  • maNga çıktı, çok iyi bir performans gösteremeseler de coşturdular az biraz.
  • Sonra Red Bull X-Fighters denen bir gösteriyi izledik. Taklalar, acayip hareketler falan derken heyecandan öldük biz.
  • Oradan eve döndüm. Döndüğümde saat 12'ye çeyrek kalayı gösteriyordu.
  • Gün boyu muhtelif zamanlarda TrackMania Nations Forever oynadım. Hastasıyım.
  • İyi geceler.
  • Ha, bu arada: Yarın saat dokuzda İstanbul'a doğru yola çıkıyorum (Blog Konferansı'na ve Blog Ödülleri'ne!), aynı günün akşamı ablamla İzmit'e dönüyoruz ve ertesi günün (pazar) gecesi ben Ankara'ya geri dönüyorum. İki gün yokum yani. Çok dağıtmayın Beyn'i gulucuk.
Kategoriler: Hayatımın Arşivi
  • 10'da uyandım.
  • 15 dakika bile ders çalışmadım, unuttum.
  • Oyungezer'in verdiği DVD'den TrackMania Nations Forever adlı süpersonik (ve ücretsiz) araba yarışı oyununu yükledim utanmadan. Utanmadan hastası oldum. Utanmadan oynadım bol bol. Utanmadan gün boyunca oynadıklarım sayesinde yüksek skorlara ulaştım, dünya çapındaki yüksek skor listesinde hızla yükseliyorum - utanmadan tabii.
  • Öğlen Ankara Üniversitesi Fen Fakültesi Atatürkçü Düşünce Topluluğu'nun toplantısı için okuldaydım.
  • Aslında akşamüstüne kadar okuldaydım.
  • Eve döndükten ve biraz daha TMNF oynadıktan sonra ASEM'e gittim.
  • ASEM'den döndüğümde saat 10'a yaklaşıyordu ve elimde bir adet orta boy pizza vardı, Tadım Pizza'dan.
  • Güzel ama küçücük, orta boy falan olmayan pizzayı yerken de TMNF oynadım ve zerre utanmadım.
  • Gece olduğunda Family Guy'ın altıncı sezonunun ilk 10 bölümünün indiğini gördüm ve ilkini izledim. 42 dakikalık muhteşem ve insanın altına ettiren bir Star Wars parodisi yapmışlar.
  • Onu izledikten sonra TMNF oyn... Yok artık, oynamadım tabii ki.
  • Valla lan!
  • Lan oynasam niye söylemeyeyim, utanmıyorum ki onu oynamaktan ben?
  • Neyse ya...
  • İyi geceler.
Kategoriler: Hayatımın Arşivi
  • Kaçta kalktığımı hatırlamıyorum, öğlendi ama.
  • Güya Bilgisayarsız Çarşamba'ydı bugün. En azından akşama kadar öyleydi.
  • Öğle yemeği yedikten sonra 15 dakika kadar ders çalıştım.
  • Onun ardından Kızılay'a, Mithatpaşa Caddesi'ndeki Sosyal Güvenlik Kurumu'na gittim.
  • 2 buçuk saate yakın bir koşuşturmacanın ardından Bağ-Kur karnemin vizesini uzatmayı başardım! gulucuk
  • Ardından eve döndüm (5 gibi). Tekrar çıkıp Kiler'den domates, çilek, yenidünya ve peynir aldım. Ha, bir de gazete bayisinden Akşam ve Sözcü gazeteleriyle Penguen, Uykusuz dergilerini aldım.
  • 6'yı on geçe tekrar evden çıktım, Pizza Pizza'ya uğrayıp pizza aldıktan sonra ASEM'e gittim.
  • Hocamla beraber yedik pizzayı. Pizza Pizza'nın ilk kez denediğim Marios isimli pizza çeşidini favori pizza çeşidim yapma kararı aldım. Ucuz bi' de - yani çok ucuz değil ama diğer türlere göre çok ucuz.
  • Pizzayı bitirdikten sonra hocamla beraber uzun uzun (yaklaşık 1 buçuk saat kadar) siyaset konuştuk. Kesmedi, geç kaldığımızı fark edip dışarı çıktığımızda da konuşmaya devam ettik. 6. Cadde'ye vardığımızda farklı yönlere gideceğimiz için yarım kaldı konuşmamız gulucuk.
  • Eve dönmeden Oyungezer dergisini aldım. Bilgisayarsız Çarşamba'nın bir kuralını ilk kez o zaman yıktım.
  • Eve dönünce Penguen ve Uykusuz'u bitirdim.
  • Daha sonra şeytan dürttü, bilgisayarı açtım.
  • Açtıktan sonra aklımda yeni bir şekil belirdi, yarın veya ondan sonraki gün açıklayacağım. Bilgisayarsız Çarşamba'dan daha iyi, onu söyleyeyim.
  • Şu yazıyı yazdım. Hafiften canım çıktı, birazcık da beynim sulandı yazarken.
  • İyi gecelörk.

Geçtiğimiz günlerde AKP, hakkındaki kapatma davasına yönelik ön savunmasını sundu. CNN Türk'ten indirdiğim savunma metnini şuradan indirip okuyabilirsiniz.

Bu ön savunma çok eğlenceli arkadaşlar. O kadar uğraştıkları(nı söyledikleri) ön savunma, savunma falan değil, ciddi ciddi karşı saldırıyla karşılık vermişler. Bu son derece amatörce hazırlanmış ön savunmadan başlıkları, yine CNN Türk'te gördüğüm haberden aynen aktarıp kısaca yorumlamak istiyorum. Hepsini yorumlayacak birikime sahip olmadığım için yalnızca yorum yapabileceğim başlıkları yorumlayacak, ardından iddianamenin Giriş kısmıne değineceğim. Buyrun:

"Bu dava hukuki değil, siyasi bir davadır"
En baştan saldırı var. Böyle bir açıklamanın bir ön savunma metninde olması, benim yaptığım gibi taraflı bir şekilde bakılmasa bile, gereksizdir. Amacın seyircilere oynama olduğu, bu ön savunmanın halka sunuluşundan sonra AKP'nin yine mağdur gözükmesi olduğu son derece açık.

"Bu iddianamenin gerçekte olup bitenle bir ilgisi bulunmamaktadır. Bu iddianame, bir çelişkiler yumağıdır"
Bu, ön savunmanın Giriş bölümünde yer alan bir cümle. Buna yazımın, bu Giriş kısmını yorumladığım bölümünde yer vereceğim.

"Açıkladıklarımız ve yaptıklarımız dışında gizli gündemimiz hiçbir zaman olmadı, bundan sonra da olmayacaktır"
Gizli gündem'den kasıt ne, tam olarak anlayamadım ama Maliye Bakanı Kemal Unakıtan'ın YÖK başkanı Yusuf Ziya Özcan hakkında söylediklerinin ardından "Gizlimiz saklımız yok." imajını sürdürme çabası, birazcık boşa kürek çekmek gibi olmuş.

"AK Parti'nin Anayasa'ya aykırı eylemlerin odağı olarak gösterilmesi düşünülemez. AK Parti laikliğe karşı odak olan değil, laikliği toplumsallaştıran bir harekettir"
Bu güzel cümleden AKP'nin laiklik hadisesini hala tam olarak kavrayamadığı sonucunu çıkarabiliriz. Atatürk'ten alıntılarsak: "Laiklik, yalnız din ve dünya işlerinin ayrılması demek değildir, bütün yurttaşların vicdan, ibadet ve din hürriyeti demektir." Toplumsallaştırmanın sözlük anlamı ise, toplum yararına çalışır duruma, toplumun değer yargılarına uygun hale getirmektir. [vsl] Bu durumda devletin sorumluluğu olan bir kavramın topluma mal edilmesi, hafif bir tabir kullanayım, boş bir iştir.

"Hakkımızda düzenlenen bu iddianamedeki hiçbir iddia ve ithamı kesinlikle kabul etmiyoruz"
Bu iki başlık için doğrudan bir yorumda bulunmayayım, herkes tarafsızca düşünebilsin diye yalnızca bir örnek vereyim: Lise hazırlık sınıfındasınız, bir arkadaşınızı, tüm okulun önünde dövmüşsünüz. Disiplin kurulu sizden savunma istemiş, siz de "Benim bir arkadaşımı dövdüğüm iddiasını kesinlikle kabul etmiyorum. Ben, bir arkadaşımı falan dövmedim." gibi cümleler içeren bir savunma yazıyorsunuz. Disiplin kurulunun sizin bu savunmanızı ciddiye alma ihtimali ne kadardır?

"İddianamedeki 'şiddet ihtimali' iddiası tamamen hayal ürünüdür"
Aynı örneği vermeme gerek yok.

"Yükseköğretim kurumlarında kız öğrencilerin başörtüsü ile öğrenim görebilmesine ilişkin görüşlerin laiklikle ilişkilendirilmesi isabetli değildir"
Buna yorum yaparsam, yazımın altına gelecek yorumların tamamına yakını türbanla ilgili olacağından korkuyorum ama bir cümle yazayım: Üniversiteler, en azından devlet üniversiteleri, devlet kurumlarıdır.

"Üniversitelerde başörtüsü serbestliği bireysel özerkliğin ve özgürlüğün gereğidir"
Başka yorum yok bu türban konusuna.

"Tarafsız Cumhurbaşkanı siyasi parti davasına dahil edilemez"
"Abdullah Gül kardeşimizdir." diyen birinin lideri olduğu partiden böyle bir savunma gelmesi, yine hafif bir ifade kullanmak istiyorum, gülümseten bir ifade olmuş. (Bu başlığın yorumuna, bir sonraki başlıkta devam ettim.)

"TBMM Başkanı'nın ifadeleri delil olarak kullanılamaz"
Bunu yorumlamak için, bu başlıkla özetlenen bölümün ilk iki paragrafını da koymalıyım:

Anayasaya göre, "siyasi parti grupları başkanlık için aday gösteremezler." (m.94/2). Daha da önemlisi, "Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı, Başkanvekilleri, üyesi bulundukları siyasi partinin veya parti grubunun Meclis içinde veya dışındaki faaliyetlerine; görevlerinin gereği olan haller dışında, Meclis tartışmalarına katılamazlar; Başkan ve oturumu yöneten Başkanvekili oy kullanamazlar." (m.94/6).

Bu hükümden anlaşılacağı üzere Meclis Başkanı tarafsız olup parti faaliyetlerine katılamamaktadır. (...)

Özetle, yasalara göre gerçekten meclis başkanının ifadeleri, gerçekten de delil olarak kullanılamıyor olabilir. Yine de bahsedilen meclis başkanı olan Bülent Arınç da AKP'nin yılmaz savaşçılarından biri olduğu için farklı bir yasanın maddesi bu durumda devreye giriyor olabilir. Bir hukukçu olmadığım için bu konuda daha fazla yorum yapmayacağım.

"AK Parti Genel Başkanı'nın açıklamaları da ifade özgürlüğü kapsamındadır"
Buna yorum yapamayacağım.

"Yasama sorumsuzluğu kapsamındaki oy ve sözler delil olarak kullanılamaz"
Buna da yorum yapamayacağım.

"Siyasi parti kurulmadan önce söylenen sözler partiyi bağlamaz"
Bu doğru olabilir de, olmayabilir de, bilmiyorum. Yine de "Elhamdülillah şeriatçıyız!" gibi güzide laflara sahip Recep Tayyip Erdoğan başta olmak üzere birçok ismin, partiyle ilgisi olmayan siyasi yasak konusunda bu savunma geçersiz kalacaktır.

"Siyasi parti üyesi olmayan kamu görevlilerinin söylem ve eylemlerinin partiye isnat edilmesi mümkün değildir"
Bu doğru. Yine de bu başlığın altındaki paragraflardan ikincisinde yer alan "Kaldı ki, iddianamede yer verilen kamu görevlilerinin beyan ve faaliyetlerinde de laikliğe aykırı sayılabilecek bir husus bulunmamaktadır." cümlesi ilgimi çekti. "Partimizden olmasa bile onu koruruz biz." düşüncesi mi, "O da bizim hizmetten, onu da koruyalım." zihniyeti mi?

"Tekzip edilen ve aslı olmayan konuşmalar iddianamede deliller arasında sayılmıştır"
Tekzip edilen haberlerin tekzip metinleri ve gerçekçiliği hakkındaki belgeler 27, 28, 29, 30, 31, 32 ve 33 numaralı eklerde gösterildiği için ve ön savunma metnini içeren dosyada eklerin bulunmamasından dolayı pek bir yorum yapamasam da, bu konuda haklı gibiler.

"Bu davayla ülkemiz, milletimiz ve hukuk sistemimiz zarar görmektedir"
Seyirciye oynayarak başlamışlardı, seyirciye oynayarak bitirmişler. Bu cümle, Giriş bölümündeki birkaç paragrafın özeti aslında. Yazının devamında görebilirsiniz.
» Yazının tamamı için tıkla

Kategoriler: Hayatımın Arşivi
  • 12 buçukta uyandım.
  • Ders çalışmayı unuttum! Sanırım iyi bok yedim.
  • Öğlen 3 buçukta evden çıkınca daha büyük bir bok yedim. Bağ-Kur'a gidip sağlık karnemin vizesini uzatacaktım, gereken öğrenci belgemi evde unutmuşum. Eve dönüp devam ettim.
  • Bağ-Kur binasının önüne (Mithatpaşa Caddesi) geldiğimde daha da büyük bir bok yediğimi fark ettim: Sağlık karnemi yanıma almamışım!
  • Hüsran sonrası Attila İlhan Kültür Merkezi'ne gittim. Sonra Nermin ve Emre de geldi.
  • 100-150 kişilik bir grupla beraber AİKM'den Mithatpaşa Caddesi'ndeki minibüs ve otobüse kadar gittik. Minibüs de, otobüs de tıka basa doldu, hareketsiz bir şekilde Karşıyaka Mezarlığı'na kadar gittik.
  • Orada Deniz Gezmiş'in mezarının başına gittik. Gidene kadar slogan attık. Bu kısmı biraz garipsedim, mezarlıkta slogan atma olayını.
  • Yaklaşık 1 saatlik bir anma töreni sonrasında Kızılay'a döndük.
  • Oradan koro çalışmasının ikinci yarısına yetişmek üzere Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi'ne gittim.
  • İkinci yarıya tam zamanında yetişmişim. Çok iyi geçti bu sefer çalışma.
  • Eve döndüğümden beri bilgisayarın başındayım. Neden? Çünkü yarın Bilgisayarsız Çarşamba!
  • İyi geceler.

Hakan Demiray'dan mim gelmiş, "Kitaplarınız" mimini hala cevaplayamadım ama bunu cevaplamak istedim.

Mim çok basit. Kullanmadığınız ama kaliteli durumdaki eşyalarınızdan bir paket oluşturup Ardahan valiliğine gönderiyorsunuz. Kargo ücreti, 2 buçuk kiloluk bir pakette İstanbul'dan 10 lira civarı tutuyormuş (Aras Kargo ile), ben Ankara'dan yollayacağıma göre biraz daha düşük tutacaktır.

Göndereceğim kıyafetleri şimdiden seçtim, birkaç güne kalmaz yollarım, Aras Kargo da burnumun dibinde zaten. Geriye mimi paslamak kaldı: Deli profesörümüz Ali Suna ve bir başka Ali, E. Ali Yüksel gulucuk.

Kategoriler: Hayatımın Arşivi
  • 11'i on geçe uyandım.
  • 12'yi beş geçe ders çalışmaya başladım.
  • 1'e yirmi kala dersi bıraktım, yani 35 dakika ders çalışmış oldum gulucuk.
  • Kesmedi, 1'i çeyrek geçe kitaplarımı alıp kampüsün kantinine gittim, orada çalışmaya devam ettim gulucuk (45 dakika kadar). Nermin'i, bi' de İnan'ı gördüm kantinde. Haliyle bıraktım çalışmayı. Tavla falan oynadık.
  • Oradan çıkıp ANKAmall'a gittim, LCW'dan 25 liraya süper bir kot pantolon aldım. Gerçekten süper ama, yeni diye demiyorum. Veya yeni diye diyor da olabilirim.
  • Eve döndüm.
  • Akşam yemeğinden sonra tekrar dışarı çıktım, ayın 10'unun sabahı çıkmak üzere İstanbul'a otobüs bileti aldım. Maksat Blog Konferansı gulucuk.
  • Dönerken süt ve Bonibon aldım.
  • Falan filan.
  • İyi geceler.