Kategoriler: Hayatımın Arşivi
  • Yine 11'de uyandım.
  • The Office'te ikinci sezona başladım. İlk bölümler pek eğlenceli değildi ama bugün ilk kez art arda iki bölüm birden izledim. Hatta dayanamayıp yatmadan önce bir bölüm daha izleyebilirim :).
  • Sıkıldım.
  • Çok sıkıldım.
  • Burama kadar geldi.
  • Yeter lan!
  • Naz yapılır da bi' yere kadar kardeşim! ("Hö?" demeyin, şansınızı deneyin.)
  • Öğlen dışarı çıktım üç gibi, alışveriş yaptım ev için.
  • Sonra eve döndüm, sıkılmaya devam ettim.
  • Akşam yemeğinden sonra, aslında saat dokuz buçuk gibi annem geldi. SHP'nin kadın kollarıyla ilgili bir göreve gelmiş, yönetim kuruluna falan seçilmiş.
  • Lafladık, sonra gittim dondurma aldım. Annem ısmarladı. Kola ve soyalı fıstık da aldım.
  • Geceye doğru Türk Blog Yazarları'nın ikinci Ankara buluşmasının videosunu izledim. 22 dakikalık bir video, kesik kesik ama çok eğlenceli :). Videoyu çektiği için Hüseyin Mert'e teşekkür ediyorum. Videoya şuradan ulaşabilirsiniz ama bu yazıyı bu gece (30 Haziran 2008'in başlangıcı) okuyorsanız indirmeyin, daha yükleniyor :).
  • İyi geceler. Yeter be!
Kategoriler: On Bağlantı
  • Bağlantı #321: Ali Yüksel adında birinin (karşılaştığım üçüncü Yüksel soyadlı blog yazarı :)), bir rastlantı sonucu karşılaştığım blog'undan çok güzel bir yazı.
  • Bağlantı #322: Recep Hilmi Tufan'dan, çam devirmek deyiminin kökeni. Öğretici blog budur arkadaş.
  • Bağlantı #323: Emir Alp'ten, hukuku yok sayarak adalet arayan tiplere ithaf edilmiş güzel bir yazı. Hele bu tiplerin başında olduğu partinin isminde Adalet varsa...
  • Bağlantı #324: Erdal Ertürk'ten telif hakkı denen kavramın tarihçesini anlatan bir yazı. Okuması çok zevkli bir yazı.
  • Bağlantı #325: Burak Özdemir'den hayatımı kurtaran yazı! Burak gibi çiroz şeklinde tabir edilebilecek biri olduğumdan bu şişmanlama önerileri çok işime yarayacak :).
  • Bağlantı #326: İlginç uzak doğu sporu Aikido hakkında bir yazı. Hoş.
  • Bağlantı #327: Ali Bahşişoğlu'ndan, başına gelen inanılmaz bir çalıntı yazı hikayesi! Şahane.
  • Bağlantı #328: Osman Seyit Börütecene'den (yeni sitesinden) "Bu bilgi, gerçek hayatta ne işime yarayacak?" sorusuna güzel bir yanıt niteliğinde güzel bir yazıda vücut bulmuş şahane bir bakış açısı.
  • Bağlantı #329: Yine Kelimelerin Soyağacı adlı blog'dan ama bu sefer Recep'ten değil de, adının Tutku Kara olduğunu tahmin ettiğim bir diğer yazardan, "bendeniz" kelimesinin kökeni. Kelimenin "ben" kelimesiyle ilgisi yokmuş lan!
  • Bağlantı #330: Yine Ali Bahşişoğlu'dan, inanılmaz komik bir yazı :D. İtalya'ya gitmek istemiş de gidememiş garibim, fotomontajla kendisini İtalya'da göstermiş :D. Ama çakallık yaptığından değil, bunu kendisi de söylüyor zaten.
Kategoriler: Hayatımın Arşivi
  • 11'de kalktım.
  • 12'yi çeyrek geçe gibi evden çıkıp 4. Cadde üzerindeki bir durakta Cinnah Caddesi'ne gitmek üzere otobüs beklemeye başladım.
  • 1'e beş kala falan oradan geçen otobüsün geçeli çok olduğunu fark edip koşarak metroya bindim. Kızılay'a gidip oradan dolmuşla geçtim Cinnah'a.
  • Oradan korodan Yeliz ablalar arabayla aldı beni ve Ahlatlıbel'e gittik. Gitmemizin sebebi, korocak bir mangal toplantısıydı.
  • İnanılmaz eğlenceliydi mangal :). Bu arada bizi misafir eden, Yeliz ablaların akrabalarına çok teşekkür ederim.
  • 8 buçuğa doğru eve dönmüştüm.
  • The Office izledim. İlk sezonu bitirdim hatta.
  • Akşam ne yaptığımı çok hatırlamıyorum yav. İlginç.

Blog'lar hakkında İngilizce içerikli en güzel blog'lardan biri olan ProBlogger'ın şu yazısını çevirmek istedim. Görür görmez çevirmek istedim aslında ama kısmet bugüne imiş. Önceki çevirilerimde (bir-iki tane var zaten) kendimden de bir şeyler katmış, bu sebeple gerçek çeviriler yapmamıştım. Bu sefer de tam bir tercüme yapmayacağım, özellikle yazarın kendi tecrübelerini ve kendi ağzından yazdığı cümleleri genele çevireceğim. Dahası, kendi düşüncelerimi de katacak, ve hatta özgün yazıdaki bazı cümleleri kullanmayacak ve çeviriyi çevirilikten iyice çıkaracağım. Umarım beğenirsiniz.

Diğer blog yazarlarıyla sosyalleşmek, bloglama konusunda önemli bir gereklilik olarak nitelendirilebilir. Bu gerekliliği çok önemli kılan bazı sebepler sıralayabiliriz:

  • Okur bulmak - Okur sayınızı artırmanın en iyi yollarından biri, başka bir blog yazarının sizin yazdığınız bir yazıyı okurlarına tavsiye etmesidir. Bir blog yazarı sizin bir yazınızı beğenir de kendi okurlarına tavsiye ederse, sizin de başka bir blog yazarının yazısını tavsiye edeceğiniz kitlenize yeni potansiyel üyeler bulmuş olursunuz.
  • Zanaati öğrenmek - Bloglama konusunda ilerlemeniz için diğer blog yazarlarının tecrübelerini benimsemeniz kaçınılmazdır. Başka blog yazarlarıyla etkileşime girdikçe iyi bir blog kurmaktan öte bilgiye sahip olabilirsiniz. Dahası, birden fazla büyük blog yazarından edindiğiniz bilgileri harmanlayarak büyüdüğünüzde daha özgün fikirler oluşturabilirsiniz.
  • Sorumluluk ve kılavuzluk - Bloglama denen hadise bazen sizi dünyadan yalıtan fena bir işe dönüşebilir ve bu (kişiliğinizin kontrolünü kaybettiğiniz zaman veya yaptığınız işin vaziyetine uzaktan bakıp bunalıma girdiğinizde) yoldan çıkmanıza veya yanlış bir yola sapmanıza neden olabilir. Böyle durumlarda sizin davranışlarınızı kontrol edecek, sizin gibi bir blog yazarı, dengenizi yeniden bulmaya yardımcı olacaktır. Bu madde önemsiz gibi görünse de sevdiğiniz bir blog yazarından gelen "Abi şu yazında nasıl sıvamışsın öyle ya?" gibi bir tepki, fark etmediğiniz bir düşüşü durdurmaya yardımcı olabilir.
  • Arkadaşlık - Blog yazarlığı yalnız bir iş olabiliyor. Böyle durumlarda işin iyisini kötüsünü bilen, yanlışlarını ve doğrularını gösterecek, sizden daha tecrübeli bir blog yazarı çok işinize yarayacaktır. Sizden daha iyi olmasa bile sizin seviyenizdeki bir blog yazarıyla yapacağınız bilgi ve tecrübe paylaşımları, yükselmenize çok yardımcı olacaktır.
  • Yeteneklerin paylaşımı - Kendi türünde bloglamayı tamamen sökmüş, her şeyi bilen bir blog yazarı yoktur, olamaz. Kimsenin, senin veya benim de eksiksiz bir bilgisi olamaz bu konuda ve blog yazarlarının birbirinin bilgi boşluklarını doldurmak için edindiği ve/veya edineceği arkadaşlarından faydalanması kaçınılmazdır. Bir blog yazarı ötekinden tasarım konusunda yardım alırken, o öteki de başka bir yazardan arama motoru optimizasyonu konusunda fikirler edinebilir. Bu da, etkileşime giren blog yazarlarının sağlıklı bir biçimde büyümesini sağlar.

Önemleri sıraladık, sıra işin nasılına geldi.

Blog yazarlarıyla arkadaşlıklar kurmak için birçok yol düşünülebilir. Herkesin kendi tarzında arkadaşlıklar kurması en doğalı olsa da, genele daha uygun yöntemlerden 12 tanesini okumak da zarar vermez, değil mi?
» Yazının tamamı için tıkla

Kategoriler: Hayatımın Arşivi
  • Bu sefer alarm yerine sokaktaki bir gerizekalının arabasının kornasıyla uyandım.
  • 5 dakika kadar bilgisayar geçip geri yatmaya karar verdim.
  • Alarm müziğini doğrudan hoparlörü kapatarak susturdum.
  • 11'de uyandım.
  • Kahvaltımı ettim.
  • Hemen sonra öğle yemeğini de yedim. Şiştim tabii.
  • Dışarı çıkıp bir ekmek, bir litrelik şeftalili Ice Tea, bir Hürriyet, bir Akşam, bir de Sözcü aldım. Sözcü bir yaşını bitirmiş. Çok eğlenceli gazete, acayip acayip başlıkları var :D.
  • Gazeteleri okuduktan sonra biraz (yarım saat kadar) uyudum.
  • 4'e doğru dışarı çıkıp gazetede gördüğüm bir ilanda yazan adrese gittim.
  • Kapı kapı dolaşıp diş fırçası pazarlayacağım şu salak işlerden biri çıktı. Halbuki ilanda "eğlenceli ve nezih bir ortam" diyordu :).
  • Oradan eve döndüm. Eve dönmeden önce, şu Kızılay'ın alt katındaki (ehehe) çarşıdaki bir oyuncakçıdan plastik top aldım.
  • Eve döndükten sonra biraz GTA: San Andreas oynadım. Yok, çıkmadan önce oynamıştım galiba. Neyse, oynadım sonuçta.
  • Hah, hatırladım ne yaptığımı: Şu sitede oyalandım, iki aylık arşivi izledim. Manyak bi' site yalnız orası.
  • Sonra yine dışarı çıktım, simit aldım. Simitleri aldığım Çıtır Simit'te ASEM'den Bülent hocamla Sezgin'i gördüm.
  • Akşam yemeğinden sonra kayda değer bir şey yapmadım.
  • Gün içinde bir ara banyo yaptım ama kaçta yaptığımı hatırlamıyorum. Neyse, bugünlerde her gün banyo yapsam iyi olacak, daha şimdiden kokmaya başladım. Yaşasın arsenikli Kızılırmak suyu!
  • İyi geceler.

Kararsız bebe

27.06.08

http://www.todaysbigthing.com/2008/02/13

Bu bebek, hem yediği mamadan nefret ediyor, hem de nam nam yiyip duruyor ve bir sonraki kaşığa da iştahla uzanıyor. Sonra yüzünü buruşturuyor ama yine nam nam yiyip duruyor ve bir sonraki kaşığa da iştahla uzanıyor. Sonra yine yüzünü buruşturuyor ama daha hala nam nam yiyip duruyor ve bir sonraki kaşığa da iştahla uzanacak gibi. Şirin lan :).

Bu arada ne kaptırdım bu siteye ha...

Kategoriler: Hayatımın Arşivi
  • 10 buçuk gibi uyandım. 9 buçukta uyanmıştım ama gördüğüm rüyaya devam etmek istedim, ondan geri uyudum.
  • Kalktıktan belki bir saat sonra kahvaltı ettim.
  • Haliyle öğle yemeğinde iştahım yoktu tabii.
  • Dışarı çıktım, Cem'in ofisine gittim yine. Yapacağım çeviriler hakkında, bir de Beyn'e muhtemelen verecekleri reklam hakkında biraz daha konuştuk.
  • Sonra eve döndüm.
  • Akşamüstü yine evden çıktım, Lezzet Piknik'e gidip karnımı doyurdum.
  • Haliyle akşam yemeğinde de iştahsızdım.
  • GTA: San Andreas oynadım yine.
  • Akşam bilgisayarımdaki Müzik dizinine girdim de bi' ID3 düzenlemesi yaptım. 1 buçuk saatimi falan aldı Mp3Tag ile.
  • Uykum erken geldi bu sefer, iyi.
  • İyi geceler.

Rüyalarım #20

26.06.08
Kategoriler: Rüyalarım

Uzun zamandır yazmıyordum rüyalarımı :).

Efendim, diğer rüyalarımın neredeyse tamamındaki yazlık olgusu her nasılsa burada da var ama bir farkla: Bu sefer rüya yazlıkta değil de İzmit'ten yazlığa gidiş yolunda geçiyor. O yolda geçenlere sonra geleceğim.

Bir sevgilim var :). Bunun bi' de babası var, dünya tatlısı bir insan. Çok iyi anlaşıyoruz, şimdi neresi olduğunu hatırlamadığım bir yerde bol bol muhabbet ediyoruz - sanırım bir restorandı. Neyse, o sahneden hemen bir otobüs sahnesine geçiyoruz rüyada. Bir yerde (yazlıktan İzmit'e dönülen yoldaki başka bir yazlık mahallesi) mola vermişiz de geri döneceğiz. Ben otobüse binemiyorum, ardından boğazımı yırtarcasına bağırıyorum ama otobüs durmuyor. Sevgilim ve babası da içeride ama niyeyse onlar da haber vermiyorlar. Efendim sonra yanıma yarış arabasına benzer bir araba geliyor, içindeki adama durumu anlatıyorum, "Atla!" diyor. Atlıyorum ama adam manyak mıdır nedir, denize sürüyor arabayı.

Arabayla denize düşüyoruz ama suyun üstünde yüzüyoruz hala. Biraz battığımızı düşünüp adama sitem ve küfür ederken yanımdaki çantamdan bir poşet çıkarıp cep telefonumu poşete sokuyorum ki su girmesin, sonradan sevgilime falan telefonla ulaşabileyim. Sonra bir şekilde kıyıya çıkıyoruz. Buraları tam olarak hatırlamıyorum ama rüyanın yavaş çekime girdiği, benim koşarak ama sanırım arabanın içinde (???) otobüsü kaçırdığım yere döndüğüm bir bölüm vardı.

Neyse, sonra arabaya atlayıp otobüse yetişiyorum. Arabayı sürmem de ayrı bomba, GTA: San Andreas'taymış gibi manyakça sürüyorum :). Araba devrilecek gibi oluyor falan, düzeltiyorum. Yetiştikten sonraki kısmını hatırlamıyorum maalesef.

Kategoriler: Hayatımın Arşivi
  • 9'da kalktım? Evet, ben de şaşırdım.
  • Gün boyu uyumadım? 15 dakikalık kestirme olayımı saymazsanız tabii.
  • Geçenlerde duyduğum ve Steve Carell'ın başrol oynadığını öğrendiğim The Office adlı dizinin ilk sezonunu edindim ve izlemeye başladım. Scrubs gibi, How I Met Your Mother gibi tapılacak bir dizi değil ama bu da çok komik :). Yalnız iki bölüm izledim ve iki bölümde de espriler çoğunlukla Steve Carell'ın karakterinin (espri yapıp duran ama kimsenin gülmediği, otoriter olamayan ezik patron) özellikleri (espri yapıp durması ama kimsenin gülmemesi, otoriter olamaması, ezik olması) ile ilgiliydi. Bütün bölümlerde esprilerin çoğunluğu aynı olacaksa diğer sezonları hayatta edinmem.
  • Akşama doğru GTA: San Andreas oynayayım dedim. Geçenlerde geçemeyip kafayı yediğim veya geçip de sonrasında yanlışlıkla hastanelik olup sayesinde buhrandan buhrana koştuğum bölümleri geçtim. Ne cümle kurdum be!
  • Gün boyu evde inşaat vardı - evdeki tek tuvalet olan alaturka tuvaletimizi alafrangaya çevirmeye karar vermiştik, ondan. Babaannem rahatsız olmasın diye amcamlar geldi de babaannem amcamlara gitti bir günlüğüne.
  • Bense akşam yemeğimi yedikten ve biraz kestirdikten sonra maç izlemeye gittiğim Kemal dayımlarda tuvalete girmeyi unuttuğum için bu akşam çişimi tutmak zorundayım! Veya bir şişe falan bulacağım artık...
  • Maç hakkında pek bir şey söylemek istemiyorum. Lütfedip birkaç cümle kurayım bari: Onca eksiğe rağmen harika oynadık... Rüştü hariç. İkinci golde kahraman olmaya çıkıp s.çmasaydı çok iyi olacaktı. Bi' de Tümer son dakikada aldığımız serbest vuruşta sıvamasaydı keşke - ama onu anlarım çünkü son dakikada maçın kaderini değiştirecek bir duran topa vurmak çelik gibi sinir ister. Yine de o çelik sinirler Hamit'te vardı, Hamit'e bıraksaydı keşke.
  • Bir de farklı bir açıdan bakayım: Ülke gündemi tekrar dolacak gibi olacakken yarı finalde yenilmemiz iyi oldu bence. Yoksa finalin heyecanından kapatma davaları falan yalan olurdu. Düşünsenize, AKP kapatılıyor da Tayyip Erdoğan falan hala Avrupa şampiyonluğu turlarında :D.
  • Maçtan sonra eve döndüm, bilgisayar başında biraz vakit geçirdim.
  • Şimdi de yatıyorum, iyi geceler.
Kategoriler: Hayatımın Arşivi
  • Bu sefe 9'da kalktım, hatta yanlış hatırlamıyorsam alarmdan önce uyandım :).
  • Öğlene kadar pek bir şey yapmadım.
  • Öğlen dışarı çıktım, yine Necatibet Caddesi'ne, yine arkadaşım Cem'i görmeye gittim. Bir tercüme işi vardı, o konuda anlaştık. Bir de Beyn'e reklam konusunda :).
  • Sonra yürüyerek eve döneyim dedim. Aman diyeyim, 30 küsür derece sıcakta 45 dakika siyah bir tişörtle yürümek ne fena bir şeymiş lan! Eriyen sakızlar, buharlaşırken tüten asfalt zifti falan gördüm.
  • Eve döndükten sonra pek bir şey yapmadım.
  • Erken uyanmam akşamüstü etkisini gösterdi ve 4 buçuğa doğru uyuyayım dedim.
  • 6'ya on kala uyandım. Aslında toplam 1 saat 10 dakika müzik dinlemişim, 5'e yirmi kala uyumuşum demek ki.
  • Akşam yemeğinde, öğle yemeğinde olduğu gibi sırf makarna yedim. Yanında da ekmek yedim. Kilo alacağım, almak istiyorum. ALACAĞIM!
  • Akşam pek bir şey yapmadım ama geceye doğru Cem'in verdiği çeviri işine başladım. İş, Cem'lerin Herbalife için açtıkları internet sitesindeki videolara Türkçe altyazı eklemek. Kolay sanmayın, 5 dakikalık video için 25 dakika uğraştım - sırf David Heber denen adamın hızlı hızlı konuşmasını metne dökebilmek için! Daha onu çevireceğim, altyazı haline getireceğim, videoyu FLV formatından AVI'ye çevirecek, altyazıyı üstüne gömeceğim, sonra yeniden FLV'ye çevireceğim... Oy oy oy...
  • İyi geceler. Başım ağrıdı lan, çok hızlı konuşuyordu adam!