Kategoriler: Hayatımın Arşivi
  • 1'de uyandım. İki gün sonra uyku düzenim ya daha da beter olacak, ya da kesin dönüşle düzelecek. Ayrınntılar iki gün sonra ama çok merak edilecek bir yanı yok.
  • Yine boş, tembel bir gündü, hoş değildi.
  • Eczaneye gidip dünkü muayenemde yazılan üç ilacı aldım.
  • Bir şey daha yaptım, uyku düzenimi düzeltmekle ilgili.
  • Sözcü ve Hürriyet gazeteleriyle Uykusuz ve Penguen aldım.
  • Son günlerde iştahsız hissediyordum ya, ona çare aramak üzere bir doğal ürün dükkanına gittim. Bal ve iki farklı tozdan oluşan bir karışım önerdi. Balın kavanozunun 25 lira olduğunu duyunca kadını rafların üstüne itip koşmaya başladım. Sonra geri dönüp kadını ittiğimi gören tanıkların işini bitirdim. Şaka yapıyorum bittabi. Fiyatı öğrenince teşekkür edip uzaklaştım oradan.
  • Gün boyu iki litre şeftalili Ice Tea, bir-iki bardak su, babaannemin yaptığı bir fincan Türk kahvesi ve bir yudum bozuk ayran içtim.
  • South Park'tan rastgele birkaç bölüm izledim zira The Office'in dördüncü sezonu henüz elimde yok.
  • Penguen ve Uykusuz'u hatim ediverdim.
  • İyi geceler.

AntiBeyn!

17.07.08
Kategoriler: Beyn'im Gelişiyor
AntiBeynden Kazım!

AntiBeyn'den Kazım!

Mütemadiyen ünlü blog'ların anti'lerini görüp iç geçirir, bir gün benim de bir anti'min olacağını düşleyerek umutla beklerdim... Bu hafta bu dileğim gerçekleşti! Sanıyorum artık kendime umarsızca, fütursuzca ve arsızca "ünlü blog yazarı" sıfatını yakıştırabilirim! :)

http://antibeyn.blogspot.com/

Başta bana bolca hakaret ve küfür savuran, Kazım takma isimli bir arkadaş gelmişti Beyn'e, ya tek başına ya da arkadaşlarıyla 150 ila 175 arası yorum yaptılar. Yorumların büyük çoğunluğunu daha yayınlanmadan, otomatik olarak engellemeye başlayınca da kendi blog'larını açmışlar. Önce gücüme gitti haliyle; ama sonra (nasıl olduğunu tam anlamasam da) bir şekilde barıştık gibi oldu :). Ve AntiBeyn'in konsepti, tam anlamıyla benim anti-karakterime dönüştü ve son derece eğlenceli yazılar ve gün özetleri var :). Özetler tabii ki kurgusal ama çok eğlenceli, hatta "Niye ben yapmadım ki böyle bir şey?" diye düşündürdü :).

Kazım'a ve arkadaşlarına bir teşekkürü borç biliyorum.

Not: Kazım, bundan sonra Beyn'e küfür ve hakaret dolu yorumlar yazmayacağınızı varsayarak bütün otomatik engelleri kaldırdım.

Kategoriler: On Bağlantı
  • Bağlantı #341: Burak Özdemir, daha önce adını bile duymadığım bir konu, gece yanığı (zona) hakkında yazmış.
  • Bağlantı #342: Akli dengesi bozuk profesörümüz Ali Suna, sigarayı bırakmak için 25 yol tavsiye eden bir kısa film bulmuş ve hem bu konu hakkında bir yazı yazmış, hem de kısa filmi yazının sonuna yerleştirmiş.
  • Bağlantı #343: Hafif'te birisi Jeanne d'Arc efsanesini anlatmış. Zamanında filmi gelmişti de gidememiştim diye çok üzülmüştüm.
  • Bağlantı #344: Erdem Çorapçıoğlu, bilişimcilere açık mektup yazmış.
  • Bağlantı #345: Tunç Kılınç öyle bir yazı yazmış ki, okuduğumda "N'oluyoruz lan?" dedim. O derece gerçek, o derece benimle ilgili... idi birkaç gün öncesine kadar. Şimdi daha rahatım.
  • Bağlantı #346: Emir Alp, küresel sermaye kölelerinin yeni aracı Ortak Akıl Hareketi'ni anlatmış.
  • Bağlantı #347: Onur Almışlar, Avrasya TV'nin yeni internet sitesiyle CNN'in internet sitesi arasındaki ve Arda Kutsal'ın Webrazzi'siyle TechCrunch arasındaki benzerlikleri göstermiş. İki tane ikiz tasarım gördüm siteye baktığımda. Açıkçası Avrasya TV'den de, Arda Kutsal'dan beklemezdim.
  • Bağlantı #348: Süleyman Sönmez her zaman yapmadığı bir şeyi yapmış ve inanılmaz geyik bir yazı hazırlamış, bir evrensel uyku bildirgesi hazırlamış :D.
  • Bağlantı #349: PC Labs blog'undan Özkan Erden, güç kaynakları hakkında güzel bir yazı yazmış, 1000W'lık iyi güç kaynaklarının çoğu zaman 300W'lık dandik, markasız güç kaynaklarından daha az enerji harcadığını göstermiş.
  • Bağlantı #350: Bu blog'a bayılacaksınız :D. Girin bakın sadece, yorumlarınızı çok merak ediyorum.
Kategoriler: Hayatımın Arşivi
  • Dünden de beter oldum, 1'i çeyrek geçe kalktım. Bir de sanırım görülebilecek en acayip rüyayı görüp, unuttum. Hoş değil.
  • Bugünüm tembellikle geçti. Ne gazete okudum, ne Allah ile Aldatmak'ı okudum, ne de herhangi başka bir alanda kendime veya başkalarına fayda sağladım...
  • ...derken hatırladım ki bugün babaannem için alışveriş yaptım! Sebze falan aldım işte.
  • Bu akşamüstü beşe çeyrek kala Magnet Tıp Merkezi'nde, cildiye bölümünde randevu almıştım, o randevuya gittim. Kadın sırtımı birazcık inceledikten sonra üç tane ilaç yazdı. Sanıyorum hayatımda girdiğim en hızlı muayene oldu bu.
  • Gün boyu The Office izledim. Üçüncü sezonu da bitirdim. Üçüncü sezon sanırım en komiği, en heyecanlısıydı ama birazcık da sıkıcıydı. Yani genelde çok eğlenceliydi ama bazı anlar vardı ki ortasında kapatasım geldi. Yine de çoğunlukla art arda üçer beşer bölüm bitirdim. Sıra dördüncü sezonda!
  • İyi geceler. Evet, gün boyu yaptığım şey sayısı azdı bugün. Ayrıca bu cümleden önceki cümle de çok fena bir cümle oldu. Bu cümle de. Ay pardon, bir önceki. İki önceki. Dört önceki - hah.

Düzeltme (17 Temmuz 2008, 16.31): Hastaneye gittiğimi söylemeyi unutmuşum, onu ekledim.

http://www.metacafe.com/watch/1491032/2_ghosts_and_1_belt/

Etkileyici bir reklam kampanyası olmuş. Sonundaki "Cennet bekleyebilir, kemerinizi takın." sözü de lak diye koymuş son noktayı.

Kader inancı

16.07.08

Hemen şimdi iki kolunuzdan birini havaya kaldırın ama kaldırmadan önce kendinize şu soruyu sorun:

"Kaderimde sağ kolumu kaldıracağım mı yazılı, yoksa sol kolumu mu?"

Bu soru size biraz olsun saçma geldiyse, kaderinizin zaten sizin yaptıklarınızdan oluştuğunu, yüzeysel de olsa biliyorsunuz demektir. Siz hayatınızı nasıl yönlendirirseniz yönlendirin, yaptıklarınızın ve yapacaklarınızın hepsi daha önceden bir yerlerde yazılıdır. Bir şeyi oluruna bırakıp "Kaderimde ne yazıyorsa o olsun." demek bu yüzden saçmalığın daniskasıdır ama yine de sizin bunu deyip olay üzerindeki etkinizi sonlandıracağınız da yazılmıştır. Kader bu yüzden çok acayip, çok korkutucu, çok kafa karıştıran ama yine de uğraşması çok zevkli bir kavramdır.

Çok güzel bir giriş olmadı. Neyse, devam edeyim.

Kadere iki farklı yaklaşım var - daha doğrusu iki tane temel yaklaşım var:

  1. Kader önceden yazılmıştır, ne yaparsak yapalım değiştiremeyiz - Doğru, ama yanlış yorumlanıyor bu cümle. Senin değiştirmek için vereceğin çaba da zaten kaderde yazılı olandır! Yani sen kaderinde liseyi bitirmenin yazmadığını düşünüp derslerine çalışmasan, bu da kaderde yazılıdır; kaderini değiştirdiğini düşünüp liseyi bitirmek için fazladan efor sarf edersen, bu da kaderde yazılıdır! Kaderi değiştirme yetkisi insanoğluna verilmemiş ama kaderini değiştirdiğini sanmanın verdiği sahte haz bahşedilmiş.
  2. Kadere inanmam, kaderimi kendim belirlerim - İnanmazsan inanma, kader yine de var. Ne yaptığın, ne yapacağın, ne yapmayacağın falan hepsi çoktan belirlenmiş. Senin yapman gereken tek şey bu seçimleri yaşaman. Adeta yazılmış bir senaryoyu oynuyorsun sen, o kadar. Ama yine de bu "Kadere boyun eğmelisin!" anlamına gelmiyor, zira kadere boyun eğip eğmemek senin yapabileceğin bir seçim değil :). Kaderde sağ kolunu kaldırdığın yazıyor sandığın için sol kolunu kaldırıyorsan, kaderde sol kolunu kaldırdığının yazılı olduğunun farkında değilsin demektir.

Bu konu hakkında bir-iki aydır yazmak istiyordum ve bir-iki aydır bir taslak halinde bulunuyordu bu yazı ama daha fazla ilerleyemiyorum gibi. Yarım kalmış bir yazı olarak kabul edin ve ona göre yorumlayın bu yazıyı lütfen :).

Kategoriler: Hayatımın Arşivi
  • Nazar değdi, bugün 12 buçukta uyandım.
  • Güne öğle yemeğiyle başladım sayılır. Güya şişmanlamak istiyordum.
  • Akşam 4 buçuğa doğru dışarı çıkıp başka (daha ucuz) bir kafeye gittim - daha önceden de gittiğim Cafe Cix'e gidip 1 buçuk saat kadar Allah ile Aldatmak'ı okuyup bir tane neskafe içtim. Neden? Çünkü sinir oluyorum oraya :D. Ama ucuz... değil pek, neskafeye süttozu yerine süt koydular diye 3 buçuk lira yerine 5 lira aldılar. Menüde de belirtmemişlerdi.
  • Oradan çıktıktan sonra Stok Ucuzluk'a gittim. Zerre ses çıkarmayan, tam istediğim şekilde bir duvar saati (6 buçuk lira?) ve dandik, ufak bir top (3 lira!) alıp eve döndüm.
  • Akşam yemeğinden ve haberleri izledikten sonra bilgisayar başına oturdum.
  • Beyn'de ufak bir değişiklik yaptım ve üstteki menünün hem boyutunu düşürdüm (CSS Sprites tekniği sağolsun), hem de Abonelik maddesini ekledim - daha doğrusu yan menüden üst menüye taşıdım.
  • Birkaç bölüm The Office izledim.
  • Öğlen kalktım diye şimdi uykum yok, üstelik 1 litre ayran içmiş olmama rağmen! Ayran uyku getirmiyor muydu lan?
  • İyi geceler.
Kategoriler: Hayatımın Arşivi
  • Yine 9 buçukta kalktım, güzel.
  • Kahvaltıda bir poğaça yiyebildim. Bazen kendimi anlayamayabiliyorum.
  • Banyo yaptım.
  • 11'i çeyrek geçe evden çıktım.
  • Magnet Tıp Merkezi'ne gidip cildiye bölümünden randevu aldım. Çarşamba günü saat beşe çeyrek kala.
  • Oradan okula gittim (12'ye doğru), Nermin'le buluştum.
  • 2'ye kadar okulda oturduk, sonra Kızılay'a yürüdük.
  • 3'te ayrıldık, eve döndüm.
  • Biraz uyudum.
  • Uyandım, birkaç bölüm The Office izledim. Bugünden itibaren üçüncü sezon bölümlerini izliyorum.
  • Akşam yemeğinden önce haberleri izledim. Aslında yazmıyorum ama çoğu zaman akşam haberlerini izliyorum. Önceleri Show TV'den izlerdik (babaannemle), şimdilerde Kanal D'den izliyoruz.
  • Akşam yemeğinden sonra pek bir şey yapmadım gibi.
  • Birkaç bölüm daha The Office izledim.
  • Gün boyu Kazım'ın (Önceki günlerimin özetlerini okumayanlara not: Beyn'e küfür dolu yorumlar yazıp kaçan bir çocuk) ve zavallı dostlarının saldırıları devam etti. WordPress'in efsanevi yorum engelleme gücü sağolsun, çoğunu daha yayınlanmadan engelledim :D. Adamların azimlerini takdir ettim ama Allah boş iş yapanı sevmez, unutmamalılar bunu.
Kategoriler: Hayatımın Arşivi
  • 9 buçukta uyandım. Evet, erken kalkabilmeye başladım artık. Çok şükür.
  • Bilgisayarı açtıktan sonra Beyn'in sapığı ilan ettiğim Kazım rumuzlu adamın dün gece 2 buçuk saat boyunca uğraşıp yazdığı tüm yorumları (60 kadar) sildim. Adamın iki buçuk saatlik uğraşını iki buçuk dakikada yok edince biraz içim acıdı :D.
  • Çoook uzun bir aradan sonra kahvaltıda 4 dilim ekmek birden yemeyi başardım. Kahvaltı alışkanlığı falan kalmamıştı, inşallah bundan sonra tekrar oluşur.
  • 1'e doğru dışarı çıkayım, bir kafeye gidip kitap okuyayım (Allah ile Aldatmak) dedim ama dışarı çıktıktan hemen sonra annem öğle yemeği için Bircan teyzelere çağırdı.
  • Öğle yemeğinden sonra annemi, anneannemi ve kuzin Başak'ı (Yav şu kuzen/kuzin ayrılığını yeni öğrendim, alışamıyorum kullanımına.) AŞTİ'ye bıraktık, İzmit'e yolcu ettik.
  • Oradan eve geçtim, biraz evde durup 4 gibi tekrar dışarı çıktım ve kendime söz verdiğim gibi bir kafeye (Türk Blog Yazarları toplantılarını yaptığımız Bahçeli Cafe Bistro'ya) gidip kitabı okumaya başladım.
  • Hakikaten de bilgisayar başında olmadığım zaman deliler gibi kitap okuyabiliyorum. Yalnız dün geç yattığım ve bugün erken uyandığım için öyle bir uyku bastırdı ki, çevreye çaktırmadan 5-10 dakika kitabı okur gibi yapıp kestirdim oturduğum yerde :D. Ama kesin renk vermişimdir.
  • 6 buçukta oradan (kıçımda ufak bir kazıkla) kalkıp Stok Ucuzluk'a gittim ve bir bıçak seti (Babaannem istedi.), bir tane 1 liralık süper (sandığım) bir el vantilatörü, bir de buzluk (yani buz koyacağı) aldım ve eve döndüm. Evde vantilatör 10 dakikada kırıldı.
  • Akşam yemeğinden sonra Cem Yılmaz'ın CMYLMZ adlı gösterisini edinip onu izledim. Üç saati görünce korktum ama değdi, yüzüm ağrıdı lan!
  • Yatıyorum, iyi geceler.

Oyalanmayalım

13.07.08

Dün izlediğim haberlerde kısa bir haber vardı: İran'ın dini lideri Ali Hamaney, danışmanı Mücteba Zolnur aracılığıyla olası bir Amerika saldırısında tüm Amerikan üslerini ve İsrail'i vurabilecek kapasitede olduğunu açıklamış (kaynak). Vurulacak üslerden biri de şu bizim ünlü İncirlik Üssü.

Bizim uğraştığımız konularsa:

  1. Gerçekliği henüz (hala) kanıtlanamamış bir darbe girişimi
  2. Ülkede huzur bırakmayan bir partinin kapatma davası
  3. Ülkenin bütünlüğünü üstü kapalı yollarla tehdit eden bir başka partinin kapatma davası
  4. Kene (?)
  5. Türban (???)

Her mantıklı insan evladı gibi savaşa karşıyım elbette. Ama yine de olası bir savaşta İran'ın Türkiye'ye saygı duymasını ve İncirlik Üssü'nü vurmamasını dilerim - belki mantıklı bir dilek değil ama ne kadar zorlasam da "İran'ın Amerika'yı mahvetmemesi" gibi abes bir isteği de gönlüme kabul ettiremiyorum. İran'ın yönetim şeklini falan (İslam Cumhuriyeti nedir kardeşim?) kesinlikle desteklemiyorum ama sonuç itibarıyla kendini süper güç olarak kabul eden Amerika'ya ve siyonist oğlu İsrail'e söz geçirebilen sayılı ülkelerden birisi İran.

Bence Dışişleri Bakanı Ali Babacan'ın bu konuda İran'la temasa geçmesi, "Nedir hacı bu durumlar?" diye nabız yoklaması hoş olurdu. Hoş, başımızda Amerika yalakası bir devlet olduğu sürece bu isteğim de gerçekleşir mi, bilinmez.