Karabasan, diğer adıyla "uyku felci"
10.06.08
Burak Özdemir yazınca ben de yazmak istedim. Hem ben de bilgi vereyim diye, hem de kendi açımdan olayı, Burak'ın yazısının yorumlarından ayrı olarak bir de kendi blog'umda yorumlayayım diye.
Önceden belirteyim de kimsenin kafası karışmasın: Karabasanın cinle, periyle ilgisi yoktur, basit ama bilimsel bir durum sadece. Karabasan geldiğinde gördüğünüz in, cin, ışık, şeytan gibi varlıkların topu sanrıdan (halisünasyon) ibarettir. Eh, karabasanı oluşturan stres, uyku bozukluğu gibi etmenlerin yanında o kadar korkutucu bir olayı yaşayan herkes olayın arkasında şeytanlı canavarlı bir şeyler aradığından haliyle görülen sanrı da o yöndedir.
Birkaç kaynak da kullanarak biraz açayım olayı.
Uyku, 5 evreden oluşur. 4 tane NREM (non-rapid eye movement) ve 1 adet REM (rapid eye movement) evresi. NREM evreleri uyku döngüsünün (ki bu döngü de 90-120 dakika arası sürer) toplamda %75'ini oluştururken, REM evresi %25'ini oluşturur.
REM evresinde rüyalarımızı görürüz ve bu evrede beyin, vücudu geçici olarak felç eder ve bundan dolayı rüya görürken bırakın hareket etmeyi, ufak homurtular haricinde ses bile çıkaramayız. En azından olması gereken budur, aksi takdirde rüyamızda bir adamı kovalarken kendimizi bir duvara çarpıp kafamızı gözümüzü yararken, evden çıkıp sokakta pijamalarla (veya daha kötüsü, çıplak) koşarken veya oturduğumuz apartmanın yedinci katından düşerken bulabiliriz. Tahmin edeceğiniz gibi, uyurgezerlik de bu felç fonksiyonunun çalışmamasına bağlı bir bozukluktur.
Gelelim uyku felcine... Uyku felci veya karabasan dediğimiz olay da, gördüğümüz kabustan uyanmaya çalışırken beynimizin bilinç durumuna geçmesi fakat vücuda çözülme komutunu vermeyi unutması sonucunda oluşur. Zaten kabus görüyoruz, uyandığımızda ne ses çıkarabildiğimiz, ne de hareket edebildiğimiz bir durumda uyanınca insan ister istemez korkudan ölecek gibi olabiliyor. Bir de bunun üstüne o korkuların getirdiği sanrılar gelince, hayatın en kötü tecrübelerinden biri gibi gözüken bu olaya herkes dini anlamlar yüklüyor ve her şekilde korkuyla, ihtiyatla yaklaşıyor.
Bu ufak arızaya neyin sebep olduğu tam olarak belirlenememiş, ama birkaç varsayım var:
Birincisi ve en çok kabul göreni, stres. Varsayıma göre stresli veya bunalımdaki bir insan çok az uyur, çok fazla uyur, çok geç yatar, çok erken yatar, çok geç kalkar... Bundan dolayı alt üst olan uyku döngüsü de, ortaya çıkan uyku bozukluklarının sonucunda hatalı bir şekilde işler ve uyku felci gerçekleşir.
İkincisi ve pek kabul görmese de benim favorim olan şey, yanlış yatma şekli. Uyku felçlerinin çoğunlukla sırtüstü pozisyonda uyunurken yaşandığı saptanmış. Bu konudaki bir başka düşünce de, nerede okuduğumu hatırlayamasam da, kişinin boynunun garip bir biçimde duruşunun uyku felcine sebep olduğu.
» Yazının tamamı için tıkla
Son günlerde hayatımı arşivlemekten tiksindim, hiçbir şey yapmıyorum lan!
- Geç kalkmaya başladığımı fark edip, erken kalkmaya karar verdim. Başarılı oldum mu? Evet! 10'da kalktım. Bu da bir başarıdır. Yarınki hedefim dokuz buçuk.
- Üstelik gün boyu da uyumadım. Tamam, izlediğim Scrubs bölümlerinden birinde 5-6 dakikalığına uyuklamışım ama o kadarı sayılmaz canım. Yatağa yatıp uyumadım ki?
- Kahvaltımı da ettim, öğle yemeğimi de yedim, akşam yemeğimi de yedim. Bir tek akşam yemeğinde az yedim: Kahvaltı etmeye karar verdim de 4 veya 5 dilim ekmek yedim.
- Akşam 9'da yürüyüşe çıktım yine.
- 10'a çeyrek kala gibi eve döndüm. Dönmeden önce 1 liralık soyalı fıstık ve 1 litrelik şeftalili Ice Tea aldım.
- GTA: San Andreas oynadım, Scrubs izledim gün boyu.
- Ha, öğlen alışverişe çıkmıştım.
- Bugünümü karışık yazayım dedim.
- Kalkarken dinlediğim yeni alarm müziğim Muse'dan Feeling Good. Bundan bahsetmiştim sanırım.
- İyi geceler.
- İyice b.kunu çıkardım ve 12 buçukta uyandım.
- Öğle yemeğinde az yedim.
- Akşam yemeğinde de az yedim. Bu ilk oldu.
- Akşam 10'u çeyrek geçe dışarı, yürüyüşe çıktım. Önceki günlerde de çıktığım oldu iki kez, bahsetmemiştim ama. Çok iyi oluyor, cidden.
- GTA: San Andreas oynadım manyak gibi.
- Scrubs izledim mecnun gibi.
- Yatıyorum deli gibi. Hep deli yatarım zaten. İyi geceler.
- Kaç gibi uyandığımı hatırlamıyorum ama önemi yok, bütün günüm yine boş geçti.
- "Bu sefer değişiklik yapayım, bugün Scrubs izlemeyeyim." dedim, ama yapamadım. İzledim.
- Yalnız başka bir değişiklik yaptım, GTA: San Andreas'ı yükledim. Windows Vista'da çok sorunlu olmasına rağmen saatlerce oynayabildim. Şahane bir oyun, içinizdeki şeytanı çıkarmanıza yardım ediyor ama oyunun içinde bırakıyor, böylece şeytanınız gerçek hayatınızda etkin olamıyor. Mantığa bak.
- Akşam Portekiz - Türkiye maçını izledim. İlk yarı biraz iyiydik, çok atak kaçırdık ama ikinci yarı öyle böyle değil, çok fena s.çtık.
- Sonra da Anında Görüntü Show'u izleyeyim dedim. Neden bilmiyorum ama çok eğleniyor olmama rağmen programın ortasında kapatıverdim.
- Uykum falan da gelmemişti üstelik. Öyle ki, üç buçuğa kadar uyumadım.
- Üç buçukta uyudum. Ehehe, çok acayip oldu aynı şeyi iki maddede iki ayrı şekilde ifade edince.
- Kaçta uyandığımı inanın hatırlamıyorum.
- Gün boyu öylesine boş ve boşluktaydım ki, yapmayacağım işlerden hangisini yapmayacağımı seçemeyip krize girdim.
- Şaka yapıyorum.
- Scrubs izledim. Boş zaman doldurgacım oldu bu Scrubs da.
- Banyo yaptım.
- Akşam yemeğini dışarıda yedim.
- Fethullah Müslüman Mı? kitabına başlamıştım ya, bugün onu okudum bol bol. Feto'nun, sözlerinin bir kısmında bariz bir biçimde Bahailik mezhebine atıfta bulunduğunu gördüm.
- İyi geceler.
- Sabah 8 buçukta kalktım.
- Kahvaltı edip, dişlerimi fırçalayıp 9'u çeyrek geçe dışarı çıktım.
- Yarım saatlik bir yolculuk sonrasında Türk Ekonomik Basın Ajansı'nın ofisine vardım.
- Babam sayesinde bir şekilde gazeteciliğe başlama fırsatı bulmak üzere iş görüşmesine girdim :).
- Sanıyorum çok sevdiler beni, ehe. Bol bol muhabbet ettik, neredeyse iş görüşmedik bile :).
- Oradan çıkıp, tamamen farklı bir yoldan, 15-20 dakikada eve döndüm. Şimdi haritadan baktım da, gidiş yolunu çok uzatmışım.
- Evde bi' 15 dakika oyalandıktan sonra tekrar dışarı çıktım ve Ankara Üniversitesi Hastanesi'ne gidip Doctus'tan tanıdığım Betül ablayla (Bir profesöre abla deme şerefine nail oldum bu arada, ehehe.) yemek yemeye gittik.
- Yemekte, son günlerde kafamı kurcalayan ÖSS ve hakkında konuştuk.
- Sonra metroyla eve döndüm.
- Bilgisayar başında bu sefer daha uzun süre (2 saate yakın) oyalandıktan sonra bir kez daha dışarı çıkıp Kızılay'a, Mülkiyeliler Lokali'ne gittim.
- Koro üyeleriyle bir akşam yemeği yedik. Bu yaz çalışma olmayacağı için yaza bu şekilde girmiş olduk. Güzel oldu.
- 8 gibi eve döndüm, bilgisayar başında daha da uzun süre (şu saate kadar işte) oyalandım.
- Bilin bakalım ne izledim? Scrubs! Evet! Allah cezamı verecek.
- İyi geceler.
- Yine 10 buçuk civarında uyandım. Bu sefer beni uyandıran, ASEM'deki hocamdan gelen telefon oldu.
- Banyo yaptım öğle yemeğinden önce.
- Öğle yemeğinden sonra, çok sonra, 4 buçuğa doğru dışarı çıkıp limon, domates, arpa şehriye (İlk kez duydum bunu.), çikolata, gazoz, süt, Akşam ve Sözcü gazeteleriyle Oyungezer, Uykusuz ve Penguen dergilerini alıp eve döndüm. Ne çok şey almışım be?
- Scrubs izlediğimi söylesem, son günlerimin özetlerini okuyanlar şaşırmaz sanıyorum. Okumayanlar da şaşırmaz gerçi, niye şaşırsınlar ki? Sen şaşırdın mı mesela?
- Akşam Çok Güzel Hareketler Bunlar'ı izledim. Önceki haftadaki kirli sakallı, inanılmaz komik adamın olmamasına rağmen geçen haftakinden daha beter çatladım gülmekten.
- Oyungezer'i okudum, bitirdim gibi.
- İyi geceler.
Kaplansın İ. Melih!
04.06.08Aslansın İ. Melih! başlıklı yazımda bizi kobay gibi kullandığı için İ. Melih Gökçek'i eleştirmiştim, ama bizi kullanması dışında bir sorunu yok gibiydi. Sonuçta adam bize temiz su veriyordu... sanıyorduk en azından. Teknoloji Herşeyim adlı blog'da yazan Hakan Yamanoğlu'nun bildirisi, acı haberi verdi.
Kızılırmak suyu ishal yapmıyormuş. Oleeey!
Kızılırmak suyu kanser yapıyormuş. Hass.ktiiir!
Melih Gökçek geçen hafta 15 (aslında 21 - BÜ) gün boyunca "gizlice" Ankaralılar'a Kızılırmak suyu içirdiğini itiraf etti. Ardından "bakın, ishal vakaları artmadı" diyerek yaptığının ne kadar iyi olduğunu anlatmaya çalışıyordu. Ama Tıp Kurumu'ndan gelen raporlar Gökçek'i yalanlıyor. Kızılırmak suyunda arsenik çıktı!
Cumhuriyet Gazetesi'nin haberine göre, Tıp Kurumu bir araştırma yaptı. "Kızılırmak Suyu Raporu" ile Ankara'ya verilen Kızılırmak suyundaki arsenik miktarının, kanser riski taşıdığı, Tıp Kurumu'nun raporuyla da ortaya çıktı.
Araştırmanın sonucuna göre Kızılırmak suyu ishal yapmıyor ama kanser yapıyor. Üstelik numunelerde arsenik miktarı düşük gösterilmiş. Ankaralılar'ı gelecekte "mesane, akciğer, cilt, böbrek ve karaciğer kanseri" bekliyor. Üstelik suda arsenik kadar tehlikeli olan kadmidyum hiç ölçülmemiş...
(...)
ARSENİK MİKTARI DÜŞÜK GÖSTERİLMİŞ
Kızılırmak suyunun Ankara'ya verilmesinden 6 gün sonra, 13 Mayıs 2008 tarihli ASKİ raporunda, ham ve arıtılmış su numunesindeki değerlere yer veriliyor.
Buna göre, arıtılmamış su örneğindeki arsenik miktarı 12.1 mikrogram/litre. İvedik'te arıtıldıktan sonra ise arsenik değeri 1 mikrogramın altında gösteriliyor.
Geleneksel arıtma yöntemleriyle, arsenik miktarının bu kadar düşük düzeylere nasıl çekildiğinin açıklanması gerekiyor. Bilimsel literatür ışığında, ASKİ'nin geleneksel arıtmasının ham sudaki arsenik düzeyini 1 mikrogram/litreye indirmesi mümkün değil.
Bu durumda ne yapılır a dostlar, sorarım size? Bir aydır kanserojen suyla yıkadığı sebzeleri yiyor Ankara. Ankara, bir aydır arsenikli suyla yıkanıyor, abdest alıyor. İçme suyu alamayacak kadar şanslı olmayan aileler bir aydır kanserli su içiyor!
Haberi okumaya devam edince bir nebze rahatladım: Arseniğin vücuttaki etkisi 15-20 yıl sonra görülüyormuş! 15 yıl boyunca kanser olmayacağım demek ki, ne güzel.
İ. Melih'in tepkisini, bir açıklama yapmadan tahmin edebiliriz. Şu cümlelerin bir karışımını koyacaktır ortaya:
"Bunlar bilimsel olmayan açıklamalar efendim."
"Şimdi biz suyu harmanlayarak verdiğimiz için o arsenik etkisiz olacak. Tabii."
"Bak şuradaki sazanlar kanser olmuş, ehehe!"
"Bunlar hep provoke edici raporlar, tahmin ediyorduk böyle açıklamaların yapılacağını."
"Bütün bu raporlar, ne kadar anti-demokratik bir sistem içerisinde cebelleştiğimizin su götürmez sonucudur."
Şimdi ne yapacağız? Basit: Pazardan aldığımız bir kilo domatesi, her zamanki gibi musluk suyuyla yıkayacağız. Artık kanserli diyebileceğimiz bu domatesleri bir torbaya dolduracak ve sevmediğimiz insanların suratına fırlatıp 15 yıl içerisinde ölmelerini zevkle izleyeceğiz. O sevmediğiniz i...leri de siz seçin artık.
- 10 buçukta, kimden geldiğini hatırlayamadığım bir telefonla uyandım.
- Gün boyu sıkıntıdan 5 yazı birden yazdım. Bu özet, altıncı yazım olacak.
- Babaannem eve döndü. Eskişehir'de bir nikaha gitmişti.
- Scrubs izledim durdum. Şimdi bile bir bölüm daha izlemeyi düşünüyorum. Manyağım sanırım.
- İki kez dışarı çıktım bugün. Biri akşamüstü, akşam yemeği için beş simit ve iki açma almak için; diğeriyse akşam 10 gibi, yalnızca dolaşmak içindi. İkinci çıkışımda McDonald's'tan dondurma aldım.
- İyi geceler.
On Bağlantı #30
04.06.08- Bağlantı #301: Daha yeni duyduğum Dergi.biz adlı blog'un, Limk'ten bildiğim yazarı Wrzl, blog'larının alan adlarında isimlerini kullanan blog yazarlarıyla söyleşi yapmış.
- Bağlantı #302: Manyak profesör Ali Suna, kredi kartlarına laf atmış bu sefer. Aslansın Ali, ben de kıl oluyorum o iğrenç kartlara. Yine de biri bankamatik kartı, diğeri 300 lira limitli iki tane kartım var maalesef.
- Bağlantı #303: Eray Endeş ve Selim Yörük'ün bir projesi varmış, Listeny diye. Sanırım en son ben haber veriyorum bu olayı :D.
- Bağlantı #304: Opereyşın'dan klostrofobi fobisi (?) hakkında bilgi. Kapalılık korkusu.
- Bağlantı #305: Hafif'ten süper bir yazı: Kitap Alınırken Dikkat Edilmesi Gereken Hususlar. Aslında bir yazı dizisinin ilk kısmıymış. Faydalı.
- Bağlantı #306: Webrazzi yazarı Ersan Özer, bilgisayar ve internetteki büyük yazılım ve uygulamalarda yapılan akıl almaz Türkçe hatalarını yazmış. Yahoo! Mail'in iki hatası da süper.
- Bağlantı #307: Yine Hafif'ten 2 Tenorun Film Gibi Hikayesi adında güzel bir öykü.
- Bağlantı #308: Erdal Ertürk, tarih kitaplarına girecek genişlikte bir yazıyla Mustafa Kemal Atatürk'ün hayatını anlatmış. "Helal." diyebiliyorum yalnızca.
- Bağlantı #309: Benim değişen yorum bölgesine yeni eklenen avatar'lardan, yani kullanıcı resimlerinden herkeste yok, ama bu avatar'ı olanları özel kılmıyor. Siz de kendinize bir avatar istiyorsanız E. Ali Yüksel'in bu yönergesini takip etmelisiniz.
- Bağlantı #310: Okan Yüksel'den, hayatımıza yeni giren (en azından son zamanlarda sıkça duymaya başladığımız) liboşluk zihniyetinin tanımı.
Bu arada şimdi fark ettim ve soruyorum: E. Ali Yüksel'le Okan Yüksel arasında bir bağ var mı?





