Ergenekon soruşturmasının başlamasına sebep olan el bombalarının bugün imha edildiği açıklandı. Hatta söylenene göre (kaynak direkt Feto'culardan) imha işlemi 26 Haziran 2007'de, yani geçen yıl, neredeyse soruşturma açılır açılmaz tamamlanmış bile!

Öyle bir dava ki, 1 yıl boyunca iddianamesi bile hazırlanmamış!

Öyle bir dava ki, 1 yılda onlarca kişi tutuklanmış!

Öyle bir dava ki, 1 yıl boyunca tutuklananların tutuklanma sebebi yok!

Öyle bir dava ki, gözaltına alınma, tutuklama süreçleri nasıl oluyorsa AKP'yle ilgili olumsuz gelişmelerin hemen sonrasında gerçekleşiyor???

Öyle bir dava ki, davada kullanılacak bir delil bile yok!

Pardon, var. Bombaların yanında bulunan bir tane tabanca... Ergenekon davası ne hakkındaydı? Devlete karşı bir darbe girişimi. Birkaç bomba ve bir adet tabancayla İlhan Selçuk, Mustafa Balbay, Sinan Aygün falan, birkaç yaşlı başlı askerle darbe yapacakmış.

AKP'yi savunacak, Ergenekon'u kötüleyecek yorumcular Allah aşkına, tekrarlıyorum, Allah aşkına bana bu hayali terör örgütünün neden bu kadar tehlikeli olduğunu açıklasınlar. Belli ki ben fena halde gerizekalıyım çünkü bu hayali çetenin, yıllardır ülkeyi ne hallere sokan bir partiden daha tehlikeli görülmesini anlayamıyorum.

Not: Yarın Ergenekon davası nihayet iddianamesiyle beraber resmen açılacak, bundan dolayı yorum yazarken de herkesin dikkat etmesini rica ediyorum. Ben de muhtemelen dava açıldıktan sonra bu konu hakkında bir şey yazamayacağım.

AKP'ye açılan kapatma davası sırasında, hatta daha iddianame sunulurken "Borsa düşecek, ekonomi mahvolacak, bittik biz, bitti Türkiye! Demokraaasi ayıbı bir yana, ekonomi batacak, ekonomik kriz kapıda!" diye bas bas bağıran tipler vardı, hatırlarsınız. Halbuki olağanüstü bir değişiklik olmadı piyasada. Yalnızca dünyadaki ekonomik durgunluğa endeksli bir düşüş yaşandı, o kadar.

Bu sabah gerçekleştirilen operasyonda 25 kişi gözaltına alındıktan sonra borsa tarihi bir düşüşe geçti. 32 binlere gerileyen puanların kanıtladığına göre İMKB'nin piyasa değeri 10 milyar dolar azaldı. (Kaynak)

Kimin ekonominin içine ettiğini net bir şekilde gösterdiği için Ergenekon gibi hayali bir çeteyi yaratanlara sonsuz teşekkürlerimizi sunuyorum. Yalnız daha gözaltına alırken ekonomiyi batırıyorsanız, 4 Temmuz 2008'de Ergenekon için hazırladığınız iddianameyi verdikten sonra ülkeyi nasıl bir krize sürükleyeceğinizi düşünün lütfen.

Kehanet: Bu fark edilmemesi imkansız düşüşün ardından AKP'nin ekonomiden sorumlu tipleri "Bu düşüşün Ergenekon operasyonlarıyla bir ilgisi yoktur. Dünyadaki ekonomik durgunluktur buna sebebiyet veren." diye açıklama yapacak.

http://www.haberturk.com/haber.asp?id=83195&cat=110&dt=2008/07/01

Az önceki yazıyla ilgili ama yeni bir yazı olarak girmek istedim. Dengir Mir Mehmet Fırat kişisinin, Atatürk'ün devrimlerinin toplumda travma etkisi yarattığını iddia eden birinin, AKP kapatma davasıyla ilgili ağzını bir türlü kapatmayan, yargıya verip veriştiren kişinin Ergenekon yorumu:

"Yargıya müdahil olmamak lazım. Herkes bağımsız yargıya saygılı olmalıdır. Yargının tarafsızlığına, bağımsızlığına saygı gösterilmesi lazım."

Oldu. AKP kapatılınca görürüm ben seni, ne kadar saygılısın yargının tarafsızlığına, bağımsızlığına.

Yazık size...

01.07.08

Tamamen ve yalnızca "Bunlar kesin suçludur!" zihniyetiyle yürütülen ve iddianamesi bile daha bugün (Evet, bugün!) hazırlanmış Ergenekon soruşturması kapsamında bugün daha fazla kişi gözaltına alındı. Gözaltına alınanlar arasında Cumhuriyet gazetesi Ankara temsilcisi Mustafa Balbay, Ankara Ticaret Odası başkanı Sinan Aygün, emekli orgeneral Hurşit Tolon, üyesi olduğum Türkiye Gençlik Birliği eski genel başkanı Adnan Türkkan, Atatürkçü Düşünce Derneği genel başkanı Şener Eruygur, yazar Erol Mütercimler, Tercüman gazetesi genel yayın yönetmeni Ufuk Büyükçelebi var. Tayyip'in eski özel kalem müdürü Turhan Çömez ve emekli tuğgeneral Levent Ersöz de gözaltına alınmak üzere aranıyor. Hepsi de hayali bir terör örgütünün üyesi olarak aranıyor, göz altına alınıyor veya tutuklanıyor.

Son çırpınışlardır bunlar. Cumhuriyetini seven onlarca insanın belirli aralıklarla toplanmasıdır. Bu açıdan baktığımızda, bu yaşananların iyi bir şey olduğunu bile düşünebiliriz, adamların panik ataklarını görüyoruz sonuçta! Tarihe çoktan geçen bu olaylar gelecekte okunduğunda A. K. Partisi'nin, Tayyip'in, Feto'nun nasıl dolaplar çevirdiğini daha net göreceğiz. Nasıl ki sinemaya gittiğimizde öne oturursak filmi izlememiz zorlaşır, görüntüler karmaşık gelir; şu anda olayları olay anında yaşadığımız için kafalar karışık, gözaltına alınanların ve tutuklananların gerçekten suçlu olma ihtimalleri üzerinde duruluyor. Biraz zaman geçsin, her şey tüm çıplaklığıyla sergilenecek.

Cumhuriyeti yok etme planlarını ellerine yüzlerine bulaştırdıkları için gittikçe agresifleşen TİPLERİN, yenilmek üzere olduklarını fark ettiklerinden beri umutsuzca sağa sola tekmeler savurmalarını izliyoruz.

Sinan Aygün'ün gözaltına alınırken söylediği bir sözle bitiriyorum yazıyı:

"Atatürk'ü sevmekle suçlanıyorum."

Kategoriler: Hayatımın Arşivi
  • Sanırım yine 11'e doğru uyandım. Tam hatırlayamadım şimdi.
  • Öğle yemeğinden sonra (dün Ankara'ya gelen) annemle Bircan teyzelere gittik. Orada Su Gibi diye bir program izledim Fox TV'de yayınlanan. Muhteşem bir şey, hastası oldum. Çok ciddiyim. En kısa zamanda düzenli olarak izlemeye başlayacağım. The Office'miş, Scrubs'mış, Family Guy'mış, How I Met Your Mother'mış... Hikaye.
  • Oradan Cem aradı çeviri işi için, eve dönüp WLM'e girdim.
  • Daha sonra başka biriyle görüştüm ve Beyn'den iki reklam alanı daha sattım. Süper, di' mi?
  • Akşamüstü annemle LCW'ya gittik, bana yeni kıyafetler aldık gulucuk. Tişörtüm yoktu da üç tane tişört aldık. Bir de inanılmaz rahat, böyle kumaş pantolon gibi ama daha esnek, daha rahat bir pantolonum oldu. Muhteşem, hala çıkarmadım.
  • Akşam Cem Adrian'ın yeni albümü Seçkiler'i yorumlayayım dedim. Sonra yorumladım.
  • The Office izledim. Dizi biraz değişmeye başladı, daha çok seviyorum artık sanki.
  • 11 gibi dışarı çıktım da AŞTİ'ye gittim, yarın akşama bilet aldım annemle bana, İzmit'e.
  • Gece 2'ye doğru Kanal 1'i açıp Melih Gökçek'in konuk olduğu Teke Tek'i izledim. Ben açtığımda Emin Çölaşan'ı çemkiriyordu, en son Ankara Büyükşehir Belediyesi'nin amblemlerinden falan bahsetti, bitti. Fatih Altaylı'nın konu hakkındaki yazısını merakla bekliyorum.
  • İyi geceler.
Kategoriler: Çoklu Ortam

Cem Adrian - Seçkiler (Essentials)

Cem Adrian'ın yeni albümüyle karşı karşıyayız efendim. Bu sefer diğer ikisi kadar muhteşem değil ama, yine de çok başarılı bir albüm. Burası kişisel bir blog, o yüzden parçaları burada yayınlamıyorum veya albümün tanıtım yazısını yazıp bırakmıyorum. Her parçayı tek tek dinleyip, hepsini ayrı ayrı yorumlayacağım. Başlıyorum:

  1. Dostum - Piyanoyla gitmemiş bu türkü. Cem Adrian ile gitmiş ama gulucuk. Biraz korkutucu bir sesle söylemiş ama nasıl olduysa çok güzel oturmuş. Veya bana öyle geldi. Yine de üçüncü dakikanın 31. saniyesinden sonra çok saçma bir şey yapmış Cem Adrian.
  2. Ayrılık - Cem Adrian'ın bu parçayı Makina'da söylediği performansı muhteşemdi ama orada Cem Adrian'ın yanında çalgı olarak parçayı daha bir efsunlu yapan bir keman vardı. Burada yine piyano var. Albümün tamamında langır lungur çalınan bir piyano var. Bazı yerlerde piyanonun tınısı gerçekten çok güzel geliyor ama bütün albümü piyanoyla yapmaları çok yanlış bir seçim olmuş. Bence öyle olmuş tabii.
  3. Odam Kireçtir Benim - Biraz sakin bir parça olmuş. "Biraz"ı fazla, çok sakin bir parça olmuş. Piyano biraz daha uymuş bu parçaya ama. Yine de Cem Adrian'ın pek duygusuz söylediğini düşünüyorum. Tabii ben yalnızca bir dinleyiciyim, herhangi bir vasfım olmadan değerlendiriyorum parçaları.
  4. Ay Gız - Azeri türküleri hep güzeldir, Ayrılık'tan da bellidir bu. Yalnız Cem Adrian bu şarkıda sıvamış? Muhteşem bir türkü böylesine detone bir sesle okunmamalıydı. Böyle yorgun gibi söylemiş. Yazık etmiş güzelim türküye.
  5. Geçti Dost Kervanı - Bu Erzincan türküsü, albümde en beğendiklerimden. Gözünü kapatıp dinlediğinde çok güzel yerlere gidebiliyorsun. Cidden.
  6. Ben Annemi Özledim - Bir gelinin ağıtı olduğundan dolayı Cem Adrian'ın bu türküyü söylemesi için en uygun sesi falsetto olacaktı, öyle de yapmış. Sanıyorum albümün en güzel parçası olmuş. Yok yok, en güzeli en sondaki.
  7. Çanakkale Türküsü - Çok tatlı bir başlangıcı var, ama niyeyse ikinci bölümden başlıyor türkü. Ama başlangıçtaki yavaşlık parça boyunca devam ediyor. Biraz sinir bozucu ama metabolizmanızın yavaşladığı zamanlarda dinlemek için ideal olabilir.
  8. Yemen Türküsü - Yine falsetto'yla söylemiş, yine süper söylemiş. Yine gözlerinizi kapatıyorsunuz, yine çeşitli sahneler hayal edip acayip hallere, duygulara bürünüyorsunuz.
  9. Ah Bir Ataş Ver - Melodisini tanıdığım ama pek duymadığım, adını bilmediğim bir türküydü bu. Şimdi favorilerimden. Ama bu Cem Adrian'ı en iyi Ah Bir Ataş Ver yorumcusu yapmıyor. Kesinlikle çok daha iyileri vardır.
  10. Al Fadimem - Albümün şimdiye kadar (yani iki gündür) en az ilgi duyduğum parçası. Kötü demiyorum, ilgi duymadım sadece. Piyanonun da en yakıştığı parçalardan biri olmuş ama.
  11. Gel Gör Beni - İşte albümün en iyi parçası. Gerek son günlerdeki aşığımsı durumum (Evet, bu parça bir ilahi olsa da, Allah aşkını anlatsa da hafiften sıyıran ben bu parçayı kendi durumuma uydurabiliyorum.), gerek Cem Adrian'ın başarısız olsa da kasveti iliklerinize kadar hissettiren bas sesi, gerekse ilahinin sözleri, en mutlu anınızda en ağlamaklı suratınızı ortaya çıkarttırıyor. Korkunç.

Yazı çok uzun olmadı ama albümü baştan sona dinledim, ondan bir saatimi falan aldı. Umarım yazıyı beğenirsiniz ve benim gibi internetten edinmeyip, gidip satın alırsınız albümü. Param olsun, ben de alacağım. Söz.

Kategoriler: Hayatımın Arşivi
  • Yine 11'de uyandım.
  • The Office'te ikinci sezona başladım. İlk bölümler pek eğlenceli değildi ama bugün ilk kez art arda iki bölüm birden izledim. Hatta dayanamayıp yatmadan önce bir bölüm daha izleyebilirim gulucuk.
  • Sıkıldım.
  • Çok sıkıldım.
  • Burama kadar geldi.
  • Yeter lan!
  • Naz yapılır da bi' yere kadar kardeşim! ("Hö?" demeyin, şansınızı deneyin.)
  • Öğlen dışarı çıktım üç gibi, alışveriş yaptım ev için.
  • Sonra eve döndüm, sıkılmaya devam ettim.
  • Akşam yemeğinden sonra, aslında saat dokuz buçuk gibi annem geldi. SHP'nin kadın kollarıyla ilgili bir göreve gelmiş, yönetim kuruluna falan seçilmiş.
  • Lafladık, sonra gittim dondurma aldım. Annem ısmarladı. Kola ve soyalı fıstık da aldım.
  • Geceye doğru Türk Blog Yazarları'nın ikinci Ankara buluşmasının videosunu izledim. 22 dakikalık bir video, kesik kesik ama çok eğlenceli gulucuk. Videoyu çektiği için Hüseyin Mert'e teşekkür ediyorum. Videoya şuradan ulaşabilirsiniz ama bu yazıyı bu gece (30 Haziran 2008'in başlangıcı) okuyorsanız indirmeyin, daha yükleniyor gulucuk.
  • İyi geceler. Yeter be!
Kategoriler: On Bağlantı
  • Bağlantı #321: Ali Yüksel adında birinin (karşılaştığım üçüncü Yüksel soyadlı blog yazarı gulucuk), bir rastlantı sonucu karşılaştığım blog'undan çok güzel bir yazı.
  • Bağlantı #322: Recep Hilmi Tufan'dan, çam devirmek deyiminin kökeni. Öğretici blog budur arkadaş.
  • Bağlantı #323: Emir Alp'ten, hukuku yok sayarak adalet arayan tiplere ithaf edilmiş güzel bir yazı. Hele bu tiplerin başında olduğu partinin isminde Adalet varsa...
  • Bağlantı #324: Erdal Ertürk'ten telif hakkı denen kavramın tarihçesini anlatan bir yazı. Okuması çok zevkli bir yazı.
  • Bağlantı #325: Burak Özdemir'den hayatımı kurtaran yazı! Burak gibi çiroz şeklinde tabir edilebilecek biri olduğumdan bu şişmanlama önerileri çok işime yarayacak gulucuk.
  • Bağlantı #326: İlginç uzak doğu sporu Aikido hakkında bir yazı. Hoş.
  • Bağlantı #327: Ali Bahşişoğlu'ndan, başına gelen inanılmaz bir çalıntı yazı hikayesi! Şahane.
  • Bağlantı #328: Osman Seyit Börütecene'den (yeni sitesinden) "Bu bilgi, gerçek hayatta ne işime yarayacak?" sorusuna güzel bir yanıt niteliğinde güzel bir yazıda vücut bulmuş şahane bir bakış açısı.
  • Bağlantı #329: Yine Kelimelerin Soyağacı adlı blog'dan ama bu sefer Recep'ten değil de, adının Tutku Karazâde olduğunu tahmin ettiğim bir diğer yazardan, "bendeniz" kelimesinin kökeni. Kelimenin "ben" kelimesiyle ilgisi yokmuş lan!
  • Bağlantı #330: Yine Ali Bahşişoğlu'dan, inanılmaz komik bir yazı gulucuk. İtalya'ya gitmek istemiş de gidememiş garibim, fotomontajla kendisini İtalya'da göstermiş gulucuk. Ama çakallık yaptığından değil, bunu kendisi de söylüyor zaten.
Kategoriler: Hayatımın Arşivi
  • 11'de kalktım.
  • 12'yi çeyrek geçe gibi evden çıkıp 4. Cadde üzerindeki bir durakta Cinnah Caddesi'ne gitmek üzere otobüs beklemeye başladım.
  • 1'e beş kala falan oradan geçen otobüsün geçeli çok olduğunu fark edip koşarak metroya bindim. Kızılay'a gidip oradan dolmuşla geçtim Cinnah'a.
  • Oradan korodan Yeliz ablalar arabayla aldı beni ve Ahlatlıbel'e gittik. Gitmemizin sebebi, korocak bir mangal toplantısıydı.
  • İnanılmaz eğlenceliydi mangal gulucuk. Bu arada bizi misafir eden, Yeliz ablaların akrabalarına çok teşekkür ederim.
  • 8 buçuğa doğru eve dönmüştüm.
  • The Office izledim. İlk sezonu bitirdim hatta.
  • Akşam ne yaptığımı çok hatırlamıyorum yav. İlginç.

Blog'lar hakkında İngilizce içerikli en güzel blog'lardan biri olan ProBlogger'ın şu yazısını çevirmek istedim. Görür görmez çevirmek istedim aslında ama kısmet bugüne imiş. Önceki çevirilerimde (bir-iki tane var zaten) kendimden de bir şeyler katmış, bu sebeple gerçek çeviriler yapmamıştım. Bu sefer de tam bir tercüme yapmayacağım, özellikle yazarın kendi tecrübelerini ve kendi ağzından yazdığı cümleleri genele çevireceğim. Dahası, kendi düşüncelerimi de katacak, ve hatta özgün yazıdaki bazı cümleleri kullanmayacak ve çeviriyi çevirilikten iyice çıkaracağım. Umarım beğenirsiniz.

Diğer blog yazarlarıyla sosyalleşmek, bloglama konusunda önemli bir gereklilik olarak nitelendirilebilir. Bu gerekliliği çok önemli kılan bazı sebepler sıralayabiliriz:

  • Okur bulmak - Okur sayınızı artırmanın en iyi yollarından biri, başka bir blog yazarının sizin yazdığınız bir yazıyı okurlarına tavsiye etmesidir. Bir blog yazarı sizin bir yazınızı beğenir de kendi okurlarına tavsiye ederse, sizin de başka bir blog yazarının yazısını tavsiye edeceğiniz kitlenize yeni potansiyel üyeler bulmuş olursunuz.
  • Zanaati öğrenmek - Bloglama konusunda ilerlemeniz için diğer blog yazarlarının tecrübelerini benimsemeniz kaçınılmazdır. Başka blog yazarlarıyla etkileşime girdikçe iyi bir blog kurmaktan öte bilgiye sahip olabilirsiniz. Dahası, birden fazla büyük blog yazarından edindiğiniz bilgileri harmanlayarak büyüdüğünüzde daha özgün fikirler oluşturabilirsiniz.
  • Sorumluluk ve kılavuzluk - Bloglama denen hadise bazen sizi dünyadan yalıtan fena bir işe dönüşebilir ve bu (kişiliğinizin kontrolünü kaybettiğiniz zaman veya yaptığınız işin vaziyetine uzaktan bakıp bunalıma girdiğinizde) yoldan çıkmanıza veya yanlış bir yola sapmanıza neden olabilir. Böyle durumlarda sizin davranışlarınızı kontrol edecek, sizin gibi bir blog yazarı, dengenizi yeniden bulmaya yardımcı olacaktır. Bu madde önemsiz gibi görünse de sevdiğiniz bir blog yazarından gelen "Abi şu yazında nasıl sıvamışsın öyle ya?" gibi bir tepki, fark etmediğiniz bir düşüşü durdurmaya yardımcı olabilir.
  • Arkadaşlık - Blog yazarlığı yalnız bir iş olabiliyor. Böyle durumlarda işin iyisini kötüsünü bilen, yanlışlarını ve doğrularını gösterecek, sizden daha tecrübeli bir blog yazarı çok işinize yarayacaktır. Sizden daha iyi olmasa bile sizin seviyenizdeki bir blog yazarıyla yapacağınız bilgi ve tecrübe paylaşımları, yükselmenize çok yardımcı olacaktır.
  • Yeteneklerin paylaşımı - Kendi türünde bloglamayı tamamen sökmüş, her şeyi bilen bir blog yazarı yoktur, olamaz. Kimsenin, senin veya benim de eksiksiz bir bilgisi olamaz bu konuda ve blog yazarlarının birbirinin bilgi boşluklarını doldurmak için edindiği ve/veya edineceği arkadaşlarından faydalanması kaçınılmazdır. Bir blog yazarı ötekinden tasarım konusunda yardım alırken, o öteki de başka bir yazardan arama motoru optimizasyonu konusunda fikirler edinebilir. Bu da, etkileşime giren blog yazarlarının sağlıklı bir biçimde büyümesini sağlar.

Önemleri sıraladık, sıra işin nasılına geldi.

Blog yazarlarıyla arkadaşlıklar kurmak için birçok yol düşünülebilir. Herkesin kendi tarzında arkadaşlıklar kurması en doğalı olsa da, genele daha uygun yöntemlerden 12 tanesini okumak da zarar vermez, değil mi?
» Yazının tamamı için tıkla