Hitch (2005)
20.06.08Bu film, açık ara farkla izlediğim en iyi romantik komedidir. Nokta.
Normalde yazıyı yukarıdaki cümleyle gerçekten noktalayacaktım ama Beyn'e kısa ve boş yazılar yazmayı bırakalı bir süre oldu
. Açayım biraz: Bu film neden en iyi romantik komedidir?
- Çünkü başrolde Will Smith oynuyor. Adamın macera filmlerindeki performansını ikiyle çarpın, üstüne komedi filmlerindeki performansını bir daha ekleyin, bu filmdeki performansını bulun.
- Çünkü yardımcı erkek oyuncu da Kevin James. Bu arkadaş da The King of Queens adlı dizideki Doug Heffernan karakterini canlandıran muhteşem komedyen. Onun pek romantik bir rolü yok ama filmin komikliğini tek karaktere yükleyecek olsam Will Smith'in karakteri yerine bu adamın karakterini seçerdim ben.
- Çünkü orijinal bir konusu var, yani diğer romantik komedilerden ayrılacak bir özelliği var. İlişki yaşama konusunda erkeklere gerçek anlamda danışmanlık kursu veren Alex Hitchins karakterinin (Will Smith) ve kızlarla çıkma konusunda son derece başarısız Albert Brennaman karakterinin (Kevin James) hikayesidir bu film.
- Çünkü bu filme ihtiyacım var. Bu madde biraz öznel olacak ama olsun: Filmi kaç kere izlediğimi bile unuttum ve bunun tek sebebi, kızlarla çıkma konusundaki cesaretsizliğimi kırma konusunda bir şeyler kapmak. Biliyorum, gerçek hayatta yaşanan bir olay için bir filmden çıkarım yapmak son derece saçma ama işe yarar umuduyla izliyorum işte. En azından özlü sözler ediniyorum, o sözleri düstur edinip hayat bakış açımı değiştirebiliyorum. Hem bu film, filmi son izlediğimde, cesaretsizliğimi kırabilmem konusunda bir açıdan yardımcı olmayı başardı. Valla bak.
- Çünkü bu film gerçekçi. Konu ne kadar absürt olursa olsun, birkaç tane "O ne lan?" dediğiniz sahne haricinde (Mesela bir sahnede Eva Mendes "Ne istiyorsun Hitch?" diyordu da Will Smith üç saniye bekleyip "Seni." diyordu. Romantizmi saçmalıkla harmanlayan bir sahneydi bu.) olayların gerçekten olabileceğine inanıyorsunuz ki bu da filme kendinizi kaptırmanız için bir başka sebep.
Bu beş (tamam be, ilk dört) maddeyi okuyup da hala filmin gerçekten en iyi romantik komedi olduğuna inanmamışsanız, sizi kimse inandıramaz, o kadar da iddialı konuşuyorum. Tabii bu ihtimalde de filmi izleyip kendiniz yorumlamalısınız. Filmin "Anlatılmaz, yaşanır."lık bir durumu yok ama yine de bir şekilde edinip izlemeniz gereken bir film.
- 11'i çeyrek geçe kalktım.
- Banyoya girdim, çıktıktan sonra da sakalımın geri kalanını tıraş ettim. Büyük kısmını geçen gün kesmiştim, hatırlarsınız. Hatırlamazsınız veya. Her neyse, artık tertemiz bir yüzüm var - saçım hariç tabii.
- Üç buçukta evden çıktım, ASEM'e gittim. Gitmeden önce Ziraat Bankası'na iki tane fatura yatırdım.
- 5'e doğru da oradan Yavuz abiyle çıktık, ocağın 26'sında gittiğim TBMM Ek Binası'na gittik.
- Hayatımda gördüğüm en azgın 10 küsür çocuğun bulunduğu bir sünnet düğününde palyaçoluk yaptık. Normalde 3 saat kadar palyaçoluk yapmak beni o kadar yormazdı ama bu çocuklar sağolsun, şu günümün özetini yazmakta bile zorlanıyorum.
- 11 buçukta eve döndüm.
- İyi geceler.
- 12'ye çeyrek kala kalktım!
- Öğle yemeğiyle başladım güne, acayip oldu.
- 1'e çeyrek kala da evden çıktım, Necatibey Caddesi'ne geçip orada korodan arkadaşım Cem'in ofisine uğradım.
- Kendisi eşiyle beraber Herbalife ürünleri pazarlayıp bu işten deli miktarlar kazanan biri. Onunla hem Beyn'e reklam verme konusunda konuştuk, hem de ücretsiz cilt bakımı yaptırdı bana
. Böyle yüzümün gözenekleri ferahladı adeta, şahane oldum. Tertemiz bir insan olarak çıktım ofisten. - Eve yürüdüm, metroya binmedim bu sefer.
- Eve dönmeden önce Lezzet Piknik'te yemek yedim ve gazete bayisinden Akşam, Hürriyet ve Sözcü gazeteleriyle Uykusuz ve Penguen dergilerini aldım.
- Sonra eve döndüm, gazeteleri tek tek okudum. Yetmedi, biraz da Uykusuz okudum.
- Sonra akşam yemeğinde yemek üzere simit almaya gittim.
- Akşam yemeğinden sonra, 9'a doğru The Truman Show'u izlemeye başladım.
- Defalarca izlediğim halde sıkmayan bu film bittikten sonra Çok Güzel Hareketler Bunlar başladı. Geçen haftalardaki kadar karın ağrıtmadı ama yine güzeldi.
- Şimdi de WLM'de sosyalleşiyorum. Uzun zamandır bu kadar çok konuşmamıştım beya.
- İyi geceler. Size iyi geceler tabii.
On Bağlantı #31
19.06.08- Bağlantı #311: Pek tanınmamış (ama tanınması gereken) bir blog yazarından, Efe Öge'den, blog yazarlarının nasıl olması gerektiğiyle ilgili bir yazı. Ciddi ciddi çok güzel tespitler var, kesinlikle okunmalı.
- Bağlantı #312: Acayip profesör Ali Suna'dan acayip bir yazı: Beyin Güreşleri. Yorumlamayacağım bunu.
- Bağlantı #313: Selçuk Koyuncu'dan Türkiye'de çevrimiçi yemek siparişi pazarı üzerine bir yazı. Selçuk Hoca'nın yazıları da pek ayrıntılı oluyor yav, zaman alıyor okunması
. Kötü bir şey değil bu tabii. - Bağlantı #314: Gündem konusundaki isabetli tahminleri ve yerinde yorumlarıyla Okan Yüksel'in blog'unu uzun süredir takip ediyorum ve çok güzel yazılar yazıyor. Bu yazısında çökmek üzere olan AKP'yi anlatmış.
- Bağlantı #315: Türkçe ile ilgili bu haftanın ilk bağlantısı Erdal Ertürk'ten. Birkaç kelimenin etimolojik kökenini anlatıyor.
- Bağlantı #316: Ali Altuğ Koca, milli takımımızın oynadığı reklamları, üşenmeden, tek tek eleştirmiş
. Güzel de eleştirmiş, takdir edilesi bir yazı olmuş. Teşekkürler Ali. - Bağlantı #317: İkinci Türkçe yazısı Opereyşın'dan, "tahtalı köy" sözünün kökenini anlatmış.
- Bağlantı #318: Üçüncü Türkçe yazımız da, Türkçe konusunda bir blog'dan, Kelimelerin Soyağacı'dan. Bu yazıda "kabak tadı vermek" deyiminin kökenini anlatmış. Bu arada Kelimelerin Soyağacı blog'unda birçok deyimin kökeni konusunda son haftalarda süren bir yazı bombardımanı var, kaçırmayın derim
. - Bağlantı #319: Hafif'ten masa tenisi hakkında güzel bilgiler içeren, okunası, kısa bir yazı. Hafif'in yazılarının zaten neredeyse hepsi kaliteyle dolup taşıyor, orasını inkâr etmek mümkün değil.
- Bağlantı #320: Bu son bağlantı da Emrah Üstün'den ve muhtemelen bu on bağlantı içerisinde en değerlisi - kimse alınmasın, gücenmesin
. Delicesine forward'lanan (yönlendirilen) e-postalar hakkında bir bildiri, bir manifesto tadında bir yazı. Tebrikler Emrah, teşekkürler Emrah
.
- Kaçta kalktığımı hatırlamıyorum ama 11 civarıydı sanırım.
- Banyo yaptım, sonrasında da tıraş oldum. Şuradaki fotoğrafta (afrokafa benim) gördüğünüz sakallardan (Fotoğrafta pek belli olmuyor ama çoktu. Çoktu ama.) artık yalnızca çene civarı var, o da perşembe günü gideceğim animasyon dolayısıyla yok olacak.
- Okula gittim. Sonra döndüm.
- Akşamüstü de, akşam da, gece öncesi de sıkıcı geçti. Ama bu sefer ortada bir tatil havası var, ÖSS'ye çalışmamanın verdiği azap yok
. - Gece Star'daki Deşifre'yi ve Nuray Bezirgan hakkındaki dosyayı izledim. Kendisi hakkında söylenecek tek iyi şey, dürüst olduğudur. Başımızdakiler veya başımızdakileri yöneten Amerikalı Feto gibi takiye yapmakla uğraşmıyor, düşüncelerini açık açık ifade ediyor. Ha, düşüncelerini destekliyor muyum, kesinlikle hayır! Yalnızca açık sözlülüğünü takdir ettim, o kadar.
- İyi geceler.
- 11'e beş kala mı, 11'i beş geçe mi ne uyandım.
- Annemle beraber anneannemi ziyarete gittik.
- 1'i çeyrek geçe oradan kalkıp Efe Tur'un ofisine gittim. Oradan servisle İzmit Şehirlerarası Otobüs Terminali'ne geçtim, oradan da Ankara'ya doğru yola çıktı otobüs.
- Yolda benim cZEN'in şarjının ne kadar gidebileceğini gördüm. Yolun başlarında son şarj çizgisi kalan aslan cZEN, 4 saat boyunca yüksek sayılabilecek seste müziği verip oracıkta can verdi. Şu yazıyı yazarken canlı tabii, geri verdim enerjisini. Ehe.
- 7'ye doğru eve vardım.
- Akşamın geri kalanı sıkıcı sayılırdı.
- Bilgisayardaki işlerimi bitirince de yattım işte.
- Sabah 7'ye doğru kalktım. Gergin bir gün olacağından olsa gerek, eğlenceli bir şekilde başlayan alarm müziğim Scatman başladığında neredeyse çığlık atacaktım korkudan.
- Kahvaltıda babaannem bana yumurta kırdı, adam gibi kahvaltı etmiş oldum
. - 8'de evden çıktım, metroyla Kızılay'a, oradan da dolmuşla Yukarı Ayrancı'ya geçtim.
- Sınava girdim, çıktım. Sonunda bitti lan!
- Yürüyerek eve dönmek istedim, enerjim de vardı ama havanın sıcaklığı o enerjiyi aldı götürdü. Mecburen otobüsle Kızılay'a, oradan da metroyla eve geçtim.
- Öğle yemeğini yerken aklıma geldi, İzmit'e gitmeliydim lan!
- Öğle yemeğinden sonra hemen 2 otobüsüne yetişip İzmit'e gittim!
- Saat 7'ye doğru eve vardım.
- Annem ve babamla hasret giderdikten sonra dışarı çıktık, Aslar Kebap'a gidip orada akşam yemeği yedik - hesabı babamın ödediği bir Babalar Günü kutlaması oldu
. - Türkiye - Çek Cumhuriyeti maçını izledik. İlk 70 dakika sıkıntıdan patlarken 70. dakikadan sonra maç güzelleşmeye, 75. dakikada atılan ilk golden sonra da muhteşemleşmeye başladı. Son dakikalarda attığımız ikinci golün sonrasında manyak gibi bağırıken, üçüncü gol sonrasında psikopat gibi balkona çıkıp sokağa doğru "KIRMIZIII!" diye nara attım. "BEYAAAZ!" diye karşılık gelince de "EN BÜYÜK...!" diye böğürdüm ve "...TÜRKİYEEE!" karşılığını da alıp, ses tellerimi orada bırakıp, içeri girdim.
- Ben böyle maç görmedim arkadaş. Eminim maçı izleyenlerin neredeyse hiçbiri de görmemiştir böylesine giden ve böylesine biten bir maçın benzerini.
- Gece de annemle biraz muhabbet edip yattım.
Bu da bitti: 2. ÖSS!
17.06.08Biraz geç yazıyorum gerçi ama, yazmazsam olmazdı. İkinci ÖSS deneyimim de sonlandı ve çok şükür, mutlu sonlandı!
Gireceğim okula (Ayrancı Anadolu Lisesi) biraz erken vardığımdan dolayı sınıfta 45 dakika kadar beklemek zorunda kaldım. Uyuyayım dedim, uyuyamadım. Gazete okuyayım dedim (Sokağımızdaki bakkaldan Hürriyet almıştım.), sınıfın içerisinde ayıp olur diye onu da yapamadım. Mecburen mal mal bekledim. Su içtim, Olips yedim.
Sonra sınav başladı. Daha önceden yaptıklarımın aksine, FEN-2, MAT-2, MAT-1, FEN-1, TÜR-1, SOS-1 sırasını takip ettim. İyi ki de öyle yapmışım çünkü önceden girdiğim deneme sınavlarında nefessiz kalacak kadar bunalırken bunda yalnızca TÜR-1 kısmına geldiğimde sıkıldım. Sıkıldım ama tam sıkıldım, uyukladım falan böyle
. Zaman konusunda da hiçbir sorunum olmadı - uyukladım diyorum be! 
Sonra sınavdan çıktım. Süper hissediyordum, ciddi ciddi üstümden büyük bir yük kalktığını hissettim ki ben bu şekilde hissetmemiştim daha önce.
OH BE!
İki ay sonra bir kez daha Ankara'lı blog yazarları olarak buluştuk ve katılım geçen sefere göre neredeyse yarı yarıya düştüyse de diğer toplantıdan daha eğlenceli ve daha verimli, daha öğretici bir buluşma gerçekleştirdik.
Katılım:
- Barış Ünver (ben yani)
- Gülşah K. (soyadını vermek istemeyen yazar)
- Taha İpek
- Ateş Keskin (henüz blog yazarı değil)
- Veysel Semiz
- Erhan Yakut (toplantının ünlüsü
) - Serhat Çulhalık
- Hüseyin Mert
- M. Erdem Çorapçıoğlu
- Kaan Fakılı
- Ömer Şanlıer
- Erkan Hirik
- Ahmet Eroğlu
- Ahmet Orhan
- Alper Kâhya
- Ali Rıza Babaoğlan (sonradan gelip, masaların en uzağına oturup, konuşmayıp bizi üzen kişi
)
Konuşulanlar:
Dört tane büyük konu vardı, diğerlerini de tek başlıkta toplayacağım.
» Yazının tamamı için tıkla
- ÖSS'den bir gün önce 12 buçukta uyanarak sorumsuzlukta son noktaya ulaşmış olabilirim.
- 3'e doğru banyoya girip de 3'ü çeyrek geçe banyodan çıkmam ve Türk Blog Yazarları'nın ikinci toplantısına neredeyse geç kalmam da yine sorumsuzluk şeklinde yorumlanabilir tabii.
- Neyse, toplantı muhteşemdi. 16 kişiydik ama geçen toplantıdan çok daha keyifli ve çok daha verimli geçtiğini düşünüyorum. Yarın toplantıyı yazacağım, taslaklara attım bile.
- Toplantıdan ve toplantı sonrasındaki yemekten sonra eve döndüm (Bu arada Ahmet Eroğlu'yla aynı sokakta oturduğumuz ortaya çıktı
.), bilgisayar başına geçtim. - Nermin birkaç tane film istemişti, onları düzenlemeye koyuldum. Hepsi bilgisayarımda kayıtlıydı (Banyoya girmeden önce bilgisayarımda kayıtlı olmayanları bilgisayara atmıştım.), akşam yalnızca isim düzenlemem ve Türkçe altyazılar bulmam gerekti yani.
- İsimleri düzenlerken Hitch'te takıldım, oturdum onu izledim. Halbuki ÖSS'ye çalışabilirdim? Ehehe, şaka tabii.
- Şimdi de erkenden yatmaya çalışıyorum. Hesaplarıma göre 1'de uyumuş olursam ve 7'de kalkarsam 6 saatlik uyku, yani 4 tane 1 buçuk saatlik uyku döngüsü beni dinç tutacak yarın.
- İyi geceler yani.














