08 Şubat 2010 tarihli günümün özeti
09.02.10Rüyam
Rüyamda Teoman'ı gördüm. Konuşuyoruz falan... Bir anda ayağa kalktı, "Ben bunları buraya koyuyorum, birileri alsın." gibisinden bir şey söyledi ve bir netbook ile birkaç tane dergiyi şimdi tam hatırlamadığım bir yere (stand gibi bir yere) koyuverdi. Sonra ben çakallık edip "biri" olarak netbook'la bir adet dergiyi alıverdim. Rüyanın sonuna kadar Teoman bana kötü kötü baktı.
Günün gidişatı
- 9'da kalktım.
- 12'ye kadar evdeydim. Sonra dışarı çıkıp biraz alışveriş yaptım, bir de bankaya 5 lira yatırdım.
- Bankaya yatırdığım 5 lirayla yenilenmesi gereken alan adlarımdan birini yeniledim.
- Sonra Kızılay'a gittim. Giderken Yurtiçi Kargo'ya uğrayıp annemlere bir kargo gönderdim.
- Günün Olayı: Saat 1 buçukta, yaklaşık 2 haftadır Ankara dışında olan Ece'mle buluştum :). Akşama kadar o kafe senin, bu Aba Piknik benim, şu Limit Bilgisayar Kursu onun, o Dost Kitabevi bunun, geze geze hasret giderdik. Nasıl özlemişim yav... :)
- Akşam 6 civarında güç-bela koptuk birbirimizden; Ece'mi yurduna yolcu ettim. Sonra ben de eve döndüm.
- Metroda Dost Kitabevi'nden aldığım Mustafa Kemal Atatürk'ün Liderlik Sırları adlı kitabı (Yazarı: Adnan Nur Baykal) okumaya başladım. Tertemiz bir dille, kaynaklara dayandırılmış örneklerle 50 madde var kitapta, Atatürk'ün liderlik özelliğini anlatan. Yazara ulaşmayı deneyeceğim, daha sonra kendisinden, kitabın özet sayılabilecek bir kısmını yazı dizisi halinde Beyn'de yayımlamak için izin isteyeceğim.
- Akşamım çoğunlukla bilgisayar başında geçti.
- Saat 2 olmuş. Kitaba biraz daha göz atıp yatacağım. İyi geceler.
07 Şubat 2010 tarihli günümün özeti
08.02.10- 9'da kalktım.
- Bütün gün evdeydim.
- Evdeydim dediysem tembellik etmedim herhalde! Tamam, (bir-iki saat uyuyarak) birazcık tembellik ettim ama olsun. Mesela Beyn'in yeni temasına uğraştım.
- Akşamüstü de 6'dan 7'ye kadar babaannemle Bir Kelime Bir İşlem'i izledim.
- 7'yi çeyrek geçe evden çıktım ve Pizza Hut'tan pizza alıp eve döndüm. İnanmayacaksınız ama bu sefer pizzayı ben istemedim, babaannem istedi :D.
- Geceye doğru da Medya Kralı'nı açtım, biraz onu izledim. 1 civarında onu da kapattım.
- Şimdi de yatmak üzereyim. İyi geceler.
06 Şubat 2010 tarihli günümün özeti
07.02.10
Sabah 9'da kalktım. Nazar değmesin, 4 gündür bu civarlarda kalkıyorum.- 10 buçuk gibi bir kargo geldi. Mest Rakı bana çok hoş bir hediye yollamış: güzel bir kutu içerisinde bir büyük rakı ve iki de rakı bardağı. Hatta bir de not eklemişler; sağdaki resme tıklayarak okuyabilirsiniz.
- Akşamüstüne kadar evdeydim. Öğle yemeğinden önce biraz kestirdim, onun dışında bir olay olmadı.
- 4'te evden çıkıp "yazılımcılar buluşması"na gidecektim ki bir daha kapı çaldı, bir kargo daha geldi :D. Bu seferki de Colgate'tendi, onlar da yeni çıkardıkları diş macunlarından göndermişler. Tam olarak anlayamadım ama ağrı kesici etkisi varmış sanırım. Dişi ağrıyanlar alsın :D.
- 5'e çeyrek kala Kızılay'da, 3E Restoran'daydım. 20 küsur yazılımcı oturduk, geyik yaptık. Ama emin olun, restorandaki diğer insanlar bizim geyiğimizi dinlese zerre anlamazlardı :D.
05 Şubat 2010 tarihli günümün özeti
06.02.10- 9'da kalktım. Üçtür erken kalkıyorum, kesin başıma bir şey gelecek. Muhtemelen yarın geç kalkacağım.
- Kahvaltımı ettikten sonra The Office'in yeni çıkan bölümünü izledim.
- Sonra da dışarı çıktım; Ati Eğitim Kurumları'na gittim. 11 buçukta öğrencim gelecekti, gelmedi. 12'ye kadar bekleyip Limit Bilgisayar Kursu'na geçtim.
- Öğrencim oraya geldi :). 12 buçuktan 2'ye 10 kalaya kadar ders yaptık.
- Sonra Erkut yemek ısmarladı, yemek yedik.
- Bir ara Maximum Language School'a gittim, 45 dakika falan orada takıldım.
- Sonra tekrar Limit'e döndüm. 6 buçuğa kadar oradaydım.
- Eve dönmeden Makromarket'e gidip alışveriş yaptım. Ice Tea, hazır çorba, çikolata, Uykusuz ve Penguen aldım.
- Eve döndüğümde babaannemin yemek olarak sucuklu yumurta yaptığını gördüm, acayip sevindim :).
- Akşam da Fringe'in yeni çıkan bölümünü izledim. Paralel evrenler konusuna sonunda geri dönmüşler, acayip sevindim. Yalnız sevincim kısa sürdü: 8 haftalığına diziye ara veriyorlarmış; bir sonraki bölüm 01 Nisan 2010'da yayınlanacakmış :(.
- Uykum erken geldi bu sefer, dayanamayıp 11 civarı biraz uyukladım. 1 civarında yatayım diyorum. Özeti de erkenden yazdım (biraz da alttaki bölüm erken yayımlansın diye). İyi geceler.
Burnuk
Bayılarak okuduğum, Ankara'ya geldikleri bir fuarda resim de çektirdiğim (Saçlarımın korkunç hali için okurlarımdan özür diliyorum.) Uykusuz çizeri Ersin Karabulut böyle bir kelimenin olmadığını ama olmasını çok istediğini söylemiş. Beyn'in arama motorlarındaki performansına güvenerek "burnuk" kelimesini tanıtmayı kendime misyon edindim yalnız kendisinden bir ricam var: imzalı bir Sandık İçi kitabı. Çok zor olmasa gerek. Gelecek hafta internette arama yaptığında bu yazıyı okursa diye şansımı deneyeyim dedim :).
04 Şubat 2010 tarihli günümün özeti
05.02.10- 9'da kalktım.
- Sabah kargo geldi - ablamın hediyeleri. Ablama doğum günü hediyesi de, yeni ev hediyesi de, yılbaşı hediyesi de alamamıştım. İlk gördüğümde üçünü birden vereceğim artık :D.
- Gün boyu evdeydim. Ne tembellik ettim, ne çok çalıştım. Ama gün sonunda günün boşa gittiğine karar verdim.
- Öğlen uyudum mesela. Ama derneğin kitap projesine de vakit ayırdım.
- Dışarı da akşam saat 11'de çıktım, patlamış mısır almaya. Hayır benim canım çekmedi, babaannem istedi :).
- Neyse işte, şimdi de yatıyorum. İyi geceler.
Yarının eylem planı
- Öğlen 11 buçukta Ati Eğitim Kurumları'nda derse gireceğim.
- Maximum Language School'a gideceğim.
- Geçen dediğimde gidememiştim, belki bu sefer Kahve Dünyası'na gitme fırsatım olur.
03 Şubat 2010 tarihli günümün özeti
04.02.10- 8 buçukta kalktım.
- Kahvaltımı edip dışarı çıktım, Kızılay'daki Ati Eğitim Kurumları'na gittim. Derse girecektim ama öğrencim gelmeyince orada arkadaşlarla sohbet ettim.
- Gün içerisinde oradan Limit Bilgisayar Kursu'na geçip Erkut'la da görüştüm. Kitabı konuştuk.
- Akşam 7'ye kadar Limit'teydim. Sonra eve döndüm.
- Akşam yemeğinden sonra Antalyaspor - Galatasaray maçını izledim. Sonuna kadar izledikten sonra, sonuna kadar izlemeye nasıl tahammül ettiğimi düşünüp şaşırdım kendime.
- Maçtan sonra da Inglorious Basterds adlı filmi izledim. Yorumum kısa ama film hakkında "spoiler" denen türden bilgi içeriyor: Yorumumu okumak için tıklayın.
- O da bittikten sonra grevle ilgili "Grev" başlıklı bir yazı yazdım, buradan okuyabilirsiniz.
- Yatıyorum, iyi geceler.
Grev
04.02.10
Recep Tayyip Erdoğan, yiğitliğine çamur sürdürmez. Asla geri adım atmaz. Bu, onu Cumhuriyet tarihinin belki en cesur başbakanı yapar. Ve bu, belki de şu an için ülkemiz adına yapılacak en güzel şey. Ülkemiz, Recep Tayyip Erdoğan sayesinde 21. yüzyıl içerisindeki belki ilk uyanışını yaşayacak.
Neden mi?
Bugün 6 sendika konfederasyonu toplanıyor:
- Türkiye Kamu-Sen (Türkiye Kamu Çalışanları Sendikaları Konfederasyonu) - Üyesi olan 12 sendika var.
- Memur-Sen (Memur Sendikaları Konfederasyonu) - Üyesi olan 12 sendika var.
- KESK (Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu) - Üyesi olan 11 sendika var.
- DİSK (Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu) - Üyesi olan 18 sendika var.
- Hak-İş (Hak İşçi Sendikaları Konfederasyonu) - Üyesi olan 8 sendika var.
- Türk-İş (Türkiye İşçi Sendikaları Konfederasyonu) - Üyesi olan 35 sendika var.
Bu 96 sendikanın toplam üye sayısı 4 milyona yakın. Şuradaki ve şuradaki belgelerde, sendikaların ve konfederasyonlarının üye sayılarına bakarak Temmuz 2009 rakamlarına göre 4 milyon eylemci işçi bulabiliriz. (İki belgedeki tüm sendikaları veya tüm konfederasyonları saymayın, bazıları katılmıyor.)
Bu 4 milyon işçi, bugün 1 günlük iş bırakma eylemi (grev) yapacak. Sebebi, bugünle beraber 52. gündür hükümetin inadına karşı direnişini sürdüren Tekel işçileri. Tekel işçileri yalnızca motivasyon; bu genel grevin, genel direnişin asıl sebebinin haksızlıklara başkaldırı olduğu gerçeğini bugün kimse inkâr edemez.
Bugün hayat tam anlamıyla duracak. Kamu sektörüyle beraber özel sektörde de işler bir günlüğüne bırakılacak. Ülkemizdeki vatandaşların çoğu, işini halledemeyecek. Pek çoğu da işi bırakan diğer vatandaşlara küfredecek, belki saldıracak...
..sonra düşünecek: "Bu 4 milyon işçinin bir bildiği yok mu?" Soracak: "4 milyon işçi, bu grev kararını sadece gaza gelerek mi verdi?" Ve cevabı buluğunda, 4 milyon vatandaşı suçlayacağı yerde geçirdiği kötü günün hatasını 1 vatandaşta bulacak: yiğitliğinin şanından geri adım atmayacak olan Recep Tayyip Erdoğan.
» Yazının tamamı için tıkla
02 Şubat 2010 tarihli günümün özeti
03.02.10- 9'da kalkmayı başardım bugün :).
- Yalnız 1'de tekrar uyuyup 5'te geri kalktım, o ayrıntıyı saymazsak bugün erken kalktım! Tamam be tamam, anladık, tembelim.
- Ama akşam da oturup ne yaptım?
- Günün Olayı: Yeni bir programlama dili öğrenmeye başladım! Java dilini öğreniyorum. Başka programlama dillerinin yapısına azıcık da olsa benzediğinden dolayı giriş kısmını kolayca hallettim. Kısmetse diğer kısımlarına da ufak ufak devam edeceğim :).
- Bu arada bugün How I Met Your Mother'ın yeni çıkan bölümünü izledim. Ne diyeyim, her zamanki gibi harikaydı :D.
- Akşam 12'de Java derslerini bıraktıktan sonra pek bir şey yaptım sayılmaz. Haberleri okudum falan... Mecliste kavga çıkmış, bu sefer yumruklaşmalar olmuş. Bir de ayın 4'ünde ülke tarihinin en büyük grevlerinden biri varmış.
- Yatayım artık. İyi geceler.
Yarının eylem planı
- Grevle ilgili yazı yazacağım.
- ÜDS Kursu Ankara'yı düzenleyeceğim.
- KPDS Kursu Ankara'yı düzenleyeceğim.
- Limit Bilgisayar Kursu'na gideceğim.
İçkiyle münasebetim
02.02.10
En baştan özet geçeyim: Birayı sadece "zorunda kaldığımda" içebiliyorum; votkayı çok severim ama öyle aman aman bir uzman sayılmam; rakıya ise umutla alışmaya çalışıyorum.
Bu yazıda ise, içkiyle olan seviyeli münasebetimi anlatacağım.
Hatırladığım ilk içki tecrübesi şöyle: Ben ufakken, evimize misafir geldiği bir sırada annemin bardaklara su doldurduğunu gördüm. Susadığım için mi, yaramazlık olsun diye mi bilmiyorum ama o su dolu ince bardaklardan bir tanesini alıp içeyim dedim. Bardağı ağzıma götürdüğümde burnuma gelen ilginç koku sayesinde bardaktakinin su olmadığını anlamıştım ama artık çok geçti, bardaktaki sek rakının dörtte biri çoktan ağzımdan içeri gitmişti! Böylece rakının bende ilk bıraktığı izlenim pek iyi oldu denemez.
Daha sonra ergenlik geldi. "Oğlum büyükler hep içki-sigara içiyor lan, biz de içelim ki olgun görünelim!" düşüncesi nasıl oluyorsa ergenlik çağındaki çocukların bir kısmında mantık çerçevesi içinde var olabiliyor. Sigaraya hiçbir zaman bulaşmadım (Çok şükür!) ama içki konusunda daha "ılımlıydım". Ergenlik çağında içki içmeye meraklanan her gerizekalı çocuk gibi ben de bira içmeye başladım. Ve yine her ergen çocuk gibi ben de ağzıma gelen acı tada "Oh be soğuk bira, ne güzel." diye yalandan methiyeler düzüyor, ne kadar olgun olduğumu kanıtlamaya çalışıyordum. Ama biraya bir türlü alışamadım abi! Ağzımda bıraktığı acı tattan her zaman nefret ettim ve bir bardaktan sonrasında zerre zevk alamadım.
Sonra votkayla tanıştım. Sek haliyle değil tabii. Tadı ve alkol oranı değiştirilebilir bu yeni içkinin daha rahat içildiğini fark ettim. Hem bira -affedersiniz- hep kusturuyordu ama votka, cılkını çıkarmadığım sürece sadece ertesi gün baş ağrısına sebep oluyordu, o kadar!
Ama gıpta ettiğim ortam, her zaman için rakı sofrası oldu. Diğer içkilerin içildiği sofralarla aynı tada sahip olmuyor bu rakı sofraları. Votkayı içtikçe yamulurken, rakıyı içtikçe düzeliyor sanki insan - tabii yerinden kalkmadığı sürece! Rakıda ve şarapta öyle acayip bir özellik var: Yerinden kıpırdamadıkça sarhoşluk hissini çoook geç veriyor ikisi de. O yüzden sohbet de daha tatlı, daha güzel oluyor. Bunları tecrübe ettiğimden değil, izlediğimden biliyorum. Annem, babam falan rakıdan çok iyi anlarlar. İmrenişim ondandır.
Yine de ailemizin en şahane özelliklerinden biri, her bireyim içerken nerede durması gerektiğini bilmesidir. Ben de çok şükür artık ergenliği atlattığım için öyle "dibine kadar içeyim, manyak gibi sarhoş olayım" zihniyetinden kurtuldum. Ortamda oldu mu içmekten sakınmam ama "içmeye gitmek" olayından şu an için epey uzağım.
Neyse. Diyeceğim odur ki, beni rakıya alıştırana teşekkürüm sonsuz olacaktır. Mesela bi' Yakup Abi var. O bana rakı nasıl içilir, anlatsın isterim. Rakıyla barışmayı özellikle istiyorum çünkü rakının -yapısı gereği- diğer içkilerden daha az zararlı olduğunu gösteren savlar var. Neyse, hissediyorum, rakıyla barışacağım gün yakındır.
01 Şubat 2010 tarihli günümün özeti
02.02.10- 2 buçukta kalktım. 6'da yattığım için 2 buçukta kalktım.
- Gün boyu evdeydim. Site mite yaptığım için yani çalıştığım için gün boyu evdeydim.
- Akşam simit aldım. 71. Sokak'taki simit fırınındaki simitleri denemek için simit aldım.
- Erken yatıyorum. Uykum geldiği için erken yatıyorum.
- İyi geceler. İyi bir gece geçirmenizi dilediğim için iyi geceler.






