Kategoriler: Hayatımın Arşivi
  • 8 buçukta kalkıp ufak bir parça ekmek yedikten ve çeyrek litre süt içtikten sonra dışarı çıktım.
  • Magnet Tıp Merkezi'ne gittim tekrar. Üç test yaptırdım, sonuçlarla beraber ikinci muayeneye girmek için saat 4'e doğru randevu aldım. Sonra eve döndüm.
  • Uyudum biraz.
  • Scrubs izledim biraz.
  • Sıkıldım çok.
  • 3 buçuk gibi tekrar evden çıkıp yine Magnet Tıp Merkezi'ne gittim. Temiz çıktım, anksiyete bozukluğu aşağı yukarı kesinleşti. Ben yine de her ihtimale karşı pazartesi gününe kardiyolojiden randevu aldım, kalp ultrasonuna giriyorum gulucuk.
  • Eve döndüm. 1 buçuk saat kadar kendi kendime konuştum.
  • Sonra Berk mesaj attı, 10 gibi evden çıkıp 100. Yıl'a gidip Berk ve Erol'la buluştum.
  • Arjantin Kebap denen bir yerde kaşarlı pide yedik ve votka alıp ODTÜ'ye geçtik.
  • İçtik, dertleştik, şarkı söyledik ve 4'e doğru onların yurtlarına döndük, sızdık.
Kategoriler: Hayatımın Arşivi
  • 11'e çeyrek kala uyandım. Aslında 9 buçukta da uyanmıştım ama bir şekilde tekrar uyumuşum, anlayamadım.
  • Bugünüm, hayatımın en boş geçen günleri arasında ilk beşe rahatlıkla girebilir. Anlık bunalımlara girip ölümü düşündüğüm dahi oldu. Tabii günümün boş geçmesinin sebebi ÖSS ve
  • Ekmek arası kaşar peynirinden oluşan kahvaltım sonrasında birkaç bölüm Scrubs izledim.
  • Öğleden sonra, iki buçuk gibi dışarı çıkayım dedim. Lezzet Piknik'e gidip öğle yemeği yedim; Penguen ve Uykusuz dergileriyle Akşam ve Sözcü gazetelerini aldım, para çekip eve döndüm.
  • Gazeteleri ve Uykusuz'u okudum.
  • Akşam 8'e doğru babaannem geldi. Evet, babaannem bütün gün arkadaşlarıyla Eymir Gölü'ndeydi. Arada sırada dışarı çıkınca çok mutlu oluyorum onun adına. Yine de kendi bunalıklığımdan onun için mutlu olamadım bugün.
  • Akşam yemeğinden sonra Muse'un Feeling Good yorumunu dinleyip biraz hayata döner gibi oldum.
  • Dışarı çıktım; süt, çikolata ve ekmek alıp eve döndüm. İyi hatırlattım, içeyim şu sütü.
  • The Shining'i izledim. Arada duraklamak zorunda kaldım zira şu nefes alamama sorunum tekrar baş gösterdi. Hatırlarsanız ilk teşhis sorunun kaynağının anksiyete bozukluğu olduğu yönündeydi, sanırım hakikaten öyle çünkü bir gerilim filminde aynı sorunla tekrar karşılaşmam sorunun ruhsal olduğunu az çok teyit eder yönde gulucuk. Filmin tanıtımını sonra yapacağım.
  • İyi geceler.

http://view.break.com/495464

Böyle bir kurtarış yok dünyada gulucuk. Hakikaten etkileyici.

Kategoriler: Beyn'im Gelişiyor

Sonunda bitirdim. Gerçi hala Internet Explorer 7'de sayfanın uzaması gibi acayip bir sorun mevcut, ama onun çözümünü bulamadım - o sorunu bulana ve çözümünü getirene yüz bin lira veriyorum!

Biraz daha sade bir şey yapayım dedim, karmaşadan olabildiğince kaçtım. Ben beğendim ama sizin de fikirlerinizi almak isterim tabii.

Bu yazıyı yazarken gördüğüm sorunlar:

  1. Internet Explorer 7 maraz çıkarıyor, sayfayı uzatıyor. Hayret ettim, hep Internet Explorer 6 olurdu beni uğraştırıp küfür yiyen.
  2. Opera'da test etmedim, bir sorun varsa Opera'cılardan bir ekran görüntüsü beklerim.
  3. Gelen bağlantıların (trackback ve pingback'ler) tipleriyle henüz oynamadım, onlar biraz garip gözüküyor.
  4. Altta bir-iki piksellik beyaz bir boşluk var.
  5. Bu arada Internet Explorer 6'nın zaten bir sürü sorunu var ama onlar genel sorunlar, en kısa zamanda bir pencereyle IE6 kullananlara özel mesaj çıkacak, IE7 veya Firefox kullanmaya yönlendireceğim. IE7 çıkalı kimbilir ne kadar zaman oldu, hala Beyn'e gelenlerin IE kullanıcılarının yarısından fazlası IE6'cı be!

Başka sorun görürseniz lütfen çekinmeyin, vurun ağzına sorunun.

Kategoriler: Hayatımın Arşivi
  • 8'de, yeni alarmımla (System of a Down'dan Bounce) uyandım, derhal giyinip, kahvaltımı edip 8 buçukta dışarı çıktım.
  • Metroyla Macunköy'e kadar gittim. Oradan sonrasını yürüyerek Öz Ankara Gıda Toptancılar Sitesi'ne vardım.
  • Çağdaş Market'in merkez şubesini bulup iş görüşmesi için ofiste, 10 kadar kişiyle beklemeye başladım.
  • Görüşmeye girdikten 3 dakika kadar sonra işi alamayacağımı anladım, ben de geyiğe sararak adamlarla, adamların benden beklemediği bir özgüvenle muhabbet etmeye başladım. Heheh, övünüyor gibi konuşmayayım ama görüşmeden ayrılırken adamların benim uygunsuzluğuma rağmen konuşmayı memnun bitirdiklerini hissettim. Böyle içlerini döktüler çünkü biraz.
  • Eve döndüğümde saat 12'ye geliyordu sanırım.
  • Öğle yemeğinden sonra kayda değer bir şey yaptığımı hatırlamıyorum.
  • Hatta akşam yemeğinden sonra da pek bir şey yapmadım.
  • N'apmıştım lan ben dün?
  • Haaa... Akşamüstü, Ludwig van Beethoven'ın hayatını anlattığı iddia edilen Immortal Beloved adlı filmi izlemek istedim. Film öylesine yapmacık, öylesine iğrençti ki, yarısına doğru kapatmak zorunda kaldım. Böylesine kötü bir oyunculuğu Yeşilçam filmlerindeki figüranların oyunculuklarıyla karşılaştırabilirim ancak. Hıh!
  • Akşam ise yine iğrenç ama izlenebilir (ve çok uzun olmayan) Meet the Spartans'ı izledim.
  • Sonrasında Yılmaz Erdoğan'ın yeni programı olan Çok Güzel Hareketler Bunlar'ı izleyeyim dedim. İyi ki izlemişim, Anında Görüntü Show'dan tamamen farklı bir konsepte oturtulmuş şahane bir tiyatro şovu olduğunu gördüm ve çok beğendim. Sanırım televizyonda zevkle izleyeceğim ikinci program olacak bu.
  • Ardından Beyn'in yorum bölgesiyle biraz daha çalışıp neredeyse bitirdim. En son tarayıcı problemleriyle savaşıyordum hatırlarsanız.
  • Sonra da yattım.

Meet the Spartans (2008)

Evet, IMDb Bottom 100'dan izlediğim ilk filmle karşınızdayım gulucuk.

Film hakikaten kötü. Ama öyle filmler var ki, ne kadar kötü olursa olsun güldürüyor ve eğlendiriyor, insan vaktinin harcandığını düşünmüyor. Elbette böyle bir film izlemişsinizdir; gerçekten çok kötü bir yapımdır ama bir şekilde hoşunuza gitmiştir.

Film gerçekten berbat. Yapım olarak da kötü yani, bütçe mütçe ayırılmamış. Mızrakların bariz biçimde koltuk altlarından geçmesi mi istersin, son derece yapay kuklalar mı istersin, dövüş sahnelerinde özel efektten kaçınmak için hızlı kamera hareketleriyle izleyicinin kafasını karıştırma zihniyeti mi istersin... Hepsi var. Espriler arasında da çok saçma olanlar var ve Amerika'yı ilgilendiren espriler yapmışlar, yani Amerika'lı olmadığımız için her espriyi anlayamayabiliyoruz. Ama sorun değil, 5 dakikada 15 espri yapılıyorsa bunların 2'si güzel oluyor (İstatistikleri kafamdan salladığımı fark etmişsinizdir.), bu da filmi izlenebilir kılıyor. Filmi izlenebilir kılan bir başka etmense Carmen Electra pek tabii.

Film cidden çok fena. Bazı sahneler çok uzun; mesela şu kocaman ölüm çukuru sahnesini uzattıkça uzatmışlar. Yetmemiş, filmin sonuna, filmden çıkarılan sahneleri de koymuşlar ki orada da filmdeki kadar ölüm çukuru esprisi var. Komik olanlar da var ama hepsini toplasanız güzel espri/saçma espri oranı 24/1586 olacaktır. Evet, bunu da salladım.

Film sahiden iğrenç. Yine de, dediğim gibi, filmi sevdim ben. IMDb'de en kötü 100 film arasında bile olsa ben sevdim. Hem o liste gerçeği yansıtıyor olamaz, Kazaam da orada lan! Siz kimsiniz benim çocukluğumda en sevdiğim filmi oraya koyuyorsunuz, hayvanlar!

İ. Melih Gökçek adlı üstün zekalı belediye başkanımız Ankara'yı kobay olarak kullanmış, haberimiz yok.

http://www.ntvmsnbc.com/news/448075.asp

Başkentliler 'zararlı' denen suyu içiyormuş!

Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek, belediyede düzenlediği basın toplantısında, Kesikköprü'den gelen Kızılırmak suyunun 21 gündür halka verildiğini açıkladı. Belediye Başkanı Melih Gökçek, "Kimse de bunun farkına varmadı" dedi.

ÖNCEDEN HABER VERMEDİM, ÇÜNKÜ...
Bu durumu önceden duyurmaları halinde, bazı sivil toplum örgütleri ve bazı siyasi partilerin toplantılar düzenleyerek, ishal vakaları görüldüğü yönünde açıklamalarda bulunacağını öne süren Gökçek, "Bunu bozduğum için çok mutluyum. Hepimize afiyet olsun" dedi.

HALKTAN ÖZÜR DİLİYORUM
Belediye Başkanı Gökçek, "Ankaralılara hayırlı olsun. Böyle bir yola başvurduğum için halktan özür diliyorum" diye konuştu.

KİRLİ SUYU VERMEK İÇİN HAİN OLMAK LAZIM
Kendisinin de 21 gündür Kızılırmak suyunu içtiğini beliran Gökçek, "Bir belediye başkanının vatandaşa sağlıksız suyu vermesi için hain olması lazım" dedi.

Olaya önce iyimser yönden bakmaya çalışıyorum: En azından suyun gerçekten temiz olduğu ortaya çıktı. Ama bir belediye başkanının, halkını kobay olarak kullanması ve hatta bu deneyi halkından gizlemesi çok yanlış. Diyelim ki su halkı ishal etti, bu durumda İ. Melih bey ne yapmayı düşünüyordu Allah aşkına? Gerçi cin gibi adam maşallah, "Norovirüs salgını Ankara'da yayılıyor." derdi; suçu hemen başka bir olayla ilişkilendirip sıyrılmış olurdu.

Eleştiriyorum ama çözüm önerisi yapmadım diye pek niteliksiz oldu eleştirim, farkındayım; biraz nitelik kazandırayım eleştirime.

Aslında adam da haklı bir yerde, haberde bahsettiği gibi önceden açıklamış olsaydı ölümüne muhalefetçiler kıçlarından binlerce ishal vakası duyurup adamı küçük düşürürlerdi, orası kesin. Yine de bu, pek zeki belediye başkanımızın yaptığına yapılması gereken sıfatını vermiyor. Televizyona çıkmayı zaten çok seviyorsun, alırsın bir bilim adamı, yanına koyarsın bir noter, yanlarına geçip Kızılırmak suyunun sülfat oranını canlı yayında ölçersin. Noter tasdikli, halka duyurulan bir haber; bir deney havasında yürütülen ve halktan saklanan bir çalışmadan daha fazla güven verirdi. Şimdi adamcağız ölümüne muhalefetçilere, hatta herkese, kendisini eleştirmesi için haklı bir gerekçe vermiş oldu.

"Aferin." deyip geçiyoruz, Allah'a da şükrediyoruz bu deney sonucunda hastalık kapmadığımız için.

88 Minutes (2007)

Önce şunu diyeyim: Ben polisiye film sevmem pek. Birkaç istisna dışında çok sıkıcı gelir bu tür filmler. Etkileyici cümle geliyor: İşte bu film de bu istisnalardan bir tanesi oldu benim için.

Filmi Sinepil'de gördüm, merak edip filmi bir yerlerden edindim ve izlemeye başladım. Anında aksiyona atlatıvermesi birazcık canımı sıktı, filmin başlarını biraz daha sakin yapsalarmış daha iyi olurmuş. Al Pacino'nun da oyunculuğu ne kadar muhteşem olursa olsun (ki bu filmde belki diğer filmlerindeki performanslarından bile daha iyi bir oyunculuk sergilemiş), Hollywood'un şu karizmatik ve her b.ku bilen erkek başrol oyuncusu basmakalıbından sıkılmadığını gördüm. Allah belanızı versin sizin!

Aslında filmi sevdim, çok sevdim hem de. Böyle ilk başlarda asıl suçlu kim diye aradım durdum. Hatta suçluyu bildim de, ama neredeyse tüm karakterleri potansiyel suçlu olarak tahmin etmiş olduğumdan dolayı bilmemem mümkün değildi; elbet biri tutacaktı gulucuk.

Ama ne bileyim, şu Hollywood filmlerindeki benzerliklerden giderek sıkılmaya başlıyorum. Bu benzerlikleri gördükçe aklıma kazıyorum ister istemez ve diğer bir filmi izlerken bu benzerliklerden birini gördüğümde filmi izleyemez duruma geliyorum. Hakikaten sinir oluyorum ya.

Güya güzel film diye tanıtacaktım, b.k ettim her şeyi. Bırakayım ben bu çakma film eleştirmenliği işini.

Kategoriler: Hayatımın Arşivi
  • 1'e doğru kalkıp 2008 baharında geç kalkma rekorumu kırdım.
  • Günüm çok sıkıcı geçti. WLM'de arkadaşlarımla konuşmam ve bir ara Çağdaş Market'ten iş görüşmesi randevusu telefonu gelmesi haricinde öylesine boş bir gündü ki, doldurmak için ders bile çalıştım.
  • Geçen yılın ÖSS'sinin FEN-1 bölümünü çözdüm ve önceki denemelere göre olağanüstü bir performans sergileyip 5 yanlışla 18 doğru yaptım! Bu durumda tahmini bir SOS-1 sonucunu eklersek ÖSS-1 puanım 220'ye yaklaşıyor ki bu bana fazlasıyla yetecek bir puan. Ama hep daha fazlasını isteyip daha yukar... yok lan, iyi böyle.
  • Akşama doğru eğlenebilmeye başladım. 26 Mayıs 2008 tarihli günümün özeti yazısını, daha doğrusu Hayatımın Arşivi kategorisini tümden yorumlayan kimliksiz bir arkadaş akşam boyu beni güldürmeyi, güldürürken düşünmeyi başardı. Son yorumundaki, benim son yorumumda alıntıladığım cümleye özellikle dikkat edin. Muhteşem bir şey.
  • Arkadaşın yorumlarını izlerken bir ara mola verip dışarı çıktım, Buket'le buluştum. Son günlerde iki koldan saldırıya uğrayan (ÖSS ve ) bünyemi rahatlatmak için dertleşme ihtiyacı hissediyorum sürekli. Sağolsunlar, Buket ve Berk sınavlarına rağmen bana ellerinden geldiği kadar destek oluyorlar.
  • Bir buçuk saat kadar konuşup birbirimizin sorunlarını çözmeye çalıştık. Teoride çözüp duruyoruz ama pratiğe gelince olmuyor, olmuyor, olmuyor!
  • Neyse, eve dönünce kimliksiz arkadaşla konuşmaya devam ettim.
  • O da bitince WLM'e geri dönüp milletle konuşmaya devam ettim.
  • O da bitince yatmak istedim.
  • İyi geceler.
Kategoriler: Hayatımın Arşivi
  • Önce 9'da, sonra 9 buçukta uyandım.
  • Kahvaltı edip saçımı yıkadıktan sonra okula gittim.
  • Nermin'le beraber Ahlatlıbel'deki Ankara Üniversitesi Gözlemevi'ne gittik. Giderken dolmuştaki hindistan cevizi kokusu yüzünden (Sonradan bir adamın parfümü veya şampuanı olduğu kanısına vardık.) ya kusacaktım, ya bayılacaktım. Çok şükür ikisi de olmadı.
  • Gözlemevine hayran kaldım ben. Bildiğin tatil köyü gibi, tek farkı teleskoplar falan var. Muhteşem bir yerdi.
  • Döndükten sonra kampüsün kantininin sahibiyle görüşüp iş istedik. ADT'deki etkinliklerimiz dolayısıyla bizi tanıdığı için firmanın (Shoppe) merkez şubesine gidebileceğimizi, birazdan bir arkadaşın oraya gideceğini söyledi.
  • O arkadaşı beklemeye başladık. Beklerken pasta yedik, muhabbet ettik falan.
  • 1 buçuk saat sonra geldi arkadaş, bizi merkez şubeye götürdü.
  • Orada pek babacan bir abiyle konuştuk. Kadroları yeterliymiş ama yoğun organizasyonlarda bize ihtiyaçları olabilirmiş, bu yüzden isimlerimizle telefonlarımızı aldı.
  • Nermin eve gitmek üzere Milli Kütüphane durağından otobüsle Kızılay'a geçti, ben de işim gücüm yok diye eve gittim. Sonradan aklıma geldi, deneme sınavına girebilirdim lan Açı Dershanesi'nde!
  • Evdeki üç faturayı yatırayım, bir de para çekeyim dedim, Ziraat Bankası'na gittim.
  • Sıranın bana gelmesi 45 dakikayı buldu.
  • Berk'le dertleşesim geldi, akşam içmeye çağırdım. O da beni ODTÜ'ye çağırdı.
  • 6 buçuk gibi Gökkuşağı durağına geçip dolmuş beklemeye başladım.
  • Dolmuş 7 buçukta geldi. Daha doğrusu boş olan dolmuşlardan biri ilk kez 7 buçukta durdu durakta.
  • ODTÜ'ye bu sefer giremedim anasını satayım. Mecbur geri döndüm eve.
  • Akşam bir delilik yapayım dedim ve deli gibi kendi kendime konuştum. Evet, yaptım bunu. Siz de yapın; özellikle son günlerde birçok olaydan dolayı delirme noktasına geldiyseniz sakinleşiyorsunuz, delirmiyorsunuz.
  • Akşam boyu birkaç Scrubs bölümü daha izledim.
  • Akşam yemeğimi 11 buçukta yedim.
  • İyi geceler.