Kategoriler: Hayatımın Arşivi
  • 12'de uyandım.
  • Tatilimin getirdiği tembellik hakkından kullandım yine. Saat 5'e kadar kılımı kıpırdatmadım. Hatta biraz daha uyudum, ehehe.
  • 5'te dışarı çıktım, gece Ankara'ya dönmek için tren bileti almak üzere tren garına gittim. Bir sistem hatası yüzünden yarım saat bekledim ve sonra bilet bulamayıp çıktım gardan.
  • Sonra Özgür'lerin yanına, Acısu'daki Nargile Cafe'ye gittim.
  • Oradan niyeyse geçen günkü gibi Yüce Bar'a geçtik. Saçma.
  • Bir ara bardan çıkıp Efe Tur'a gittim, gece Ankara'ya dönmek için bilet alacaktım ama bu sefer de Efe Tur'un puan kartını geçiremeyeceğini söyledi kadın. Rezervasyon yaptırayım dedim, ona da izin vermedi manyak. Ben de bara geri döndüm.
  • Sonra sıkıldım, bir de acıkmıştım, o yüzden Piknik Hamburger'e gidip 4 tane luxburger (ufak ama acayip lezzetli bir hamburger çeşidi) yedim, yanında da bir limonata içtim.
  • Sonra Erdem ve Ömer'le buluştum. Bir PlayStation kafeye geçip Winning Eleven oynadık Erdem'le. İki maçın birinde 4-1, birinde 2-1 yenildim.
  • Oradan eve döndüm. Dönmeden önce Efe Tur'un Kantar durağından gece 2'ye bilet aldım.
  • Olaylar ve Gerçekler vardı televizyonda, onu izledim. Fatih Altaylı, Teke Tek'te program yöneticisi olduğundan dolayı pek görüş bildiremiyordu ama bu programda kaptırdı gitti. Takdir edilesi bir üslubu var, sert ama gereksiz derecede sert de değil.
  • Sonra saatin 1 olmasını bekledim.
  • Saat 1 olunca toparlanıp evden çıktım, Kantar durağına gittim. Oradan otobüs terminaline geçtik, oradan da Ankara'ya.
Kategoriler: Hayatımın Arşivi
  • 1 buçuğa doğru uyandım! Ama dert etmiyorum, sonuçta bir nevi tatil yapıyorum burada.
  • Öğle yemeğinden sonra Özgür'lere gittim. Giderken annemin yazıcısının kartuşunu doldurmak üzere bir bilgisayarcıya uğradım, kartuşu bıraktım.
  • Bir süre evde sıkıldıktan sonra ortam değiştirdik, Acısu'ya, Nargile Cafe'ye gidip orada sıkıldık.
  • Oradan Özgür'ler eve geri döndü, bense kartuşu almaya gittim, oradan da eve.
  • Akşam 5 gibi evden çıkıp tekrar Özgür'lere gittim. MovieMax'te El Laberinto del Fauno (veya Pan's Labyrinth veya Pan'ın Labirenti) varmış, onun kalan 15 dakikasını izledim. Acayip (garip anlamında) bir filme benziyor.
  • Sonra hep beraber evden çıkıp Halkevi'ne indik, babamlar bizi aldı ve Şirinyalı'ya gittik.
  • Akşam da boş geçti sayılır.
  • Gece 12 buçukta annem ve babamla İzmit'e döndük.
  • Oyungezer okudum biraz.
  • 3'ye yattım.
Kategoriler: Hayatımın Arşivi
  • 10'a 10 kala uyandım.
  • 12 buçuk gibi kendime pizza ısmarladım, öğle yemeğim pizza oldu.
  • Daha sonra Özgür'lere gittim.
  • MovieMax'te Confess diye bir film vardı. Üçümüz de bi' b.k anlamadık filmden :D.
  • Biraz da Akıllı TV izledikten sonra dışarı çıktık. Saat 5 civarındayız bu arada.
  • Daha önce yalnızca bir kez gittiğim Yüce Bar'a gittik. Diyeceksiniz ki gündüz vakti niye bara gittiniz? İnanın ben de bilmiyorum. Yarım saat sonra falan kalktım zaten, eve döndüm.
  • Dönerken Gimpa'ya uğrayıp abur cubur ve Oyungezer dergisini aldım. Oyungezer'in temmuz sayısını almadığımı da bugün fark ettim zaten.
  • Eve döndükten sonra pek bir şey yapmadım.
  • Akşam annemler Ankara'dan döndü. Feyzi eniştem hala makinadaymış ama sanırım bilinci az biraz yerine gelmiş. Hayırlısı neyse o olsun.
  • Akşam yemeğinde de hamburger yedik, babam hamburger ısmarladı bize. Sonunda böyle böyle kilo almayı başaracağım inşallah!
  • Yemekten sonra Akasya Durağı denen diziyi izleyeyim dedim ama o kadar kötü, o kadar sıkıcı bir dizi ki, uyuyakaldım ekran karşısında.
  • Uyandıktan sonra hemen kumandaya yetişip Aşkım Aşkım'a geçtim. O da kötü ama en azından güldüren kısımları daha fazla.
  • Sonra ondan da sıkıldım, banyo yaptım.
  • 11 buçukta Teke Tek başladı, onu izledim. Sürekli adını duyduğum, birkaç yazısını okuduğum Yalçın Küçük'ü ve Yeni Şafak yazarı Fikri Akyüz vardı. Yalçın Küçük'ü ilk başta garipsedim, hatta komik buldum ama hareketlerinden ziyade söylemlerine dikkat ettikçe saygım artmaya başladı. Fikri Akyüz'ünse, program boyu Yalçın Küçük'ün cümlelerini kelime kelime tekrarlayarak "Bu ne demek, bununla ne demek istediniz?" şeklinde geveleyip durması, Yalçın Küçük'ün ellerini çırpıp durmasından bile daha komikti.
  • Tartışma 2 buçuk saat sürdü ama bayağı yorucuydu, akşam kestirmiş olmama rağmen yeniden uykum geldi. İyi geceler.
Kategoriler: Hayatımın Arşivi
  • 12 buçuğa doğru uyandım.
  • Ben uyandığım sırada bir telaş vardı. Bircan teyzemin eşi Feyzi eniştenin vefat ettiği söyleniyordu, şokla karışık bir yas havası hakimdi. Sonra daha da şaşırtıcı bir şey oldu ve Feyzi eniştenin hayata geri döndüğü haberi geldi Ankara'dan. Yine de umudumuz az çünkü makinaya bağlı yaşıyor. Ben eniştemin daha fazla eziyet, acı çekmemesi taraftarıyım; daha iyi bir dünyaya geçebilecekken bizimle beraber yaşamasını istememiz bencillik gibi geliyor.
  • Kiralanan minibüsle ben, babam, Ahmet eniştem ve kuzenlerim Özgür ve Adnan haricinde herkes Ankara'ya gitti.
  • Biz de gün boyu miskinlik yapmayı tercih ettik. Öyle ki, bir noktada herkes uyuyordu sanırım.
  • Akşam yine maç yaptık.
  • Akşam yemeğinden (dünden kalanlar) sonra şehre geri döndük. Ahmet enişte bir iş sebebiyle Adana'ya gitti, babam eve gitti, ben de kuzenlerle beraber Özgür'lere gittim.
  • Akıllı TV diye bir kanal var Digiturk'te, acayip bir şey. Gün boyu YouTube izlemek gibi, tek farkı ne izleyeceğini senin seçemiyor olman. Biraz onu izledik.
  • Sonra MovieMax kanallarından birinde başlayan Ocean's Thirteen'i izledik. Yorumlamaya lüzum görmüyorum şimdilik.
  • Sonra tekrar Akıllı TV'ye döndük, sonra ben eve döndüm.
  • 1 buçuk gibi yattım, uyudum.
Kategoriler: Hayatımın Arşivi
  • Yolculuk, saat 4'e kadar çok iyi geçti. Kitap okudum (Allah ile Aldatmak), uyudum, mola yerinde Biskrem yiyip kola içtim falan... Saat 4'ü birkaç geçe dizime inen acı dolu bir darbeyle uyandım! Önümdeki hayvan oğlu hayvan, koltuğunu öyle bir indirmişti ki acıdan ağlayacak gibi oldum bir an! Adamın direkt olarak uykuya daldığını görünce de, koltuğunu hoyratça ve sormadan indiren her görgüsüze yaptığım görgüsüzlüğü yaptım: Ağzım açık bir şekilde fütursuzca öksürdüm bol bol. Yetmedi, yer kalmadığı için zaten zar zor oynatabildiğim dizimi koltuğa bastırarak sinir bozucu titreşimler yarattı. Yetmedi, kulaklıklarımdan gelen müziğin sesini sonuna kadar açıp kafamı adamın kafasının arkasına yaklaştırdım, dizimi de koltuğa iyice yapıştırıp ritim tuttum. O da işe yaramayınca yoruldum, vazgeçtim adamı rahatsız etmekten. Zaten 15 dakika sonra da İzmit'e vardık.
  • Ben bizimkiler Şirinyalı'da sanıyordum, evin boş olduğunu, birkaç saate kadar dolmuşla Şirinyalı'ya geçeceğimi düşünmüştüm. Evde annemle babam ve annemin, annemi ziyarete gelen, üniversiteden iki arkadaşı varmış. Annem benim gürültüme uyandı ama sonra hemen sessizce salona geçip kanepeye uzandım, uyudum.
  • 11'e doğru uyandım, annemin ve arkadaşlarının ettiği kahvaltıya katıldım.
  • 12'ye çeyrek kala dışarı çıkıp dolmuşa bindim, yazlığa gittim.
  • Kuzenlerim Özgür, Adnan, Onat ve Leyla abla, ablam, üç teyzem ve anneannem oradaydı.
  • Akşama kadar pek bir şey yapmadım.
  • Akşam 7'de bir futbol maçı yaptık.
  • Akşam yemeğinde mangalda pişmiş tavuk falan vardı, lezizdi affedersiniz.
  • Akşam yemeğinden sonra babamın doğumgünü için pasta kesildi. Bu arada biz de akşamüstü babam yazlığa geldiğinde ablamla beraber babama hediyemizi (Nokia 3500) verdik. Ben de istiyorum o telefondan :). Hakikaten güzel bir telefon.
  • Gece de pek geç olmadan yattım.
Kategoriler: Hayatımın Arşivi
  • Dün gece iki buçuğa doğru uyuyabilmiş olmama rağmen, yatmadan önce içtiğim kocaman bir bardak suyun etkisiyle 4 buçuk gibi uyandım.
  • Sabaha kadar birkaç bölüm The Office izledim, zamanı öyle geçirdim.
  • 6 buçuk gibi banyoya girdim. Girdim ama banyodan çıktıktan sonra banyoyu su bastığını gördüm!
  • Banyoyu temizledikten sonra dışarı çıktım. Önce metroyla Kızılay'a, oradan otobüsle Arjantin Caddesi'ne gittim.
  • Oradaki Starbucks'a girdim. Evet, Starbucks. Hayatımda ikinci defa Starbucks'a gittim (ilk günahım). Ama bu sefer kahve içmeye değil, LikeMind Ankara buluşmasına gittim (ayrıntılı bilgi). Kahve de içtim gerçi. Adı mocha olan bir kahveden içtim. Berbattı.
  • Buluşma 8'den 12'yi çeyrek geçeye kadar sürdü. Biraz pasif konumdaydım, konuşmak yerine dinlemeyi tercih ettim daha çok - zaten bazen konuşmaya çalıştığımda sesimi de duyuramadım :D.
  • Buluşmadan sonra eve döndüm, döner dönmez (1 buçuğa doğru) yattım uyudum. Zaten buluşma sırasında da arada 4-5 dakikalığına kestirdiğim oldu :D.
  • Akşamüstü beş buçuk gibi kalktıktan sonra şuursuzca yemek aradım, tansiyon yerlerdeydi zira. Birkaç bisküvi yedim - gerçekten de şuursuz gibiydim, yemeyi bitirdikten sonra bisküvileri nereden bulduğumu düşündüm bi' 5 dakika kadar.
  • Birkaç bölüm daha izledim The Office'ten.
  • Akşama kadar, hatta akşam da pek bir şey yapmadım.
  • Geceye doğru banyo yaptım, hazırlandım, birazdan çıkıyorum.
  • Nasılsa babamlar yazlıkta diye açıklama yapmakta beis görmeyeceğim bu sefer: Çarşamba günü babamın doğumgünüydü ve bilerek kutlamadım, haftasonu ailecek kutlayacağımız için :). Dün de o yüzden salak bir gizem içerisinde yazdım dünümün özetini. Birazdan çıkıp otobüse binecek, sabaha karşı İzmit'e varacak, 7'den sonra da otobüse binip Hereke'ye, Şirinyalı'ya gideceğim ve (neredeyse) herkesi şaşırtacağım. Ehehe.
  • İyi geceler.

Az önce Kanal D'nin ana haber bülteninde dehşet verici bir haber izledim. Muhabir Fatih Portakal, canlı yayında Melen Çayı'na karışan lağım suyunu gösteriyordu. Lağım atıklarının çıktığı yerin hemen arkasındaysa bir arıtma tesisi var ama lağımı değil, lağımdan önceki suyu arıtıyor!

Bayağı bayağı gösteriyordu suyun nasıl karıştığını. Şekil çizeyim, bir saniye:

Melen Çayı'na karışan lağım suyu

Tamam, çok iyi çizemedim ama haberi gördüyseniz zaten gözleriniz faltaşı gibi açılmıştır.

Fatih Portakal, daha sonra bir şişe alıp lağımdan akan sudan biraz şişeye doldurdu (eldivenle tabii). "Bu, lağımdan akan ve çaya karışan su." dedi. Daha sonra başka bir şişe gösterdi ve "Bu da berideki arıtma tesisinden çıkan su." dedi. O su koyu yeşil değildi ama beyaza yakın sarımsı bir renkteydi, ama ikisi de saydam değildi! Düşünün, arıtma tesisinden çıkan o sarımsı su, koyu yeşil lağımla karışıyor, ileride muhtemelen bir arıtma tesisinden falan daha geçiyor ve İstanbul'a geçiyor.

Aslında İstanbul haberlerini pek takip etmediğim için Melen Çayı suyunun İstanbul'a dağıtılmaya başlanıp başlanmadığını bilmiyorum. Eğer başlandıysa, haberlerden gördüğüm kadarıyla bütün İstanbul'da koli basili salgını başlama ihtimali var, o derece. Başlanmadıysa da her duyarlı İstanbullu vatandaşın Kadir Topbaş'ı bu konuda uyarması, kınaması gerekiyor. Kadir Topbaş, akrabalarına zırt pırt kaldırım taşı ihalesi vermesini göz ardı ettiğimizde iyi bir belediye başkanı gibi gözüküyor dışarıdan. Bu konuya el atacaktır, İ. Melih Gökçek gibi "Bizde arsenik varsa İzmir'de Allah'ı var!" gibi "O da yapıyor, banane banane!"vari açıklamalarda bulunmaz sanırım. İzmir'de varsa var, bu seni haklı çıkarıyor mu be adam?!

Yazıya attığım başlıkta da dediğim gibi, Ankaralılar gene şanslı. Biz, bizi 15-20 yıl sonra etkileyecek bir maddeyle meyve yıkıyoruz, banyo yapıyoruz (bkz. Kaplansın İ. Melih!). İstanbul ise feci bir salgının eşiğinde olabilir. Allah hepimizin sonunu hayır eder inşallah.

Ek (22.45): İşte fotoğraflar. Acınası bir hal...

Kategoriler: Hayatımın Arşivi
  • 1'de uyandım. İki gün sonra uyku düzenim ya daha da beter olacak, ya da kesin dönüşle düzelecek. Ayrınntılar iki gün sonra ama çok merak edilecek bir yanı yok.
  • Yine boş, tembel bir gündü, hoş değildi.
  • Eczaneye gidip dünkü muayenemde yazılan üç ilacı aldım.
  • Bir şey daha yaptım, uyku düzenimi düzeltmekle ilgili.
  • Sözcü ve Hürriyet gazeteleriyle Uykusuz ve Penguen aldım.
  • Son günlerde iştahsız hissediyordum ya, ona çare aramak üzere bir doğal ürün dükkanına gittim. Bal ve iki farklı tozdan oluşan bir karışım önerdi. Balın kavanozunun 25 lira olduğunu duyunca kadını rafların üstüne itip koşmaya başladım. Sonra geri dönüp kadını ittiğimi gören tanıkların işini bitirdim. Şaka yapıyorum bittabi. Fiyatı öğrenince teşekkür edip uzaklaştım oradan.
  • Gün boyu iki litre şeftalili Ice Tea, bir-iki bardak su, babaannemin yaptığı bir fincan Türk kahvesi ve bir yudum bozuk ayran içtim.
  • South Park'tan rastgele birkaç bölüm izledim zira The Office'in dördüncü sezonu henüz elimde yok.
  • Penguen ve Uykusuz'u hatim ediverdim.
  • İyi geceler.

AntiBeyn!

17.07.08
Kategoriler: Beyn'im Gelişiyor
AntiBeynden Kazım!

AntiBeyn'den Kazım!

Mütemadiyen ünlü blog'ların anti'lerini görüp iç geçirir, bir gün benim de bir anti'min olacağını düşleyerek umutla beklerdim... Bu hafta bu dileğim gerçekleşti! Sanıyorum artık kendime umarsızca, fütursuzca ve arsızca "ünlü blog yazarı" sıfatını yakıştırabilirim! :)

http://antibeyn.blogspot.com/

Başta bana bolca hakaret ve küfür savuran, Kazım takma isimli bir arkadaş gelmişti Beyn'e, ya tek başına ya da arkadaşlarıyla 150 ila 175 arası yorum yaptılar. Yorumların büyük çoğunluğunu daha yayınlanmadan, otomatik olarak engellemeye başlayınca da kendi blog'larını açmışlar. Önce gücüme gitti haliyle; ama sonra (nasıl olduğunu tam anlamasam da) bir şekilde barıştık gibi oldu :). Ve AntiBeyn'in konsepti, tam anlamıyla benim anti-karakterime dönüştü ve son derece eğlenceli yazılar ve gün özetleri var :). Özetler tabii ki kurgusal ama çok eğlenceli, hatta "Niye ben yapmadım ki böyle bir şey?" diye düşündürdü :).

Kazım'a ve arkadaşlarına bir teşekkürü borç biliyorum.

Not: Kazım, bundan sonra Beyn'e küfür ve hakaret dolu yorumlar yazmayacağınızı varsayarak bütün otomatik engelleri kaldırdım.

Kategoriler: On Bağlantı
  • Bağlantı #341: Burak Özdemir, daha önce adını bile duymadığım bir konu, gece yanığı (zona) hakkında yazmış.
  • Bağlantı #342: Akli dengesi bozuk profesörümüz Ali Suna, sigarayı bırakmak için 25 yol tavsiye eden bir kısa film bulmuş ve hem bu konu hakkında bir yazı yazmış, hem de kısa filmi yazının sonuna yerleştirmiş.
  • Bağlantı #343: Hafif'te birisi Jeanne d'Arc efsanesini anlatmış. Zamanında filmi gelmişti de gidememiştim diye çok üzülmüştüm.
  • Bağlantı #344: Erdem Çorapçıoğlu, bilişimcilere açık mektup yazmış.
  • Bağlantı #345: Tunç Kılınç öyle bir yazı yazmış ki, okuduğumda "N'oluyoruz lan?" dedim. O derece gerçek, o derece benimle ilgili... idi birkaç gün öncesine kadar. Şimdi daha rahatım.
  • Bağlantı #346: Emir Alp, küresel sermaye kölelerinin yeni aracı Ortak Akıl Hareketi'ni anlatmış.
  • Bağlantı #347: Onur Almışlar, Avrasya TV'nin yeni internet sitesiyle CNN'in internet sitesi arasındaki ve Arda Kutsal'ın Webrazzi'siyle TechCrunch arasındaki benzerlikleri göstermiş. İki tane ikiz tasarım gördüm siteye baktığımda. Açıkçası Avrasya TV'den de, Arda Kutsal'dan beklemezdim.
  • Bağlantı #348: Süleyman Sönmez her zaman yapmadığı bir şeyi yapmış ve inanılmaz geyik bir yazı hazırlamış, bir evrensel uyku bildirgesi hazırlamış :D.
  • Bağlantı #349: PC Labs blog'undan Özkan Erden, güç kaynakları hakkında güzel bir yazı yazmış, 1000W'lık iyi güç kaynaklarının çoğu zaman 300W'lık dandik, markasız güç kaynaklarından daha az enerji harcadığını göstermiş.
  • Bağlantı #350: Bu blog'a bayılacaksınız :D. Girin bakın sadece, yorumlarınızı çok merak ediyorum.