18 Mayıs 2008 tarihli günümün özeti
19.05.08- Kaçta kalktığımı hatırlamıyorum ama geç kalktım, o kesin.
- Banyo yaptım.
- Dışarı çıktım, alışveriş yaptım. Tuz aldım, limon aldım, konserve mısır aldım, çikolata aldım, kayısı aldım, gazete aldım, ekmek aldım ve eve döndüm. Çikolatayı ödediğim halde almayı unutmuşum, Kiler'e dönüp, çikolatayı alıp tekrar döndüm eve.
- Kuşatma'yı okumaya devam ettim.
- Akşama doğru tekrar dışarı çıktım, aldığım yaratıcı drama eğitmenliği sertifikasının fotokopilerini çektim. Birkaç güne kadar sertifikayı çerçeveletmeyi düşünüyorum da
. Bir de babaannemle bana dondurma aldım. - Akşam yemeğinden sonra bir kez daha dışarı çıkıp kuruyemiş aldım. Evet, bugün abur cuburda çığır açtım, çok fazla çeşit abur ve birkaç çeşit de cubur aldım.
- Günümün büyük çoğunluğu bilgisayar başında geçmedi bu sefer.
- İyi geceler.
Siyasilerin medya takıntısı
18.05.08Bu yazımda, çoğu zaman yaptığım gibi AKP'ye falan yüklenmeyeceğim. Bu yazımda tüm siyasileri eleştireceğim. Eleştireceğim şeyse, başlıktan anlayabileceğiniz gibi, siyasilerimizin medya takıntıları.
Yazımın başında, son zamanlarda gerçekleşen ve Tuncay Özkan'a sempati duyan ben dahil birçok kişiyi (en az 1 milyon 300 bin kişiyi) şaşırtan bir satın alım haberinden bahsetmek istiyorum. Kaynak göstermeme gerek yok, KanalTürk'ün Koza-İpek Grubu'nu 25 veya 30 milyon dolara satın alındığını hepimiz biliyoruz. Herkes haberi kendine göre yorumlarken Tuncay Özkan'dan gelen açıklama da yine farklı yorumlara açık da olsa haklı bir açıklama olarak değerlendirilebilirdi. Çoğunluk Tuncay Özkan'ı ihanetle suçladı, ben hala kararsızım, Tuncay Özkan'ın samimiyetine biraz olsun güveniyorum çünkü. Bu güvenimi boşa çıkarmaması için dua da etmiyor değilim ama. Siyasette dönen olayları, özellikle Fethullahçı zihniyetin çevirdiği ve çevirebileceği mafyamsı dolapları bilmediğim için, Tuncay Özkan'ın tutumu hakkında yorum yapabilme yetkisini görmüyorum kendimde. Bu yüzden sadece satışı yorumlayacağım.
Bu satışa benzer alışverişlere şahit olduk geçmişte. Bu alışverişin de sebebini görmemek veya inkâr etmek olası değil: sindirmek, muhalif etkiyi azaltmak. Yani bu Koza-İpek Grubu, KanalTürk'ü niye satın almış olabilir sanıyorsunuz? Feto'nun sağ kolunun sahibi olduğu bir grubun, AKP'yi sözünü esirgemeden eleştirebilen sayılı kuruluşlardan birini satın almasının sebebini ticari bir bağlamda açıklamamız mümkün değil. Herhangi bir şekilde kurtulma ihtimali olan, ama batması da an meselesi olan bir kanalı satın alıp batırınca, bir düşmanları daha eksilmiş olacaktır elbette. Yazım da bu düşman eksiltme hakkında olacaktı, iki paragraftır aynı olayı yazıyorum. Neyse, asıl yazmak istediğim konuya geçeyim.
İnsan eleştirilmekten niye korkar? Neden eleştirinin olmadığı bir dünya düşler? Kişi, yaptığı yanlışları görmeden gelişebilir mi? Yaptığı yanlışları göremediği veya göstertmediği bir dünyada yaşamak, bu yanılsamayı benimsemek ne kadar doğru olur? Cehalet gerçekten erdem midir?
Önceki paragrafta yazdığım sorulardan üçüncüsünü (Kişi, yaptığı yanlışları görmeden gelişebilir mi?) ben yanıtlamak istiyorum: Hayır, gelişemez. Ne kadar acımasız veya ne kadar gerçek dışı olursa olsun, kişi, kendisine yöneltilen her fikre saygı duymak zorundadır. O fikri engellemeye çalışma durumundaysa saygıdan söz edemeyiz haliyle.
Recep Tayyip Erdoğan'ın damadının üst düzey yöneticisi olduğu Çalık Grubu, ATV'yi ve Sabah'ı bünyesine katıyor. Aydın Doğan'ı şu aralar rahat bırakıyorlar sanırım ama Aydın amca öyle bir adam ki, en ufak şantajda hemen onların tarafına geçebilir. Bugün gazetesi, Zaman gazetesi ve daha birçok yayın kuruluşu da onların elinde zaten. Basındaki muhalefet giderek azalıyor. Siyasette resmi olarak muhalefet yapanlardansa çoktan kestik ümidimizi.
Muhalefet biterse ne olacak? Doğruyu da, yanlışı da onlar belirleyecek. Bunun onlara getirisi, atlarını istedikleri gibi koşturma şeklinde olacak. Götürüsü ise yanlışlarını daha zor ve daha uzun sürede fark etmeleri olacak. Kısacası, kazandıklarını düşünürken kaybedecekler. Ama biz kazanmış olmayacağız, iki taraf da kaybetmiş olacak.
Yazdığım bu yazı beni bile tatmin etmedi. Siz beğenir misiniz bilmem ama en azından derdimi bi' nebze anlatmış oldum.
17 Mayıs 2008 tarihli günümün özeti
18.05.08- 8'i yirmi geçe uyanıp, kahvaltı adına bir dilim kızarmış ekmek yedikten sonra dışarı çıktım, koro çalışmasına gittim.
- İlk kez bir çalışmaya bu kadar aç olarak gitmiş olmamdan olsa gerek, çalışmanın ilk yarısında kendimi rezil edecek kadar fenaydım. Allah'tan arada yemek yedim de kendime geldim, toparlandım biraz.
- İkinci yarıda eski koro üyelerinden Derya geldi, pek sevindik.
- Çalışma sonrası 5 üye ve Derya, şu anda adını hatırlayamadığım bir yere (Kızılay'daydı.) gittik, uzun süre orada muhabbet ettik. Sonra başka bir yere geçtik (Bak bunu hatırlıyorum: Cafemsi!), orada bol bol siyaset hakkında tartıştık.
- Dağıldıktan sonra Dost Kitabevi'ne gittim, gözüme çarpan Kuşatma'yı gözümü kırpmadan aldım. Kitabın yazarı Nurettin Veren; otuz beş yıl boyunca Feto'nun sağ kolluğunu yapmış, sonradan olan biteni fark edip ayrılmış ve bu kitabı yazmış biri.
- Aldıktan hemen sonra okumaya başladım, yedide birini bitirdim. Kırk sayfa yani. Yarın da bütün günüm boş.
- Akşama doğru Berk'in hatırlatması üzerine neredeyse kaçıracağım Cihat Aşkın konserini izlemek üzere ODTÜ'ye gittim.
- Uykusuzluğumdan dolayı ilk başlarda çok az gözüm kapansa da Sarı Gelin yorumu sonrasında açılan gözlerim bir daha kapanmadı efendim. Minyatürler adlı albümünde Sarı Gelin'i yeteri kadar mükemmele yaklaştırmış Cihat Aşkın efendi, bununla yetinememiş olacak ki utanmadan daha da iyileştirmiş bu yorumu, on bir kişiyle (5 keman, 2 viyola, 1 viyolonsel, 1 kontrbas, 1 klarnet ve 1 de piyano) çalınacak hale getirmiş. Bir de bir İnleyen Nağmeler yorumu vardı ki, bittiğinde biz de inleyen alkışlarla cevap verdik kendisine.
- Döndükten sonra uzun zamandır yazmadığım On Bağlantı yazımı yazdım. Haftalık olmaktan çıktı artık o kategori, 10 yazı bulduğumda başlayıp 5 gün sonra bitiriyorum.
- Sonra bi' de Blog Ödülleri'ni eleştirdim, utanmadan. İnşallah aşırıya kaçmamışımdır.
- İyi geceler.
Blog Ödülleri eleştirilerim
18.05.08Giriş
Valla kategorimde birincilik aldım falan diye "Buldu bunuyo' hayvan oğlu hayvan." diyecekler çıkacaktır elbet, kısmen de haklılar
. Ama birkaç noktaya değinmek istiyorum. Baştan belirteyim; ilk kez yapılmış bir etkinlik için asla "B.k gibiydi, çok kötüydü, iğrençti, yapmasınlar, etmesinler!" gibi saçma sapan eleştiriler yöneltecek değilim. İlk sefere göre son derece başarılı geçen bir organizasyonun eksik bulduğum yönlerini belirteceğim, o kadar. Yapıcı eleştiriyle yıkıcı eleştiri arasındaki farkı bilmeden Blog Ödülleri'ni ölesiye kötüleyecek kişiler lütfen bu sayfayı bu paragrafta terk etsin. Ödülle döndüm diye Blog Ödülleri'ni ölesiye öveceğimi düşünenler de lütfen sayfada kalsın, yanıldıklarını görmelerini istiyorum, ehehe.
Tekrarlıyorum: Blog Ödülleri, ilk kez yapılan bir organizasyona göre fazlasıyla iyiydi. Öncesinde yapılan Blog Konferansı ise daha da güzeldi. Birbirlerini yalnızca internet üzerinden tanıyan biz blog yazarlarını gerçek hayatta kaynaştırmakla kalmadı, konferansla bilgi, törenle ödül dağıttı, şahane oldu.
Ama eksikleri de vardı bu Blog Ödülleri'nin. Birkaç maddede açmaya çalışayım:
1. Ödüller
Eray abi de bunu kabul edecektir, ödüller fenaydı. Microsoft, ana sponsor olmasına rağmen yine bir şekilde kendi hakkında kötü konuşturmayı başardı: Dağıttığı Windows Vista işletim sistemlerinin 1 yıllık deneme sürümleri olduğunu okuduk sonradan. Diğer ödüllere pek sözüm yok: Troya gösterisine ben gidemeyeceğim ama annemleri götürüyorum; kitaplar muhteşem, okuduklarımı bitirince sıra onlarda; sonradan haber verilen Bumerang'la ilgili ödül (350 bin gösterim hakkı almışım, yani Beyn'in 350 bin gösterimlik reklamını yayınlatabileceğim Bumerang sayfalarında.)... Ha, bir ödülden haber yok yalnız: Digital Age aboneliği
. Mayıs sayısını verdiler yalnızca, bir de konferans sırasında mart sayısını koymuşlardı koltuğa, o kadar.
Dileğim, gelecek sene ödüllerin biraz daha çekici hale getirilmesi, bir de daha önceden açıklanması. İnşallah bu seneki sorunlar gelecek sene çıkmaz ve gelecek sene yarışma daha duyurulurken şahane ödüllerin bizi beklediğini görürüz. Bu sene verilen ödüller arasında, tüm kazananların en beğendiği ödül, eminim ki alınan unvandır.
2. Oylama
Oylama biraz acayipti - iki yönden.
Birincisi; üye ol, üyeliğini etkinleştir, ilgili kategoriye ulaşama, mecburen verilen tek bağlantıdan tüm kategorilere tek tek bak, sonra aradığın blog'u bul, onu oyla... Çok uzundu oylama süreci; ben kendi sayfamda oy dilenirken direkt olarak blog'umu oylayabilmek için girilecek adrese bağlantı vermiş olmasaydım, mümkün değildi oy almam falan. Gelecek sene sistemin düzenlenip, kolaylaştırılıp öyle sunulması süper olurdu.
İkincisi; yalnızca halk oylaması adil olmaz. Tamam, sahte oylar çok güzel tespit edilmiş ama yine de proksi kullanıp onlarca e-posta hesabını yönetebilecek biri, betonu delebilir. Yarışmanın sonlarına doğru bir değerlendirme kurulu yazısı görür gibi oldum gerçi ama gelecek sene bunun baştan belirtilmesi daha caydırıcı olacaktır. Yine de oylama bu ufak hata haricinde son derece adildi.
3. Tanıtım
Sanırım bu Blog Ödülleri yalnızca blog yazarları ve annemin arkadaşları (açıklama) tarafından biliniyordu
. Gelecek sene için daha çok yerde tanıtılırsa (örn. gazeteler), hem oy veren kişi sayısı artacaktır (Büyük ihtimalle yanlış hesapladım ama benim aldığım oy sayısı 86 veya 87.), hem de daha adil bir oylama olacaktır.
Sonuç
Bu bölümde de papağan gibi aynı şeyi tekrarlayacağım: Blog Ödülleri, ilk sefere göre çok iyi ama eksikli bir organizasyondu. Bloglama gibi bir sistemi aylardır (Sanırım bir yıl olmadı henüz.) başarıyla yürüten Eray abi, bu organizasyonu da 2009'da mükemmele daha da yaklaştıracaktır. Umarım bu eleştirilerime (Olabildiğim kadar yapıcı oldum sanırım.) kızgınlık duymaz, diğer blog'lardaki eleştirilerle birlikte 2009'un Blog Ödülleri'ni daha da şahane bir etkinliğe çevirmeyi başarır. Microsoft da biraz insafa gelir inşallah ve gelecek senenin kazananlarına, Microsoft markasına yakışacak şekilde ofis yazılımıyla beraber bir işletim sistemi falan verir en azından. Bir yerde okumuştum (Unuttum nerede okuduğumu, yazan arkadaş bana ulaşabilirse süper olur.), o da mantıklı gelmişti: Gerçekten ses getirmek ve ucuza belki de her sitede adını yayınlatabilmek istiyorsa Microsoft Surface falan vermeli.
Bitirdim.
On Bağlantı #28
18.05.08- Bağlantı #281: Ünlü blog yazarı (ehehe) Hamdi Yaman'la yapılmış bir röportaj. PDFdergi'ye teşekkür ediyoruz. Kıskandım yalnız
. - Bağlantı #282: Erdem Çorapçıoğlu'dan çok çok güzel bir yazı. Yazı değil de, alıntı, yine de muhteşem. Geçen gün yazdığım En iyi savunma saldırıdır başlıklı yazımda da bu söze yer vermiştim.
- Bağlantı #283: Gereksiz bilgi olarak yansıtılan birçok bilginin aslında insanı bilgilendirdiğini ve bu bilgilerin insanın genel kültürünü artırdığını hepimiz biliyoruz. Bu da o sözde gereksiz bilgilerden biri - gayet de ilginç bir bilgi sonuçta, neresi gereksiz? Opereyşın yazarı victory'ye teşekkürlerimi sunuyorum.
- Bağlantı #284: Son zamanlarda her yazısını, aksatmadan, zevkle okuduğum (kimse alınmasın) tek blog yazarı Recep Hilmi Tufan'ın bu blog'undaki bu yazıdan, sandviç kelimesinin kökenini öğrenmiş oluyoruz.
- Bağlantı #285: Emrah Üstün'den Ticari Komplo Teorileri başlıklı bir yazı. İkisi de gerçek
. - Bağlantı #286: Kafayı sıyırmış profesörümüz Ali Suna, bu sefer deliliğin sınırlarını iyice zorlayan, 14 maddelik bir yazı. Bu adam bizi keser ha. Yer sonra.
- Bağlantı #287: Hafif yazılarını açıklamak biraz abes kaçıyor, genellikle başlık yetiyor: Büyük kehanet uzmanı Nostradamus.
- Bağlantı #288: Fatih Arslan'dan, Amazon'dan nasıl kitap alabileceğimizi anlatan bir yazı. Kitap falan değil de, DVD gibisinden şeyler almak daha ucuza geliyormuş orada. DVD almak da aynı prosedüre sahiptir herhalde.
- Bağlantı #289: Web 1.0 gelmedi, zaten ilk başta var olandı. 2005 civarında Web 2.0 terimi girdi, 2007'de tavan yaptı, 2008'de de ilerliyor hızla. Bunun 5'e kadar yolu var, 5'i geçene kadar bilgisayarlar insanlara entegre edilebilir, ondan dolayı sınırsız, acayip bir varlığa sahip oluruz/dönüşürüz. Neyse, yazı Web 3.0 hakkında.
- Bağlantı #290: Süpersonik bir mutfak çeşidi. Yok be, yemek değil, mutfak. Ama süper. Süpersonik hatta.
16 Mayıs 2008 tarihli günümün özeti
17.05.08- Yine 11'i yirmi geçe uyandım.
- Saat üçü yirmi geçeye kadar doğru dürüst bir şey yaptığımı söyleyemem. Scrubs falan izledim bol bol.
- Saat üçü yirmi geçe de dışarı çıktım, okula gittim. Maksadım şenlik alanında biraz vakit geçirmekti, zaten akşam konserler vardı.
- Bizim şenlik biraz sıkıcıymış meğer. Bir de yalnız olunca daha da sıkıcı oldu.
- Okuldan çıkıp eve doğru yürüdüm. Eve dönmeden önce Lezzet Piknik'e gidip rus salatalı karışık tost yedim.
- Saat beşi çeyrek geçe gibi eve girdim.
- Saat altı buçuk gibi evden yine çıktım, yediye beş kala okula vardım.
- Berk'i, Buket'i ve Buket'in arkadaşlarını beklemeye başladım. 7 buçukta Buket ve arkadaşları, 8'e doğru da Berk geldi. İçeriye girdik.
- Dokuza doğru mu ne, Yeni Türkü çıktı sahneye. Kötü ses düzeniyle bile olsa çok eğlendi herkes - ben o kadar eğlenemedim.
- Yeni Türkü on bire doğru bittikten sonra şenlik alanındaki yemek bölümüne gidip yiyecek bir şeyler aradık.
- Geri döndük, Pinhani'yi izlemeye başladık. Kötü ses düzeni burada da kendisini hissettirdi epeyce.
- Pinhani konserinin ortasında (hatta başlarında da diyebiliriz), Buket ve arkadaşları yurtlarına yetişmek üzere gitmek istediler. Ben konser alanında kalmak istesem de mecburen gidip çıkış kapısına kadar bıraktık kızları. Sonra da ses düzenini hatırlayarak ben de çıktım kapıdan, eve döndüm.
- Eve 12 buçukta vardım. Biraz daha Scrubs izleyip, ikinci sezonu tamamlayıp, 2'ye on kala yattım.
15 Mayıs 2008 tarihli günümün özeti
16.05.08- Bu sefer biraz geç kalktım, saat 11'i yirmi geçiyordu uyandığımda.
- Bir kez daha okula gittim. Yağan yağmurdan dolayı stand açmayacağımızı düşünüyordum, öyleymiş hakikaten.
- 3'e doğru bir konferansa girdim, gökbilimcilerin (şimdi adını hatırlayamadığım) bir konferansıydı. İlgimi çeken tek konuşma, Evrende Yalnız Mıyız? adlı konuşmaydı, onu dinleyip çıktım okuldan.
- Eve döndüm, TMNF oynadım.
- Bugün babaannemle simit günümüzdü, dışarı çıkıp Çıtır Simit'ten simit falan aldım. Dönerken Tansaş'a da uğradım; şampuan, bir litrelik şeftalili Ice Tea ve çikolata aldım.
- Ruhsal dengem biraz bozuldu bu günlerde. Akşam 1 saate yakın kendi kendime konuştum. Valla bak, yaptım bunu. Ruhsal dengemi bozuk olarak gösterip prim yapmak için değil, ruhsal dengemi düzeltmek için konuştum kendi kendime.
- Şimdi de aklıma güzel bir fikir geldi. Geçmişte, Beyn'e başlamadan önce, yazıp yazıp sildiğim yazılar yazarken, bir kez kendimle diyalog kurup bunu yazmıştım. Herhangi bir şeye iyi gelmemişti ama eğlenceliydi. İleride Beyn'e bu tarz bir şey yazabilirim, hatta işi ilerletip böyle bir kategori açmayı düşünebilirim.
- İyi geceler.
14 Mayıs 2008 tarihli günümün özeti
15.05.08- Önceki gece dolayısıyla biraz geç, hatta birkaç seferde kalktım.
- Kalktıktan sonra saçımı yıkayıp, adam edip okula gittim.
- Dünkü gibi bağış ve katılım toplamaya devam ettik. Yarın son.
- 4'e doğru toplandık, dağıldık - daha doğrusu ikiye ayrıldık. Bağış toplamak için Ankara'yı dolaşacak arkadaşlar Attila İlhan Kültür Merkezi'ne giderken Nermin ve ben, işlerimiz (Nermin'in bir dersiyle ilgili toplantısı, benim ASEM'e gitmem) olduğu için kampüste kaldık.
- Okulun bahar şenlikleri başlamıştı bugün. Sonradan Emre'yi gördük (Hangi Emre demeyin, otuz bin tane Emre var tanıdığım
.). - İki tane lunapark aleti kurmuşlar şenlik alanına: gondol ve balerin. Balerine bindik. Çok eğlenceliydi ama indikten sonra bi' 15 dakika kadar kendimize gelemedik
. - Emre tekrar kayboldu, biz de 6'ya çeyrek kalaya kadar muhabbet edip (bol bol siyaset, biraz okul) ayrıldık.
- ASEM'e vardığımda kimse yoktu ofiste. Önce yan apartmandaki Cafe Cix'te iki fincan çay içtim, sonra ofisin bulunduğu apartmanın giriş katındaki Bircan Emlak'ta beklemeye devam ettim.
- Sezgin gelince ondan parmak belleğimi alıp eve, akşam yemeğine yetişmeye gittim.
- Babaannem uzun bir aradan sonra taze fasülye yapmış, şahaneydi.
- Akşam TMNF oynadım biraz.
- Sonra son günlerimin özetlerini yazmaya, bir de cZEN'imdeki parçaları düzenlemeye koyuldum.
- Bitirdim sayılır ikisini de.
- İyi geceler.
- Sanki bugünün özeti biraz ayrıntılı mı oldu ne? Taze fasülye falan...

13 Mayıs 2008 tarihli günümün özeti
14.05.08- 10 buçuğa doğru uyandım.
- Kahvaltıdan sonra banyo yaptım.
- Ardından okula gittim (1'e doğru), dünkü gibi bağış topladık.
- 4'te yine toplandık, dağıldık.
- Önce eve gittim, koro defterimi alacaktım.
- Defteri almayı unutup 5'i çeyrek geçe koro çalışmasına gittim.
- Aşağı yukarı tüm parçaları bildiğimden çok zorlanmadım ama sesim çok fenaydı. Çok çok fenaydı. Ayın 19'unda konserimiz var, inşallah o zaman da böyle olmaz.
- Koro çalışmasından hemen Kızılay'a, Buket, Berk ve Erol üçlüsüyle buluşmaya gittim.
- Uzun zamandır öyle kafam iyi olana kadar içmemiştim. O zaman doldu
. - Bol ve ağır (ve sarhoş) muhabbetlerden sonra Erol ve Berk'le (Buket önceden ayrılmıştı.) dağıldık.
- Metroda biraz havasız kaldığımı hissedip Beşevler'de indim, eve kadar yürüdüm. Yürürken, sarhoş olmanın verdiği cesaret ve muafiyet hissiyle önce kısık, sonra normal sesle şarkı söylemeye başladım - cZEN'imle tabii.
- Eve dönmeden önce çekirdek de aldım.
- Evde çekirdek de çitledim - çitlemek eylemi gerçekten varmış bu arada.
- Sonra da yattım.
12 Mayıs 2008 tarihli günümün özeti
14.05.08- 6'ya beş kala Ankara'ya vardık, AŞTİ'ye iniş yaptık. Otobüsçek yani.
- Uyumamayı seçtim, önceki günkü uykumun ve sonrasında otobüsteki bir buçuk saat uyumamın yeterli olacağını sandım.
- Okula gittim. TGB'nin yapacağı şahane eylem için bağış ve katılım toplamaya devam ettik.
- 3 buçuk gibi toplandık. Normalde 4'te toplanacaktık ama donduk (Ankara'da pek nem olmadığı için güneşli ve gölgeli alanlar arasında inanılmaz bir sıcaklık farkı oluyor. Normalde hava gayet güzeldi ama bizim masa kurduğumuz yer tüm gün gölgeliydi.), arkadaşım Fatih'le beraber toplanalım dedik.
- Eve döndüm.
- Akşama kadar, hatta akşam bile, bi' b.k yapmadım.
- Sonra da yattım. Kaçta yattığımı hatırlamıyorum.












