Çanlar insanlık için çalıyor

Çanlar insanlık için çalıyor

Lise dönemimde, okuduğum ilk kitaplardandır, büyük yazar Ernest Hemingway’in “Çanlar Kimin İçin Çalıyor” isimli eseri. Hemingway bu kitabın adını koyarken, 1572-1632 yılları arasında yaşamış İngiliz şair, avukat ve başrahip John Donne’ın bir vaazında söylediği sözlerden etkilenmiştir. O sözler şöyledir:

“Ada değildir insan, bütün hiç değildir bir başına; anakaranın bir parçasıdır, bir damladır okyanusta; bir toprak tanesini alıp götürse deniz, küçülür Avrupa, sanki yiten bir burunmuş, dostlarının ya da senin bir yurtluğunmuş gibi, ölünce bir insan eksilirim ben, çünkü insanoğlunun bir parçasıyım; işte bundandır ki sorup durma çanların kimin için çaldığını; senin için çalıyor.”

Evet, çanlar senin için çalıyor, benim için çalıyor, bizim için çalıyor, yani insanlık için çalıyor. Katliamlar, öldürmeler ne yazık ki geçmişte kalmış birer çirkin olay değil. Ne yazık ki şu anda 10 yaşında olan çocuklar bile, onlarca kişinin katledildiğine tanıklık etti bu ülkede.

Uğur Kaymaz, 21 Kasım 2004’te öldürüldüğünde 12 yaşındaydı. Ufacık bedenine 13 kurşun sıkılmıştı.

Enes Ata, 2006’da bir gaz kapsülüyle öldürüldüğünde 8 yaşındaydı. O yandan cepli pantolonuyla sağ yanının üstüne yatmış halini belki çoğumuz hiç hatırlamayız, hiç görmedik bile.

Hrant Dink‘in yüzü yere dönük, soğuk kaldırımda yanakları, tabanı delik ayakkabısının o yeryüzünün en hüzünlü karelerinden birinin zihnimize ve gönlümüze bıçak gibi saplandığı tarih 19 Ocak 2007’diydi.

Ceylan Önkol‘un 28 Eylül 2009’da havan topuyla parçalanan ufacık bedeninin parçaları ağaç tepelerinde toplandığında o da 12 yaşındaydı.

Uludere‘de, birçoğu 20 yaşından küçük öğrenci olan 35 sivil katledildiğinde takvimler 28 Aralık 2011’i gösteriyordu. Ölenlerin kimi sadece 12 yaşındaydı.

Ethem Sarısülük, başından vurularak öldürüldüğünde tarih 1 Haziran 2013’tü. Yere düşüşü saniye saniye zihnimize kazındı.

Ali İsmail Korkmaz, üzerine sokak ortasında vahşice çullanıldığında henüz 19 yaşındaydı; tarih 2 Haziran 2013.

Mehmet Ayvalıtaş, 2 Haziran 2013’te arabayla ezildiğinde 20 yaşındaydı. Anasının yüreği oğlunun yokluğuna en fazla 6 ay dayanabildi; Fadime Ayvalıtaş 13 aralık 2013’te kalp krizi sonucu hayatını kaybetti.

Abdullah Cömert, 3 Haziran 2013’te Ethem Sarısülük gibi başından vurularak öldürüldü, 22 yaşındaydı.

Medeni Yıldırım, 28 Haziran 2013’te vurularak öldürüldüğünde 18 yaşındaydı.

Ahmet Atakan, 9 Eylül 2013’te başından gaz kapsülü ile vurularak öldürüldüğünde 22 yaşındaydı.

Hasan Ferit Gedik, kafasına sıkılan 4 kurşunla 30 Eylül 2013’te öldürüldüğünde 21 yaşındaydı.

Şimdi de Berkin Elvan‘ı kaybettik. 16 Haziran 2013’te başının arkasından gaz kapsülüyle vuruldu, 269 gün boyunca verdiği yaşam mücadelesinde bedeni üçte birine dek küçülmüş, 16 kilo olmuştu. Berkin Elvan daha fazla dayanamadı, 11 Mart 2014’ün sabahında hayata veda etti. Milyonların yüreğine basa basa Bu dünyaya veda etti.

Emin olun, son 10 yılda katledilmiş maalesef daha onlarca insanın ismini sayabilirim, aralarında pek çok da çocuk var. İsmini burada tek tek sayamadıklarımdan da özür diliyorum.

Katledilenlerin birçoğunun ötekileştirilmiş ya da ‘makbul’ kabul edilmiş vatandaş sınıfından olmadığını, kendisinin ‘makbul’ vatandaşlardan olduğunu düşünüp de içlerini ferahlatanlar, “ben nasılsa onlar gibi değilim, bana bir şey olmaz” diye düşünenler varsa – ki maalesef var, biliyorum – korkunç bir hata işlediklerini bilsinler. Ölenlerin hepsinin ortak bir paydası var; hepsi sivil vatandaş. Bugün o sivili katledenler, yarın bir sivil olarak seni katledebilirler. İnsan hayatının her şeyden daha önemli olduğunu bütün olarak kabul etmemiş toplumlarda katliamlar, işkenceler, faili meçhuller, ayrışmalar ve çatışmalar bitmez. Hepimiz insanız ve her şeyden çok bu ortak paydada buluşmalı, insana ve insan hayatına, insan hakkına halel getirtmemek için her şeyden çok mücadele etmeliyiz. Bu kadar çok sivil ölümün gerçekleştiği bir ülkenin normal olamayacağının farkına varmalıyız.

Her ölümle beraber ölümlere daha alışır olduk; insan canının önemi gün geçtikçe gözümüzde, farkında olmasak da, azalıyor. Bu korkunç bir alışma halidir; alışma hallerinin en korkuncudur. Hemen her gün patlayan bombalarla en az 30-40 insanın can verdiği Irak’ta insanların artık bu tip haberlere duyarsızlaştığı söyleniyor. İnsan ölümlerinin yüreklerde artık ufacık bir sızıyla bile karşılık bulmadığı bir yerde yaşam hakikaten var mıdır? Bir çocuğun katledilmesi karşısında tek yürek olamayan bir topluma millet denebilir mi?

Kimliği, dili, inancı, ideolojisi ne olursa olsun, insanların ölümlerine kayıtsız kalmayın. Ölen kardeşim Berkin’dir, Uğur’dur, Ceylan’dır, Ali İsmail’dir, Abdullah’tır, Hrant abimdir, Ahmet’tir, Mehmet’tir, sensin, benim; en önemlisi insanlığımızdır. Yüreğim yanıyor, ciğerim sızlıyor; n’olur anla beni.

Milyonlar da bir araya gelse şimdi Feriköy’de soğuk toprağın altında yatan o 16 kiloluk bedeni kaldıramaz, her bireyin el atması gerekir; ancak tüm insanlık bir araya gelirse belki kaldırılır Berkin’in o 16 kiloluk çocuk bedeni. Kötülük bizlere vurdukça insanlığımızdan götürüyor. Kötülüğün sıradanlaştırılmasına izin verme! çocukların, sivillerin ölümlerine alışma, bununla yaşamayı öğrenme! Çünkü çanlar insanlık için çalıyor!

Onlarca yıldır yapılan katliamlara fark gözetmeksizin kalbi sızlayan herkesin güzel kalbinden öper, sızlamayanlara da şifa dilerim.

Kubilay Yalçın GerboğaKubilay Yalçın Gerboğa: Gazeteci, sosyolog ve fotomuhabirdir. Toplum, insan ve siyaset üzerine düşünür. Yerel gazetelerde muhabir, fotomuhabir ve köşeci olarak görev almıştır. Serbest Bölge Fanzin'i çıkarmaktadır.

Yorumlar

Dikkat: Yorum yapanın yaptığı yorumdan yalnızca yorumu yapan sorumludur.

Duyurular