Demokrasi istiyorsak…

Demokrasi istiyorsak…

CHP, MHP, DSP gibi birçok farklı partiden milletvekili ve gönüllü vatandaşımız İşçi Partisi (yakında yeni adıyla Vatan Partisi), Merkez Parti, Anadolu Partisi gibi yeni oluşumlar altında birleşmeye başladı. Bu partiler gibi ideolojileri, siyasi ve kişisel rantları arka planda bırakıp ülke menfaatlerini ön plana koyan muhalefet partilerinin kurulması ülkemiz için umut vadediyor. Bu partilerden biri ya da hepsi (Bir koalisyon neden olmasın?) iktidara gelebilir ya da gelmeyebilir. Varlıkları ve milli meseleler uğruna mücadele etmeleri bile uzun vadede Türkiye’ye çok büyük katkı sağlayacaktır.

Bu üç parti de samimi bir şekilde halkın sorunlarıyla, ülkemizin içinde bulunduğu politik ve diplomatik sorunlarla yakından ilgilenmekteler. Ayrıca mümkün mertebe her cepheden birleşmeyi sağlamak için kendi ideolojilerinden ödün vererek partilerinde çeşitli değişiklikler yapmaktalar. İşçi Partisi’nin adını Vatan Partisi olarak değiştirmesi buna verilebilecek en iyi örneklerden. Bu değişiklik, kimilerinin düşündüğünün aksine oy toplamak için yapılmış bir “döneklik” meselesi değil kanımca.

Atatürkçülük dışında hiçbir ideolojik görüşe bağlı olmamakla birlikte şunu belirtmeliyim ki, İşçi Partisi’nin, ya da diğer partilerin yapılanmalarındaki değişiklikler aslında insanların zihnindeki bulanıklığı gidermekle alakalıdır. Toplumumuzun yapılan icraatlardan ziyade isimlere ve amblemlere, yani görüntüye takılı kalma alışkanlığını değiştiremeyen bir seviyede olması partilerin suçu değil. Zira bu zamana kadar Ermeni Soykırımı iddialarının karşısında ne MHP ne CHP ne de başka bir parti, Perinçek kadar kesin bir şekilde durmuştur. Hatta Türklüğe en ufak eleştiride bulunulmasını kavga sebebi sayan ülkücüler davanın görüşüldüğü sırada Strazburg’da olmalarına rağmen, kapıda bekleyip manevi destek veren birçok siyasi ve Türk vatandaşımıza neden katılmadılar acaba diye sorası geliyor insanın.

İşçi Partisi’nin veya Gezi ruhu taşıyan diğer partilerin yapılarındaki değişiklikler tabii ki de daha fazla yandaş toplamak içindir. Bu bir partinin kuruluş amacıdır. Ancak burada bakılması gereken siyasi partilerin ya da temsilcilerin yaptıkları icraatlar olmalı, yandaş toplamadaki amaca bakılmalı. Bu partiler kendi özel amaçlarını sıfıra indirgeyerek toplumu kucaklamaya çalışıyor. Dolayısıyla yaptıkları döneklik değil, fedakârlıktır. İşçi Partisi eğer adını Vatan Partisi olarak değiştiriyorsa, amblemindeki yıldızın yanına buğday ekleme ihtiyacı hissediyorsa, bu dar görüşlü toplumumuzun algı eksikliği yüzündendir.

Ben şahsen parti adına, ona yeterli demokratik özgürlüğü veremediğimiz için üzülüyorum. Perinçek’in yaptığı bu kadar fedakârlığın görmezden gelinip, partinin adı yüzünden ona yaşattığımız korkunun ön plana çıkmasından utanıyorum. Bu durum bir nevi demokratik özgürlüğün toplum baskısı nedeniyle kısıtlanmasıdır. Bir parti inandığı adı ve amblemi taşıyamıyorsa, demokrasi diye yırtınan bizler, toplum olarak yarattığımız algı düşüklüğü sayesinde demokrasinin önüne daha kendi zihinlerimizde setler koyuyoruz sonra da birileri bize demokrasi getirecek diye oturup bekliyoruz.

Bu yazımda gerçekten Perinçek’in avukatı gibi oldum. Ancak benim mantalitem şu, gelecekle ilgili tabii ki tahminlerde bulunabilir, bu partilerin aynı CHP gibi zaman içinde değişeceğinden korkabilir ve bu nedenle karşı çıkabiliriz. Ancak gelecekle ilgili tahminlerde bulunurken geçmiş ve günümüzdeki gerçeklerden yola çıkmalıyız, içgüdülerimizle, önyargılarımızla değil.

Sözünü ettiğim siyasi partiler ileride belki de yaka silkeceğimiz bir hal alacaklar. Ancak şu anda Gezi ruhunu yaşatan, ülke menfaatini öne koyan, halk için çabalayan ve güvenebileceğimiz sadece bu partiler var. Gerektiği zaman doğru olanı desteklemekten, yanlış olanı da eleştirip karşı çıkmaktan çekinmemeliyiz.

Siyasi katılım hem desteklemeyi, hem de yanlış noktalarda eleştirmeyi ve karşı çıkmayı gerektirir. “Aman bunlar da aynı” deyip, sessiz kalmak için bahane üretmek, “Ben oyumu verdim, görevimi yaptım, gerisi beni bağlamaz” demek şu saatten sonra vatana ihanettir artık.

İstersek gidelim bir partiye katılalım, istersek tamamen bağımsız protesto edelim ama bir şeyler yapalım artık.

Sinem GüngörSinem Güngör: Dokuz Eylül Üniversitesi Kamu Yönetimi bölümünde okumakta. Amatör olarak tarih,siyaset ve astronomiyle ilgileniyor.

Yorumlar

Dikkat: Yorum yapanın yaptığı yorumdan yalnızca yorumu yapan sorumludur.

Duyurular