Demokrasi kozası

Demokrasi kozası

Ülkemize baktığımızda, demokrasimizin henüz emekleme aşamasının ilerisinde olduğunu söylemek güç. Siyasetçilerimiz ezelden beri basit yöntem ve söylevler kullanmışlardır. Şüphesiz, bunda toplumumuzun entelektüel bilgi birikiminin kıtlığı da önemli bir etkendir. Bu yolculuk uzun ve zahmetli bir yolculuktur ve ne yazık ki yaşadığımız sorunların kısa vadede çözümü mümkün değildir. Uzun vadede yol alırken, günden güne uydurduğumuz ve yamadan öteye gidemeyen su üstü çözümler de bizi daha büyük bir bataklığa sürüklemektedir. Bataklıktan kurtulmak için öncelikle tutkumuzun sükunetine ihtiyacımız vardır.

Bu bağlamda düşündüğümüzde, güncel bataklığın bizzat kendisi Cumhurbaşkanlığı için Çatı Aday olarak tanıtılan Ekmeleddin İhsanoğlu hakkında sürdürülen tartışmadır. Özellikle Sol kesimlerce söylenenler akıl sağlığını tehdit eden türe dönüşmeye başlamıştır.

Sol’daki tabanı ele aldığımızda, nispeten bilime ve sanata daha çok sahip çıkan, realist bir bakış açısı göze çarpmaktadır. Entelektüel bilgi birikimi oldukça fazla ve demokrasinin ne olduğunu çok iyi bildikleri de iddia edilir. Lakin son günlerde yaşadığımız tartışmalardan sonra bu konu enine boyuna irdelenmesi gereken bir konudur. Özellikle CHP tabanının düşüncelerinin sorgulanması zaruridir.

Tabandan gelen bu görüşlerden sonra aday hakkındaki tartışma tamamen din odağına kaydırılmıştır. Camiye imam ya da kiliseye papaz seçtiğimizi hatırlamıyorum. Burada söz konusu olan Cumhurbaşkanlığı Seçimi’dir. İhsanoğlu’nun cemaat ile ilişkilerinden tutun da, Türkiye’de doğmamasına kadar elem verici tartışmalar yapılmaya başlanmıştır. Bu zihniyet, yıllar önce her gördüğü sakallıyı irticai faaliyetle suçlayanların zihniyetiyle aynıdır. Bu zihniyet, her keçi sakallıyı kedi kesen bir satanist zanneden zihniyetle de aynıdır. Üzüntü verici bu düşünme tarzından kurtulmamız önceliklidir.

Özellikle AKP’yi ve tabanını dini kullanmakla itham eden karşıt görüşlülerin, tersi bir durumda olaya yine dini karıştırmaları yöntem olarak farklı değildir. Bir taraf her söylevinde dindar olduğunu ön planı çıkartırken, diğer taraf da bire bir aynısını yapmakta ve birini kötülerken dindarlığı üzerinden eleştirilerini yürütmektedir. Aralarındaki tek fark; bir tarafın iyi, bir tarafın da kötü olarak vurgulama yapmasıdır.

Üzerinde tartışmamız gereken konu İhsanoğlu’nun dini görüşü ya da etnik kimliği değil, bu ülkeye katkısıdır. İhsanoğlu’nun katkısını yeterli ya da yetersiz bulmak başkadır, bir insanın dini inanışlarını sorgulamak ve bunlardan korkmak başkadır. Özellikle adını bile ilk defa duyduğumuz bir kişiye, İslam alanında akademik çalışma yürütmesi nedeniyle ön yargıyla yaklaşmamız, utanmamız gereken bir noktadır. İslam ve toplum hakkındaki görüşlerini bilmeden bir insanı eleştirmek cehalettir. İroni ise; “laiklik” ilkesini savunanların bizzat kendilerinin din ve devlet işlerini birbirine karıştırmalarıdır. Laiklik, dindar insanların devlet yönetiminde yer almaması değil, devlet yönetimini belirlerken dini inanışların ve yöntemlerin önemsiz olmasıdır. Eğer siz din fobisi ile insanlara yaklaşırsanız, ateistlere ya da Alevilere karşı kimilerinin gösterdiği bağnazlığın aynısını sergilemiş olursunuz. Bunun adı da asla “laiklik” olmaz.

Eğer bir hedefe varmak için kullandığınız her yolun mübah olduğunu düşünüyorsanız, etik bir hayat anlayışınız yok demektir. Yolculuk sonunda sadece bulunduğunuz nokta değil, o noktaya nasıl ulaştığınız da, en az sonuç kadar önemlidir. Kendinize tuttuğunuz yolu göz ardı ederseniz, bugün bulduğunuz hiçbir çözümü yarına aktaramazsınız. Kurumsal bir kültürün oturmadığı, yöntemlerin duruma göre uydurularak uygulandığı her yapı günün birinde yıkılmaya mahkumdur. Yöneticiler gelip geçici, sistem kalıcıdır. Bu nedenle demokrasiler için yüzyıllarca süren düşünsel süreçler zorunludur.

Demokrasi, bir kozadan kelebeğin çıkması gibidir; sabır gerektirir ve aceleye gelmez. Demokrasi yolunda ilerlemek istiyorsak bir an evvel tartışmayı bu Orta Çağ bakış açısından kurtarmalıyız. Daha sonra diğer alternatifleri ve yeterlilikleri tartışırız.

Özgür Adem IşıklıÖzgür Adem Işıklı: 1988 yılında İstanbul'da doğdu. Profesyonel mesleği Bilişim Öğretmenliği olmasına rağmen Yazılım Uzmanı olarak çalışmaktadır. Toplumsal meseleler, hukuk ve demokrasi ilgi alanları içerisindedir.

Yorumlar

Dikkat: Yorum yapanın yaptığı yorumdan yalnızca yorumu yapan sorumludur.

Duyurular