Kadın, erkek ve devlet

Kadın, erkek ve devlet

Topluca delirdik. Belki “dün çok mu akıllıydık” diyebilirsiniz. O halde en iyi tanım “Şah idi şahbaz oldu” demeliyim. Bizim oralarda bir laf vardır “Tımarhaneye hasta ziyaretine gitse, kefil göstermeden dışarı bırakmazlar” diye, sanırım ülke toprakları tehlikeli hale geliyor.

Cumhuriyet’ten öncesi ve sonrası, tarihi boyunca sorunlar yaşadı bu ülke insanları. Toplumsal, siyasi ve yargısal sorunlardan bahsediyorum. O halde eskiden de sorunluymuşuz diyebiliriz ancak bir fark var: Artık toplumsal düzeyde giderek görünür hale gelen adalet duygumuzun çöküşü de söz konusu.

Konunun uzmanı değilim, lafı uzatmayacağım. Son yıllarda öldürülen kadınların çoğunun “hayır” diyen kadınlar olduğu görülüyor. Sevgilisinden, eşinden ayrılan, ayrılmak isteyen, yeniden birlikte olmak istemeyen kadınlar. Yani reddeden kadınlar. Kadınlar artık “hayır” diyebildikleri, “reddedebildikleri” için ölüyor.

Toplumsal değişim, hızlı gelişen bir olgu değildir. Kadın, birey olarak özgürleşirken, toplumun diğer bir öznesi olan erkeğin de bu özgürlük isteklerine alışması gerekir. Ataerkil bir kültürde yetişmiş bir toplumun bu özgürlüklere ayak uydurması uzun zaman alacaktır.

Toplum iki türden oluşur, kadın ve erkek. Bir cinsiyetin, bahsettiğimiz özgürlüklere ayak uyduramamasının sebep ve sonuçları toplumsal ve siyasaldır. Mesela aynı sorunu yaşayan Türkiye ile İngiltere’nin sorunu aşma konusunda fark vardır. İşte o fark, doğumundan belirli bir yaşa kadar öğrendiği, öğretildiği şeylerdir.

Doğumdan ölüme kadar öğrenilen her şeyleri yaratan bazı unsurlar vardır. Bunlar aile, çevre, eğitim-öğretim gibi şeylerdir. Bireyin davranışlarını, alışkanlıklarını etkileyen bir diğer unsur ise muhatap oldukları devlet ve devletin tüm organlarıdır. Durum böyleyken, devletin var olmasından bugüne, toplumsal bir ürün olan bireyin davranışlarını, içinde bulunduğu toplumun devletinden ayrı düşünmek olanaksızdır. Bir bireyin davranışları ile hesap verdiği devleti arasında görmezden gelemeyeceğimiz bir bağ bulunur. Toplumun bireyleri, ilk günden son günlerine dek o toplumda egemen olan düşünce içinde şekillenir.

Devletin demokratik, laik, sosyal olması ya da olmaması, toplumsal ilişkilerin içeriğini belirler. Sorunları akla dayanan kurallarla çözmeyen çalışan bir devletin toplumu ile çözümü ilahi emirlerden alan devletin toplumu arasında farklar olacaktır. Vatandaşlarına sadaka dağıtan bir devlet ile sosyal devlet yaratan bir devletin vatandaşları aynı olmayacaktır. Türkiye devleti, vatandaşlarıyla demokratik bir ilişki kuramadı maalesef. Toplumun yarısını oluşturan kadınların bugün yaşadığı sorunların kaynağı, o bir türlü geliştiremediğimiz demokratik bilinçtir.

Bir diğer önemli nokta, ev kadınlığı konumundan eşit yurttaşlığa geçmeye çalışan ve özgürlük talep eden kadınların karşısına -2002 öncesine kıyasla karşı çıkılamayacak ölçüde ölçüde- dinci, ayrıştırıcı bir devlet söylemişle karşı karşıya kalmış olmaları. Durum böyleyken özgürlük mücadelesi veren kadın; buna direnen bir toplum, anti demokratik siyasal ve dindar, milliyetçi, kadın özgürleşmesini kavrayamamış, kadınların başarılı olmasından korkan ve cinsel organıyla gurur duyan bir erkekle karşı karşıya.

Kadın cinayetlerinin bitmediği, bir kartopu yüzünden insan katledildiği bir ülkede yaşıyoruz. Adalet duygusunun çöktüğü, hukuksuzluğun meşrulaştığı, kabadayılığın, arsızlığın makul hale geldiği ve hemen hemen tüm insan eyleminin dini tanımlarla yorumlanmaya çalışıldığı bir sistemde, kadın erkek ilişkisinin sağlıklı kurulabilmesi ve kadının eşit vatandaş olarak görülmesi kolay değil.

Kadınların özgürlük mücadelesi, eşit yurttaşlık mücadelesidir. Bu baskı yalnız Türkiye’de değil, anti demokratik olan her yerde var. Ülkemizdeki kadınların talihsizliği, eşit yurttaşlık mücadelelerini siyasal düzene, toplumsal kültüre ve eşitlikten ölesiye korkan erkek dünyasına karşı veriyor olmaları. Kadın öldüren ve katilleri idam etmeyi, pembe otobüsleri öneren zihniyetin kaynağı aynı.

İnsanların karakterini yaşadığı çevresi, eğitimi, toplumu ve içinde bulunduğu devleti oluşturur. İyi ya da kötü herkes insandır. Suçu insanlar işler. Tacizci, tecavüzcü insandır. Hırsız, kafa kesen insandır. Tüm rezilliklere, herhangi bir bahaneyle kılıf uydurmaya çalışanlar da insandır. Suç küçük ya da büyük, eylemi gerçekleştiren tek suçlu kişi değildir. Burada herkes sorumludur ve sorumlu hissetmek zorundadır.

Eşitlik istiyorsak, kadına şiddete kesinlikle hayır diyorsak, hiçbir suçu engellemediği bilinen idam cezası ve toplumu ayrıştırmaya çalışanlara da, aynı şiddetle hayır demek zorundayız. Bağnazlık da her dünya görüşü gibi bahane arar. Bu belanın yaşamasına, büyümesine izin veremeyiz, vermemeliyiz.

Kubilay Yalçın GerboğaKubilay Yalçın Gerboğa: Gazeteci, sosyolog ve fotomuhabirdir. Toplum, insan ve siyaset üzerine düşünür. Yerel gazetelerde muhabir, fotomuhabir ve köşeci olarak görev almıştır. Serbest Bölge Fanzin'i çıkarmaktadır.

Yorumlar

Dikkat: Yorum yapanın yaptığı yorumdan yalnızca yorumu yapan sorumludur.

Duyurular