Orta Doğu’daki değişim üzerine değişik düşünceler

Orta Doğu’daki değişim üzerine değişik düşünceler

At izinin it izine karıştığı bir dönemdeyiz. Çıkan haberler ve yaşanan olaylar göz önüne alındığında söyleyecek çok şey olduğu açık. Her ne kadar hepsine ayrı bir yazı yazmak istesem de, elimden geldiğince bu yazı altında toparlamaya çalışacağım.

Yine ilk sözüm kafatası milliyetçilerine. Şuanda ülkece birleşerek Suriyeli mültecileri ötekileştiriyoruz. Bilmiyorum daha önce kaç kez mülteci oldunuz ama mülteci olduğumu düşünmek bile beni korkutuyor. Evinizden, ülkenizden ayrılmak zorunda kalıyorsunuz. Kendi ülke paranızın gittiğiniz yer için bir önemi yok. Dil bilmiyorsunuz, yol bilmiyorsunuz. Varsa bir miktar altına sahipsiniz o kadar. Türkiye mültecilere kapılarını açmak zorundadır. En azından ben insanlık adına “Gelmesinler!” diyemiyorum.

Ancak mültecilerin plansız programsız bir şekilde tüm yurda dağılmasını da anlamlandıramıyorum. Gerçi kevgire dönmüş sınırlarımız olduğundan, mülteci planlamamızın olmaması hiç göze batmıyor değil mi? Kim ne zaman nerede sınırı geçmiş, nasıl geçmiş bilmiyoruz galiba. Bunun için de bir istihbarat paylaşımı yapmak gerek. New York ile Hatay sınır komşuları nasılsa.

Bir diğer konu IŞİD’i destekleyen sözüm ona şeriat yanlıları. Bir insanın şeriat yanlısı olması benim için bir düşüncedir ama IŞİD yanlısı olması cehalettir. Ben Allah adına savaşacak olsam her şeyden önce yüzümü gizlemem. Gururla gösteririm kendimi sokaklarda. IŞİD militanlarına dikkat edin; çoğunun yüzü kapalı.

En çok merak ettiğim konu ise bu çatışmaların gerçekleşebilmesi için gerekli olan bütçe. Suriye’yi göz önüne alalım. İhracattan vs. söz etmek zaten imkansız. Yurtiçi üretim çok temel ihtiyaçlar dışında tamamen durmuş. Savaşan insanlar da kendileri ekip biçemeyeceklerine göre, o kadar çatışan insan ne yiyor ne içiyor çözemiyorum. Kaldı ki yemek, silah ve mühimmata göre daha ucuz. Çoğunun elinde roketatar gibi silahlar var ve bu gibi silahlar ülkede işler karıştığında köşedeki markette alabileceğiniz bir silah değil. Bir kısmını düzenli ordudan aldıklarını varsayarsak, o zamana kadar kullandıkları silah ve mühimmatlar nereden geldi? Bu dediklerim PKK ve YPG için de geçerli. Böylesine ağır silahlara sahip hiç bir örgüt için tutup da “özgürlük savaşçısı” yorumları yapmayın. Bu örgütlerin hepsi silah tüccarları ve koca göbekli sermaye ile kol koladırlar.

Dünyada, eskiden de olduğu gibi, kazanan ve kaybedenler var. Kazananlar silah üreticileri, bu çok açık. Irak, Suriye, Libya vb. yerler ise komşu ülkelerdeki sermayeler için bulunmaz nimet. Bizi düşünün mesela; Amerika bize son kalite cep telefonları satarken, biz onlara çekyat satmaya çalışıyoruz. Bizden daha kötü durumda ülkelere ihtiyacımız var ki, teknolojik değeri pek de olmayan elimizdeki ürünleri onlara satabilelim. Biz Ar-Ge ülkesi olmadığımızdan gelişemediğimiz için; onların geride kalması işimize gelir. İç karışıklık yaşayan ülkelere yaptığımız ihracat rakamlarının artışımıza baktığınızda söylediklerimin sayısal karşılığını göreceksiniz. Biz bu gibi durumlarda kazanan taraftayız. Tabii ki burada “biz” derken ihracat yapan büyük sermayeleri kast ediyorum. Yoksa orta direk için değişen pek birşey yok. Bize sadece daha çok ücretsiz mesai var.

Şimdi bazılarımız savaşın suçunu ülkemizdeki büyük sermayelere attığımı söyleyebilir. Yanılıyorlar. Suçlu onlar değil. Onlar sadece yüzyıllardır var olan basit bir arz-talep düzeninde kendi yağlarında kavruluyorlar. Suç kesinlikle insanlarda değil. Suç yeterince mavi olmayan gökyüzünde ve yeterince güzel kokmayan çiçeklerde. (Burada kinaye yapılmamıştır.)

Orta Doğu’yu seyrediyorum. Çocukluğumda sürekli tekrarlanan BOP projesiyle dalga geçerdim. Fakat şimdi adım adım uygulanıyormuş gibi gözüküyor. Güneydoğu Anadolu’da birilerinin deyimiyle sokak olayları, Irak’ın parçalara ayrılması, Suriye’nin parçalara ayrılması, bir türlü devrilemeyen Esad’a operasyon düzenlenebilmesi için gerekli kamu desteğinin bulunamaması, kamu desteği sağlanması amacıyla IŞİD’in ortaya çıkarılması, dünyanın en gaddar örgütü olarak IŞİD’in lanse edilmesi, adım adım sınırımıza taşınan çatışmalar, Kuzey Irak petrolünün Türkiye üzerinden pazarlanması…

Türkiye eskiden bu kadar kapital bir ülke değildi. Şimdi ise hepimiz pijamalı kapitalistleriz.

Özgür Adem IşıklıÖzgür Adem Işıklı: 1988 yılında İstanbul'da doğdu. Profesyonel mesleği Bilişim Öğretmenliği olmasına rağmen Yazılım Uzmanı olarak çalışmaktadır. Toplumsal meseleler, hukuk ve demokrasi ilgi alanları içerisindedir.

Yorumlar

Dikkat: Yorum yapanın yaptığı yorumdan yalnızca yorumu yapan sorumludur.

Duyurular