Tarım sektörünün önemi ve kentleşme olgusu

Tarım sektörünün önemi ve kentleşme olgusu

Maalesef ülkemizde yanlış anlaşılan bir konu, Avrupa ülkeleri ya da ABD gibi gelişmiş ülkelerin sadece hizmet sektöründe (ticaret, sanayi, teknoloji vb.) yoğunlaşmış oldukları düşünülmesidir. Sanılanın aksine, gelişmiş bir ülkede tarım sektörü az gelişmiş ülkelere göre çok daha ileri seviyededir ve ülke ekonomisinde önemli rol oynar. Öyle ki, sadece teknolojiyle ve Hollywood filmleriyle dünya lideri olduğunu sandığımız ABD, bugün dünyanın en büyük gıda ihracatçılarındandır. Gelişmiş bir ülke olmanın anahtarı sadece hizmet sektöründe gelişmiş bir ülke olmak değildir. Tarım, Sanayi ve Hizmet Sektörlerinin hepsinde gelişmiş olmak (denk biçimde) ve bu sektörler arasında işbirliği sağlayarak dengeli ve uyumlu bir kalkınma sağlamak etkili olacaktır.

Günümüzde tüm dünya ülkelerinde organik tarım ve kapitalist şirketler yerine küçük aile üretimleri korunmaya çalışılmakta. Özellikle Avrupa ülkeleri tarıma oldukça önem vermekte. Geliştirdikleri tarım teknolojileri sayesinde bu ülkeler, kendi coğrafyalarında bile yetişmeyen mahsulleri yetiştirebilme imkânına sahip. Ayrıca organik tarımın öncüsü de yine bu ülkelerdir.

Türkiye ise bir zamanlar tarımıyla övünen bir ülke iken, neredeyse tüm mahsulünü, etini dışardan alan, tam bağımlı bir ülke haline dönüşmüştür. Tabii ki bunun en büyük nedeni yeni yasal düzenlemelerle tarım üretimi ve hayvancılığın neredeyse kasten engellenmesidir. AB’ye uyum sürecinin, ecnebi sığır eti yemekten geçtiğinin düşünülmesi, bir başka yanlış algıya örnek…

Bizim gibi gelişmekte olan ülkelerin sorunu, tarım sektörü ve sanayi sektörünü tamamen göz ardı ederek, sadece hizmet sektörüne gelişmeyi hedeflemeleridir. Bugün refah seviyesini örnek almaya çalıştığımız ülkeler, önce tarımda sonra sanayide ve son olarak hizmet sektöründe gelişim göstermişlerdir. Bu sektörler arası geçiş ise, aşama aşama atlanmış ve uzun zaman dilimlerine yayılarak, tabiri caizse “sindire sindire” gerçekleşmiştir. Gelişmemiş ülkeler ise her alanda olduğu gibi sektörlerin uygulanmasında da bu ülkeleri örnek almışlardır. Ancak bu ülkelerle aralarındaki farkı hızlı bir şekilde kapatmaya çalıştıklarından ve de sektörleri ya da gelişmişlik unsurlarını kendi bünyelerinde oluşturmadıklarından etkililik sağlayamamışlardır. Ayrıca belittiğim gibi, hızlı gelişme çabası, ülkeye getirilen yeni uygulamaların özü anlaşılmadan, hızlı bir şekilde ve ülkenin karakteristik yapısına ve unsurlarına uydurulmaya çalışmadan, kopyala-yapıştır yöntemiyle olduğu gibi aktarılmaya çalışılması etkililiğin önündeki en önemli faktördür.

Bir başka nokta: Gelişmiş bir ülkede kırsal kesimde yaşamak ve tarım-hayvancılıkla uğraşmak, bir geri kalmışlık göstergesi değildir. Çünkü tarım ve hayvancılık ülkemizdekinin aksine, devlet tarafından korunup desteklenmekte, gerekli teknolojilerle geliştirilmektedir. Çünkü gelişmiş devletler, bir ülkenin kendi kendine yetebilmesinin, yani kendi besinini kendi üretebilmesinin, ekonomik ve sosyal kalkınma açısından önemli bir faktör olduğunun farkındadır. Bu nedenle Avrupa ülkeleri ve ABD’de kırsal bölgeler her zaman büyük şehirler gibi modern görünür. Ayrıca kırsal bölgede yaşamak ekonomik yönden ya da eğitim, sağlık yönünden geri kalmış olmak değildir. Bu nedenle bu ülkelerdeki kırsal kesim oranı 3. dünya ülkelerine göre daha fazladır. Bizim kent sandığımız birçok Avrupa bölgesi modern köy ya da kasabalardır.

Gelişmekte olan ülkeler kentleşmenin en hızlı ve çarpık olduğu ülkelerdir. Çünkü kentleşme olgusu yanlış algılanmaktadır. Kentleşme demek, sanılanın aksine köylerin-kasabaların üzerine taş yığını yüksek binalar dikmek, AVM’ler yapmak, sadece hizmet sektöründe gelişmiş olmak değildir. Kentleşme: bir kentin sahip olması gereken kalkınmışlık unsurlarını barındırmak demektir  (eğitim, sağlık ve alt yapı sistedmleri). Türkiye de kentleşme olgusunu yanlış yorumlayan ve bu nedenle çarpık bir şekilde kentleşen ve gelişen ülkelerden biridir.

Doğru kentleşme olgusunu algılayıp uygulayabildiğimiz sürece, bu sorunun önüne geçebiliriz. Artık ülkemizde kırsaldan kente göç, bir tercih olmalıdır, koşulların getirdiği bir zorunluluk değil.

Mesele, en yüksek teknoloji ve yönteme sahip olmak değil. Önemli olan nokta, yeni bir uygulamanın amacının iyice kavranması, ülkenin mevcut unsurlarına göre uyarlanabilmesi ve bunun için doğru ve etkili alt yapı sistemlerinin kurulabilmesidir. Bu soruna tarım sektöründen yola çıkarak yaklaşmış olmakla beraber, tüm alanlarda (kamu kuruluşları ve işleyişleri dâhil) bu ilkeyi benimsemek, ülke olarak kalkınmamızın sürdürülebilirliğini kolaylaştıracaktır.

 

Sinem GüngörSinem Güngör: Dokuz Eylül Üniversitesi Kamu Yönetimi bölümünde okumakta. Amatör olarak tarih,siyaset ve astronomiyle ilgileniyor.

Yorumlar

Dikkat: Yorum yapanın yaptığı yorumdan yalnızca yorumu yapan sorumludur.

Duyurular