Ülkemizin içinde bulunduğu durumun sorumlusu

Ülkemizin içinde bulunduğu durumun sorumlusu

Son zamanlarda ülkemizin neden hala “gelişmekte olan ülke” konumunda olduğunu hepimiz içten içe düşünüyoruzdur sanırım. Son yıllardaki hukuksal ilerlemelerimiz(!) düşünülünce, bırakın gelişmiş ülke olma hayalini, hala gelişmemiş ülke konumuna düşmediğimize şükreder hale geldik.

Hala neden sürdürülebilir bir kalkınmaya ulaşamayıp, gelişmiş ülke sınıflandırmasına girememiş olmamızın temel nedenine değinmek istiyorum. Sıkı bir “Gezici” olmakla birlikte, sorunun hükümet olmadığını belirtmek istiyorum. Evet, tüm yasal sistemi değiştiren, yargıyı, yasamayı kendi egemenliğine alan, Gezi’de, Uludere’de, Soma’da kendi insanının ölümüne göz yuman AKP hükümetinden bahsediyorum. Ülkemizin içinde bulunduğu kötü statünün nedeni hükümet değildir. İçinde bulunduğumuz durumun sorumlusu bizzat bizleriz, yani toplumun ta kendisi.

Bunun en basit açıklaması ise, gelişmiş bir ülkede başa gelen hükümetin hangi parti olduğu ya da ne tür kararlar aldığının önemli olmamasıdır. Mevcut hukuk sistemimizin temelini aldığı Avrupa yönetim sistemlerine bakacak olduğumuzda, bu ülkelerde sayısız siyasi parti olduğunu, bu partilerin her birinin birbirinden farklı ideolojileri benimsediğini ve neredeyse hepsinin seçimlerde kazanma şansının hemen hemen eşit olduğunu görürüz. Buna kısaca gerçek demokrasi de diyebiliriz. Ayrıca gelişmiş ülkelerde başa hangi partinin geldiğinin önemi yoktur, önemli olan devlet sisteminin kendisidir. Bu ülkelerin yıllar önce kurmuş oldukları devlet sistemi kendi kendine işleyebilen, hukuki bir yanlışlık olduğunda kendini ve toplumu hükümetin aldığı yanlış kararlara karşı otomatikman koruyabilen bir yapıya sahiptir.

Sistemin önüne geçemediği siyasi felaketlerde ise bu sefer toplumun kendisi devreye girer ve bir sonraki seçimlerde hatalı hükümeti alaşağı ederek cezalandırır. Bu nedenle, ülkemizdeki ve diğer gelişmemiş ülkelerdeki gibi hükümetler devlet ve organlarını kontrol altına almaz, tam tersine hükümet devlet sisteminin ve toplumun ta kendisinin kontrolü altındadır. En ufak bir hatasının cezalandırılacağının farkında olduğundan, aldığı kararların devlet ve millet menfaatine olduğundan emin olmak zorunda hisseder ve otokontrolünü oluşturur.

Peki, gelişmiş ülkeler bu sistemi nasıl sağladı? Tabii ki hepimizin bildiği gibi Avrupa toplumlarının kendi elleriyle kazıyarak zafer kazandığı Fransız Devrimi sayesinde… Ancak bu bir günde cereyan eden bir gelişme değildi. Fransız Devrimi ve onun getirdiği hukuki ve siyasi kazanımların temeli Rönesans ve Reform hareketlerine dayanır. Bu ülkelerde devrimler yaşanmadan çok önce toplumlar bilinçlenme çağına girmişlerdi. Yani kendi demokrasi ve hukuk sistemlerini kurduklarında, çoktan bir altyapıları vardı ve kurdukları sistemi nasıl koruyacaklarını biliyorlardı. Kısacası, günümüzde gelişmiş ülkelerin gelişmişliklerinin tek nedeni; toplumun bilinçlenmesi ve devletin toplumun çıkarına hizmet eden bir araç olduğunun kavranmasıdır. Yani anahtar kelime toplumun ta kendisidir. Aynı durum az gelişmiş ülkeler için de geçerlidir. Bu ülkelerin geri kalmışlığının en temel nedeni, toplumun bilinçsizliği ve bilinçlenmek istememesidir.

Türkiye, Afrika, Asya ülkeleri (başta Hindistan olmak üzere) gibi gelişmekte olan ülkelerin hepsi benzer süreçlerden geçmişlerdir. Bu ülkelerin hepsinde özgürlük ve demokrasi savaşları olmuştur. Ancak, bu devrimlerde yer alan toplumun önceden eğitilip bilinçlenmesi gibi bir süreç olmamıştır. Tabii ki, Türkiye Cumhuriyeti kurulmadan önce Tanzimat Dönemi’yle başlayan çarpık bir reform hareketi olmuştur. Ancak bu, Osmanlı Devleti’nin imparatorluğu kurtarma amacıyla yapmış olduğu tepeden gelme bir yöntemdir. Bu reform hareketi sadece hanedan mensupları ya da üst tabaka aileler içindir. Olası bir ayaklanmanın önüne geçilmek için, Anadolu halkı kasten bu reformlardan uzak tutulmuştur ve bilinçlenmesi engellenmiştir. Diğer az gelişmiş ülkelerde de benzer senaryolar yaşanmıştır. Ayrıca bu ülkelerde meydana gelen devrimler ve özgürlük savaşları bir liderin önderliğinde gerçekleşmiştir. Bu önderlerin varlığında ülkeleri çok iyiye giderken, liderlerinin ölümüyle tüm ülkelere başladıkları noktaya geri dönmüşlerdir. Buna Türkiye de dâhil.

Bu konuyu gerçek bir Atatürkçü olarak ele aldığıma sizi temin ederim. Sistemin korunması için bir lidere, bir kahramana ihtiyaç duyuyoruz. Ancak bir ulusun tek kahramanı olur, bizimkisi Mustafa Kemal Atatürk. Eğer onun kurduğu sistemi devam ettirmek istiyorsak, hükümetlerin istedikleri gibi ülkeyi değiştirmelerinin önüne geçmek istiyorsak, yapmamız gereken en son şey oturduğumuz yerden bir kahramanın çıkmasını bekleyip bizi kurtarmasını ummaktır.

Bizler artık A partisinden B partisinden medet umup, ülkenin geleceğini bir partinin kurtaracağını ummaktan vazgeçmeliyiz. Tabii ki hepimizin inandığı ideolojiler, desteklediği partiler var ve olmalı da. Ancak, bir partiye bel bağlayıp, o partiyi tartışmasız tek yolmuş gibi görmekten vazgeçmeliyiz. Kısacası siyasi partiler amacımız olmamalı. Asıl amacımız ülkemizin çıkarlarını gözetecek en uygun çözüm yolunu bulmak olmalı ve partiler bu amaca hizmet edecek araçlardan başka bir şey olmamalı. Biz partileri ve ideolojileri ilahlaştırdıkça, başa gelen hükümet kim olursa olsun devleti istediği gibi yönetecektir.

Hükümetler topluma hizmet için birer araç olmalı ve biz de zihinlerimizde onları bu şekilde algılamalıyız. Çünkü zihniyetimizi değiştirmediğimiz sürece sistem hiçbir şekilde değişmeyecek. Bir ülkenin sorunları, toplum olaya müdahale etmediği sürece çözülemez. Bizler siyasileri, yaptıkları her yanlış için protesto etmediğimiz sürece, istediklerini yapmaya devam edecekler. Maalesef oturduğumuz yerden siyasilere saydırarak ülke kurtarılmıyor. Gördüğümüz bir yanlış varsa sesimizi çıkarmalıyız, protesto etmeliyiz, ilgili mercilere şikâyet etmeliyiz, peşini bırakmamalıyız. Ve her şeyden önemlisi, birilerinin çıkıp ülkemizi kurtarmasını beklemek yerine, üretmeliyiz. “Bu ülke için ne yapabilirim?” diye düşünüp, buna odaklanmalıyız.

Çözümün kendisi bizzat biziz.

Sinem GüngörSinem Güngör: Dokuz Eylül Üniversitesi Kamu Yönetimi bölümünde okumakta. Amatör olarak tarih,siyaset ve astronomiyle ilgileniyor.

Yorumlar

Dikkat: Yorum yapanın yaptığı yorumdan yalnızca yorumu yapan sorumludur.

Duyurular