Zorunlu siyaset – 2. Bölüm: Demokrasi ve seçim

Zorunlu siyaset – 2. Bölüm: Demokrasi ve seçim

Her zaman ve herkes tarafından söylenen sözler vardır. Onlar, hiçbir kanıt göstermeksizin “kesin kural” olarak değerlendirilir. Örnek vermek gerekirse, orman yakmaktan zevk alan, küçük bir çocuğu kaçırıp tecavüz eden ve ardından öldüren ya da etrafa rasgele ateş açıp onları öldüren birilerinin tutumu her zaman ve herkes için “insanlık dışı” bir vahşettir. Oysa bugüne kadar insanlık dışında hiçbir canlının böyle işler yaptığı görülmemiştir. O zaman bunlar bal gibi “insanlık içi”dir.

Burada bir tanımlama problemi ortaya çıkmaktadır. Kavramlar, milyarlarca özelin meydana getirdiği kargaların düzene sokarak anlamlandırılmasıdır. Bu sebeple kavramlar ideal olmak zorundadır. İnsanlık kavramı, “olması gerektiği düşünülen bir insanlık tanımı”na göre kavramsallaştırılmıştır. Bunun sonucu gerçek insanilikler “insanlık dışı”na düşerek garip bir paradoks yaratmaktadır.

Bu örneğe bakarsak, kavramların tamamına yakını talihsiz bir olgu, garip bir paradokstur. Ve ne yazık ki demokrasi kavramı ile seçim arasındaki ilişki de böyledir.

Demokrasi, uygulanması en zor kavramlardan biridir. Kavram olarak binlerce yıldır var olmasına rağmen kurum olarak yaklaşık dört yüz yıldır geliştirilmektedir. Ancak henüz herkesin aynı şeyi anlayabileceği bir netliğe ve içeriğe ulaşılamamıştır. Gelecekte de ulaşılabileceğini düşünmüyorum.

Durum böyleyken demokrasi üzerine ahkam kesenlerin ve demokrasiden çıkar peşinde olanların tamamına yakını ve onların tabanında gelişmiş kitleler demokrasiyi seçimle özdeşleştirir. Sistem basitçe şöyledir; halk her şeyi bilir, temsilcilerini seçer, böylece ulusal irade tecelli eder, iktidarı oluşturanlar milli iradeyi de temsil ettikleri için, kendi vizyonlarını toplumun tamamına dayatma hakkına sahiptirler.

Kurulan mekanizmayı örneklerle anlatalım. Fransa başkanlık ve parlamento seçimlerinde “Le Pen” ve partisi iktidara gelebilseydi, etnik olarak Fransa kökenli olmayanlar, Fransız vatandaşı olmalarına rağmen çok büyük hak kayıplarına uğrayacak, hatta Fransa’dan sürüleceklerdi. Bu açıdan değerlendirirsek bırakın seçim ile demokrasiyi özdeş yapmayı, çelişkili hale getiren paradoksu yaratırız. Çünkü demokrasi, bir ülkenin siyasal toplumunu oluşturan tüm vatandaşların eşitliğine dayanır. Eğer eşitlik söz konusu değilse, seçim de bir anlam kazanmaz. Ancak çoğunluk oyları bu ilkeyi her yerde ve her zaman bozmuştur. O halde seçimin anti-demokratik öğeler taşıdığını ileri sürmek ve kanıtlamak mümkündür. Tek bir kanıt yeterli olacaktır kanımca: ABD başkanı Amerikan halkının çoğunluk oyuyla iktidara gelmiştir, ancak ona hiç oy vermeyen Iraklıların aleyhine karar alabilmektedir.

Bir başka önemli nokta ise şudur: Söylemin aksine, seçim, ulusal iradeyi tecelli ettirmez. Aksine bir partinin, bu parti içindeki egemen politikanın ve bir liderin iradesini hayata geçirmesine araç olur. Bunun ulusal irade ile hiçbir ilgisi yoktur.

Seçimlerde oy verenler, toplum itibarıyla ulusal iradenin oluşması yönünde değil, kişisel, bölgesel ve ekonomik çıkarların, diğer bir etnik toplumun aleyhine gerçekleşmesi şeklinde hareket eder. Bu durumda vatandaşların hak eşitliği ilkesi temelinden sarsılır.

Bu yazılanlardan sonra bizim topraklara gelirsek eğer, toplumun büyük çoğunluğu, diğer tüm etnik toplumları da kucaklayan bir Türkiye çözümü içinde değil, bireysel geçim pratikleri bağlamında oy vermektedir. Seçim ve demokrasinin adeta zıt kutuplarda algılanmasının en büyük sebeplerinden birisi Türkiye’deki partilerden kaynaklanmaktadır.

Türkiye’deki gelmiş geçmiş partilerin tamamına yakını haklar bağlamında değil, imtiyaz bağlamında gelişmiştir. Örnek vererek iddiamınızı belgeleyelim: Gecekondu affı çıkarılması, kamu arazisi üzerinde gayrimeşru olarak inşaat yapanların, herkese ait bir hakkı gasp etmelerinin meşrulaştırılmasıdır. Böylece gecekondu yapanlar açısından yaratılan imtiyaz, diğer herkesin hakkını ihlal eder. Başka bir örnek olarak ise, vergi affını düşünebiliriz. Vergi kaçıranlar, vergi ödeyenlerin hakkını ihlal etmişlerdir. Örnekleri arttırabilmek mümkündür.

Bu kadar sözden sonra şöyle bir soru sorabilirsiniz: Seçimleri mi kaldıralım? Kesinlikle hayır. Önerim, seçimlerin demokratikleştirilmesidir.

Seçimlerin demokratik olabilmesi için her şeyden önce vatandaşlar eşit şartlarda olmalıdırlar. Seçimleri anti-demokratik hale getiren imtiyazlar dışlanmalıdır. Bireysel, etnik, dini, ekonomik çıkarlar hiçbir şekilde toplum düzenini zedeleyecek şekilde olmamalıdır, her türlü imtiyazlar lağvedilmelidir.

Vatandaşları eşit olmayan bir toplumda seçimler anti-demokratik olacaktır. Bunu sağlamak için tüm farklılıkları kucaklayan bir anayasa ve bunları güvenceye alan yasal sistemler geliştirilmelidir.

Bu unsurlar maalesef Türkiye’de mevcut değil, bu yüzden de seçimler demokrasinin önündeki engellerden biri haline geliyor.

Kubilay Yalçın GerboğaKubilay Yalçın Gerboğa: Gazeteci, sosyolog ve fotomuhabirdir. Toplum, insan ve siyaset üzerine düşünür. Yerel gazetelerde muhabir, fotomuhabir ve köşeci olarak görev almıştır. Serbest Bölge Fanzin'i çıkarmaktadır.

Yorumlar

Dikkat: Yorum yapanın yaptığı yorumdan yalnızca yorumu yapan sorumludur.

Duyurular