Zorunlu siyaset – 3. Bölüm: Seçim-geçim

Zorunlu siyaset – 3. Bölüm: Seçim-geçim

Türkiye’de defalarca seçimler oldu ve her defasında bunun demokrasi zaferi olduğu söylendi. Bu söylem herkes tarafından dile getirilir ve bu söylemin tersini iddia edenlere iyi gözle bakılmaz.

Türkiye’deki seçimlerde, gelişmemiş tüm siyasal sistemlerde olduğu gibi bir fetişleştirme boyutu söz konusudur. Seçimlerin sihirli bir değnek gibi her şeyi çözebileceğine inanılır. Bu büyük bir yanılgıdır kanımca.

Seçimler gelişmiş ülkelerde, daha doğrusu demokrasisi gelişmiş ülkelerde sıradan ve önemi olmayan bir uğraş haline gelmiştir. Ancak demokrasisi gelişmemiş ülkelerde, seçimlerin demokrasinin tamamı olduğu sanılır. Bu durum seçimlerin anti-demokratik olarak algılanmasına sebep olur. (Daha fazla bilgi için: “Zorunlu Siyaset – 2. Bölüm: Seçim ve Demokrasi“)

Gelişmiş demokrasilerde seçim, vatandaşların işlerini yürütecek temsilcilerin seçilmesine kadar önemsizleştirilmiş, sıradanlaştırılmıştır. Bizde ise bunun tamamen tersi söz konusudur. Bizdeki durum egemenlerin, egemenliklerinin onaylanmasıdır. Daha doğrusu egemenliğin meşrulaştırılması anlamını taşıdığı için kutsal niteliklerini hala korumaktadır. Tarihten örnek verecek olursak; Bizans döneminde darbe ile imparator olan generalin, egemenliğini hipodromdaki ilk karşılaşma anında, seyircilerin alkışlarıyla onaylatması gibi.

Türkiye’de siyasal toplum tam anlamıyla oluşmamıştır. Bu yüzden seçmenlerin büyük bir bölümü bu siyasal rolün gerektirdiği yaklaşımlara sahip değildir. Bu bağlamda siyasal partiler de, siyasal olmaktan çok siyaset öncesidir.

Türkiye’de siyasal toplum oluşmamıştır (bkz: “Zorunlu Siyaset – Bölüm 1“) çünkü vatandaş kimliği, çok az kimse tarafından tüm anlamıyla fark edilmektedir. Böyle olunca siyasetin bireysel haklara değil de imtiyazlara yönelik oluşması kaçınılmaz olur. Demokrasisi gelişmemiş ülkelerde, siyasetin bu yöndeki yaklaşımları vizyonların ve ideolojilerin devre dışı kalmalarına ve mevcut cemaatlerin, üst kademedeki yöneticilerin konumlarını korumalarına ve genişlemelerine yol açmaktadır.

Türkiye’de her parti, her zaman, siyasal bakış açısını hayata geçirmek yerine bir çıkar topluluğu oluşturma gayretinde oldu. Partiler, hak ile imtiyazları ayıramamaktadır, ya da öyle gibi görünmeyi seçmektedir. Ülkemizdeki vizyonsuzluğun örneklerinden birisi özgürlükler alanında görülmektedir. Çoğu zaman olmayan özgürlük, özgülük olarak lanse edilmektedir.

Hiçbir parti birey haklarını savunamamakta ya da savunmamaktadır. Buna karşın, cemaat ve üst kademedeki yöneticilerin imtiyazları özgürlük adına verilmektedir. Burada önemle üzerinde durmamız gereken nokta, kamu alanı-özel alan olmalıdır. Kamusal ve özel alan demokrasinin tabanını oluşturur ve partililer tarafından korunmalıdır. Kamusal alanın kimliksiz olma zorunluluğu vardır. Demek istediğim bir kişiye, bir cemaate ya da bir zümreye bağlı olmamalıdır. Böyle olmazsa başka güçler tarafından denetlenir.

Şikayet ettiğimiz anti-demokrasi ve olmayan özgürlük, siyasal partilerin demokrasi ve özgürlükleri asla tam anlamıyla kavrayamamış olmalarından kaynaklanmaktadır.

Türkiye siyasal yaşamdaki temel sorunlardan biri, halkın çeşitli kesimlerinin imtiyaz taleplerini yerine getirilmesini demokrasi zannetmesidir. Bu durum demokrasiyi kavrayamamışlar tarafından sürdürülmektedir. Siyasal toplum oluşması yönünde hiçbir gayreti olmadığı gibi, bu yöndeki gelişmeleri de engellemektedir.

Seçmenlerin büyük bir bölümü ise yalnızca kendinin ve cemaatinin çıkarını ve alacakları ayrıcalıkları hak olarak dayatmak üzere oy vermektedir. Bu yapılanma içinde cumhuriyetin doğal sonucuna, demokrasiye ulaşmak kolay değildir.

Kubilay Yalçın GerboğaKubilay Yalçın Gerboğa: Gazeteci, sosyolog ve fotomuhabirdir. Toplum, insan ve siyaset üzerine düşünür. Yerel gazetelerde muhabir, fotomuhabir ve köşeci olarak görev almıştır. Serbest Bölge Fanzin'i çıkarmaktadır.

Yorumlar

Dikkat: Yorum yapanın yaptığı yorumdan yalnızca yorumu yapan sorumludur.

Duyurular