Zorunlu siyaset – 4. Bölüm: Cumhuriyet

Zorunlu siyaset – 4. Bölüm: Cumhuriyet

Ülkemizde okuldan geçmiş herkes cumhuriyetin “halkın kendi kendini yönetmesi” olduğunu öğrenmiştir. Yani ülkenin hanedan bir hükümdarlık tarafından değil de, seçimli bir devlet başkanı tarafından yönetilmesi gerektiğini herkes bilir.

Cumhuriyeti eleştirmek garip bir ironiyi içinde barındırır. Cumhuriyetin kendisi ne eksik, ne fazladır çünkü o, biz ne yaparsak odur. Cumhuriyetin eleştirilmesi, toplum ve birey olmada zaaf gösteren bir insan grubunun kendi tarihini eleştirmesinden başka bir şey değildir. Burada inanılmaz bir ironi olarak tarih, sonuçta onların yetersizliklerinin aynası olarak kendilerine dönmektedir.

Türkiye’deki siyaset sorunu paylaşılamamaktan kaynaklanıyor. Bir kapışmanın örtüsü biçiminde ortaya çıkan “az gelişmiş ülke siyaseti”, siyaset filan değil, bir yağma düzenidir. Bu hakların sicili hukuk olmakta, böyle tescil edilmiş haklar sistemi üzerine konumlanan devlet de hukuk devleti denilmektedir. Öyleyse cumhuriyetten önce siyasetimizi biçimlendirmeliyiz.

Cumhuriyet iki temel koşula dayanır: laiklik ve demokrasi. Laiklik, bütün basmakalıp “din ile devletin ayrılması” söylemlerinin dışında, kamusal alanın bütün güç unsurlarından arındırılması, hiçbir bakışın kamusal alanda kendini bir güç unsuru olarak dayatmaması demektir. Bu durumda laiklik demokrasinin ön koşulu olmaktadır, çünkü demokrasi her bir bireyin haklarını ve tercihlerinin diğer hepsine ve diğer herkese karşı güvence altında olmasıdır. Demokrasi, hiçbir tekil hakkın hiçbir gerekçeyle ziyan edilmesine veya kaybedilmesine izin vermez.

Bütün bu söylediklerimizden sonra elde edilen sonuç, cumhuriyet, siyasal toplumdur, yani bireysel farklılıkları bir arada tutabilen ve hangisi olursa olsun hiçbir gücün kutsallık atfetmeyen bir beraber yaşama felsefesidir.

Bu bağlamda Türkiye’ye bakacak olursak, öncelikle “birey” kavramının oluşmakta çok geciktiği görülmektedir. Bu geç kalınmış durum, cemaatleri çok güçlü kılmakta, her cemaat kendini bir güç unsuru olarak üretmekte ve her şeye karışmayı görev bilmektedir. Bunun sonucunda imtiyazlar, hakların belirmesini engellemekte ve toplum olmayan bu “toplumun” siyasetsiz kalmasına yol açmaktadır. Böyle bir ortamda her özgürlük talebi aslında bir imtiyaz isteği, bir imtiyaz bastırması haline gelmektedir.

Öncelikle özgürlüklerin çoğul olduğu ve yalnızca kendi cemaati için istenilen özgürlüğün imtiyaz talep etmekten başka bir şey olmadığı, bir özgürlüğün tek kişi olsa bile bir başkasının özgürlüğüne müdahale söz konusudur. Başkalarının özgürlüklerine müdahale edildiği sürece, cumhuriyetin padişahlığa son veren ve halkın kendi kendini yönetmesine olanak veren bir rejim sanılması sürecektir.

Kubilay Yalçın GerboğaKubilay Yalçın Gerboğa: Gazeteci, sosyolog ve fotomuhabirdir. Toplum, insan ve siyaset üzerine düşünür. Yerel gazetelerde muhabir, fotomuhabir ve köşeci olarak görev almıştır. Serbest Bölge Fanzin'i çıkarmaktadır.

Yorumlar

Dikkat: Yorum yapanın yaptığı yorumdan yalnızca yorumu yapan sorumludur.

Duyurular