20 yıldır yazdığım bloğun birinci haftalık bültenine hoşgeldiniz! Geçen gün yayınladığım yazıda bahsettiğim gibi, haftalık bülteni içimi döktüğüm ve paylaşmak istediğim çeşitli şeylerden (müzik, kitap, video, film vb.) ve bir de üzerine düşünülesi alıntılar ve sorularla dolduracağım.
Not: Aylık takip şablonu için onlarca insan eposta abonem oldu, onlara söz verdiğim gibi salı günü aylık tablo şablonunu yayınlayıp tabloların nasıl kullanıldığını, ne işe yaradığını falan anlatacağım.
🗨️ İç dökümü
🔸Substack’teki okurlarımın bir kısmı Beyn’i ciddi ciddi 2006 yılında açtığımı bilmiyor ki bu iyi bir şey de olabilir, ara sıra eski yazılarımı burada yayınlayabilirim. Hatta bir-iki defa yayınlamışlığım var ama önce buradaki kitleyi büyütmem daha iyi olacak.
🔸Bir 31 Aralık günü ilk defa bu kadar özelliksiz geldi. Hanımla alışverişe falan çıktık, öyle dümdüz bir gündü. Akşam yiyip içtik, Cem Yılmaz’ın şovunu izledik, caddeye çıkıp gezdik (üşüdük), eve dönüp yattık, uyuduk. Günün ilginç gelmemesi ilginç geldi.
🔸O değil de Cem Yılmaz ciddi ciddi bitme noktasına gelmiş. Filmlerini konuşmuyorum bile, gösterileri de artık filmleri gibi oldu. Benim için Cem abinin zirvesi CMYLMZ gösterisiydi, onun üstüne çıkamadı ve o gösteriden beri çok yavaş bir düşüşte. Fundamentals’la bi’ tık yükseldi, sonra yine düştü. Kendini çok ciddiye aldığını hissediyorum izlerken—kesinlikle ciddiye alınmayı hak ediyor ama herkesin onu sevemeyeceğini, herkesi güldüremeyeceğini bir türlü kabullenemiyor gibi. Yaşlandıkça aksileştiğini de görüyorum, aksi bir insan olarak yadırgayamıyorum ama üzülüyorum. CMYLMZ’deki Cem Yılmaz’ı görsek keşke yine.
🔸Twitter’ın algoritmasına nasıl uyuz olduğumu, beni az buçuk takip eden veya tanıyan herkes biliyor. Son günlerde o salak algoritma beni biraz öne çıkarmaya başladı, şikayet etmiyorum ama zerre kadar da etkilemiyor hayatımı (bildirimlere bakmak için ayırdığım zaman dışında). Şu tweet’in yayılacağını az buçuk tahmin etmiştim ama o kadar coşacağını da düşünmemiştim. Şu espriyi de önce Substack’e, sonra Twitter’a gönderdim, Twitter onu da alıp yürüttü. Araba tweet’i üzerine bir şey yazılmaz (çok iyi fikirler aldım) ama aylık tablolarım üzerine bir yazı yazmak şart oldu, millet bluz linki ister gibi link istiyor.
🔸Parantez kullanımımı azaltmalıyım.
📺 İzlenesi
Ben geç izlediğim için mağara esprisi yapmazsanız, Sinners filmini izlemenizi tavsiye ederim. Hanımla ağzımız açık izledik. Müziklerden ayrı etkiledi, oyunculuklar ayrı etkiledi. Ayrıca filmin vampir filmi olduğunu bilmiyorduk! 😂
2025’in saniyelik videolardan oluşan özetini izleyin. Yarısına geldiğimde durdurup biraz nefeslenmek zorunda kaldım; 10 yıllık gündemi 1 yılda yaşamışız. Çoğu gündemi unutmuşum, en çok ona şaşırdım.
Son olarak, 20 küsur dakika hayran hayran izleyeceğiniz bir resim yapma videosu bırakacağım. Neden? Çünkü içimden geldi, çünkü video güzel.
🎧 Dinlenesi
İlk bültene özel, güzel bir parça ve güzel bir podcast yayını paylaşmak istiyorum.
Önce, beğenerek dinlediğim Tolgahan Çoğulu’nun Sinan Ayyıldız’la yorumladığı bir eseri bırakıyorum. Aziza Mustafa Zadeh isimli bir sanatçının Boomerang isimli eserini icra etmişler.
Sonra da, Sinan Canan ve Mustafa Can’ın “Bizi Hayatta Tutacak 7 Öz Beceri” başlıklı videosunu atıyorum. 2025 yılında izlediğim en faydalı videolardan biriydi bu herhalde.
📗 Okunası
Bu hafta bitirdiğim kitabı önereceğim: Patrick Süskind’in Güvercin öyküsü (77 sayfa), kaygı bozukluğu üzerine yazılmış en özgün uzun öykü olabilir. Süskind’i neredeyse herkes gibi ben de Koku romanıyla tanıdım ama bu öyküsü de güzel, eğlenceli, okuması kolay, düşündürücü.
Blog yazılarıyla devam edeyim. Substack’te biraz daha aktif olmaya karar verdiğimden beri taramalı tüfek gibi Follow düğmelerine basıyorum, yazılarını beğendiğim insanların bloglarına da abone oluyorum. Sona Ertekin’in bloğunda paylaştığı evlilik ve ilişki tavsiyeleri çok samimi geldi, çok hoşuma gitti. Tıklayın, okuyun.
Bir de Ceren Tataroğlu’nun tatlı, kişisel yazısını beğendim. Eskilerin kişisel bloglarını hatırlattı, nostalji de yaşattı. Tıklayın, okuyun.
Son olarak, okumadıysanız bu hafta yazdığım “yıl değerlendirmesi/röportajı” yazısını da okumanızı öneririm: “Chris Williamson’la 2025 yılı üzerine röportajım“
🤔 Düşünülesi
Bu hafta iki alıntı paylaşacağım ama bazı bültenleri tek alıntıyla geçeceğim.
İlk alıntı, Stephen R. Covey’nin (dandik bir kişisel gelişim kitabı gibi isimlendirdiği ama aslında cidden iyi bir kitap olan) Etkili İnsanların 7 Alışkanlığı isimli kitabında aktardığı bir alıntı:
“Kimse bir başkasının değişmesi için ikna edemez. Hepimiz, ancak içeriden açılabilen bir değişim kapısında nöbet bekleriz.” — Marilyn Ferguson
Ben bu sözü, “Değişimin kapısı içeriden açılır.” şeklinde biliyordum ama orijinali böyleymiş. Ben yine de ortamlarda bildiğim şekliyle söyleyeceğim.
İkinci alıntımı da, geçen yıl iki defa alıntıladığım (birincisi, ikincisi) Seneca’dan yapacağım. Adamın kitabı o kadar dolu ki, not aldığım her özlü sözünü ayrı yazılara dönüştürebilirim. Aşağıdaki alıntısı da, üzerine uzun uzun düşünülesi aforizmalarından biri:
“İnsanlar öylesine akılsız ki, bir kimseden küçücük, değersiz, yerine konabilir bir şey aldılar mı, kendilerinin borçlu sırasına konmasına göz yumuyorlar da, minnettar olunsa bile, karşılığı verilemeyecek tek şeyi, yani zamanı alan insan, hiçbir şekilde borçlu saymıyor kendini.” — Seneca, Ahlak Mektupları
Çeviri çok iyi değil ama söz çok iyi: Ufacık bir şeyimizi alanı bize borçlu sayıyoruz ama zamanımızı alanı öyle görmüyoruz.
BONUS: Ayın ortasında yapacağımız ilk Sohbet Kulübü toplantısının konusu “yazmanın faydaları” olacak, dilimizi ve zihnimizi nasıl geliştirdiği üzerine konuşacağız. Her katılımcıdan bir-iki cümleyle de olsa konuşmasını bekleyeceğiz. Duyurusunu yakında yapacağım ama katılmak isterseniz, konuşacaklarınız üzerine şimdiden düşünmenizi isterim! 😊
❓ Sorulası
Bültenimizin sonuna geldik—tahminimden uzun oldu, kısaltmamı veya bu uzunlukta tutmamı isteyenlerin yorumlarını merak ediyorum… ama soracağım soru o değil. Sonuçta yıl değiştirdik, elbette 2025 yılıyla ilgili bir soru soracağım:
2025 yılında yaşadığınız en büyük değişim neydi?






