On birinci Beyn Bülteni’ne hoşgeldiniz! Beyn’e geçtiğimiz yedi günde abone olan 67 kişiye teşekkür ederek başlayayım bültene. Bu hafta vücudumdan dert yanıyorum, ilginç bir ters köşesi olan bir filmden bahsediyorum, çok eski bir çocuk şarkısını öneriyorum, güzel yazılar paylaşıyorum ve paylaşılası bir kampanyadan bahsediyorum.
Önceki bülteni okumak isterseniz buraya tıklayın, sonra da yeni bültene başlayalım! Yazının her bölümünde ufak ufak notlar alıp, yazının sonunda yorum olarak paylaşırsanız okumayı ve yanıtlamayı çok isterim.
🗨️ İç dökümü
🔸 Geçen hafta İstanbul’daydım, annemin izlediği TV şovlarına, daha doğrusu tek bir şova maruz kaldım. Survivor çok yalan bir şov ya. Yani tamam, evet, bütün “reality show”larda bir miktar senaryo yazılıyor ama bunlar baştan sona senaryolar yazıyor gibi. Yoksa anaokulu oyunları oynayıp kendilerini bu kadar ciddiye almaları mümkün değil. Lobut atarak şişe mi ne devirdikleri komik bir oyun vardı, kaybedenler kendi aralarında konuşurken biri diğerine “Kaderinde ne varsa o oldu, aldırma.” falan dedi. Bu arada tabii vücutlar tertemiz, saçlar ışıl ışıl, bir gram kas kaybı yok… ama yeterli beslenememekten şikayetçiler. Tövbe estağfurullah.
🔸 Araba aldık ama Burcu da ben de kullanmayı bilmiyoruz 😂 o sebeple ikimiz de direksiyon dersi almaya başladık, ilk etapta altışar saat. Bu hafta dersler sayesinde daha da iyi sürdüm ama hâlâ feci hatalar yapabiliyorum. İşin fenası hazır olana kadar hazırlık yapabileceğim bir yer de yok—var ama gerçekten doğru dürüst sürebilmek için kendini trafiğin her türlüsüne alıştırman gerekiyor, izole bir yerde idman yapılacak iş değil. Hâlâ her hareketimi düşünerek yapıyorum, otomatiğe aldığım çok az şey var. Hamlelerin %80’ini otomatiğe bağladığımda “I know araba-fu” diyeceğim.
🔸 Öksürüğüm geçmiyor. Plantar fasyozum geçmiyor. Köprücük kemiği ağrım geçmiyor. Geçti sandığım otoimmün bilmem ne kaynaklı kaşıntı geri döndü. Bütün bunlar üst üste gelince kendimi çok yaşlı ve çok kırılgan hissediyorum. Çok büyük dertler değil ama çok küçük de olsa dualarınızı istiyorum.
(Mini not: “Plantar fasyoz” dediğim şeyi tıp dünyası “plantar fasiit”, necip milletimiz “topuk dikeni” diye biliyor ancak “topuk dikeni” başka bir şey ve “plantar fasciitis” tanımı da son yıllarda yerini “plantar fasciosis” tanımına bırakmış. Demin baktım, koca internette Türkçe “plantar fasyoz” çevirili tanımı ilk defa ben kullanıyorum. Konu dağılmasın, dualarınızı hâlâ bekliyorum.)
🔸 Beşinci bültende içimi dökerken ofis tutmam lazım demiştim. Düşündüm, taşındım, o bültende “yapamıyorum, olmuyor” dediğim evdeki çalışma odamda çalışma konusunu oldurmaya karar verdim. Neden? Çünkü dışarıda ofis de tutsam, açık ofislerde de çalışsam, kafede de takılsam 14 inçlik minik bir ekrana sıkışmış olacağım ama çalışma odamda 32 inçlik monitörümün yanında 24 inçlik dikey monitörümle kesinlikle daha verimli çalışıyorum. Bir şekilde evden çalışma disiplinini çözeceğim. Söz.
📺 İzlenesi
Haftanın izlenesi filmi; 2015 yapımı, Denis Villeneuve‘ün yönettiği Sicario:
Filmin (spoiler olmayan) en ilginç özelliği, filmin büyük kısmında ana karakteri değil yan karakteri takip ediyor oluşumuz. İzlemeyi bitirdiğimizde eşim de ben de Emily Blunt’ın karakterinin neden başrol olduğunu anlamamış, biraz yadırgamıştık ancak film üzerine biraz yorum okuyunca, filmin en büyük ters köşesinin bu olduğunu anladım, hoşuma gitti. Denk gelirseniz izleyin derim.
Haftanın izlenesi videosu; Google’ın dünyayı (daha doğrusu mobil dünyayı) nasıl ele geçirdiği üzerine bir “başarı öyküsü”:
Trilyon dolarlık şirketiniz varsa böyle de vizyonunuz olacak. Ruhunuzu şeytana satmanız da şart tabii.
Haftanın kısa videosu da, çok kolay ve sağlıklı bir ballı izolasyon süngeri tarifi (evet): https://www.instagram.com/p/DVyydHZgmTR
🎧 Dinlenesi
Dinlenesi müzik köşemizde bugün en sevdiğim Türk sanatçılardan Evrencan Gündüz’ü ağırlamak istiyorum:
Bestesi Enderuni Selaeddin Bey’e olduğu düşünülen Kuş Sesleri (Ovalara Yayılır) eserini önce Hafız Burhan icra etmiş (dinleyin), sonra Modern Folk Üçlüsü’yle meşhur olmuş (dinleyin), en son günümüzde Evrencan Gündüz sayesinde yeniden canlanmış. Çok tatlı bir çocuk şarkısı ama yetişkin hâlimle bin defa dinlemişimdir. Siz de dinleyin.
(Mini not: Redaktörüm Gemini, bestenin sahibini bulabilmek için biraz çaba göstermiş ama ben onun çalışmasını devam ettirip “Enderuni Selaeddin Bey” ismine ulaştım ki bu ismi de bir nota kâğıdı dışında hiçbir yerde bulamayınca, ona yakın bir isim olan “Enderuni Alaeddin Ali Bey”e rastladım. Böyle araştırmalara bayılıyorum, azmettim, bestenin sahibinin tam adını bulup paylaşacağım.)
Yürürken dinlemelik podcast olarak da, geçen haftaki İstanbul Substack buluşmasında bahsi geçen ve yeni abone olduğum Kötü Emeller kanalında Ezgi Emel’in kişilik testlerini gömdüğü videoyu atacağım:
Gömülmeyecek gibi de değil: Bilimsellikten epey uzak bu kişilik testlerinin en ünlüsü olan Myers-Briggs Kişilik Testi, psikoloji alanında herhangi bir akademik altyapısı olmayan iki insanın uydurup meşhur ettiği saçma sapan bir dergi testi. Bugün Y ve Z kuşaklarının Instagram ve Twitter profillerindeki dört harfli kısaltmaları (INFJ, ENTP falan) bu iki hanımefendiye borçluyuz. Videoda sadece bu testi değil, diğer testler de anlatılıyor.
📗 Okunası
Bu hafta okunası yazıların birincisi, Zeynep Ergün‘den ders çalışmayı sevenlere gelsin:
🔸 “Okumayı Öğrenmek: Harvard Üniversitesi Tekniği“ — Zeynep Ergün
Zeynep bloğunun konsepti gereği ders çalışma ve akademik okumalar yapma özelinde değerlendirmiş ama bu tekniğin hızlı kitap okuma konusunda da başarılı olduğunu söyleyebilirim. Yıllardır kurgu dışı kitapları bu yöntemin bir türeviyle tüketirim, çok da işime yarar.
Okunası yazılarımızın ikincisi, Melik(e)-bülten’in seksen ikinci e-bülteni olsun:
🔸 “Aşkın Renkli Saatleri.“ — Melike Polat
Bol bol film önerisi ve Wilhelm Schmid’in kitabından çokça alıntıyla yazı beni doyurdu, size de afiyet olsun.
Üçüncü okunası yazı da, benim eski yazılardan biri olabilir mi? Bence olabilir:
🔸 “Aptalca sorular sormanın güzelliği“ — Barış Ünver
🤲🏼 Paylaşılası
Bu hafta, ramazan ayına özel bir “Paylaşılası” bölümü koymak istedim çünkü Ankara Büyükşehir Belediyesi, son 7 yıldır her yıl olduğu gibi bu yıl da FitreVer, FidyeVer ve KoliVer kampanyalarıyla ihtiyaç sahibi ailelere bağış yapmamıza yardımcı oluyor. Başkanım (❤️) Mansur Yavaş’ın duyurusuna aşağıdan ulaşabilirsiniz:
🤔 Düşünülesi
Haftanın düşünülesi sözü, Carl Jung’dan gelmesin:
“Dünya, yaşayamadıkları hayatlarından dolayı acı çeken insanlarla doludur. Kendi potansiyellerine ihanet ettikleri için kinci, eleştirel ve sert olurlar, dünya onlara karşı acımasız olduğu için değil. Sanatını icra etmeyen sanatçı, icra edenlere kin duyar. Aşkı tatmayı göze alamayan, aşıklarla alay eder. Bir felsefeye kendini adayamayan, inanca dudak büker. Ve hepsi de acı çeker çünkü bilirler ki, istihza ettikleri hayat aslında yaşamak istedikleri hayattır.“ — Anonim
Carl Jung’a atfedilen bu sözü araştırdığımda Jung’la bir ilgisinin olmadığını öğrendim ama (kimin yazdığı belli olmayan) bu sözün değeri yine gözümde düşmedi. Çünkü yaşayamadığı hayatlar yüzünden asabi, aksi, nalet insanlara dönüşen kişileri bizzat gördüm, tanıyorum.
❓ Sorulası
Haftanın bültenini şu soruyla kapatalım:
Kurgusal bir karakterle kahve içebilecek olsaydın kimi seçerdin, ona neler sorardın?
Sanırım ben Marvel evreninden Vision’ı seçerdim, susuzluktan boğazım kuruyana ve uykusuzluktan düşüp bayılana kadar sorabileceğim her şeyi sorardım. Malum yapay zekâ çağındayız, o kategoride sorular bitmez. Vision kahve içiyor mu bilmiyorum gerçi ama olsun, ben içerdim, uykumu da açardı.
Bültenin başında rica ettiğim gibi notlar aldıysanız ve yazının altında yorum olarak paylaşmaya karar verdiyseniz, şimdiden beni çok mutlu ettiniz ❤️ Haftaya görüşürüz!






