Üçüncü Beyn Bülteni’ne hoşgeldiniz! Bültene başlamadan önce, perşembe günü Beyn’in ilk Sohbet Kulübü buluşmasına katılan herkese ayrı ayrı teşekkürler etmek istiyorum: Semih, Hasan, Binnaz, Utku, Ceren, Betül ve Burcu, iyi ki geldiniz ❤️
Not: Önceki bülteni okumadıysanız buraya tıklayarak okuyabilirsiniz.
🗨️ İç dökümü
🔸 Kış boyunca adamakıllı hasta olmuyordum, sonunda oldum, muradıma erdim. Öksürmekten uyuyamıyorum. Bir de bu sene, aynı anda yayılan birden fazla salgın varmış.
🔸 Sağlıklı yemeklerin kilo aldırabildiğini, sağlıksız yemeklerin kilo verdirebildiğini kimseye anlatamıyorum. Millet ev yemeği sağlıklı diye çılgınlar gibi yiyip kilo alıyor, sonra dışarıdan hamburger söyleyip yanında şekersiz kola falan içenlere akıl veriyor “kilo alacaksın” diye. Karar verdim, artık ben de karışacağım 😂 (Not: Ev yemeği candır!)
🔸 Hayatımı düzene sokmak için güzel adımlar attıkça, hayatımı daha fazla düzene sokmak için başka şeyler keşfediyorum. Sonu gelir inşallah.
🔸 Bu hafta çok iyi insanlarla tanıştım. Hem 15 Ocak’ta gerçekleştirdiğimiz Sohbet Kulübü’nde, hem öncesinde ve sonrasında “Ankara temaslarımda” yeni insanlar tanıdım. Bir süredir çevremi genişletmek, yeni arkadaşlar edinmek istiyordum, açıkçası iyi geldi.
📺 İzlenesi
Bu hafta eski bir film önereceğim. Eski dediğim de 2014 gerçi. 2014 dediğim de on bir buçuk yıl öncesi gerçi. Whiplash.
Bu filmi önermemin sebebi, filmle ilgili bir şey keşfetmiş olmam: Filmdeki iki ana karakter de kötü. Andrew’ı iyi, Terence’ı kötü diye görebiliriz ve haksız da sayılmayız ama Andrew’ın da kendi çapında yaşadığı haksızlıklar neticesinde Terence gibi (ama Terence kadar şiddetli olmayan) bir zorba olduğunu düşündüm, cuma günü hanımla filmi yeniden izlediğimizde. Kız arkadaşını hor görüyor, ailesindeki sporcuları küçümsüyor, filmin farklı kısımlarında ufak ufak özgüven kazandıkça kontrolü kaybediyor… Filmi izlemediyseniz, kesinlikle izleyin. İzlediyseniz, iki karakterin de kötü olduğu fikriyle yeniden izleyin. Sonra hep beraber yorumlarda buluşalım, konuşalım.
İkinci paylaşımım, önceki bültenlerde olduğu gibi bir YouTube videosu. Uzun zamandır severek takip ettiğim ama tüm videolarını izlemediğim StoryBox’ta, hayatımda ilk defa duyduğum Adem Nazlım isimli iş insanının hayat hikâyesini dinledim.
Kanalı daha önce görmediyseniz, kesinlikle girip diğer videolarını karıştırmanızı öneririm. Kendi ağızlarından başarı ve başarısızlık öykülerini anlatan birçok kişiyi görebilirsiniz.
Son olarak, etkileyici yaşamının sonlarına geldiğine inandığım birinin keşfinin videosunu atacağım.
Coca-Cola’nın formülünü bulduğunu iddia eden bu müstakbel rahmetli (pre-rahmetli?), hem araştırma süreçlerini, hem deneylerini, hem ürünün formülünü, hem de deneyenlerin tecrübelerini anlatmış ve göstermiş. Her şeyi geçtim, yorumları okuyun, iyi güldüm.
🎧 Dinlenesi
Önceki bültenlerdeki gibi bir şarkı, bir podcast yayını paylaşacağım. Çal başkan:
Birkaç yıl önce keşfettiğim, ben keşfetmeden önce de çok ünlü olan (😂) Estas Tonne “müziğiyle içine çeken” tanımını bence en iyi karşılayan gitar virtüözlerinden. Meditasyon yapamıyorsanız ama müzik dinlemeyi seviyorsanız, işinizi gücünüzü bırakın, telefonunuzun Rahatsız Etmeyin modunu açın ve şu eseri dinleyin—kendiliğinden meditasyona sokuyor müzik.
Podcast yayını da, gerçi podcast denebilir mi bilmiyorum, Onlar TV’den gelsin:
Ortalarda bir yerlerde anlattıkları “şeytan çıkaran illüzyonist” olayı hem eğlendirdi, hem de (sonrasında anlattıklarıyla) üzdü. Genel olarak üzüyor zaten Onlar TV bizi—elbette bizi üzmek için değil bilinçlendirmek için anlatıyorlar. İzleyin ve abone olmadıysanız kesinlikle abone olun.
📗 Okunası
Bu haftanın kitap önerisi, ay sonunda yapacağımız Beyn Kitap Kulübü’nde konuşacağımız, Hermann Hesse’nin Nobel ödüllü Siddhartha kitabı.

Beni aralık ayında depresyondan çıkarması bir yana, çıktığı, yürüdüğü ve tamamladığı yolculukta okuyan herkesin (ama okuyan herkesin) kendinde bulabileceği şeyler var. 29 Ocak’ta saat 20.30’da gerçekleştireceğimiz Beyn Kitap Kulübü buluşmasına kaydolmak için tıklayın.
Bir blog yazısıyla devam edelim. Beyn Sohbet Kulübü’ne de katılan Betül’ün 2025 yılında yazdığı son yazıyı da önereceğim:
🔸 “Zorunda mıyım?” — Betül Bayraktar
Betül’ü ilk defa okuyacaklar için çok doğru, çok dolu, çok iyi bir yazı olduğunu düşünüyorum. Betül’ün yazılarına da abone olmanızı tavsiye ederim.
Önceki bültenlerde yapmadığım bir şeyi yapıp, bir de tweet’e yönlendireceğim sizi. Tweet diyorum ama tam teşekküllü bir siyasi eleştiri yazısı bu:
Tanımadığım bu vatandaşın bu yazısını okuduktan sonra elim direkt Takip Et düğmesine gitti.
Son olarak, bu hafta yazdığım yazıyı aşağıya bırakıyorum:
Şaka maka gerçekten diriliyor bloglar.
🤔 Düşünülesi
Bu hafta yine iki alıntı getirdim size.
İlk alıntı, Ryan Holiday’in ilk felsefe kitaplarından biri olan “Ego Düşmanındır”dan:
“Bilgi adamız büyüdükçe, cehalet kıyımız da büyür.” — John Wheeler
Bir teorik fizikçi olan John Wheeler, “Öğrendikçe bilmediklerimiz de artar.” fikrini muazzam bir benzetmeyle görselleştirmiş. Bir fikri kafamızda canlandırmamıza yardımcı olan sözlerin hastasıyım.
İkinci alıntı, Koşmasaydım Yazamazdım kitabından:
“Acı kaçınılmazdır. Acı çekmek opsiyoneldir.” — Haruki Murakami
Bu da “Olaylar değil, olaylara verdiğimiz tepkilerle mutlu olur veya acı çekeriz.” fikrinin farklı bir ifadesi olmuş. Stoacı felsefenin mihenk taşlarından biri olan bu fikre göre hayat her zaman acılarla, sıkıntılarla bizi sınayacak ve bütün o dertlere rağmen mutlu olmak, bizim hayata karşı tepkilerimize bağlı.
❓ Sorulası
Bültenimizin sonuna geldik! Haftanın sorusu şu:
Size 1 milyon dolar verdim, harcamak için bir haftanız var.
Herhangi bir ürün veya mülk satın almanız yasak.
Parayı saklamanız veya yatırım yapmanız yasak.
Bağışlamanız veya başkasına vermeniz de yasak.
Bu 1 milyon doları nasıl kullanırdınız?
Yazıyı beğendiyseniz, aşağıdaki küçük kalp düğmesine bastıktan sonra yazıdaki herhangi bir şeyle ilgili yorum yazabilir, haftanın sorusuna kendi yanıtınızı verebilirsiniz.
Haftaya görüşürüz!






