Beyn Bülteni #4 — Beyn 20 yaşında!

Dördüncü Beyn Bülteni’ne hoşgeldiniz! Bu hafta Beyn’e abone olan 29 kişiye teşekkür ederek başlayayım bültene.

Gözünüzden kaçtıysa, Siddhartha kitabını konuşacağımız birinci Beyn Kitap Kulübü buluşmasına katılmak için bu sayfadan kayıt olabilirsiniz.

Önceki bülteni okumak isterseniz buraya tıklayın, sonra da yeni bültene başlayalım!

🗨️ İç dökümü

🔸 Beyn 20 yaşında! 23 Ocak 2026 tarihinde Beyn bu dabılyu dabılyu dünyadaki 20. yılını doldurdu, 21’e bastı. Kendi doğum günlerimde biraz hüzünlenirim ama Beyn’in doğum gününde de hüzünleneceğimi düşünmezdim. “Eşşek kadar adam oldu” diyebileceğimiz bir yaşa girdi, yapay zekâ yüklesek çıkıp kendi işini falan bulacak belki. CV’si de kuvvetli: 2008’de En İyi Kişisel Blog ödülü, 2010’da bizzat Recep Tayyip Erdoğan’ın açtırdığı dava (Beraat ettim!), birkaç soruşturma, farklı yıllarda aynı dandik sosyal medya fenomeninden iki büyük linç girişimi ve 20 yılda on milyonlarca sayfa görüntülemesi. Haftalık bültenin bir maddesi olarak değil, ayrı bir yazı olarak yazacaktım bunları ama olmadı, çünkü…

🔸 …hafta boyunca modum çok düşüktü. Sebebini bilmiyorum, geçen haftaki hastalığımdan olabilir ama düzenim de şaştı. Yazı yazmadığımı zaten anlatmaya gerek yok, görüyorsunuz; ama yazı taslağı bile yazmadım. Yazacağım dediğim yazının başlığını attım ve altına bir cümle bile yazasım gelmedi; “bakın yeni yazım geliyor” diye paylaştığım Substack notunu da utanarak silmek zorunda kaldım. Kitabım üzerinde de çalışmadım. Bana yazıklar olsun.

🔸 Hem insan yüzü görmeyi istemek hem de insanların (doğal) gürültüsünden rahatsız olmak bir çelişki midir? Çelişki olmadığı konusunda bir argüman geliştirip içimi rahatlatmam lazım. Ceminay?

Aslında bu durum bir çelişki değil, insan psikolojisinin çok temel ve yaygın bir ihtiyacı olan “yalnız kalma arzusu ile aidiyet hissi arasındaki denge” arayışıdır. Pek çok insan, kalabalık bir kafede kulaklıklarını takıp kitap okumayı veya bir parkta tek başına oturup gelip geçeni izlemeyi sever. (…)

“Hayır saçmalama, tabii ki çelişkidir.” desen şaşardım. Teşekkürler Ceminay.

📺 İzlenesi

Tek bir film önerisiyle sizi huzursuz edeyim mi? Edeyim.

The Master, bir tarikat liderinin, hasta ruhlu bir zavallıyı iyileştirme saplantısının öyküsü olarak görülebilir. Veya savaşta deliren birinin bir tarikat tarafından manipüle edişinin öyküsü diye de izleyebilirsiniz. Zorlasanız id ve egonun çarpışması olarak bile yorumlayabilirsiniz (ki öyle yorumlayanlar var). Nasıl izlerseniz izleyin, sinematografisi ve oyunculuklarıyla sizi hayran bırakacak, onun garantisini verebilirim. Paul Thomas Anderson’ın (en azından benim izlediğim filmleri arasında) kötü işi yok zaten.

Video önerime geçiyorum. Bir kez daha rahatsız edeyim mi sizi? Edeyim edeyim.

Size videoyu izleterek sizi de “şantajın” içine katıyorum, biliyorum ama düşünce deneyi ne kadar etkileyici olursa olsun, benim bakış açıma göre temel bir hata üzerine kurulu: Benim ve bütün insanlığın eylem ve düşüncelerini simüle edebilecek kadar deterministik bir “varlığın” sonsuz enerjiye ihtiyacı olacaktır. Sonsuz enerjiyi bir şekilde edinse bile, bu sefer de kuantum belirsizliği argümanını kullanarak çökertmek falan filan sıkıldınız biliyorum tamam sustum.

Son olarak, Bir Dağ Masalı filminden bir kesitle üzeyim sizi: https://www.instagram.com/reel/DTgVADHCFQb/

Biraz fazla didaktik diyebiliriz, “toplum eleştirisi” olarak da ağır kaçıyor ama tiradın, bağnaz toplulukların isabetli bir eleştirisi olduğunu düşünüyorum. Film Reşat Nuri Güntekin’in bir eserinden uyarlanmış deniyor ama hangi eseri olduğunu tam olarak bilen yok. “Çalıkuşu” romanından esintiler bulan da var, “Bir Köy Muallimi” isimli oyunundan uyarlama olduğunu düşünen de var. Konusunu benzettiyseniz diye, “Öğretmen Kemal” filminden 14 yıl önce gösterilen bir film olduğunu da hatırlatayım.

Filmi YouTube’dan izleyebilirsiniz. Hatta izleyen olursa lütfen yorum yazsın çünkü ben izleyip izlememe konusunda kararsız kaldım.

🎧 Dinlenesi

Haftanın şarkısı olarak Didem Özek’in “Istanbul (Not Constantinople)” yorumunu önermek istedim:

İstanbul’un fethinin 500. yılında yani 1953’te yayınlanan bu “cazımsı” parçayı ben ilk kez They Might Be Giants isimli bir gruptan dinlemiştim. Geçen gün Spotify’da Didem Özek’in “bossa novamsı” icrasına denk geldim, çok beğendim, sizinle de paylaşmak istedim.

Haftanın podcast’i de Fintables’ın YouTube kanalından gelsin:

İlgilenmeseniz de bilgilenmeniz gereken bir konu olduğunu düşündüğüm için paylaşıyorum zira Türkiye gibi enflasyonist ülkelerde paranın değerini korumak için kullanabileceğimiz araçları iyice öğrenmek zorundayız. Fintables’ın YouTube kanalının içeriklerini genel olarak beğeniyorum; bu “dinlenesi videoda” da borsada yatırım üzerine güzel bir sohbet gerçekleştirmişler.

🎮 Oynanası

Önceki bültenlerde olmayan, sonraki bültenlerde de nadiren yer alacak bir bölüm uydurdum: “Oynanası” bölümünde ufak tefek oyunlar paylaşacağım, çünkü ufak tefek oyunları (özellikle “bulmaca/puzzle” türü oyunları) çok seviyorum.

Bu bültende bahsetmek istediğim minik oyunun adı (ve adresi) enclose.horse:

Yaratıcısının (temelini) bir kodlama optimizasyonu egzersizi olarak yazdığı, daha sonra oyuna dönüştürdüğü bir projesiymiş. Her gün yeni bir bölümü yayınlanan oyunda size verilen belli sayıda duvarı kullanarak, ortadaki atın haritadan kaçmasını engellemeye çalışıyorsunuz. Süre sınırı yok, istediğiniz kadar deneme yapabiliyorsunuz, atın üzerine farenizle geldiğinizde (mobilde atın üzerine bir defa tıpladığınızda) at size “şuradan kaçabilirim (nihihihu)” diye hatanızı da gösterebiliyor. Cevabınızdan emin olup “Submit”e bastıktan sonra, sizinkinden daha iyi bir çözüm varsa onu da görebiliyorsunuz.

Üyelik gerektirmeyen ama çözmek için zaman ve zekâ gerektiren çok tatlı bir oyun.

📗 Okunası

Çok iyi bir kitap önerisiyle başlıyorum: Jack London’dan “Katıksız Sevgi”.

Ana karakterde bir köpeği okuduğumuz bu romanda sevginin en saf hâlini buluyoruz. (Kitabın orijinal adı “Michael, Brother of Jerry” ama Jack London kusura bakmasın, Can Yayınları’nın çevirisinin adı daha iyi.) “Otorite” ve “denizcilik” diğer anahtar kelimeler. Hayvan eziyeti üzerine tasvirleriyle biraz üzebilir ama zaten rahatsız etmese bu kadar iyi bir kitap olamazdı.

İki kaliteli blog yazarından iki kaliteli blog yazısıyla devam ediyorum. Birincisi, yüz yüze tanıştığım ilk “Substack arkadaşım” olan Onur Uğur‘un 2021 yılında “beğenilme manyaklığı” üzerine yazdığı yazısı. Ben Onur’un kitabından (“Bazı Şeyler Hakkında Bazı Şeyler”) okudum, siz yazının ilk yayınlandığı internet sitesinden okuyun:

🔸 “Sus ve Beğen Beni!” — Onur Uğur

İkincisi de, fiziksel olarak olmasa da 10 gün önce internet üzerinden görüştüğüm, Beyn Sohbet Kulübü’ne katılan Binnaz Sönmez Dursun’un geçen hafta yayınladığı yazısı. Keşke benim de sohbet ederken “Toprağımızı bulamadıysak tohum olarak, bu biraz da toprağın yüzünden değil mi?” mealinde cümleler üzerine düşünebileceğim bir arkadaşım olsa. Okuyun:

🔸 “Yeşerme Meselesi” — Binnaz Sönmez Dursun

Ben bu hafta yazmadığım için (Tekrarlıyorum: Bana yazıklar olsun.) paylaşacağım bir yazım yok bu hafta.

🤔 Düşünülesi

Bu haftayı tek alıntıyla geçeceğim:

“Bir bira her zamankinden iki avro daha pahalıymış ya da iki avro daha ucuzmuş—artık bunu hiç umursamıyorum. Çünkü paradan değil, gerginlikten tasarruf ediyorum.” — Rolf Dobelli, İyi Yaşama Sanatı

Bu hafta aşağı yukarı her yerde %30 ve üzeri zamlar gördüm (Bir kupa filtre kahveye 200 lira istemezsin be üçüncü dalga kahvecisi!) ve hafta bitmeden bu alıntıya rastladım. Üzerinde düşününce hak veriyorsunuz: Zamları dert edip kızınca zamlar geri alınmıyor ama olan sizin ruh sağlığınıza oluyor. “Kızmayınca onlar kazanmış olmuyor mu?” diye düşünmeyelim, sonuçta kızınca da onlar kazanıyor.

Geçen yaz okuduğum bir kitaptan bir-iki cümlenin aklımda kalmasını beklerdim ama hemen unutmuşum—o kadar çok metne, resme, videoya, sese maruz kalıyoruz ki unuttuğum şeyler için kendimi yadırgamayı bıraktım artık. Neyse, size de aktardığıma göre biraz daha gündemimde durabilir bu alıntı.

❓ Sorulası

Bültenimizin sonuna geldik! Haftanın sorusu şu:

Daha önce hiç öldünüz mü?
(İyice düşünerek cevaplamanızı öneririm.)

Yazıyı beğendiyseniz, aşağıdaki küçük kalp düğmesine bastıktan sonra yazıdaki herhangi bir şeyle ilgili yorum yazabilir, haftanın sorusuna kendi yanıtınızı verebilirsiniz. Ayrıca bir doğum günü tebriğinizi alırım! 😍

Haftaya görüşürüz!

Barış Ünver
25 Ocak 2026

Yazıyı beğendiniz mi? Beğendiyseniz, Beyn'de yeni bir yazı yayınlandığında eposta kutunuz içinden okumak için beyn.substack.com adresinden Beyn'e abone olabilirsiniz.