Beyn Bülteni #5 — Nöral terapi, Illuminati, mini etek, Asturias

Beşinci Beyn Bülteni’ne hoşgeldiniz! Öncekilerde olduğu gibi bu bültenlerde de size güzel yazılar, videolar, şarkılar, fikirler, tatlılar, meşrubatlar, Ersen ve Dadaşlar getirdim. İsterseniz değişik bir şey yapalım: Yazıyı okurken ufak ufak notlar alın ve yazının sonunda notlarınızı benimle ve bültenin okurlarıyla paylaşın.

Beyn’e bu hafta abone olan 39 kişiye teşekkür ederek başlayayım bültene. Hatta ocak ayında abone olan 213 kişiye birden teşekkür ederim; teveccühünüz beni cidden mutlu ediyor. Ayrıca hafta içi yaptığımız kitap kulübüne katılan herkese teşekkür, katılmayanlara teessüf ederim. Şaka şaka, gelmeyenlerin de canı sağ olsun ❤️.

Önceki bülteni okumak isterseniz buraya tıklayın, sonra da yeni bültene başlayalım!

🗨️ İç dökümü

🔸 Bültenlerde kullanacağım doneleri not almak için herhangi bir not uygulamasını değil, sadece bu iş için açtığım bir WhatsApp grubunu kullanıyorum. Grupta yalnızca ben varım (İpucu: Biriyle WA grubu kurup o kişiyi hemen çıkarttığınızda sadece size özel bir not alanı oluyor.) ve bunun gibi farklı amaçlarla kullandığım birkaç grubum daha var. Herhangi bir not uygulamasında “bülten” kategorisi oluşturup o notların içinde kaybolmaktan daha makul geliyor bu yöntem. Ayrıca WhatsApp her gün kullandığım bir uygulama olduğu için, notlar da sürekli gözümün önünde oluyor.

🔸 Üçüncü bültende bahsettiğim hastalığım geçti ama öksürük kaldı. Başkalarında da duydum bu inatçı öksürüğü, öyle pis bir şey ki uykudan uyandırdığı falan oldu. Kadim bilgelerin ilaçlarına döndüm; zerdeçal, tarçın, zencefil, karabiber falan ne bulduysam koydum tencereye, suda kaynatıp demledim, biraz iyi geldi. Bir de ayak tabanlarına buharlaşan merhem (marka fark etmez, ben Vicks’inkini kullanıyorum) sürüp, üzerine çorap giyip yatınca öksürüğü kesiyor, ilginç.

🔸 Çarşamba günü aklımı yitirecektim: Fizik tedavi muayenesine gittiğimde şikayetlerimden birini dinleyen doktor, iki-üç iğne darbesiyle sırtımda neredeyse 1 yıldır geçmeyen bir kuluncu yok etti! Ne olduğunu sorduğumda “nöral terapi” dedi, kalıcı bir tedavi olduğunu söyledi; devamını niyeyse sormadım. Aylardır neden böyle bir şeye denk gelmediğime şaşırdım, kendime de kızdım biraz. Cuma günü kulunç geri döner gibi oldu (yani tam olarak kalıcı bir tedavi olmayabilir) ama yine de etkilendim yav.

🔸 Bu yıl işimi dönüştürüp geliştirmezsem kepenk kapatacağım. Neyse ki dönüştürmek için aklımda yirmiye yakın fikir var. Yalnız odağımı toparlayabileceğim izole bir ortam olmazsa işim zor. Evdeki çalışma odam evde olduğu için odağımı toparlamamı büyük ölçüde engelliyor. Kafelere gidip çalıştığımda daha iyi odaklanabiliyorum ama bu sefer de insanlar dikkatimi dağıtıyor. Sanırım bir kez daha ofis tutma zamanı geldi.

📺 İzlenesi

Bu hafta, çerez niyetine izlenebilecek dramatik komedi Roofman filmini öneriyorum ama çok da önermiyorum. Hanımla izledik ama pek beğenmedik. Gerçek bir hikâyeyi dramatize edebilmek için biraz saçmalamışlar, birkaç defa “Bunu niye yaptı ki şimdi, ne alaka?” diye yadırgadık ana karakteri. Oyunculuklar ve yönetmenlik iyiydi, onların hatrına izleyebilirsiniz.

İlginç video kategorisinde, ilginçten de öte, acayip bir video izletmek istiyorum size. Lütfen önyargısız izleyin ve Illuminati’nin gerçek tarihini keşfedin:

Kanalın sahibi eksantrik bir arkadaş (gerçekten arkadaşım olmasını isterdim). Bazı videolarında böyle ters köşe yapıp komplo teorilerini çökerttikçe hoşuma gidiyor, güvenimi kazanıyor. Aylardır takip ederim.

Son olarak, Zeki Müren tarafından tacize uğrayan kadının özür dilediği şu sürreel Yeşilçam filmi sahnesini bırakıyorum size: https://www.instagram.com/p/DTe1-TPCt5f

Değerli erkekler: Gelecekte mini etek giyip sanat güneşi olmayı düşünüyorsanız, deniz kenarında kumdan kaleler yaparak kadınları manipüle edebilirsiniz. Mini etek şart yalnız.

🎧 Dinlenesi

Haftanın şarkısı olarak, müthiş bir sesin harika bir icrasını getirdim size. Youn Sun Nah isimli bu caz tanrıçası, sesini tam anlamıyla bir enstrüman gibi kullanarak, belki bin defa icra edilen Asturias isimli eserine yepyeni bir yorum getirmiş:

Ben böyle bir sanatın pîrine yeni denk gelip size sununca biraz garip hissediyorum. Bir gün İlkkan’ın teki beni “Bütün dünyanın tanıdığı bir sanatçıyı yeni mi keşfettin, ahmak!” diye aşağılamaya çalışacak, biliyorum. Diğer yandan şunu da biliyorum: Artık dünyada çok ama çok fazla sanatçı var, herkes bütün sanatçıları bilmek zorunda değil ve siz de değerli bir sanatçıyla tanışacaksanız, ben de buna vesile olacaksam ne mutlu bana. İşine bak İlkkan. (Gibi’yi izlemeyen kaldı mı?)

Haftanın podcast’le devam edeyim:

Bu bültenlere onlarca, yüzlerce kez konuk olacağını tahmin ettiğim Sinan Canan ve Mustafa Can; kitap yazmak, yayınlamak, okumak, kitaplar üzerine düşünmek üzerine harika bir video yayınlamışlar. Kulağınıza takıyorsunuz, yürümeye başlıyorsunuz, video bittiğinde 3000-4000 adım atmış ve 300-400 yeni fikir ve düşünceyle zihninizi beslemiş oluyorsunuz. Enfes.

📗 Okunası

Hafta içi Siddhartha kitabını okuyup üzerine konuştuk, bu hafta da Kısa Öykünün Büyük Ustaları kitabına başlayalım diyorum:

İngiliz ve Amerikan edebiyatından 20 ismin 20 öyküsünü içeren bu kitabı, ay sonundaki ikinci Kitap Kulübü buluşmamızda konuşalım diyorum. Ne dersiniz?

İki de blog yazısı getirdim size. Birincisi, benim gibi bülten yayınlamaya yeni başlayan iki kaliteli yazarın ocak ayı bülteni:

🔸 “Düşüncenin Gücü Bülteni – Ocak 2026” — C. Selim Başbuğ & Büşra Kırmızıkaya

İkincisi de, yeni denk geldiğim (İlkkan sus!) bir yazarın “anlamını yeniden yazdığı kelimeler” üzerine yazdığı samimi bir yazı:

🔸 “Artık Eskisi Gibi Kullanmadığım Kelimeler” — Başak Bingüler

Son olarak, bu hafta yayınladığım yazımı da bırakayım, okumadıysanız:

🔸 “Öksüz parçalama makinesi“ — Barış Ünver

🤔 Düşünülesi

Haftanın alıntısını filozof Arthur Schopenhauer’dan seçtim:

Bir insanın okuduğu her şeyi muhafaza etmesini istemek, yediği her şeyi midesinde muhafaza etmesini istemekten farksızdır. Yediği şey onun bedenini, okuduğu şey de zihnini beslemiştir ve o bunlarla ne ise o olmuştur.

Okumak, Yazmak ve Yaşamak Üzerine isimli kitaptan bu kıymetli sözleri sayesinde, okuduğumuz kitapların bizi değiştirdiğini hatırlıyoruz ve “okuduğum kitapları hatırlamıyorum” diye hayıflanmamıza gerek kalmıyor. Kitaba daha önce denk gelseydim, tamı tamına 5 yıl önce yazdığım şu yazıda da bu alıntıyı kullanabilirdim. Neyse, geç olsun, güç olmasın.

❓ Sorulası

Bültenimizin sonuna geldik! Geçen haftaki ağır soruya yalnızca bir yanıt gelince, bu hafta biraz daha hafif bir soru sormaya karar verdim:

Not tutarken hangi araçları (defter, kalem, uygulama, web sitesi vb.) kullanıyorsunuz?

Bu arada bu bültenlerde sorduğum sorulara ben niye yanıt vermiyorum diye düşündüm, karar verdim, kendi yazıma yorum göndererek ben de soruyu yanıtlayacağım. Siz de yanıtlar mısınız?

Haftaya görüşürüz!

Barış Ünver
01 Şubat 2026

Yazıyı beğendiniz mi? Beğendiyseniz, Beyn'de yeni bir yazı yayınlandığında eposta kutunuz içinden okumak için beyn.substack.com adresinden Beyn'e abone olabilirsiniz.