Kişiliksizleştirilebilenlerdensiniz

Normalde yapmadığım bir uyarıyı yapmak zorunda hissediyorum: Eğer internetin ve sosyal medyanın şu anki durumundan memnunsanız, bu yazıyı okuyarak değerli vaktinizi ve zayıf dikkatinizi harcamamanızı öneririm. Bu yazı, internetin ve sosyal medyanın hâlinden açıkça rahatsız olan, “karakterli” içerikleri özleyen insanlar için.

İlk 10 saniyede, küçük bir çocuğun sütü bardağa koyayım derken bütün şişeyi masaya boşalttığını gören annenin “aaa olsun” mealli tepkisiz tepkisini izliyoruz. Sonraki 10 saniyede de, çocuk kılığındaki adam çaya koyacağı toz şekerin iki zerresini masaya döküyor ve anne kılığındaki (aynı) adam kameraya doğru uçan tekme atıyor.

Size yemin ederim, bu skeci altı-yedi farklı içerik üreticisinden izledim. Artık kopya çekmekte ve hatta bir şeyi olduğu gibi kopyalamakta bir mahsur yok, hatta algoritmalar bu kopyaları ödüllendiriyor. İlk gördüğümde gülmüştüm, ikincisinde de güldüm, üçüncü görüşümde “yeter” dedim, sonra üç-dört defa daha gördüm… sonra da bu yazıyı yazmaya karar verdim. (Tabii ki yazıyı bana yazdıran tek etmen bu olmadı ama bir nevi “bardağı taşıran son damla” oldu.)

Sosyal medya algoritmaları

Sosyal medya algoritmalarına nasıl takık olduğumu abonelerimin büyük kısmı biliyor. Bilmeyenlere özet mahiyetinde şu yazıların bağlantılarını önereyim:

Yukarıdaki yazılarımdan birinde söylediğim gibi, sosyal medyanın “sosyal” bir tarafı kalmadı artık: 20 yıl önce onlarca arkadaşımızı takip ediyorduk, bugün yüz binlerce “üreticinin” içerikleri rastgele önümüze düşüyor. Yalnızca arkadaşları için yazı, fotoğraf, video vb. “paylaşanların” nesli tükendi; artık hepimiz tanımadığımız insanlar bizi görsün diye içerik “üretiyoruz”. Bunu o kadar normalleştirdik ki, sosyal medyayı tüketmenin yanında üretmek için de kullanıyorsak, içeriklerimiz yeterince etkileşim (görüntüleme, beğeni, paylaşım vb.) almadığında basbayağı kötü hissediyoruz.

Mesela bir “içerik üreticisi”, tatile çıkmadan önce detaylı seyahat planları hazırladığını, fotoğraf çekilecek yerleri araştırdığını, fotoğraf çektireceği her yer için ayrı kıyafet kombinleri seçtiğini falan anlatmıştı:

Tatlış tatlış “kulağa delice geldiğini biliyorum” falan diyor ama “delice” kelimesiyle yumuşatılamayacak kadar feci bir şey bu. Bu arkadaş muhtemelen sosyal medya ünlülerinden biridir (ben tanımıyorum), iyi para kazandığı için bu “delice” mesaiyi yapmak zorundadır… peki sırf daha fazla kişiye ulaşmak için böyle “delilikler” yapan yüz binlerce, belki milyonlarca kullanıcıyı ne yapacağız?

Algoritmalar popüler içeriği pompalamak için değil, zararlı içerikleri baskılamak için çalışsa sorun olmayacak ama bu şirketler için kârlı bir model değil: Popüler içeriği pompalayacaklar, bizi de o içeriklerden üretmeye teşvik edecekler ki herkes hem üretmek, hem tüketmek için saatlerini harcasın. Bu muazzam kısır döngüde sizin harcadığınız vakit, şirketlerin kazandıkları paraya dönüşüyor.

“Sana Özel” veya “Keşfet” isimli sayfaların aslında size özel içerikleri keşfetmeniz gibi bir amacı falan yok. Bu listeleri gösteren algoritma kesin olarak beğeneceğiniz içerikleri değil, belki beğenebileceğiniz içerikleri göstermekle yükümlü. Üstelik bu gösterim kararları, algoritmanın sahipleri ve algoritmayı dışarıdan çözebilenler tarafından yönlendirilebiliyor. Sosyal ağlar, MİLYARLARCA insanın güldüğü, ağladığı, beğendiği, nefret ettiği, arzuladığı, korktuğu şeyleri belirleyebilecek güce sahipler. Bakın bir komplo teorisi yazmıyorum, olmayan bir şeyden bahsetmiyorum: İnsanlığın duygu ve düşünceleri, belli başlı şirketlerin manipülasyonuna açık. Ve bunu başarmak için kullandıkları en güçlü silahlardan biri, sosyal medya algoritmaları.

Diğeri de yapay zekâ.

Yapay zekâ

Bir insana su içiren bir makine düşünün. Kendisine kodlanan “su içmek insana faydalıdır” bilgisiyle insana zorla litrelerce su içiriyor. Fazla sudan zehirlendiğini görmesi onun işleyişini değiştirmiyor ama makineye “insanın kilosunun 30’la çarpımı, bir günde içmesi gereken ortalama su miktarını mililitre cinsinden belirler” bilgisi de kodlanırsa, o zaman insanı zehirlemez. (Gerçi bu sefer de tek seferde 2 buçuk litre kanalizasyon suyu içirip zavallı adamı öldürme ihtimali var. Neyse.)

Yukarıda bahsettiğim sosyal medya algoritmaları da bu makine gibi, belli bir karmaşıklığın üzerine çıkamıyor. Yapısal bir kusur bu; özerk düşünme ve kendilerini geliştirme gibi işlevler (henüz) fıtratlarında yok. Elbette bu algoritmalar düzenli olarak iyileştiriliyor, böylece bu platformlarda daha fazla vakit geçiriyoruz. (Unutmayın: Algoritmaların amacı size daha kaliteli içerik sunmak değil, sizi o platformda daha fazla zaman geçirtmek!) Ama yukarıda da bahsettiğim gibi, algoritmaları içeriden yönetenler ve algoritmaları dışarıdan çözenler sizin neyi göreceğinizi belirleme gücüne sahip. Yapay zekâ da burada devreye giriyor.

Kafanızda şunu canlandırın: Algoritmanın takip ettiği kuralları az çok çözenler, bunları ilgili yapay zekâ aracına girerek içerikler üretiyor ve ürettiği içerikler milyonlarca kişi tarafından okunuyor, görülüyor, dinleniyor veya izleniyor. Bunu görenler, ellerinde o kurallar olmadığı hâlde “yapay zekâya yazdıracağım yazılarla meşhur olabilirim” ümidiyle kafayı—aman—yapay zekâyı çalıştırıyor ve onlar da içerik üretiyor. Eh, yapay zekânın bizden kötü olsa da bizden iyi görünen içerikleri muazzam bir hızda üretebildiği gerçeği de var; bazıları kaliteye de bakmadan (veya kalitesizliği fark etmeden) tonlarca içerik üretiyor. Tebrikler, el birliğiyle yarattığımız içerik çöplüğü insan aklıyla üretilen içeriklerin boyutunu geçmek üzere.

Yapay zekâya yazdırılan içeriklerin kalitesizliğini fark etmemek, yapay zekâ kullanıcılarının düştüğü en vahim hata olabilir. Substack’te bile yapay zekâyla içerik üretildiğini görüyorum (ve samimiyetle üzülüyorum) ama yazılı AI içeriğin ele geçirdiği en büyük mecra tabii ki Twitter. Yaklaşık üç hafta önce, yapay zekâya yazı yazdırma üzerine şu tweet’i atmıştım:

İronik bir biçimde Twitter algoritması bu tweet’imi öne çıkardığı için 50 binin üzerinde insan yazdıklarımı okumuş oldu. Üzerine alınanlar da oldu, hak verip daha yüksekten konuşanlar da oldu. Sonuçta beğeniler ve paylaşımlar dopamin salgılattı (Yalan mı söyleyeceğim?) ama en önemlisi, fikrimin karşılık bulduğunu görmek mutlu etti.

Gelen yanıtlardan biri, “hurricane” ismiyle yazan bir arkadaşa ait. Bu arkadaşın yazdığı bir yapay zekâ içerik üretim aracı var. Yazılım, yukarıda bahsettiğim kuralların bir kısmını gerçekten çözmüş durumda; yani o araca ürettirdiğiniz yazıların “tutma” olasılığı kendi yazdığınız içeriklere göre daha yüksek. (Aracın işe yaramadığını iddia edenler de var.) Ürettiği yazılara bakıyorsunuz, içerisinde bir gram karakter barındırmıyor, kişilik namına bir harf göremiyorsunuz: Her yazı birbirinin aynısı, kalıplar çok belli, cümleler farklı kelimelerle yazılsa da birbirinin aynı.

Peki, bu gönderiler etkileşim getiriyor mu? “hurricane”in hesabına bakınca anlıyoruz ki deli gibi etkileşim getiriyor. Peki, bu etkileşim para getiriyor mu? Yalnızca Twitter’ın gelir paylaşımıyla asgari ücretten hâllice harçlıklar alırsınız ama doğru yönetilen hesaplar, reklam ve iş birliği anlaşmalarıyla daha fazlasını kazanabilir. Peki (ki bu “peki” en önemli “peki”), değer mi? İçtenlikle soruyorum: Yapay zekâya değersiz içerikler ürettirip paylaştığınızda kazanacağınız para, hayatınıza gerçek anlamda bir değer katar mı? İçerik üreticiliği pasif gelir getirmiyor ve bu araçları satanların iddialarının aksine asla pasif gelir kapısı olmayacak. Sabahtan akşama kadar bilgisayar başında dirsek çürüteceksiniz ve şöyle saçmalıklara imza atacaksınız; maddi açıdan tatmin olsanız bile mental açıdan çökeceksiniz.

Ölü İnternet Teorisi’ni besleyen bu çöpleri ürettiğinizde cüzdanınıza giren az miktardaki paranın kat kat fazlasını o içerikleri ürettirdiğiniz araçların ve yayınladığınız platformların sahipleri kazanıyor. Üstelik bunu yaparken kimliğinizden, karakterinizden oluyorsunuz. Belki bunu okuyunca kızıyorsunuz, kızın ama şu gerçeği görün: Tek tipleşen mecralarda var olma çabanız sizi tek tip içerik üret(tir)meye yöneltiyor, sizi adım adım kişiliksizleştiriyor.

Kişiliksizlik

Yazının başlığını havalı göründüğü için atmadım (ama havalı olduğunu da kabul ediyorum). Sosyal medyada hem platformların, hem de içerik üreticilerinin artık bir “kişiliksizlik” sorunu olduğu çok açık.

Sen bilirkişi misin, sen uzman mısın, sen kimsin lan?” diyebilirsiniz. O zaman biraz açayım: “Kişilik” kelimesiyle neyi kastederiz? Bana göre şu etmenler kişiliğin temel taşlarındandır:

  • Özgünlük: Kişilikli bir bireyin kim olduğunu anlamak için onu yakından tanımanız gerekmez. Yazdığı, çizdiği, konuştuğu, dinlediği şeylerle onun kimliğini, karakterini ayırt edebiliriz.
  • Özsaygı: Kişilikli bir birey kendisine saygı duyar. “İnsanlar ne der?” endişesine düşmeden, yapıp ettikleriyle dışarıdan nasıl algılandığının farkındadır.
  • Sorumluluk: Kişilikli bir birey pek çok farklı açıdan kendisini sorumlu hisseder. Yakın çevresine karşı, genel çevresine karşı, aidiyet hissettiği topluluklara karşı, içinde bulunduğu topluma karşı ve elbette yaşadığı dünyaya karşı sorumludur.
  • Kararlılık: Kişilikli bir birey hayattan ne istediğini az çok bilir (ve bunu gerektiğinde değiştirebilir). İstek ve arzuları başkaları tarafından etkilenebilir ama başkalarının yönlendirmesiyle değişmez. Pusulası onun istediği yönü gösterir, başkasının istediği yönü değil.
  • Farkındalık: Kişilikli bir birey farkındalık sahibidir. Dış görünüşünün, duygularının, düşüncelerinin, söylediklerinin ve söylemediklerinin ayırdındadır. Yaşadığı dünyanın, hayatın gerçeklerinin, önündeki yol ve engellerin de farkındadır.
  • Derinlik: Kişilikli bir bireyin sığ olma ihtimali yoktur. Çok derin, en derin olmaya çalışmasa da, yaşadıklarından aldığı dersler onun karakterine derinlik katmıştır. Kişiliği iki değil üç boyutludur, onu tanıdıkça derinliğini anlarsınız.
  • Samimiyet: Kişilikli bir bireyin samimiyetinden şüphe etmeyiz. Güldüğünde de, üzüldüğünde de, kızdığında da, korktuğunda da içtendir. Samimiyetini esnetirse karakterinin parçalanabileceğinin farkındadır.

Siz elbette kişiliğe ve kişiliğin bu etmenlerine azami ölçüde önem verirsiniz. Peki, soruyorum:

  1. Sosyal medya algoritmaları kişiliğin bu etmenlerinin öne çıktığı gönderileri mi ödüllendiriyor, yoksa bu etmenlerin gizlenmesini mi daha makbul görüyor?
  2. Yapay zekâ kullanarak, kişiliğinizin temelinde yatan bu etmenlerin hangilerini paylaşımlarınıza yansıtabiliyorsunuz?

Soruları benim yanıtlamama gerek yok, cevaplarını biliyorsunuz. Sevgiler.

Barış Ünver
20 Şubat 2026

Yazıyı beğendiniz mi? Beğendiyseniz, Beyn'de yeni bir yazı yayınlandığında eposta kutunuz içinden okumak için beyn.substack.com adresinden Beyn'e abone olabilirsiniz.