Türkiye’nin en yaşlı ergeni: Okan Bayülgen

Türkiye’nin en yaşlı ergeni: Okan Bayülgen

15 yıldan uzun süredir beni ekran başına bağlayan, 15 yıldan uzun süredir beğenerek izlediğim Okan Bayülgen’i, 15 yıldan uzun bir sürenin ardından gözümde bitiren bir videoya şahit oldum bugün.

Yeditepe Üniversitesi’ndeki bir konuşmasında, Okan Bayülgen’in kapalı alanda, elinde sigarayla konuşmasından rahatsız olan bir kadını sahnenin ortasında, tüm salonun gözü önünde hiç utanmadan aşağılayan, hakaretler eden, dalga geçen ve salonla beraber bir anlamda kadının psikolojisini linç eden Okan Bayülgen’in görüntüleri bunlar. Buyrun, görüntüleri izleyin:

İlk izleyişimde 3-4 dakikasına kadar tahammül edebilmişken, şimdi bu yazıyı yazarken değinmediğim bir şey olmasın diye bu faciayı sonuna kadar izlemem gerekti. Yani diyorum ki, sonuna kadar dayanamadıysanız sizi kesinlikle suçlayamam.

1. Faşizm ve Okan Bayülgen

Videonun henüz ilk 30 saniyesinde ilk defa duyduğumuz ve 9 dakika boyunca defalarca telaffuz edilen “faşizm” sözü, belli ki Okan Bayülgen’in hala öğrenememiş olduğu bir kavram. Kapitalizmi kötülediği eski programlarında, programın sponsorunun “Born to Be Alive” şarkısına “AAAYYY AAAAAAĞĞĞ” diye eşlik ettiğini de hatırlıyorum; dolayısıyla bu tür kavramlar konusunda Okan Bayülgen’in cahilliğini yadırgamamam gerekiyor.

Ama sen tutup da (kimine göre haklı, kimine göre haksız, bana göre de haklı) bir protestoya sakin sesinle “Sen faşistsin. Faşist. Faşist sembol.” diye hakaretler saydırırsan, bu yaşında komik duruma düşersin. Yaptığın bayağı esprilere hala gülebilen, yalnızca seni görmeye gelmiş bir topluluğu belki güldürebilirsin ama şu videoyu izleyip yorumlayan kimse, tek tük yorumlar haricinde, senin yaptığın bu terbiyesizlik karşısında gülümsemedi. Aksine, karşında duran bir hanımefendiye “Otur orada, insanlar uzun süredir böyle bir faşist görmüyorlardı.” diyerek 15 küsur yıllık bir takipçinle beraber, on binlerce insanın gözünden düştün.

Faşizm, insanları kendi zehrine ortak etme özgürlüğünün engellenmesi değildir sayın Bayülgen. Aynı ortamda bulunduğun insanları (tek bir zerrecik gazla bile olsa) zehirleme hakkını hakaretlerle savunmak, “Senin bulunduğun bir dünyada yaşamak istemiyorum.” diye aşağıladığın kızı salondan gelen tezahüratlarla ezmek, faşizm tanımına seninkinden daha yakındır, inan bana.

(Videonun sonlarına doğru Okan Bayülgen, sigarayı yakmadığına da dikkat çekiyor. Kapalı bir ortamda elinde sigarayla gezmek elbette yasak değil ama sen bunu şov olarak yapıyorsan, artık yeni hedef kitlen “ölümüne isyankâr apaçiler” olmuş demektir.)

2. Ajitasyon ve Okan Bayülgen

“Mesela sen öpüşen çiftlerin yanına gidip, ‘Ben 10 yıldır öpüşmüyorum, siz de öpüşmeyin’ diyor musun?” diye sormak, karşındaki hanımefendiyi sevgisizlikle aşağılamanın yanında, “ajitasyon” ve “laf çarpıtma” tanımlarının mükemmel bir örneğidir. “Yemek yiyenlerin yanına gidip ‘Ben şeker hastasıyım, o yemekten yiyemiyorum, siz de yemeyin.’ mi demek lazım?” gibi abuk bir örneği de aynı şekilde değerlendirebiliriz.

Kendi hatalı fikrini savunmak için böylesine saçma örneklerle tezahürat ve kahkaha toplamaya çalışmanın, fikrinin ne kadar çarpık olduğunu daha net bir şekilde gösterdiğinin farkında değilsin, değil mi? Konuyu daha da çarpıtıp “Bu kadın nükleer atıklar konusunda bir şey bilir mi? Eylem yapalım desek ‘Ay gelemem, o gün randevum var.’ der.” gibisinden farazi diyaloglarla, bir salon dolusu insanın gözünde kendini haklı çıkartmış olabilirsin ama emin ol, o salondaki seyircinin 100 katının gözünde bittin sen.

3. Yalandan duyarlılık ve Okan Bayülgen

Okan Bayülgen’in çok çok iyi yaptığı bir şey var: Kimseciklere, özellikle “faşist” kelimesinin en çok yakıştığı idarecilere dokunmadan, son derece kıvrak hareketlerle konuşarak duyarlı bir portre çizebiliyor. İş isimlere gelince, korkudan programında “Tayyip Erdoğan”ın adını ağzına bile alamıyorken, ucu kimseye dokunmayacak laflarla öyle güzel konuşuyor ki… Çok önemli konularda, çok önemsiz lafları, çok önemli tespitler yapıyormuşçasına dile getirerek, hükümetin de en çok sevdiği politik eleştiriler yapmayı çok iyi beceriyor. Diyorum ya, kıvrak.

4. Duyarsızlık ve Okan Bayülgen

7. dakikanın 10. saniyesinde söz alan bir kadın daha var. Astım şikayeti olan bir arkadaşını örnek göstererek, kapalı alanlarda uygulanan sigara yasağına dikkat çekiyor. Okan Bayülgen’in tepkileri de, duyarlı görünüp de nasıl (kibarlaştırarak söyleyeceğim) bir dal parçası kadar duyarsız bir insan olduğunu gözler önüne seriyor. Videonun bu bölümüne kadar tahammül edemediyseniz, aşağıdaki alıntı listesine bir göz atın:

  • Kadının yönelttiği “Kapalı alanlarda uygulanan sigara yasağı sizce neden var?” sorusuna yanıt olarak: “Gıcıklık olsun diye.”
  • Kadın, arkadaşından bahsettiğinde: “Benim sigaram buradan senin astımlı arkadaşını nasıl etkileyecek?”
  • Aynı soru üzerine, devamında: “Aklınız mı dondu? Akıl durağanlığı mı yaşıyorsunuz?”
  • Aynı soru üzerine, daha da coşarak: “Bana ne senin arkadaşının astımından?”
  • Kadına “Senin kullandığın naylon poşetlere de benim alerjim var.” dediğinde karşılık olarak aldığı “Ben naylon torba kullandığımı söylemedim.” yanıtına, çocuk gibi bağırarak: “BANA NE YAV! Allah Allah, tipe bak!”
  • Kadını azarlayıp oturttuktan sonra: “Arkadaşının astımı varmış… Kendi adına bile konuşamıyor.”

5. Bir ayıp ve Yeditepe Üniversitesi salonundaki insanlar

(Elbette Yeditepe Üniversitesi öğrencilerini genellemeyeceğim. O salonda yalnızca Yeditepe Üniversitesi öğrencileri bulunmadığından, dışarıdan katılımın da sağlandığından da eminim.)

Bu konferans salonunda bulunan, çoğuyla yaşıt bile olduğum insanların; Okan Bayülgen’in bu duyarsız, kaba ve çocukça davranışlarına alkış tutmaları, tezahürat yapmaları, kahkalarla bu ayıbı izlemeleri de kabul edilebilir bir durum değil.

Okan Bayülgen’i seviyor olabilirsiniz, bu videoya rastlamamış olsaydım ben de hala seviyor olacaktım ancak ben o salonda olsaydım kendisi hakkında yine bu yazıda yazdıklarımı düşünecektim ve emin olun, ben de söz alıp kendisini ayıplayacak ve kendisi salonda arkamdan konuşurken o konuşmayı terk edecektim.

Nasılsa aylar önce vuku bulmuş, geçmiş bir olaydan bahsettiğim için bol keseden attığımı düşünmeyin: Bu yazıyı Okan Bayülgen’e ulaştırmak için elimden gelen her türlü çabayı sergileyeceğim. Hatta ileride Okan Bayülgen’in konferans veya söyleşilerinden birine denk gelebilirsem, bu yazının özeti niteliğinde bir protestoyu da kendi yüzüne karşı yapmayı cidden çok istiyorum.

Sonuç

Yıllardır tahammül etmek zorunda kaldığımız, orta yaş bunalımı kaynaklı olduğunu tahmin ettiğim genç işi kıyafetlerden, bazen haftada bir değişen saç ve sakal tiplerinden ve gittikçe artan aksi, agresif ve saldırgan tavırlardan sonra; Benjamin Button misali gençleşip, ergenlik çağındaki isyankâr bir lise öğrencisinin ve hatta ilköğretim çağındaki şımarık bir çocuğun tavırlarına bürünmek, sana çok yakıştı sayın Okan Bayülgen. (İsyankâr olmayan lise öğrencilerini ve şımarık olmayan çocukları tenzih ederim.) Gerçi bu tavırla yetişkin insanların (ve hatta benim gibi ergenlik çağından çıkalı henüz birkaç yıl olmuş gençlerin bile) saygısını kaybediyorsun ama olsun, hedef kitlen senin bu tavırlarını kendisine çok yakın buluyor.

Okan abi,

2007 yılındaki genel seçimlerden önce biz gençlere “Şimdi konuşmazsanız, daha sonra sokağa çıkamazsınız.” gibi güzel bir laf etmiştin. Siyaset konusunda düşünceler edindiğim o ilk dönemlerde ettiğin bu laftan etkilendiğim için ben şu anda konuşuyorum, Başbakan’ın açtığı bir davadan yine konuşarak, kendimi savunarak beraat ediyorum ve konuşmaya devam ediyorum.

Ama Allah aşkına sen sus artık.

Barış ÜnverBarış Ünver: Web geliştirici, yazar. Beyn'in kurucusu. Siyasi gelişmeleri yakından takip eder. Amatör olarak siyasetle ve tiyatroyla ilgilenmektedir.

Yorumlar

Dikkat: Yorum yapanın yaptığı yorumdan yalnızca yorumu yapan sorumludur.

Duyurular