Beş bin dolar

Yazmayı seviyorum. Kendimi bu alanda daha çok geliştirmek, daha iyi yazmak ve yazdıklarımı daha çok kişiye okutmak istiyorum. İleride mesleğimi soranlara “Yazarım.” diyebilmek istiyorum.

Diğer yandan ne kadar iyi bir yazar olacağımı bilmiyorum, potansiyelimin tepe noktasını kestiremiyorum. Bu, benim yazma isteğimi ketlemiyor ama “yazar olma” hedefime giderken (ve o hedefe ulaştıktan sonra), finansal açıdan iki yolum var:

  1. Geniş kitlelere ulaşabildiği için iyi para kazanan bir yazar olmak
  2. Kazancı, yazdıklarına bağlı olmadığı için rahatça yazan bir yazar olmak

İyi veya kötü bir yazar olmak, bu iki kategoride de mümkün. Hatta bana göre popüler ama kötü bir yazar olmayı değil, tanınmayan ama iyi bir yazar olmayı tercih ederim. (Elbette hem popüler hem iyi bir yazar olmak en güzeli olur.) Yani “kazancı, yazdıklarına bağlı olmadığı için rahatça yazan bir yazar olma” fikri bana daha çekici geliyor.

Ve bu sebeple, uzmanlığım olan bilişim sektöründe kazanabileceğim parayı kazanıp, hayatımın geri kalanını yazmaya çalışmakla geçirmek istiyorum.

Bir milyon dolar

(Yazının başlığındaki, bu alt başlıktaki ve sonraki alt başlıklardaki para biriminin neden “dolar” olduğunu sanırım açıklamama gerek yok: Hassas ve yabancı paraya endeksli bir ekonomimiz var ve Türk lirasına göre hayal kurmak mantıklı değil. Diğer yandan, yaptığım işlerin global ölçekte olduğunu ve öyle olmaya devam edeceğini söylemeyi unuttum.)

Bu yolu çizmeye başladığımda, tabiri caizse çizimin ilk taslaklarında, aklımdaki şey bir birikim sahibi olmaktı: Bir milyon dolar olarak belirlediğim hedefe ulaştıktan sonra, o paranın yatırım geliriyle (yıllık %5’ten 50 bin dolar) hem kendimi, hem de gelecekteki ailemi geçindirecek seviyeye ulaşacaktım – üstelik zorunlu hallerde o bir milyon dolarlık anaparayı kullanabilecektim. Ne var ki, bu planın sakat noktaları vardı:

  1. Bir milyon doları toparlamak (bilişim sektöründe, diğer sektörlere göre çok daha kolay olsa da) uzun ve sıkıntılı bir süreç gerektirecekti.
  2. Bu birikimi yaptıktan sonra, birikimi kısım kısım (emlak veya yeni iş fikirleri gibi) başka konularda değerlendirmek daha akılcı bir fikir olacaktı.
  3. Mevduat faizine yatırmadığım sürece, hedeflediğim “yatırım geliri”nin %5’te sabit kalması çok zor olacaktı (ki Türkiye’de döviz mevduatlarının faizleri neredeyse her zaman %1’in altındadır).
  4. Her şey istediğim gibi gitse bile, %5’lik “yatırım geliri”ni kazanmak yine mesai isteyecekti.

Bu sakatlıklara rağmen, daha iyi bir fikrim olmadığı için, istemeyerek de olsa bu hedefe yönelik çabalamaya devam ettim (üstelik tahminimden fazla yol aldım). Sonra, o beklediğim “daha iyi bir fikir” geldi.

Pasif gelir

En basit tanımıyla, minimum çabayla (mümkünse çaba sarf etmeden) elde ettiğiniz gelire “pasif gelir” denir. Örnekler çok:

  1. Ayda toplam A lira kira getirecek daire ve/veya dükkanların olur; B liraya çalıştırdığın biri kiracıların işleriyle ilgilenirken C liraya anlaştığın bir muhasebeci vergilerini öder ve iş başı farklı ücretlerle çalışan bir avukatın yasal sorunlarla ilgilenir; sen de sadece bu insanlarla ilgilenirsin (“minimum çaba”). A liradan ücretleri, masrafları ve vergileri çıkarttığında kalan para senin pasif gelirin olur.
  2. Kaliteli işler çıkaran bir müzisyensindir; eserlerinin telif hakkı süresi dolana kadar (70 yıl mıydı?) bu eserlerin kullanıldığı yerlerden telif ödemesi alırsın. Eserlerin eskidikçe telifler azalır, telifler azaldıkça yeni eserler üretirsin (“minimum çaba”).
  3. Şartların elverişli olduğu bir ülkede, buna izin veren bir iktidarın yalakalığını yaparak çeşitli vakıf, üniversite ve kamu kurumlarından cebine üç, yirmi iki, kırk bir, yüz elli altı farklı maaş bağlarsın. Vatandaşların güç-bela ödediği vergilerinden alınan bu paraları yerken, ritmik hareketlerle namaz kılıp bilmediğin bir dildeki duaları ezberden okuyarak (“minimum çaba”), yediğin onca kul hakkı yüzünden girdiğin tüm günahların affedileceğine inanırsın. (Türkiye’de böyle çarpık, yozlaşmış bir siyasi düzen olmadığı için ne kadar şükretsek azdır.)
  4. Sıfırdan veya belli bir sermayeyle iyi bir iş kurup, bulabileceğin en kaliteli yöneticilere verebileceğin en adil maaşları vererek işin kendi kendine yürümesini sağlarsın ve %X oranında bir kâr payıyla yaşarsın. İşin şartlarına göre haftalık, aylık veya yıllık toplantılarla gereken müdahaleleri yaparak (“minimum çaba”) hem işin, hem de yöneticilerin iyi (veya daha iyi) çalıştığına emin olursun.
  5. İyi yazılımlar (uygulama, web sitesi, program, eklenti vb.) geliştirirsin ve bu yazılımların ücretlerini, reklâm gelirlerini veya bağışlarını toplarsın. Bu yazılımların iyi çalışması için gerektikçe güncellemeler çıkartır, popülerliğini kontrol altında tutmak için de gerektikçe reklâm ve tanıtım faaliyetlerine harcamalar yaparsın (“minimum çaba”).

Elbette pasif gelir modelleri, asla kolayca kat edilen yollardan giderek ulaşabileceğiniz şeyler değil ve bu örnekler çok basitleştirilmiş örnekler. Ve tahmin edebileceğiniz gibi, ben beşinci örnekteki modeli takip etmek istiyorum.

Ayda bin dolar

İlk hedefim, ayda bin dolarlık bir pasif gelir akışı. İşin güzel kısmı, bu hedefe şimdiden yakınım.

Bekâr bir adam, ayda bin dolara nasıl yaşar? Belki İstanbul’un merkezinde pek konforlu bir yaşam sürdürülmez ama İstanbul’un dış kısımlarında rahatlıkla geçinmek mümkün olur. Üstelik ben Ankara’dayım! Ankara’da ayda bin dolarla yaşamak, en azından 2020’li yılların başları itibarıyla, gayet kolay ve konforlu. Şehrin en nezih semtlerinde kirada oturarak, daktilo (?) başında dilediğince yazmak mümkün… ama yeterli değil.

O bekâr adam evlenirse ne olacak? O adam bu parayla birikim yapabilir mi? Evlendi, çocuk doğdu derken deprem oldu, bin doların kaçı hangi yöne savrulacak?

Ayda beş bin dolar

Nihai hedefim de, ayda beş bin dolarlık bir pasif gelir akışı. Bu hedefe pek yakın değilim ama en azından önümde bir çeşit yol haritası mevcut.

Neden iki değil, neden üç değil, dört değil de beş bin dolar, onu açıklayayım: Bir aile kuracak olursam, kişi başı bin dolarlık bir pasif gelir, o ailenin konforlu ve rahat bir yaşam için yeterli bir “minimum gelir” seviyesi. O seviyenin ötesindeki gelir ise bütünüyle biriktirilebilir ve acil durumlarda kullanılabilir veya uzun vadeli başka pasif gelir kaynaklarına yatırılabilir.

Örneğin evlenirim ve eşimle bir çocuk yaparız; beş bin doların üç bini bu ailenin yaşamı için yeterli olur. Kalan iki bin dolar, yaklaşık iki yılda aileye 50 bin dolarlık bir “acil durum fonu” oluşturur ve sonrasında kazanacağımız paralar, başka pasif gelir kaynaklarının yatırımı olarak kullanılabilir. Bunların üstüne eşimin geliri de eklenir; onun da üstüne (eğer iyi ve popüler bir yazar olabilirsem) yazarlıktan elde edeceğim pasif gelirler de eklenir.

Sonuç

Ayda beş bin doların nihai hedef olduğunu söylerken, bu hedefe ulaştıktan sonra başka bir gelir kaynağı aramayacağımı söylemiyorum. Söylemek istediğim şey, bu hedefin yeterli olduğu. Helal ve onurlu kazanç olduğu sürece ayda on bin dolar da kazanılır, yüz bin de kazanılır, milyon da kazanılır.

Bu anlattıklarımın bazıları hedef, bazıları hayal. Bu anlattıklarımın hepsi değişebilir; bir milyon dolarlık birikim hedefinden ayda beş bin dolarlık pasif gelir hedefine geçtiğim gibi, gelecekte bambaşka bir hedefe de yönelebilirim. Kendime yan hedefler koyabilirim – örneğin şu anda yan hedeflerimden biri bir ev almak (ve dolayısıyla kira ödememek).

Ayrıca bu anlattıklarım arasında neredeyse hiç olumsuz senaryo yok. Tüm olumsuz senaryoları düşünmek elbette mümkün değil ama bu hedefleri koyarken, olumsuzluklara karşı da plan yapmak gerekiyor. Bugün aklıma gelmeyen bir olumsuz senaryo sadece birikimimi değil gelir kaynağımı da kökünden yok edecek olursa, her şeye yeniden başlayabilmek için bir fikrim olmalı.

Neyse. Hayatımın bu anına dek kötümser insanların negatif yorumlarının aksi yönde, iyimser bir gerçekçilikle hareket edip pozitif sonuçlar aldım. Hayallerimde, hedeflerimde biraz uçtuğumun farkındayım. Fazla uçmadığımın da farkındayım. Elimden gelenin en iyisini yaparak, hem kendime hem de bu dünyaya faydalı olmaya çalışacağım. Sevgiler.

Barış Ünver
14 Eylül 2021