Meydanı boş bırakma

Bu yazıyı, Gündoğmuş Belediyesi başkanı Mehmet Özeren’in şu sözleri sarf ettiği günün gecesi yazıyorum:

Evleri kullanılamaz hale gelen vatandaşlarımız için TOKİ tarafından 20 yıl ödemeli, çok cüzi faizlerle, istedikleri şekilde evleri tekrar yapılacak. Yani ben şunu söylüyorum: Çok eski evi olan vatandaşlar, yani bunu söylemek belki doğru değil ama, “Keşke bizim de evimiz yansaydı.” diyecekler diye düşünüyorum.

Kaynak

Yorum yapmayacağım zira alıntı, kendi başına yeteri kadar dehşet veriyor. Ama bu beyefendi, özür dilemesi yasaklandığından olsa gerek, kendisini yanlış anladığımız ve sözlerini çarpıttığımız için bize tepki göstermiş:

“Bugün tamamen iyi niyetimle yapmış olduğum açıklamanın yanlış anlaşılması bizleri derinden üzmüştür. Yaşanan olağanüstü afetten dolayı devletimizin bundan önce olduğu gibi evi yanan mağdur vatandaşların yanında olduğunu belirtmek istedim. Açıklamam yanlış anlaşıldı ve çarpıtıldı.”

Kaynak

Bu beyefendinin, bu akıl almaz açıklamaları benim sayemde yaptığını söylesem, bana inanır mısınız? Peki, “Sen de sorumlusun.” desem?

Örnek

Çocuksunuz – ortaokul diyelim. Lise sınavlarına girecek olan her sınıf, yıl sonu müsameresinde kendi yarım saatlik gösterisini yapacak. Sınıf öğretmeniniz, sınıftaki öğrenciler olarak sorumluluk bilinci kazanın diye, gösterinizi baştan sona kendileri hazırlamanızı istemiş ve kenara çekilmiş. Hazırlıklara başlıyorsunuz.

Aklınızda, en yetenekli altı sınıf arkadaşınıza beşer dakika görev verilecek bir şov var; hem sınıfınızın en iyileri yeteneklerini sergileyecek, hem de bütün bu mini gösteriler tek bir mozaikte birleştirilerek ortaya güzel bir şov çıkacak. Arkadaşlarınızın bazıları bunu çok beğeniyor ama sınıf başkanının aklında başka bir fikir var: O ve iki-üç kankası, kendi şovlarını yapacak ve sizin görünmenizi engelleyecek (çünkü sizi çirkin buluyorlar, bu gösterinin altından kalkamayacağınızı düşünüyorlar). Bir de sınıfta bir tane gerizekâlı var, herkesin fikrini baltalamaktan haz alıyor.

Sizin anneniz terzi, arkadaşınızın babası marangoz, bir diğer arkadaşınızsa yaşına göre çok ileride bir gitarist. Ortaya koyacağınız gösteri için elinizde muazzam bir yetenek ve insan gücü var; kostümler ve dekorlar hazırlayabilir, güzel şarkılarla müsamerenin en yetenekli sınıfı olduğunuzu gösterebilirsiniz. Sınıf başkanı yoksul bir aileden geliyor; ilkokuldayken çocukla çok dalga geçtiğiniz için de size açıkça kin duyuyor. Önemli bir yeteneği olmadığı gibi, aklında müsamere için de özgün bir fikir yok: Öğretmenin müsamere için sınıftan topladığı parayı kullanarak ekibine yepyeni kıyafetler alacak, bu kıyafetlerle bir dans gösterisi yapacak falan… Hattâ galiba paranın bir kısmıyla gidip kankalarını hamburgerciye götürecekmiş.

Deliriyorsunuz. Bir şeyler yapmaya çalıştıkça sınıf başkanı, öyle bir yetkisi olmasa bile sizi susturuyor. Öğretmen karışmıyor: Müsamerenin geleceğini sizlere emanet etmiş ve kenara çekilmiş. Kızıyorsunuz, konuşuyorsunuz ama nafile: Siz konuştukça sınıf başkanı sizi karalamak için daha çok konuşuyor, daha çok bağırıyor.

“Yeter be, ne hâliniz varsa görün!” diye bağırıyorsunuz ve eve dönüyorsunuz; müsamere çalışmalarına bir daha katılmıyorsunuz. Müsamere günü sınıf başkanı fiyakalı kıyafetleriyle bombok bir gösteri ortaya koyuyor. Diğer sınıf öğrencileri sizin sınıfınızla dalga geçiyor, sınıf başkanı kıyafetlerini göstererek “Kıskanmayın!” diye bağırıyor diğer sınıflara. Sizse sınıfınızın küçük düşmesini umursamadan dersinizi çalışıyorsunuz.

Gerçek

Atatürk öldükten sonra meydanın boş kaldığını görüyoruz. Elbette çok kaliteli siyasetçiler geldi, geçti, hâlâ görevde olanlar var… ama ülkeyi onun gibi yöneten olmadı. Yanıp kül olan bir imparatorluğu emperyalist devletlere yedirmeden, sıfırdan bir ülke kurdu. Hem Osmanlı Devleti’nin, hem diğer Türk devletlerinin mirasıyla tarihimizi korudu. Arapperestliğin hâkim olduğu İslam coğrafyasında Kur’an-ı Kerim’i ve Kütüb-i Sitte’yi dilimize çevirtti. Yetmedi, üstüne dini siyaset seviyesine indirmeyi reddeden laiklik ilkesini tesis etti. Yetmedi, masum dindarları kandıran tarikat ve cemaatları dağıttı. Yetmedi, bütünüyle siyasîleşmiş hilafeti kaldırdı. Tarihimiz gibi dinimizi de başımızın üstüne koydu.

Biz ne yaptık? Kısa bir özet geçeyim: Dinciler yüzünden dinimizden soğuduk, ırkçılar yüzünden tarihimizden soğuduk. “Yeter be, ne hâliniz varsa görün!” dedik ve evimize döndük; onlarsa dinî ve millî duyguları istismar ederek güçlerine güç kattılar. Bugün siyaset arenasında sade vatandaşın bu duyguları istismar ettiğini gördüğünüz kim varsa, o arenadan çekilenler sayesinde yükseldi. Sade vatandaş, bu dinî ve millî duyguları istismar edildiği için, istismarcılardan bile daha fazla suçlandı ve bilin bakalım hor görülen sade vatandaşa kim kucak açtı? Siz onları “Bu ülke bok gibi, senin yüzünden bu ülkeden siktirip gitmek istiyorum pis cahil!” diye hor görürken, milletin “O elitistler yalan söylüyor, bu ülkeyi bütün dünya kıskanıyor ve liderimiz tam bir dünya lideri!” diyenlere gülümsemesine kızmaya ne hakkınız var?

Bugün vatanseverden çok Katarseverin siyaset meydanını ele geçirdiğini düşünüyorsanız, her şeyden önce kendinize “Meydanı neden boş bıraktım?” sorusunu sorma cesaretini göstermeniz gerekiyor. Rica ediyorum, şunu da aklınıza kazıyın: Beceriksiz bulduğunuz, paranızı çarçur ettiğinden şüphelendiğiniz her siyasetçinin koltuğunda oturmasının sebebi sizin, bir şeyleri değiştirme sorumluluğunu oy verme eylemine indirgemenizdir. Bu ülkenin en büyük sivil toplum kuruluşu bu ülkedir; devlet, milletiyle var olur. Siz kendinizi milletten üstün görüp devleti sevmediğiniz insanlara terk ederseniz, kapınızın önünü temizlemeyi bile reddederseniz, şikayet etmeye hakkınız yoktur.

Sonuç

Ben siyasetçi olsam, bir şeyi değiştirebilir miyim? Bence değiştirebilirim ama bu o kadar küçük bir değişiklik olur ki, kimse fark etmeyebilir. Sen siyasetçi olsan, bir şeyi değiştirebilirsin ama senin yaptığın değişikliği de kimse fark etmeyebilir. Ama ne yaptığını bilen ve işini iyi yapan binlerce, on binlerce insan (konuşarak değil, yaparak) memleketi kurtarmaya girişirse o memleket öyle hızlı kurtulur ki, “Bu evi nasıl bu kadar hızlı temizleyebildik?” diye şaşırırsınız.

Kimse (en azından çoğumuz) sizden milletvekili olmanızı beklemiyor. Kapınızın önünü temizlemek adına gidin, kendinize en az %51 yakın hissettiğiniz partiye kaydolun ve onlardan mahallenizde yapabileceğiniz işler isteyin. İş vermezlerse, kendi işlerinizi icat edin ve projelerinizi partinize sunun. Yaramadı mı? Marketlerde sucuk ikram edilen şu tanıtım standlarından satın alıp, yakınınızdaki bir parka gidin ve insanları, o parktaki çöpleri toplamak için harekete geçirmeye çalışın. O da mı olmuyor? İnternette başka insanları etkileyecek şeyler yazmaya çalışın. Bir kişiyi şevklendirseniz, yeter.

Yazıyı, akıl hocası gibi gördüğüm Ahmet Kırtok’un, beni bu yazıyı yazmak için şevklendiren bir yazısıyla noktalıyorum:

Diyorlar ki; “Salak mısın, döndün geldin bu ülkeye?” Çocukken gittim ben New York’a, 17 yaşındaydım. Bu güzel vatanın hasretiyle yıllarım geçti gurbette.

Git, kaç, kurtul diyorlar. Gitmek kolay. İsteyen, imkanı olan gitsin. Ama şunu hiç unutmasın; Soma’da canlarımız öldüğünde bir bakan “ama güzel öldüler” dediğinde, ülkemizin ormanları yanarken bir belediye başkanı “keşke bizim evimiz de yansaydı diyecekler” dediğinde, bu ülkenin başındaki insan! yüce önderimiz ve en önemli silah arkadaşı için “iki ayyaş” dediğinde, aynı bugün, şu anda olduğu gibi, dünyanın neresinde, hangi şartlarda yaşarsanız yaşayın, sinirden, hırstan, utanmaktan ve vatan sevginizden gözlerinize uyku girmeyecek.

Sanmayın ki başka bir memlekete gidince rahat uyuyacaksınız…

Önderimiz Mustafa Kemal Atatürk’ün bir asır sonrasını gören Nutuk’tan şu sözlerini böyle zor günlerde hatırlamakta fayda var:

Bütün bu şeraitten daha elim ve daha vahim olmak üzere, memleketin dahilinde, iktidara sahip olanlar gaflet ve dalâlet ve hatta hıyanet içinde bulunabilirler. Hatta bu iktidar sahipleri şahsi menfaatlerini, müstevlilerin siyasi emelleriyle tevhit edebilirler. Millet, fakr-ü zaruret içinde harap ve bitap düşmüş olabilir.

Ey Türk istikbalinin evladı! İşte, bu ahval ve şerait içinde dahi vazifen, Türk İstiklâl ve Cumhuriyeti’ni kurtarmaktır! Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda mevcuttur!

Kaynak

Barış Ünver
03 Ağustos 2021