Sonuçlar açıklanmadan yazdığım bir seçim yazısı

Sonuçlar açıklanmadan yazdığım bir seçim yazısı

Şu anda sayımlar devam ediyor. Her zamanki gibi AK Parti önde başladı, farkın kapanıp kapanmayacağı konusu akşam boyunca haber kanallarının reytinglerini patlatacak. Fox TV yerine müzik açtım, ama biliyorum, dayanamayacağım ve Fox’u da açacağım :).

Sandığa pek ümitli gitmedim, sayımlar sürerken de ümidimi artırmamaya gayret edeceğim. AK Parti’nin seçimi kaybetmesi pek mümkün gelmiyor bana. Kaybetse bile kaybetmez, diye düşünüyorum.

Seçim çalışmaları boyunca çok kirli işler gördük, özellikle iftiralar, karalama kampanyaları ve saldırganca laflar, tavırlar. Bu seçimin anahtar kelimesi “dezenformasyon”du diyebiliriz, değil mi?

Neyse ki hepsi geride kaldı, bir sonraki seçimlere kadar kafamız daha rahat olacak. İşin güzeli, yıllarca yeni bir seçim görmeyeceğiz (Allah korusun, erken seçim falan olmazsa tabii).

Ben bu seçimlerin iyi yanlarına bakmaya çalışıyorum şu an:

Çok flama asılmadı. Parti flamalarını diyorum. Sokaklarda gezerken gökyüzünü görebildik bu sefer. Hiç flama yoktu demiyorum, elbette vardı, ama daha azdı bu sefer. Hatta öyle sanıyorum ki, önceki seçimlerde kullanılmayıp depolara kaldırılan flamalar asıldı. Ne gerek var zaten, parti flaması görünce “ha tamam, bu partiye oy vereyim” diyen kaç kişi var memlekette?

Çok broşür de basılmadı. Önceki seçimlerde apartmanların posta kutularından tomar tomar çöp toplardık. Bu sefer o kadar çöp birikmedi, kâğıtlara para dökülmemiş bu sefer.

Billboard’lar doluydu gerçi yine, belediye bütçelerinden, partilere verilen seçim ödeneklerinden, özetle bizim cebimizden bolca reklam parası harcandı ama alıştık artık. Zaten ödediğimiz vergiyi takip etmeyen bir milletiz, en fazla kayıp-kaçak bedelini, atık su bedelini, TRT payını falan tartışıyoruz.

Neyse, konuyu dağıtmayayım, iyi şeylerden bahsediyordum.

Mitinglerle de pek uğraşmadık bu sefer. Milletin aklı ekonomide, cebindeyken tutup slogan atmak için, bayrak sallamak için mitinge gitmez. Para verirsen gider, başka türlü gitmez. O yüzden hiçbir parti miting yarışına girmedi, “benim mitingim seninkinden doluydu” kavgaları olmadı.

Belediye başkan adayları halka indi. En güzeli de buydu bence. Kocaman kocaman, kodaman kodaman adaylar halkı (mitinglerle) ayağına çağırmaktan ziyade halkın ayağına gitmeye çalıştı. Olması gereken de o zaten. Üstelik bunu yaparken, bangır bangır bağıran seçim otobüslerini de çok fazla görmedik. Tabii ki yine vardılar, yine bangır bangırdılar, ama halka ineceğim diye suyunu çıkartıp seçim otobüsü/minibüsü sayısını artırmadı hiçbir parti.

Sonuç? Nispeten sakin bir seçim geçirdik. Dezenformasyon, kara propaganda gibi salaklıklara girişilmeseydi daha iyi olurdu ama, yapacak bir şey yok. (Müslüman adam iftira atmaz, çamur atmaz diyoruz ama zaten iftira atan, çamur atan adam gerçekleri konuştuğunu düşünüyor.) O saçmalıklara inanan, yalanı gerçek sanıp oyunu değiştiren çok kişi olmamıştır diye düşünüyorum (çünkü ben iyimser bir insanım) ama onlara rağmen kavganın, gürültünün az olduğu bir seçim dönemi geçirdik bence. O konularda da büyüsek, tam anlamıyla medeni olacağız. Neyse.

Hazır birkaç yıl ara vermişken, partiler seçimler konusunda birlikte çalışsa ne güzel olur. Mesela ne güzel olurdu, Siyasi Partiler Kanunu üzerinde çalışsalar, Seçim Kanunu değişse falan…

Neyse, benimki de hayal yani. Komik Barış. Aç Fox’u.

Barış ÜnverBarış Ünver: Web geliştirici, yazar. Beyn'in kurucusu. Siyasi gelişmeleri yakından takip eder. Amatör olarak siyasetle ve tiyatroyla ilgilenmektedir.

Duyurular