“Atatürkçülük” ile “Kemalizm” arasında ne fark vardır?

“Atatürkçülük” ile “Kemalizm” arasında ne fark vardır?

Millet olarak 1980 darbesi civarına kadar gül gibi geçinip giderken 1980 öncesinden başlayıp günümüze kadar birbirimizi yiyip durduğumuzu, olur olmaz konularda bölündüğümüzü artık sanırım inkâr eden çıkmaz – tabii sırf bana karşı çıkmak için karşı çıkmak isteyen çıkmazsa. Sağ-sol diye bölünmemiz ayrı bir olay; ben hem Atatürk milliyetçisiyken, hem de sosyal demokrasiye inanıyorken nereye sığacağım? Veya ne bileyim, Türk-Kürt ayrımcılığı yapılıyorken Lazlar, Ermeniler, Çerkezler falan ne yapsın? Alevilerle Sünniler birbirleriyle çatışırken Hanefiler ne yapıyorlarsa onu yapsınlar diyeceğim ama o da olmaz.

Sağ olsunlar, devlet büyüklerimiz de buna epey yardımcı oluyorlar. Devlet Bahçeli bir yandan, Deniz Baykal öbür yandan, Recep Tayyip Erdoğan bir başka koldan çeşit çeşit ayrımcılıklar yaratmayı başarıyorlar. Sırf iktidara karşı olduklarını belli etmek adına şu demokratik açılımın içeriği açıklanmadan (ki içeriğinin açıklanmaması da ayrı bir saçmalık, onu da ayrıca belirteyim) Deniz Baykal‘ın ve Devlet Bahçeli‘nin “Biz buna karşıyız!” diye çıkışması, Recep Tayyip Erdoğan‘ın partisine “AKP” ve “Ak Parti” diyenleri ayrı tutması, memleketteki bütün partilerin partizanlığı abartıp destekçilerine amigoluk yapması, milletin takım tutar gibi parti tutması vesaire… Geçmişte de tabancalarla (çoğunlukla aynı tabancalarla, ABD‘nin sattığı tüfek ve bombalarla) birbirlerine giriyorlarmış, o daha kötü elbette ama geçmişteki olaylar şimdiki durumu iyi yapmaz, “kötünün iyisi” yapar. Birilerinin bu adamlara bu yaptıklarının millet üzerinde millet bilincini zayıflatan bir etki yarattığını söylemesi lazım ama sakalımız yok ki dinleyen olsun? (Halbuki var.)

Olay öyle bir noktaya gelmiş ki, aynı kavramı tanımlayan kelimeleri farklı seçenler bile birbirlerine ayrımcılık yapıyorlar. Şimdi de bu tanıma uyan bir şey anlatacağım size: “Atatürkçülük” ve “Kemalizm” arasındaki farkları. Daha doğrusu ikisi arasında bir fark var mı, onu açıklamaya çalışacağım.

Emre Kongar‘ın bu konuda çok sağlam, çok iyi bir yazısı var; bu yazısından bölümler alıntılayacağım. (Yazının tamamına buradan ulaşabilirsiniz.) İlki şu şekilde:

Hiç kuşkusuz, Türkiye’deki güncel ideolojileri etkileyen kaynakların başında Mustafa Kemal Atatürk ve O’nun ideolojisi vardır.

Geleneksel olarak “Atatürkçülük” ya da “Kemalizm” terimleriyle adlandırılan, Mustafa Kemal Atatürk’ün ideolojisi, O’nun söyledikleriyle olduğu kadar, yaptıkları ile de biçimlenen bir düşünce sistemi, hattâ bir uygulama programıdır.

(…)

Günümüzde, Mustafa Kemal Atatürk’ün ideolojisini belirtmek için kullanılan isimlerden, “Kemalizm”, eskiden daha sık olarak kullanılan “Atatürkçülük” terimine tercih edilir olmuştur.

Bunun en önemli nedeni, 12 Eylül yöneticilerinin, kendilerini “Atatürkçü” olarak nitelemesi ve Atatürk’ün kişisel vasiyeti dahil, pek çok Atatürkçü ilkeyi, Atatürk’ün adını kullanarak bozmuş, zedelemiş hattâ ortadan kaldırmış olmalarıdır.

Evet, olay dönüp dolaşıp yine şu darbe meselesine geliyor. Kenan Evren ve onunla çalışan dengesizler; gözaltına aldıkları, işkence ettikleri, idam ettikleri toplam 1 milyonu aşkın insanı Atatürk adına yaptıklarını beyan ettikleri bir demokrasi müdahalesiyle bilmeden (veya daha kötüsü, bilerek) halkı Atatürk‘ten soğutmaya girişiyorlar.

Şöyle devam ediyor Emre Kongar:

12 Eylül yönetiminin bu uygulamaları o denli geniş kapsamlı ve Atatürkçülğü zedeleyici olmuştur ki, Nadir Nadi gibi, kimliğini “Atatürkçü” olarak tanımlayan bir yazar bile, bu uygulamalar karşısındaki protestosunu belirtmek için, “Ben Atatürkçü Değilim” adıyla kitap yayımlamak gereğini hissetmiştir.

Atatürkçü düşünceyi ve ideolojiyi incelemek isteyen bazı bilimadamları, sırf 12 Eylül yönetimi ile özdeşleşmemek için, “Marksizm” ve “Marksoloji” ayrımını anımsatan bir biçimde, çalışmalarını, “Atatürkçülük” adı altında değil, “Atatürkoloji” ismi ile yapmak ve yayımlamak gereğini duymuşlardır.

İşte bütün bu nedenlerle, toplum, ve özellikle Atatürk’ü düşünce ve eylemlerinin odak noktası yapmak isteyen yazar, düşünür ve politikacılar, artık, “Atatürkçülük” yerine “Kemalizm” adını kullanmaya başlamıştır.

Görüyoruz ki, tanım ve amaç olarak “Atatürkçülük” ve “Kemalizm” ideolojileri arasında bir fark yoktur. Yaratılmaya çalışılan (ve büyük oranda başarılan) ayrım, 1980 darbesinden kalma bir ayrımcılıktan kalmadır. Nadir Nadi’ye saygı duyarım ve o dönemde böyle bir ayrımın bir nebze gerekli olduğunu düşünebilirim ama günümüzde kimse bana “Sen kendine Atatürkçü diyorsun ama Kenan Evren de Atatürkçüydü, sen şimdi Kenan Evren’in yaptığı darbeyi destekliyor musun?” tarzı abuk bir soru soracağına inanmıyorum.

Emre Kongar‘ın son olarak alıntılayacağım iki paragrafı, günümüzde bu ayrımcılığın kullanılış sebebini açıklıyor:

Bugün, zaten tarihsel, toplumsal ve siyasal gerçeklere uygun olmayan bu ayrım artık güncel önemini yitirmiş ve ortadan kalkmıştır.

Bu ayrımın yerini, kendilerini, Atatürk’ün adını kullanarak O’nun kişisel vasiyetini hiçe sayıp Türk Tarih ve Türk Dil Kurumlarını kapayanlardan, Anayasa’ya zorunlu din dersi koyup, İmam Hatip okullarını pıtrak gibi çoğaltarak laik eğitim ve laik devlet ilkesini zedeleyenlerden, ayırmak isteyenlerin “Kemalizm” terimini tercih etmesi almıştır.

Şimdi burada durup düşünelim: Kötü bir insan, “Ben dilimize, Türkçemize çok saygı duyarım.” dese ve kötülüklerine bu açıklamayı yaparak devam etse, iyi bir insanın Türkçeden uzaklaşması mı gerekir? Örneğin saçmalığının farkındayım, zaten örnek vermemin sebebi de “Atatürkçülük” ile “Kemalizm” arasında fark aramanın saçmalığını öne çıkarmak! Şerefsizin teki Atatürk adına darbe yaptı diye Atatürk‘ü unutmamışız, çok şükür!

Ne yazık ki, günümüzde bu ayrımcılık almış başını gitmiş durumda. Kemalistlere sorsanız, “Atatürkçülük” yerine “Kemalizm” terimini neden kullandıklarını bilmezler. “Kemalizm” kelimesinden garip bir biçimde nefret edenlere “Ama Atatürkçülük ve Kemalizm ayrı kavramlar değildir!” demeye kalksanız, kabul etmezler. Çünkü o zaman sevmedikleri adamla aynı safta yer alıyormuş hissine kapılırlar. Biri Atatürkçüdür ama laiklik ilkesini yok sayıp (dinin de laikliği tavsiye etmesine rağmen) laikliği dinine karşı bir hareket gibi görür; diğeri Kemalisttir ama halkçılık ilkesini yok sayıp halktan ayrı yaşamayı, elit olmayı kendisine yakıştırır…

Bir millet işte böyle bölünür. Sen, iyi bir amaç uğruna sevmediğin adamla aynı safta savaşmaya yanaşmazsan, bir gün ülken için savaşma vakti gelirse sevmediğin adam yanında değil, karşında olsun istersin. Adama gidip “Sen benimle aynı düşünceyi destekliyorsun ama şöyle yanlışların var.” diye efendi gibi tartışması yeterliyken adama “Sen benimle aynı düşünceye sahip olamazsın!” diyerek köprüleri yakma yoluna gider; öylesi daha kolaydır.

“Böl-yönet” stratejisi de bunu amaçlar zaten.

Barış ÜnverBarış Ünver: Web geliştirici, yazar. Beyn'in kurucusu. Siyasi gelişmeleri yakından takip eder. Amatör olarak siyasetle ve tiyatroyla ilgilenmektedir.

Yorumlar

Dikkat: Yorum yapanın yaptığı yorumdan yalnızca yorumu yapan sorumludur.

Duyurular