Beyn Bülteni #16 — Çipil, romantik komedi, veda, Kentuki

On altıncı Beyn Bülteni’ne hoşgeldiniz! Bu bültende kahve tiryakiliği üzerine dertleşiyoruz, Türkiye’nin en ibretlik komedyenini izliyoruz, beslenme konusundaki en meşhur yanlışları dinliyoruz ve yazarımızı arıyoruz.

Beyn’e geçtiğimiz yedi günde abone olan 21 kişiye teşekkür edeyim ve bültene başlayayım. Önceki bülteni okumak isterseniz buraya tıklayın, sonra da yeni bültene başlayalım!

Yazının her bölümünde ufak ufak notlar alıp, yazının sonunda yorum olarak paylaşırsanız okumayı ve yanıtlamayı çok isterim.

🗨️ İç dökümü

🔸 Kahve tüketimim biraz arttı: Günde 1 litreye yakın, bazen daha fazla kahve içtiğim oluyor. “Kahvesiz günlere” ihtiyacım var, bazı günleri kahve içmeden geçirebilirsem kafein duyarlılığım artacağı için daha az kahveye ihtiyaç duyacağım. Sigara tiryakilerine üstten üstten konuşurken şimdi bu duruma düşmem hoş olmadı.

🔸 Çöl gibi, okyanus gibi, gökyüzü veya uzay gibi uçsuz bucaksız yerlerde olmayı hayal ediyorum, ergenliğimden beri. Çevremde kimse olmayacak, üzerinde bulunduğum şey dışında hiçbir eşyam olmayacak, çevreme bakındığımda o mekânın sonsuzluğundan başka hiçbir şey görmeyeceğim. Aynı anda müthiş bir korku ve muazzam bir huzur vereceğini düşünüyorum. Buna en yakın tecrübem, lisedeyken yatakhanede bir gece elektriklerin kesilmesi sonucu, herkes uyuduğu için çıt çıkmayan zifiri karanlık bir odada oturuşumdu. Her şey bitmiş gibiydi, her şeyi geride bırakmışım gibi hissediyordum ve ÇOK rahatlamıştım.

🔸 “Çipil” kelimesini nasıl bir anlamda kullanırsınız? Mesela “çipil çipil gözler”i zihninizde nasıl canlandırırsınız? Ben ufak ama güzel gözler düşünürüm. Eşim çakmak çakmak bakan gözler düşünürmüş. Kelimenin anlamını bilmediğimi fark edince sözlüğe baktığımda şok oldum: TDK, “Ağrılı ve kirpikleri dökülmüş (göz)” diye tanımlamış “çipil” kelimesini. Yahu ne alaka?

🔸 Öksürüğüm sonunda geçti sayılır—bir defa daha hasta olursam geri gelebilir (Allah korusun) ama bir hafta daha gelmezse, iki buçuk aylık sürecin sonunda öksürüğü geride bıraktığım için nihayet huzura ereceğim.

🔸 Geçen hafta annemin sağlık durumundan bahsettiğimde, iyi dilekleriyle ve dualarıyla desteklerini gönderen herkese çok teşekkür ederiz. Güçlü olacağız.

📺 İzlenesi

Haftanın izlenesi filmi, favori komedyenlerimden biri olan Steve Carell’in başrolde olduğu (kadronun geri kalanı da Şampiyonlar Ligi gibi) romantik komedi, “Crazy, Stupid, Love.”:

Romantik komedilerde pek rastlamadığımız türden sürprizler (“twist”ler) mevcut. Biraz klişe başlıyor, on dokuzuncu vitese falan çıkararak yükseliyor, sonu da hiç fena bitmiyor. Ailecek izlenecek türden değil ama sevdiğinizle veya tek başınıza çok eğleneceğinizi garanti edebilirim.

Haftanın izlenesi videosu, Çağla Şikel’le Alişan’ın sabah programına konuk olan ibretlik bir stand-up’çı:

Güldürürken düşündürmek yerine güldürmeden düşündüren, birazcık da üzen bu abimiz, bu sabah programındaki efsane performansının ardından başka programlara ve hatta Yetenek Sizsiniz programına da aynı “gösteriyle” çıkmış. (Zaten bu komiksizliğini kabullenip paraya dönüştürmeyi başarmış olmasa ben de paylaşmazdım, ne o öyle zavallı birini parmakla gösterip dalga geçer gibi.) Aslında 1 Nisan şakası niyetine bunu 14. bültene koyabilirdim, denk gelmedi. İzledikten sonra bana bela okumayın lütfen.

🎧 Dinlenesi

Dinlenesi müzik köşemizde bugün, muhtemelen hepinizin bildiği Veda Busesi var:

Orhan Seyfi Orhon’un (bu şarkının güftesi olan) “Veda” isimli şiirini, kanserden kaybettiği kızı için yazdığı hikâyesi dolaşımda. Ama İbrahim Tığ isimli köşe yazarının Orhon’un torunuyla yaptığı görüşmeye göre bu hikâyenin aslı astarı yokmuş. Orhan Seyfi Orhon bu şiirini lise yıllarında yazmış.

Bu arada, şiirde/güftede yalnızca bir harfi değiştirerek eserin anlamını baştan sona değiştirebileceğinizi biliyor muydunuz? “Yüzüne” kelimesini kullandığımızda terk edilen bir adamın sözlerini okurken, yanlışlıkla “yüzüme” kelimesini kullanırsak adam bir anda terk eden taraf oluyor. İlginizi çektiyse, 10 yıl kadar önce yazdığım bir yazıda bu anlam kaymasını okuyabilirsiniz.

Yürürken dinlemelik podcast olarak da, yeni keşfettiğim Fit Kültür kanalından bir sohbet atmak istiyorum:

Diyetisyen M. Pırıl Şenol’un Erhan Ünal’a konuk olduğu bu bölümde, beslenmeye dair aklımıza takılan en popüler sorular ve işin aslı anlatılan en meşhur yanlış bilgiler konuşulmuş. Beğenirseniz, kanalı keşfetmeme vesile olan aslan eşim Burcu’ya bir teşekkürü çok görmeyin. Kanaldaki diğer sohbetleri de dinleyin.

BONUS: Bir tane de “izleyerek dinlenesi” videom var! Bazılarını bildiğim “sesin fiziksel gösterimi” deneylerini kullanarak, etkileyici bir müzik videosu çekmişler:

11 yıllık videoymuş, izledikten sonra “Buna daha önce nasıl denk gelmemişim?” diye hayret ettim. Altına da şu yorumu bıraktım: “Yapay zekâ bu videodaki her şeyin aynısını yapabilir (veya yapabilecek seviyeye gelecek) ama gerçeği, gerçek olduğu için, 1000 kat daha etkileyici olmaya devam edecek.”

📗 Okunası

Bu haftanın okunası kitabı VE okunası yazısı, Samanta Schweblin’in “Kentukiler” isimli romanı VE gazeteci Yenal Bilgici’nin bu roman hakkında yazdığı inceleme yazısı:

🔸 “görülmenin dayanılmaz hafifliği” — Yenal Bilgici

Bu tarz özgün fikirlerden yola çıkan hikâyeleri çok ama çok seviyorum. Yenal Bilgici de “Görmek mi istiyoruz görülmek mi?” sorusunu işleyerek çok iyi bir inceleme yazısı ortaya çıkarmış.

🤔 Düşünülesi

Haftanın düşünülesi sözü, yine bir büyük komedyenden gelsin:

“Kitabın içinde, kitabın yazarını arayan kitap karakterleri gibiyiz. Ama yazar kitabın içinde değildir, anlıyor musunuz? (…) Yazarın varlığının en büyük kanıtı kitabın içinde değildir. Yazarın varlığının en büyük kanıtı, kitabın kendisidir.” — Pete Holmes

İnançlı biri olduğunu asla saklamayan (ve tanrının mizah anlayışı olduğunu bildiği için din şakaları yapmaktan da çekinmeyen) Pete Holmes, üç hafta önce yayınlanan stand-up gösterisinde, tanrı ve evrenin arasındaki bağı mükemmel bir benzetmeyle bize anlatmış. Pandemiden beri üzerinde çalıştığım (bir türlü bitiremediğim) uzun öykünün konusuyla ilgili olduğu için ayrıca hoşuma gitti.

❓ Sorulası

Haftanın bültenini şu soruyla kapatalım:

Stresle nasıl başa çıkıyorsunuz?

Benim stresle başa çıkmak için iki yöntemim var: Oyun oynamak ve uyumak. İkisinin de sağlıklı olduğunu iddia edemem ama en azından yıkıcı eylemler değil, başkasına zararı olmuyor. Özellikle uyumanın beynimi bir anlamda “resetlediğine” inanıyorum.

Bültenin sonuna geldik! Yazının başında rica ettiğim gibi notlar aldıysanız ve yazının altında yorum olarak paylaşmaya karar verdiyseniz, beni inanılmaz mutlu edersiniz. Haftaya görüşürüz!

Barış Ünver
19 Nisan 2026

Beyn'de yayınlanan yeni yazıları epostayla alabilir,
yazıyı eposta kutunuzdan çıkmadan okuyabilirsiniz.
Abone olmak için tıklayın: beyn.substack.com