Yirmi ikinci Beyn Bülteni’ne hoşgeldiniz! Bu bültende bayramınızı enişten dileklerimle kutluyorum, Gabriela Montero ve Denis Villeneuve’ün eserlerini getiriyorum ve bir ressam kadın kılığına giriyorum.
Beyn’e geçtiğimiz yedi günde abone olan 35 kişiye teşekkür edeyim ve bültene başlayayım. Önceki bülteni okumak isterseniz buraya tıklayın, sonra da yeni bültene başlayalım!
Yazının her bölümünde ufak ufak notlar alıp, yazının sonunda yorum olarak paylaşırsanız okumayı ve yanıtlamayı çok isterim.
🗨️ İç dökümü
🔸 (Geçmiş) Kurban Bayramı’mız kutlu olsun, mutlu olsun, butlu olsun! Bu haftanın yoğunluğu sebebiyle daha kısa bir bülten hazırlıyorum; uzunluğu daha iyi veya daha kötüyse lütfen yorumunuzu yazmaktan çekinmeyin.
🔸 Bayramın ilk iki günü Çorum’daydık, hanımın köyünde kurban kestik. Benim anne tarafının da, baba tarafının da köyü olmadığı için nadiren soluduğum köy havasını uzun uzun soludum, bayıldım. Burcu’ya ilk defa yakın mesafeden eşek gördüğümü söyleyince şaşırdı, kınadı! 😂
🔸 Bayram dönüşünü Çankırı üzerinden yaptık (40 dakika daha kısa süreceğini hesapladığımız için) ama hem yağmurdan, hem de yolların bozukluğu yüzünden gergin bir yolculuk oldu. Tek şerit gidiş, tek şerit dönüşlü yolda hatalı sollama yapan öküzlere “İnşallah seneye Kurban Bayramı’nda sizi kurban ederler” diye beddua ettim.
🔸 Ve dün dördüncü Ankara Substack buluşmamızı gerçekleştirdik! ❤️
📺 İzlenesi: Sonraki Kat
Denis Villeneuve’ün “bunca yıl nasıl denk gelmemişim yahu” dediğim bir kısa filmini getirdim size. Önce izleyin, yorumu sonra okuyun:
Semboller açık: Toplum yiyor, şeytan yediriyor. Her “sonraki kat”, bir önceki kattan farksız ve yemek hiç bitmiyor ama masadakiler yemekler bitmek üzereymişçesine saldırıyor, bir noktadan sonra birbirlerinin tabaklarına hâlleniyor. Güç sahipleri ve kaymak tabakasının saldırganlığından ve açgözlülüğünden tiksinen kadın (yani biz “güçsüzler”) bile bir noktadan sonra masanın boşalacağından korkup yemeye başlıyor—bu eksik parça da tamamlanınca masa hiç durmadan düşmeye başlıyor ve film, filmin başında masaya hakir gözlerle bakan şeytanın bu sefer kameraya, bize hakir gözlerle bakmasıyla sona eriyor.
🎧 Dinlenesi: Sarabande (emprovizasyon)
Önceki bültende Erik Satie’yi anlatırken aklıma gelmişti: Handel’in Sarabande’sinin benim bayıldığım bir icrası var:
“Destinasyon”, “aplikasyon” gibi kelimelere uyuz olurum ama sanatta “doğaçlama” yerine terim olarak “emprovizasyon” kelimesi kullanılıyor. Sarabande’nin yorumsuz orijinal versiyonunu bilenler Gabriela Montero’nun bu doğaçlamasından ekstra keyif alacaktır; bilmeyenler de yine harika bir eser dinleyecektir. Afiyet olsun efendim.
📗 Okunası: Narin çiçek
Bu haftanın okunası yazısı, daha önce bültende birkaç kez daha ağırladığım Yenal Bilgici’nin mutlak butlan gündemi üzerine yazdığı biraz hüzünlü, biraz umutlu yazı:
🔸 “dünyanın en narin çiçeği” — Yenal Bilgici
Bu gündemin yalnız CHP’yle ilgisi olmadığını, çok partili demokratik cumhuriyet sisteminin tehlikede olduğunu anlata anlata dilimizde tüy bitti ama müesses nizamın da yönlendirmesiyle hâlâ “CHP’nin iç işlerinden bana ne” diye düşünenlerin olduğunu görüyorum. Zaten büyük ölçüde bir gösteriye dönüşen siyasal düzenin içinden sıyrılıp birinci partiliğe kadar yükselebilen bir ekibin acımasızca tasfiye ediliyor oluşunu umursamamanız, AKP/MHP seçmeni veya apolitik olsanız bile, sizin bireysel görüşlerinizin dahi önemsenmeyeceği bir geleceğin inşasına sessiz kalarak destek vermeniz anlamına gelir.
❓ Sorulası: Anti-karakteriniz
Haftanın bültenini şu soruyla kapatalım:
Sizinle uzaktan bile ilgisi olmayan bir karakter yaratacak olsaydınız, onunla açacağınız Substack bloğunda neler yazardınız?
Ben “benimle alakasız bir karakter” diye düşündüğümde aklıma direkt resim sanatıyla yakından ilgilenen bir akademisyen kadın geldi! 😂 (Resimden anlamam, Türkiye’deki akademisyenlik anlayışı hoşuma gitmez ve, eh, erkeğim.) Bu karakterimin bloğunda yazacaklarım da (yüksek ihtimalle) sanat tarihi üzerine sıkıcı ama değerli makaleler olurdu. Yaptığım resimleri de paylaşırdım elbette.
Bültenin sonuna geldik! Yazının başında rica ettiğim gibi notlar aldıysanız ve yazının altında yorum olarak paylaşmaya karar verdiyseniz, beni inanılmaz mutlu edersiniz. Haftaya görüşürüz!






