Otuz beşinci Beyn Bülteni’ne hoşgeldiniz! Bu bültende 7 yıllık telefonuma veda ediyorum, bir Koreli duo’nun Türk marşı cover’ını paylaşıyorum, body shaming’i tartışıyorum.
Beyn’e geçtiğimiz yedi günde abone olan 12 kişiye teşekkür edeyim ve bültene başlayayım. Önceki bülteni okumak isterseniz buraya tıklayın, sonra da yeni bültene başlayalım!
Yazının her bölümünde ufak ufak notlar alıp, yazının sonunda yorum olarak paylaşırsanız okumayı ve yanıtlamayı çok isterim.
🗨️ Haftanın dökümü
🔸 30 Ağustos Zafer Bayramımız kutlu olsun! Millî bayramlarımızı kutlamak bu yıl da yasaklanmadı çok şükür; kutlayabildiğimiz kadar kutlayalım.
🔸 Aşırı sıcaklar bu hafta da devam etti. Ankara’da gördüğüm en şiddetli sıcak hava dalgası değildi (2023’teki psikoloji bozan sıcağı unutamıyorum) ama yine de lıkır lıkır su içirdi, gölgelere kaçırdı. Seneye daha da kötü olacak diyorlar, Allah sonumuzu hayır etsin.
🔸 7 yıl sonra telefon değiştirdim, yeni bir akıllı telefon aldım. (Cüzdanım açılmışken kulaklıklarımı da yenileyeyim dedim, kulaklık da aldım.) İlk akıllı telefonumu 2014’te almıştım, ikincisini 5 yıl sonra 2019’da aldım, bu da üçüncü akıllı telefonum olmuş oldu. Nazar değmesin, temiz kullanıyorum.
🔸 İtiraf ediyorum: Bu aralar yazma konusunda isteksizim. Bültenler dışında yazmaya başladığım, bi’ saniye, 17 yazı taslağım ve 26 yazı fikrim var! Bir türlü bitiremediğim uzun öyküm de kenarda duruyor. Yakında tatile çıkıyoruz; tatilde her gün oturup birer saat yazı yazmak istiyorum. Onu da beceremezsem, Victor Hugo’un eserini (Notre Dame’ın Kamburu) bitiremediğinde yaptığı gibi soyunup, kıyafetlerimi eşime emanet edip, yazılarımı bitirene kadar odamdan çıkmayacağım.
🔸 Spoiler gibi olmasın, bu sefer bültenin geri kalanını daha kişisel yazmaya çalıştım. Bakalım beğenecek misiniz?
🎞️ İzlenesi film: Happy Feet
Ergenliğimde animasyon işlerine merak salmıştım, grafik animasyon eğitimi alıp çizgi filmler yapmak istiyordum. Happy Feet de tam o yıllarda izlediğim, dönemine göre çok ileri animasyon teknolojileri kullanan bir filmdi:
Şarkıların hayatın merkezinde olduğu bir penguen köyünde esas oğlanın sesi çok kötüymüş ama diğer penguenlerden farklı olarak çok çok iyi dans edebiliyormuş. Köyün iktidarını elinde tutan zekâsız muhafazakâr penguenler farklılıklara tahammül edemediği için esas oğlanı köyden kovmuş ama esas oğlan, köyün ve hatta bütün penguen halklarının selameti için bir yolculuğa çıkmış. Döndüğünde babası dâhil tüm muhafazakâr penguenleri oynatmayı başarmış. Mutlu son.
İşin esprisi bir yana, filmin hikâyesi gerçekten güzel. Çocuklarınıza izletebileceğiniz eğlenceli ve eğitici, düşündürücü bu çizgi filmi bence izleme listenize ekleyin.
▶️ İzlenesi video: Brütalist şaheser
Haftanın izlenesi videosu, iddiaya göre, İzmir’in en sıra dışı evini anlatıyor:
Ben evcimen bir insanım ama hep geniş bir evde oturmayı hayal ettim (ileride nasip olur inşallah). Bu inşaat mühendisi abimiz de müstakil evini (muhtemelen milyonlarca dolar harcayarak) çok güzel bir şekilde tasarlatmış, yaptırmış, dayamış ve döşemiş. Brütalist mimari normalde hoşuma gitmez ama ahşap detaylar ve bol yeşillikle (Evin bostanı var be!) çok güzel bir uyum yakaladığını düşündüm. Evin içindeki işlevsel alanlar ve sanat eserleri de çok hoşuma gitti. İnce düşünülmüş yapıları seviyorum.
🎧 Dinlenesi müzik: Biz Atatürk Gençleriyiz
Dinlenesi müzik köşemizde bugün Koreli bir ikilinin Biz Atatürk Gençleriyiz marşının icrası var:
Marşlara özel bir ilgim var. Yalnız Türk marşları değil, her ülkenin, her milletin marşları bana ilginç geliyor. Dinlediğim tüm marşların sözlerini okuyup anlamaya, müziğin ritmini hissetmeye çalışırım. HoonDoo’nun bu icrasında da elbette koltuklarım kabardı ama ses aralığının ne kadar geniş olduğunu fark ettim. Normalde marşların basit olması beklenir (herkes söyleyebilsin diye) ama bu marşımızın pesleriyle tizleri arasındaki uzaklık biraz fazla. Tabii bu da marşı daha müzikal, daha etkileyici yapıyor.
📻 Dinlenesi podcast: Kredi, faiz falan
Ekonomi aşırı sıkıcı bir konu, di’ mi? Neyse ki Hakan Özerol var. Takın kulaklıklarınızı, giyin ayakkabılarınızı, markete gidip gelirken şu sohbeti dinleyin:
Maalesef günümüz Türkiye’sinde faiz-kur-enflasyon üçgenini, kredilerin nasıl verildiğini ve nasıl kullanılmaması gerektiğini, paranızın değerini (en azından) koruyabilmek için neler yapmanız gerektiğini falan bilmek zorundayız. Hakan Özerol’u seviyorum çünkü katıldığı programlarda bu can sıkıcı, ruh emici konuları gayet anlaşılır biçimde bize öğretebiliyor, bilgilerini aktarabiliyor.
🎮 Oynanası oyun: Sonsuz Yapboz
Kedi anne-babası olmanın pek görülmeyen olumsuz etkilerinden biri, yapbozların hayatınızdan çıkması. Ben yapboz seven bir adamdım, kediler hayatımıza girdiğinden beri elimi süremedim. İstiyorum ki saatler boyunca bir yapbozun başında durayım, bir parçanın yerini bulmak için onlarca dakika harcayayım, eğilmekten belimi kırayım.
Sonra şu siteyi buldum:

Siteye giriş yapmaya gerek yok, açar açmaz parçaları yerleştirebiliyorsunuz. Parçalar bitince görüntü biraz uzaklaşıyor ve bitirdiğiniz yapbozun çevresine koymaya devam edebileceğiniz yeni parçalar beliriyor. Onlar bitince görüntü yine uzaklaşıyor ve beliren yeni parçalarla sonsuza kadar yapboz yapmaya devam ediyorsunuz! Açık konuşmak gerekirse gerçek bir yapbozun yerini alması imkânsız… ama yapboz yapma (ve bozma) hevesinizi hakkıyla karşılıyor.
📜 Okunası yazı: Kehanetinin Gerçekleşme Yılları
Nil Ertürk’ün yeni yazısını okumadan geçmeyin:
Kehanetinin Gerçekleşme Yılları
Kehanetlerin kadersel olarak kaçınılmaz olanı işaret ettiğine dair inanış, insanlığın en eski hikayelerinin konusu. Doğmadan önce dedesini öldürecek olduğu söylendiği için bir sandığın içinde denize atılan Perseus, 16 yaşında öleceği söylendiği için hayatı boyunca kuleye kapatılan Rapunzel gibi, kaçmak için en yüksek önlemler alınsa da eninde sonunda gerçekleşen kehanet masalları, bize, aslında kendi hikayelerimize az çok hakim olduğumuzu, iç görümüzün bize yol gösteren bir erken uyarı sistemi olduğunu anlatmak istiyor sanki.
— Nil Ertürk
30’larında hayatını değiştirebilen birisi olarak yazıyı çok değerli buldum ama bence 20’lerinde olgunlaşabilen insanlar o yaşlarda hayatlarını dönüştürmeye, kendilerini gerçekleştirmeye başlayabiliyorlar. Felsefi tınısı çok güçlü bir kişisel gelişim yazısı arıyorsanız (benim yazıyı bitirip yorumladıktan hemen sonra) Nil’in yazısına geçin derim.
🤔 Düşünülesi
Bültenin sonuna geldik! Bülteni şu düşünülesi sözle kapatmak istiyorum:
“Kimse doğuştan çirkin olanları suçlayamaz ama idman eksikliği yüzünden vücutları çirkinleşenleri kınayabiliriz.” — Aristoteles
Bugün “body shaming” diye kınanan bu düşünce (thought shaming?) aslında insanın sağlıklı bir vücuda sahip olması gerektiğini anlatan (biraz sert) bir yorum, en azından ben öyle okuyorum. Aristo’cuğumun kimseden incecik bel, geniş omuzlar ve “six-pack” beklediğini sanmıyorum; diğer yandan sağlıklı vücutlara sahip olmak hepimizin hakkı ve sorumluluğu. Bu bencesi tabii.
Sizin yorumlarınızı da bekliyorum, son söz sizin olsun. Haftaya görüşürüz!






