Beyn Bülteni #33 — Cehennemde tadilat, 4K buz dağı, kulning, ilk saat

Otuz üçüncü Beyn Bülteni’ne hoşgeldiniz! Bu bültende kendime kitap bitirme hedefi koyayazıyorum, bozuk insanları anlatan bir filmden bahsediyorum, “ölmemeye çalışmak” üzerine müthiş bir alıntı paylaşıyorum.

Beyn’e geçtiğimiz yedi günde abone olan 9 kişiye teşekkür edeyim ve bültene başlayayım. Önceki bülteni okumak isterseniz buraya tıklayın, sonra da yeni bültene başlayalım!

🗨️ Haftanın dökümü

🔸 Tadilat işleri ne yorucuymuş be! Şu cehennem sıcaklarında, babamın evinin bir kısmını tadilata soktuk ve üç gün boyunca ustaların yirmide biri kadar çalışsam da, onlardan daha fazla yoruldum. Üzerine düşündükçe yorgunluğun sebebinin gerginlik, gerginliğin sebebinin sorumluluk olduğunu fark ettim. (Tadilat sürecinden de psikolojik çıkarım yapmazsın be İlkkan.)

🔸 Epeydir kitap bitirmiyordum; bitirdiğim kitapları not ettiğim tablomu bile uzun süre güncellememişim. Bu haftanın okunası kitabını aşağıya yazacağım ama kendime söz veriyorum: YIL SONUNA KADAR EN AZ 15 KİTAP BİTİRE—yok ya, böyle sözler verince de tutmuyorum, tutmayınca daha kötü hissediyorum. Şu an 9 kitaptayım, 10 kitap olsun bizim olsun.

🔸 Bu bültenleri hem daha sürdürülebilir bir biçime dönüştürmem gerekiyor (ki her hafta yeterli miktarda içerik üretebileyim), hem de daha ilgi çekici ve faydalı bir hâle getirmem gerekiyor (ki her hafta yayınlayacak motivasyonu alabileyim). Yaz aylarında olduğumuz için Substack’te genel bir durulma var, hem üretilen içerik hem tüketen okur sayısı bir miktar azaldı ama bu da bir yandan Beyn’i şu anda takip edenleri daha değerli kılıyor. O yüzden siz değerli okurlarıma fikir danışayım istedim: Siz bu bültenlerde tek bir değişiklik yap(tır)acak olsaydınız, bu değişiklik ne olurdu?

🎞️ İzlenesi film: Silver Linings Playbook (2012)

Haftanın izlenesi filmi, ruh sağlığı üzerine “birazcık kara” diyebileceğimiz bir kara komedi (fragmanın Türkçe altyazısı mevcut):

Filmi iki defa izledim; 2010’lu yıllarda (tek başıma) izlediğimde de, geçtiğimiz aylarda (eşimle) izlediğimde de aynı şeyi fark ettim: Ana karakterlerin psikolojileri bozuk ama yan karakterlerin psikolojileri de (neredeyse ana karakterler kadar) bozuk. Bu dünyada herkesin deli olduğunu ve en “normal” kişilerin aslında deliliklerini en iyi saklayan kişiler olduğunu düşündüğüm için, filmi çok ama çok severim. Denk gelirseniz izlemeden geçmeyin.

▶️ İzlenesi video: Buz dağının ölümü

Aşağıdaki videoyu büyük bir ekranda, o ekranın dibine girerek izlemenizi öneririm:

Gözümüzün önünde (görünür kısmı) 200 metre boyunda, bilmem kaç yüz metre eninde devasa bir yapı yıkılıyor ve biz bunu 4K çözünürlükte izliyoruz. Hatta biz her şeyi 4K çözünürlükte izleyebilelim diye yıkılıyor bu doğal güzellikler: Biz faydalı-faydasız her türlü bilgiyi en yüksek kalitede alabilelim diye sonsuza kadar çalışan sunucuların bu dünyayı ne kadar ısıttığını biliyor musunuz?

Arkaya dayadıkları müzik de, zaten kasvetli olan videoyu daha da kasvetli hâle getirmiş. Yazık.

🎧 Dinlenesi müzik: Kulning

Bu hafta şarkı yok, türkü yok, ünleme var:

İsveç’in köylerinde hayvanları çağırmak için söylenen bu, eee, şakımalara (?) “kulning” deniyormuş. İnek olmasa da büyülü sesin peşinden gidesi geliyor insanın.

📻 Dinlenesi podcast: Sabah rutinleri

Yürürken dinlemelik podcast olarak da, dostum Onur Uğur’un bülteninde (Tetristeki Uzun Çubuk: Sayı 042) paylaştığı videoyu yeniden paylaşmak istedim:

Çağrı Küpeli (Substack’te “merak” isimli bir yayını var) bu videosunda sabah rutinlerinin önemini ve değerini anlatmış. Podcast’in argümanına %100 katılmamakla birlikte, erken uyanmanın ne kadar kıymetli bir şey olduğunu ve uyanır uyanmaz yaptıklarımızın günümüzü nasıl şekillendirdiğini ben de son yıllarda (uykumu düzene sokmayı başarınca) net bir şekilde fark ettim. Katılmadığım kısım argümanın geçerliliği değil de, “başarının tek anahtarı” gibi görülmesi: Bu dünyaya iz bırakan değerli ve önemli insanların bir kısmı erken veya çok erken uyanırken, bir kısmı da geç veya çok geç uyanmış. Mason Currey’nin Günlük Ritüeller kitabı direkt uyku düzeni üzerine bir anlatıma sahip değil ama kitabı okurken, hayatları anlatılan sanatçı, bilim insanı ve polimatların bambaşka uyku düzenlerine sahip olduğunu fark ediyorsunuz. Yine de, Çağrı’nın videosuna dönecek olursak, güne erken başlamak ve uyandıktan sonraki ilk saatimizi doğru değerlendirmek gerçekten güne çok şey katıyor.

📖 Okunası kitap: İnsanın Fabrika Ayarları (Sinan Canan)

Bu haftanın “Okunası” bölümünde, yukarıda bahsettiğim gibi, bu hafta bitirdiğim İnsanın Fabrika Ayarları kitabını konuk etmek istedim.

Vallahi de billahi de fotoğraftaki ben değilim, yapay zekâ.

Kitabın beş ana bölümü, beş ana mesajı var:

  • İnsan hareket etmek zorunda.
  • İnsan az, aralıklı ve çeşitli beslenmek zorunda.
  • İnsan olumlu ve zengin sosyal ilişkiler geliştirmek ve sürdürmek zorunda.
  • İnsan düşük stresli bir yaşam sürmek zorunda.
  • İnsan sınırlarını aşmak zorunda.

Bu beş zorunluluğu temellendirmek için yaklaşık 100’er sayfalık bölümler yazmış Sinan Canan. Hepsi birbirinden önemli beş ana mesajı olduğu için, hepsinin altını zengin, mantıklı ve bilimsel argümanlarla doldurması gerektiğinden olsa gerek, kitabı okuması çok da kolay değil. Özellikle örnek vermeden bilgi veren (ders kitabı okur gibi hissettiren) sayfaları atlamanız daha iyi olabilir.

Yine de, neticede, kitaplığınızda kesinlikle bulunması gereken bir eser olduğunu söyleyebilirim.

📜 Okunası yazı: Sineklerin Tanrısı’nın dizisinin yazısı

Haftanın ikinci okunası yazısı, Substack’in en iyi “kültür yorumcularından” Sıla Arlı’nın bülteninin son sayısı:

Issız adanın huzursuz sakinleri

William Golding’in sevilen romanı Sineklerin Tanrısı’nın mini dizi uyarlaması ülkemizde bir süredir ekranda. Takip edebildiğim kadarıyla BBC yapımı dizi, ABD’de gösterim haklarını Netflix alınca daha çok izlendi ve üzerine daha çok konuşuldu. Bu hafta ben de izleme fırsatı buldum. Aslında mini dizi dalında Emmy adayları arasına girebileceği söyleniyordu. İzledikten sonra aday gösterilmeyişini çok saçma buldum, en azından çocuk oyuncuların müthiş performansı nedeniyle göz ardı edilmemeliydi. Yalnızca ses tasarımı üzerine iki teknik adaylıkla yetinilmiş. Gerek bir uyarlama gerekse prodüksiyon olarak son derece başarılı olan yapımı özellikle edebiyatseverler mutlaka sevecektir.

— Sıla Arlı

🤔 Düşünülesi

Bültenin sonuna geldik! Bülteni (yine Sinan Canan’ın kitabını kullanarak) şu düşünülesi sözle kapatmak istiyorum:

Yaşlanmamaya, mutlu kalmaya, tok durmaya ve ölmemeye çalışmak, hayvani bedenin sürekli dayatmaları arasında en baş sıraları alsa da hayatı çekilmez kılan en önemli arızalarımızdır. Zıtlıklar olmadan hiçbir şeyi bilemeyiz. Yaşlılık gençliğe, hastalık sağlığa kıymet verir. Ölümü anlamadan hayatı anlamamız olası değildir. Ölüm, hayatı etkisizleştiren değil, tam tersine anlamlı ve yaşamaya değer kılan en önemli bilgidir. Sonsuza kadar yaşamak aslında kimsenin istemeyeceği kadar korkunç bir seçenek çünkü sonsuzluk, sandığımızdan çok daha uzun bir süredir. Ayarlarımızda “kendi ölümlülüğünün farkında olmak” gibi paha biçilmez bir farkındalık olduğundan, yaşanan her bir anın değeri, bu farkındalığın olmadığı canlılara göre kıyas kabul etmez derecede farklıdır. Bizi insan yapan en önemli fark belki de budur. ” — Sinan Canan, İnsanın Fabrika Ayarları

Yorumlarınızı bekliyorum, son söz sizin olsun. Haftaya görüşürüz!

Barış Ünver
16 Ağustos 2026

Beyn'de yayınlanan yeni yazıları epostayla alabilir,
yazıyı eposta kutunuzdan çıkmadan okuyabilirsiniz.
Abone olmak için tıklayın: beyn.substack.com