Beyn Bülteni #39 — Kayınteyze, çayır çimen, Fosforlu Cevriye

Otuz dokuzuncu Beyn Bülteni’ne hoşgeldiniz! Bu bültende tatilden dönüyoruz, darphane müdürü Newton’ı izliyoruz, fon vurgununun detaylarını okuyoruz.

Beyn’e geçtiğimiz yedi günde abone olan 35 kişiye teşekkür edeyim ve bültene başlayayım. Önceki bülteni okumak isterseniz buraya tıklayın, sonra da yeni bültene başlayalım!

Yazının her bölümünde ufak ufak notlar alıp, yazının sonunda yorum olarak paylaşırsanız okumayı ve yanıtlamayı çok isterim.

🗨️ Haftanın dökümü

🔸 Tatil bitti, tatil sonrası stresi ve hüznü başladı. Çamaşır makinemiz bozuk, babamın evinin tadilatı devam ediyor, kayınteyzenin (böyle bir tanım yoksa da artık var) bahçe işlerine yardım ettik falan derken tatilde topladığımız enerjinin yarısı gitti bile… gibi geliyor. Elbette (geçen hafta dediğim gibi) şikâyet etmeye hakkımız yok, şükretmemiz gerekiyor bu hayata.

🔸 Mide/bağırsak üşütmesini nasıl iyi idare ediyorsam, virüs bir türlü patlama yapamadı, o yüzden (maşallah diyeyim) gerçek anlamda kötü olmadım hiç. Yalnız bozuk bağırsak ve kaygı ilişkisini hayatımda ilk defa bu kadar net hissettim: Pazartesi veya salı günü muazzam bir panikle uyandım ve birkaç saat boyunca eşimin bana küs olduğunu düşünüp kuruntu yaptım. Sonra (af buyurun) ihtiyacımı giderdim ve gökyüzü masmavi, yüzüm al al oldu! 😂

🔸 Dönüş yolumuz uzundu, çok uzundu: Çarşamba günü Bodrum’dan İzmir’e geçtik, bir arkadaşımıza misafir olduk; perşembe günü de İzmir’den Ankara’ya döndük. Bodrum-İzmir arası çok uzun değildi ama İzmir-Ankara arasında 8 saat boyunca yalnızca tek mola vererek araç kullanmak yorucuydu… ama değerliydi. Hem gidişimizle, hem gezişimizle, hem dönüşümüzle çok iyi bir sürüş tecrübesi verdi bana bu tatil. 2 haftada 2000 kilometreyi geçmişiz, düşünün.

🔸 Bugün (bülteni yayınladığım pazar günü) yine yoğunuz: Öğleden önce Yeni Parti’nin Çankaya ilçe yönetimi seçimlerine katılacağız, öğleden sonra da Ankara Substack buluşmamız var. Bülteni sabah okuyanlardansanız ve Ankara’da oturuyorsanız, kalkın gelin, bekliyoruz! ❤️

▶️ İzlenesi video: Tanımadığımız Newton

Modern bilimin öncüsü olmak için bilimin modern olmadığı zamanlarda yaşamak gerekiyor, değil mi? Newton da böyle bir abimiz. Açıkçası benim beklediğim bir hayat hikâyesi değildi çünkü oradan buradan edindiğim bilgiler neticesinde Newton’ı kafamda münzevi, simyaya ve İncil’in sırlarına kafayı takmış ama aynı zamanda keşif ve icatlarıyla bilim tarihine geçen “dünyanın en büyük bilim insanı” olarak tanırdım. Meğer simyayla kimyanın iç içe geçtiği bir zamanda yaşayan, İncil araştırmaları yapan ama Çelakıl’laşmayan, ilginç bir şekilde darphane müdürlüğü ve dedektiflik yapan, aynı zamanda keşif ve icatlarıyla bilim tarihine geçen “dünyanın en büyük bilim insanı” imiş. Okuduğunuz kaliteli bir Newton biyografisi varsa önerilere açığım.

🎧 Dinlenesi müzik: Doğa İçin Çal

Doğa İçin Çal’ın ilk videosu yayınlandığında 23 yaşını yeni bitirmiştim; o dönem gördüğüm en orijinal işlerden biriydi ve o kadar da bilinmeyen bir türküyü öyle güzel yorumlamışlardı ki tüylerim diken diken ve gözlerim dolu dolu dinlemiştim, başa sarıp tekrar tekrar dinlemiştim. Şimdi bu dünyadaki 38 yılım bitmek üzere ve Doğa İçin Çal on beşinci yılında on yedinci icralarıyla karşımızda. Yine tüylerim diken diken oldu, yine başa sarıp tekrar dinledim. Siz de dinleyin.

📻 Dinlenesi podcast: Fon vurgununun özeti

Mahallenizde daireler kaç lira? Ufak atalım, ortalama 10 milyon olsun. Mahalleniz de büyük olsun, içinde 10 bin daire bulunsun. Yaşanan fon vurgununun büyüklüğü, 8 tane mahalleyi baştan sona satın alabilecek büyüklükte. İşin siyasi ayağını kafamızda az çok tahmin edebiliyoruz ama Timur Soykan, muhalif kişiliğine rağmen siyasete girmeden bu devasa vurgunun, tarihimizdeki en büyük hırsızlığın detaylı bir özetini çıkarmış BirGün’e.

📜 Okunası yazılar

Bu haftanın okunası yazısı, 1000 kilo domates hakkında. Şaka şaka yine fon vurgunu üzerine:

Diyelim ki bir domatesçinin elinde 1000 kilo domates var. Kilosu 10 TL. Yani elindeki malın toplam değeri 10000 TL.

Bir de bizim mahallede bir tüccar var. Millete diyor ki, “Siz parayı bana verin, ben sizin için işleteyim.” Mahalleli de güvenip parasını veriyor.

Bizim tüccar topladığı parayla gidip domatesçiden 600 kilo domates alıyor. Kilosu 10 TL’den, toplam 6000 TL. Buraya kadar normal ticaret.

Ama sonra bizim tüccar ne yapıyor? Domatesçiden 10 kilo daha alıyor. Bu kez kilosuna 20 TL veriyor. Ertesi gün 20 kilo daha alıyor, kilosuna 50 TL veriyor. Sonra gidip 70 kilo daha alıyor, kilosuna 100 TL veriyor.

Domatesin kilosu artık 100 TL!

Bizim tüccarın elinde de 700 kilo domates var.

(…)

Devamını Engin Alemdar’ın Twitter hesabından okuyun. Elbette fon vurgunuyla kıyas edilemeyecek kadar basitleştirilmiş bir örnek ama vurgunun yöntemini ve olayın vahametini anlamaya çok yardımcı olabilecek bir yazı olmuş. Engin Alemdar’ı tanımam ama ellerine sağlık.

Haftanın ikinci okunası yazısı, Fosforlu Cevriye ve daha pek çok güzel romanın yazarı Suat Derviş hakkında:

Suat Derviş’i Neden Çok Seviyorum?

Büyüdükçe insan bu masallardan uzaklaşıyor; yetişkinliğin koşuşturmacası ve günlerin getirdikleri yüzünden, yeryüzünün gerçekliğine çekiliyor – diye düşünüyordum. Ta ki edebiyatımızın en hüzünlü, en gururlu kadınıyla tanışana kadar: Fosforlu Cevriye.

Önce, romanı okurken geceleyin kayıp gitmiş bir yıldızın parçası olarak yeryüzüne düştüğüne inandığı bölümü okumak, daha sonra bunun üzerinde düşünmek içimi hep cız ettirmiştir. Canım Fosforlu, sokakların soğuğuyla ve insanların onu aşağılamasıyla baş etmenin yolunu, ruhunun gökyüzünden geldiğini unutmamakta bulur.

Fakat Fosforlu’nun sığındığı ruhu var eden asıl güç, yaratıcısının kendisiydi: Suat Derviş.

— Selinay Yüksel

İtiraf edeyim, Türk edebiyatında biraz zayıfım. Ama gerek Substack’te Selinay Yüksel gibi yazarlar, gerekse sosyal çevremdeki arkadaşlarım beni Türk edebiyatının güzel insanlarına yönlendiriyor, güzel kitaplarını okutuyor. Bu yazısından ilhamla Suat Derviş’le tanışacağım için sabırsızlanıyorum.

🤔 Düşünülesi

Bültenin sonuna geldik! Bülteni şu düşünülesi sözle kapatmak istiyorum:

“Çalışmak; ilk sıkıntılara ve isteksizliklere üstün gelindikten sonra, şiddetli bir zevktir. Çalışmayı ceza saymak, onun güzelliğini ve iyiliklerini tanımamak, tabiata karşı haksızlık olur.” — Mustafa Kemal Atatürk

Yorumlarınızı bekliyorum, son söz sizin olsun. Haftaya görüşürüz!

Barış Ünver
27 Eylül 2026

Beyn'de yayınlanan yeni yazıları epostayla alabilir,
yazıyı eposta kutunuzdan çıkmadan okuyabilirsiniz.